Özür dilerim güzelim 🥀

1316 Words
İki sene önce… Berfin hastaneden çıkalı birkaç gün olmuştu. Bir ay boyunca hastanede kalmıştı kız. Vücudundan onlarca cam parçası çıkarılmış, sırtına ve omuzlarına dikişler atılmıştı. İlk günler neredeyse hiç hareket edememişti. Her hareketinde canı yanıyordu. Yatağa otururken bile dişlerini sıkmak zorunda kalıyordu. Ama o bir ay boyunca Berfin’i yalnız bırakmayan biri vardı. Hazar… Genç teğmen neredeyse hastaneden çıkmamıştı. Doktorlar pansuman yaparken yanında duruyor, geceleri sandalyede uyuyordu. Hemşireler bile bazen ona acıyordu. Berfin ateşlendiğinde başında bekleyen oydu. Yemek yiyemediğinde kaşıkla çorba içiren oydu. Yaralarının pansumanı yapılırken elini tutan oydu. Bir bebek gibi bakmıştı kıza. Berfin bazen gözlerini açıp ona bakıyor, utangaç bir gülümseme veriyordu. Hazar o anlarda içinden sadece bir şey söylüyordu. “Ben seni çok seviyorum kürt kızı . ” Ama başka bir tarafta… Başka bir adam kendi kendini yiyordu. Şervan. O günden sonra sanki başka biri olmuştu. Günlerce uyumamıştı. Sigara üstüne sigara yakıyor, içki üstüne içki içiyordu. Aklında tek bir görüntü vardı. Kanlar içinde sedyede götürülen Berfin. Bir gece odasında tek başına oturuyordu. Elinde silah vardı. Silahı başına dayadı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Ben o kıza bunu nasıl yaptım…” Nefesi titriyordu. “Allah benim belamı versin…” Parmağı tetiğe yaklaştı. Tam o anda kapı sertçe açıldı. Seyit içeri girdi. “Lan ne yapıyorsun sen!” Koşarak geldi, silahı elinden aldı. Şervan bir anda çöktü. Gerçekten ağlıyordu. “Bir kere göreyim lan…” Sesi boğuk çıkıyordu. “Bir kere…” Seyit başını iki yana salladı. Şervan’ın bu halini hiç görmemişti. “Kardeşim…” dedi yavaşça. “Aklını başına topla.” Ama Şervan sadece aynı şeyi söylüyordu. “Bir kere göreyim…” Seyit uzun süre düşündü. Sonra bir plan yaptı. Bunu ayarlayabilecek tek kişi vardı. Zilan. Zilan Berfin’e çok üzüldü bu oyuna dahil olmak istemedi . Ama kocası Seyit çok ısrar etti . Asla zarar vermez bir kere görsün dedi . Kız zoraki kabul etti ... Gizlice bir gün ayarlandı. O gün Berfin evdeydi. Annesi çarşıya gitmişti. Babası evde yoktu . Tek başındaydı. Doktorlar dinlenmesini söylemişti. Yaraları hâlâ tam iyileşmemişti. Sırtındaki pansumanlar yeni yeni çıkarılmıştı. Berfin odasında uzanıyordu. O sırada kapı çaldı. Hizmetçi kadın kapıyı açtı. Zilan gelmişti. Kadın gülümseyerek içeri aldı. “Hoş geldin kızım.” Zilan içeri girdi. Kapıyı bilerek açık bıraktı. Hizmetçiyle mutfakta konuşmaya başladı. Kadını oyalıyordu. O sırada kapıdan biri daha sessizce içeri girdi. Şervan. Kalbi deli gibi atıyordu. Ayak sesini bile duyurmadan merdivenleri çıktı. Berfin’in odasının kapısı aralıktı. Yavaşça itti. İçeri girdi. Berfin yatağın üzerinde oturuyordu. Kapı sesiyle başını çevirdi. Şervan’ı gördüğü anda gözleri büyüdü. Çığlık atacaktı. Ama Şervan bir anda yanına ulaştı. Elini kızın ağzına kapattı. “Şşş…” Sesi fısıltı gibiydi. “Bağırma…sana zarar vermem, beni dinle ” Berfin korkuyla titriyordu. Şervan’ın gözleri doluydu. “Özür dilerim güzelim…” Sesi kırılmıştı. “Yemin ederim sana zarar vermek için yapmadım…” Nefesi titredi. “Sinirle oldu…” Başını eğdi. “Özür dilerim…” Sonra eğildi. Berfin’in saçlarını öptü. Derin bir nefes aldı. Kokusunu içine çekti. İlk defa bu kadar yakındı ona. Berfin donmuş gibiydi. Hiç hareket etmiyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sonunda konuşabildi. “Ne olur git buradan…” "Tamam bilerek yapmadın belki ama başıma silah dayadın . Öldürmek istedin beni .." Sesi ağlamaktan boğulmuştu. Şervan yavaşça geri çekildi. Kızın yaralarına baktı. Sırtında hâlâ izler vardı. Kolunda pansuman izleri… Şervan’ın yüzü çöktü. “Özür dilerim yavrum…” Sesi titriyordu. “Çok özür dilerim…” "Evet ama sana asla kıyamazdım .Bir anlık öfke sinir .Hepsi bu .Ama sana çok zarar verdim .Allah benim belamı versin" Kızın kolunu tuttu. Eğildi. Öptü. “Kur’an çarpsın pişmanım…" "O günden beri perişan haldeyim " "Kendimi öldürmek istedim " "Ölürüm sana , yemin ederim ölürüm " Berfin hemen kolunu çekti. “Dokunma bana…” Şervan durdu. Berfin ona baktı. Gözleri doluydu. “Şervan…” Bir an sustu. Sonra sordu. “Seni affetmemi ister misin?” Şervan birkaç saniye kıza baktı. Sonra acı bir gülümseme geldi yüzüne. “İstemem güzelim…” Başını iki yana salladı. “Affetme.” Derin bir nefes aldı. “Ben affedilecek adam değilim.” Berfin yutkundu. Gözlerinden yaş aktı. “Ne olur uzak dur benden…” Sesi titriyordu. “Bak… nikâhım kıyıldı…” Şervan’ın yüzü bir anda dondu. Berfin devam etti. “Evliyim ben…” Bu cümle Şervan’ın içine saplandı. Gerçekten yıkılmıştı. Yutkundu. Nefes verdi. “Ne olur…” dedi Berfin. “Git…” Şervan birkaç saniye kıza baktı. Gözleri doluydu. Sonra yavaşça konuştu. “Bir ömür vazgeçemem seni sevmekten…” Sesi kısılmıştı. “Ama…” Başını eğdi. “Seni azat ediyorum.” "Seni deli gibi severken vazgeçiyorum seni tutsak etmekten ." "Mutlu ol güzel gözlüm" Berfin sustu. Şervan son kez gülümsedi. Eğildi. Kızın saçlarını öptü. Masada duran şalı aldı avucuna , Sonra arkasını döndü. Kapıya yürüdü. Odadan çıktı. Merdivenlerden inerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Dışarı çıktı. Kapıyı kapattı. Ve ilk defa gerçekten anladı. Berfin artık onun değildi. Kız evlenmişti. Evliyim demişti. Evde hem imam nikâhı kıyılmıştı… Hem de resmi nikâh. Şervan gizlice çıktı evden . Kızdan geriye bir şal kalmıştı. Berfin boşlukta gibiydi ... Berfin’in anlatımı ile devam ediyor.... Şimdiki Zaman...... İki yıl sonra. Şervan arkamda duruyordu. Bir süre hiç konuşmadı. Sadece baktı. Sırtıma… İki yıl önce camların açtığı yaralara. O günler çoktan geçmişti ama izleri hâlâ duruyordu. Küçük, soluk çizgiler halinde sırtıma dağılmışlardı. Bazen ben bile unutuyordum onları. Ama o unutmamıştı. Şervan elini yavaşça kaldırdı. Parmakları titriyordu. Sanki dokunmaya korkuyordu. Sonra parmak uçlarıyla küçük bir izi okşadı. Tenim ürperdi. Beklemediğim bir dokunuştu. Biraz önce gözlerinde kin vardı. Öfke vardı. Ama şimdi… Şimdi o dokunuşta başka bir şey vardı. Şefkat. Başını eğdi. Enseme dudaklarını değdirdi. Yavaşça öptü. Sonra saçlarımın arasına yüzünü gömdü. Kokladı. Derin bir nefes aldı. Ben ise donmuş gibiydim. Şaşkındım. Az önce kin kusan adam… Şimdi sanki yaralı bir çocuk gibi davranıyordu. Beni yavaşça kendine çevirdi. Gözleri gözlerimi buldu. O gözlerde fırtına vardı. Bir süre bana baktı. Sonra kısık bir sesle sordu. “Benden iğreniyor musun?” Kalbim bir an duracak gibi oldu. Başımı hemen iki yana salladım. Hayır anlamında. Gözleri bir anda parladı. Gerçekten parladı. Sanki içindeki bir düğüm çözülmüş gibi oldu. O an yüzünde küçücük bir mutluluk gördüm. “Acıyor mu hâlâ?” dedi sonra. Sesi daha yumuşaktı. Sanırım sırtımdaki izleri soruyordu. “Hayır…” dedim kısık bir sesle. Ama o başını yavaşça iki yana salladı. “Benim canım çok acıyor Berfin.” Bir adım daha yaklaştı. Gözleri gözlerimin içine saplandı. “Benimki hâlâ köz olmuş… kavruluyor.” "Kül olmuyor .. " Yutkundum. Boğazım kurumuştu. Nasıl bir aşktı bu adamdaki? İki yıl olmuştu. Koca iki yıl. Hiç karşıma çıkmamıştı. Beni rahatsız etmemişti. Hiç aramamıştı. Hiç yoluma çıkmamıştı. Ama demek ki… Aşkını kendi içinde yaşamıştı. Sessizce. İçinde yanarak. “...Neden?” dedim. Bu kelime dudaklarımdan fısıltı gibi çıktı. Şervan’ın gözleri bir anda değişti. Bir anda. Alev aldı. İçindeki yangın sanki dışarı taştı. Korktum. Gerçekten korktum. Refleksle geri çekilmek istedim. Ama izin vermedi. Bileğimden tutup beni kendine çekti. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. “Neden!” dedi. Benim söylediğim kelimeyi tekrarladı. Ama sertti. Çok sert. “Çünkü…” Nefesi yüzüme vuruyordu. “Çünkü…” Dişlerini sıktı. Sonra bir anda kükredi. “Senden nefret ediyorum!” Sözleri yüzüme çarptı. Ama bitmedi. “Seni sevdiğim için kendimden nefret ediyorum!” Gözleri kan çanağı gibiydi. “Bu aşktan nefret ediyorum!” Sesi odanın içinde yankılandı. Hiçbir şey diyemedim. Sanki dilim tutulmuştu. Kalbim deli gibi atıyordu. Elimle onu itmeye çalıştım. Geri kaçmak için. Ama elimi tuttu. Sertçe. Parmakları bileğimi sardı. Sıktı. Canım yandı. “Ah…” diye bir ses çıktı ağzımdan. Şervan bir anda durdu. Kaşları çatıldı. Elime baktı. “Ne oldu eline?” Sesi yine sertti. Ama bu sefer içinde şaşkınlık vardı. Yaptığının farkında değildi. Gerçekten bilmiyordu. Gözleri bileğime indi. Bileğim morarmıştı. Elimin üstü de öyle. Nikâh sırasında sıktığı için. “İmam nikâhında…” dedim. Sesim neredeyse çıkmıyordu. “Sıktın ya…” Sözlerim boğazımda takıldı. Sanki sesim içime kaçmıştı. Şervan dondu. Gerçekten dondu. Gözleri bileğimde kaldı. Yüzündeki ifade yavaş yavaş değişti. Parmakları gevşedi. Elimi yavaşça bıraktı. Hiçbir şey söylemedi. Sadece baktı… Gözleri yine masum bir çocuk gibi oldu ... "Ben sana zarar veriyorum...." dedi sesizce.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD