Şervan Hewleri....Tanışma ❤️

1356 Words
Şervan kapıyı sertçe açtı tekme ile . Seneler sonra bu kapıya gelmek ,onun için ölüm gibiydi . Berfin yukarıda kızını emziriyordu. Şervan'ın sesi yırtıldı resmen ... " Nerde lan o kansız yeğenin ! nerde lan . Mahmut ağa çık dışarı ..." Berfin’in kalbi bir anlığına durdu. Bebeğini göğsüne daha sık bastırdı. Parmakları titremeye başladı. O ses… Gençliğinin kabusu o ses . Avluya Mahmut Ağa çıktı. Yaşlı ama dimdik. “Şervan Ağa… ne oldu oğlum?” Şervan’ın gözleri kan çanağı gibiydi. Çenesindeki kaslar kilitlenmişti. “Velat nerede?” dedi dişlerinin arasından. “Yeğenin nerede lan ?” Mahmut Ağa’nın yüzü soldu. Şervan bir adım daha attı. Sesini yükseltmedi. Ama sesi daha tehlikeliydi artık. “Kardeşimi kaçırmış. Velat nerede?” Yukarı katta Berfin dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu. Velat… Demek sonunda olmuştu. Şervan’ın kız kardeşiyle yıllardır gizli gizli görüşen Velat… Şimdi iki aşiretin arasına ateş atmıştı. Aşağıda hava ağırlaştı. Bir kuş bile uçmadı. Şervan’ın bakışları bir an merdiven boşluğuna kaydı. Sanki hissediyordu. O evde onun kokusu vardı. Berfin o evdeydi. Ama şu an mesele aşk değildi. Mesele namustu. Mesele kan davasına dönüşebilecek bir yangındı. “Velat’ı çıkar karşıma, Mahmut Ağa,” dedi Şervan. “Yoksa bu kapıdan ya ben kanla çıkarım… ya kanla çıkarım!!!!" Mahmut Ağa ellerini iki yana açtı. “Şervan… dinle beni oğlum. Velat’ın babası öldüğünde daha on üçündeydi. Ben büyüttüm o çocuğu. Evimizin tek oğlu o. Bir de on yaşında kız kardeşi var. Yanlış yaptı ama…” Şervan’ın gözleri alev gibiydi. “Ne anlatıyorsun lan sen , Yanlış mı?” Bir kahkaha attı ama içinde zerre mizah yoktu. “Kardeşimi kaçırmış, sen bana yanlış mı diyorsun Mahmut Ağa?” Silahı belinden çekti. Namlu bir anda havayı kesti. Mahmut Ağa’nın göğsüne doğrulttu. Avlu buz kesti. “Onu bana teslim et. Yoksa ben alırım.” Mahmut Ağa bir adım geri çekildi ama diz çökmedi. “Seviyorlar Şervan. Sen de bilirsin sevdayı.” O kelime… Sevda. Şervan’ın çenesi kilitlendi. Tam o anda yukarıdan bir ayak sesi geldi. Berfin merdivenleri koşarak indi. Kucağında bebeği. Saçları uzun hala siyah , yüzü bembeyaz. “Baba!” Hiç düşünmeden silahın önüne geçti. “Ne olur… ne olur indirin o silahı…” Şervan dondu. İki yıl. Tam iki yıl sonra ilk kez görüyordu onu. Berfin’in yüzü eskisinden daha olgundu. Ama gözleri… o bal rengi gözler… hâlâ aynıydı. Sonra Şervan’ın bakışı aşağı kaydı. Bebek. Minik bir yüz. Masum. Hiçbir şeyden habersiz. Zaman bir anlığına durdu. Berfin’in elleri titriyordu ama geri çekilmedi. “Babamı vuramazsın…” Şervan’ın parmağı tetikteydi. Ama ateş etmedi. Gözleri tekrar Berfin’e çıktı. Öyle bir baktı ki… içinde hem yılların özlemi hem gömülmüş bir yangın vardı. Bir adım yaklaştı. Sesi kısıktı ama sertti. “Çekil.” Berfin başını salladı. “Hayır.” O an Şervan’ın yüzü taş kesildi. İçindeki adam bir saniyeliğine uyanmıştı. Ama hemen öldü. “Çekil dedim!” diye kükredi. “Velat nerede?!” Bebek ağlamaya başladı. O ses Şervan’ın kalbine kurşun gibi saplandı. Ama yüzündeki ifade değişmedi. “Onu bulduğumda… ya ölecek yada ölecek lan .” Avludaki herkes sustu. Şervan son kez Berfin’e baktı. O bakışta iki yılın özlemi vardı. Ama geri çekildi. “Bu iş daha bitmedi.” Silahını indirdi ama öfkesini değil. Ve o evden çıkarken, Berfin şunu hissetti: Şervan Hewlêrî , artık eskisi gibi sevmiyordu. Artık yakıyordu. Dilan ile Velat iki gün sonra bulundu. Kaçamamışlardı. Saklanmışlardı. Dilan dimdik duruyordu. Velat’ın elini bırakmamıştı. “Ben kendi isteğimle geldim,” dedi Dilan. Sesi titremedi. Şervan’ın gözleri kız kardeşine döndü. O bakışta hem ağabey hem ağa vardı. Ama merhamet yoktu. Aşiret konağında büyükler toplandı. Hava ağırdı. Bir karar verilecekti. En yaşlı aşiret büyüğü konuştu: “Kan akmasın. Gençler sevdalı. Berdel olsun bu iş.” Şervan’ın çenesi kilitlendi. “Nasıl?” dedi soğuk bir sesle. “Velat’ın kız kardeşi var. On yaşında. Söz kesilir, büyüyünce nikâh olur.” Bir anlık sessizlik… Sonra sandalye devrildi. Şervan ayağa fırladı. “On yaşında lan o!” diye haykırdı. “Çocuk daha!” O an herkes sustu. Şervan öfkeliydi ama adaletsiz değildi. Çocuğu berdel yapmak gururuna bile ağır gelmişti. Başka bir büyüğün sesi duyuldu. “O halde…” dedi ağır ağır. “Berfin.” Avludaki hava değişti. “Kadının kocası şehit oldu. Bebesiyle ortada kaldı. Kan bağı güçlenir. İki aile barışır.” Şervan’ın gözleri bir anda karardı. “Ne dedin sen?” Sesi düşüktü ama tehlikeliydi. “Berfin’i alırsın. Berdel sayılır. Kan kapanır.” O an Şervan’ın içinde yıllardır gömdüğü her şey kabardı. Bir kahkaha attı. Acı bir kahkaha. “Ben kimsenin artığını almam.” Cümle konağın duvarlarına çarptı. Mahmut Ağa başını eğdi, sesinde hem üzüntü hem de kararlılık vardı: “Kızım kimsenin artığı değildir. Namusu ile evlendi ve kocası şehit oldu. Bebesi ile ortada kaldı.” Şervan’ın bakışları, içindeki öfkeyle birleşip bir anlığına titredi. Ama dışarıya yansıttığı sertlik hâlâ korkunçtu. Kimse ona yaklaşamazdı, ne büyük ne küçük. Avluda sessizlik çöktü. Sanki dağlar bile Şervan Hewlêrî’nin öfkesine teslim olmuştu..Berdeli kabul etmedi adam .Konağına döndü. Şervan Hewlêrî konağın taş avlusundan sessizce çıktı. Adımları ağır, nefesi kısa. Dilan ve Velat bağlanmış bir köşede duruyordu. Velat sarsılıyor, korku gözlerinden okunuyordu. Dilan ise dimdik, gözlerinde cesaret ama titreyen bir kalp vardı. Anası, Şervan’ın sert bakışlarına aldırmadan öne çıktı. Yumuşak sesi konağın taş duvarlarında yankılandı: “Oğlum… ben bir anayım kızımın ölmesini izlemem , berdeli kabul et. Kızımın ölmesini istemiyorum. Ne olur…” Şervan’ın omuzları gerildi. Sesi yoktu. Yalnızca gözleri öfkeyle parlıyordu. “Anlamıyorsun ana …” diye mırıldandı kendi kendine. Ama anası , geri çekilmedi. Elini tutmak istedi, bir an bile olsa yumuşaklığına ihtiyacı vardı. Şervan, sessizce odasına geçti. Kapıyı kapattı. Kendini duvarlara çarpmaya hazır gibi hissetti. Kafayı yemek üzereydi. O an gözlerinin önüne bir görüntü geldi… Berfin. İki yıl sonra ilk kez aklında. Hâlâ aynı güzellikte, hâlâ o masum bakışlı kız. Kucağında bebek. Bebeğin gözleri Berfin’in gözlerinden alıntı gibi… O masumiyet ve güzellik, Şervan’ın kalbine hem acı hem de ateş düşürdü. Ve bir yanda… Dilan. Kardeşi, onun korumak zorunda olduğu kişi, orada bağlı. Velat’la birlikte, Şervan’ın öfkesinin hedefi. Şervan nefesini tutup kafasını ellerinin arasına aldı. “Ne yapacağım ben…” diye mırıldandı. İçindeki öfke, acı ve özlem bir anda patlamaya hazır bir volkan gibiydi.Geceye kadar içti odada .Sonra kalktı . Arabaya bindi ve hızla Mahmut Ağa'nın konağına geldi ... Gece karanlıktı. Şervan Hewlêrî, avludan sessizce çıktı. Nefesi kesikti ama adımları ağırdı. Mahmut Ağa’nın konağına girmeden önce silahını tekrar kontrol etti. Ellerinde titreme yoktu; gözleri sadece öfkeyle parlıyordu. Kapıyı açtı. Avlu sessizdi. Bir an durdu, sonra sesi buz gibi yankılandı: “Hazırlayın… Berfin’i götürmeye geldim.” Tam o anda mutfaktan bir ses geldi. Berfin… Elinde biberonu düşürdü bu cümle ile .... Bebek ağlamaya başladı, biberon yere yuvarlandı. Berfin’in gözleri doldu. “Baba… ne demek bu? Evlenmem? Ben… hayır!” Şervan gözünü kırpmadan baktı kıza. Sinir, yılların birikimi ve ihanetin ağırlığı gözlerinden okunuyordu. Avluya doğru bir adım attı. “Onu… o it kuzenin kız kardeşimi kaçırmadan önce düşünecektiniz lan!” Sonra bağırdı: “Yürü hadi!” Berfin bir adım geriledi. Bebek ağlıyordu. Ama bir saniye bile gözlerini Şervan’dan ayıramadı. O bakış, hem korkutuyor hem de hâlâ tanıdığı Şervan’ı hatırlatıyordu. Şervan adımını hızlandırdı. Silah hâlâ elindeydi. Ama bir yanda içindeki eski aşk… Diğer yanda ise yanan gurur ve öfke… Avlu, bu sessiz ve gergin bakışlarla dolmuştu. Her an patlamaya hazır bir volkan gibiydi. Şervan Hewlêrî’nin gözleri alev alevdi. Mahmut Ağa’nın önünde durdu. Avludaki herkes nefesini tutmuştu. “Yürü!” dedi soğuk bir sesle. Silahını Mahmut Ağa’nın başına doğrulttu.Berfin'e döndü “Kabul etmezsen … babandan başlarım, herkesi tek tek öldürürüm!” Berfin titreyerek bir adım geri çekildi. Kucağındaki bebek ona yaslanmıştı. Sesi ince ve cılız çıktı: “Benim… bebeğim var… bırakamam onu… ben…” Şervan’ın içi yandı. Yılların öfkesi, özlemi ve acısı içten içe alev aldı. Ama yüzünde hiçbir şey belli etmedi. Soğuk, acımasız bir ağa duruşu sergiledi. “Al lan çocuğunu da… yürü hadi! Hem artık alıyorum hem de başkasının piçini.” Berfin bir şey demedi. Sadece gözlerinden yaşlar süzüldü. " O piç değil , babası var " dedi sesizce. Şervan sinirle döndü baktı, Berfin’in babasına baktı. Mahmut Ağa çaresizlikten başka bir şey yapamıyordu. Şervan, Berfin’in kolundan tuttu. Sertti ama hızlıydı. Adımlarını durdurmadı. Berfin’in gözlerinden süzülen yaşlar avluda yankılandı. Kucağındaki bebeğini sımsıkı tuttu. Ve öfke, aşk ve kaderin birleştiği bu gece, Şervan Hewlêrî’nin acımasız kararlılığıyla yeni bir yolculuğa başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD