Berfin o sabah özenle hazırlanmıştı.
Aynanın karşısında saçlarını yarım toplamış, hafif dalgalar bırakmıştı omuzlarına. Üzerinde açık renk, sade ama çok yakışan bir elbise vardı. Hafif makyaj yapmıştı. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme…
Bugün çarşıya çıkacaktı.
Konağın kapısından çıkıp dar taş sokaktan yürümeye başladı. Şırnak çarşısı her zamanki gibi hareketliydi. Esnaf dükkân açıyor, kadınlar alışveriş yapıyor, çocuklar sokak aralarında koşturuyordu.
Berfin pastanenin önünde durdu.
İçeri girip sıcak poğaça almak istedi.
Tam o sırada yolun kenarında duran askeri araç dikkatini çekti.
Bir an baktı.
Ama fazla umursamadı.
“Asker işte…” diye düşündü içinden.
Kapıyı açıp pastaneye girdi.
Birkaç dakika sonra elinde poğaça dolu küçük bir poşetle dışarı çıktı.
Tam o anda kapının önünde biriyle göz göze geldi.
Teğmen Hazar.
Adamın elinde de poğaça poşeti vardı.
Hazar bir an durdu.
Gözleri Berfin’in yüzünde gezindi.
İçinden geçirdiği düşünceyi kendisi bile fark etmeden mırıldandı.
“Kürt kızı güzelliği diye bir şey var abi…”
Gözleri Berfin’in yüzünde kaldı.
“Bu ne lan…”
Kaş…
Göz…
Burun…
Hepsi yerli yerinde.
“Bir de İzmir kızları güzel olur derler.” diye geçirdi içinden.
“Onlar kız ise… bu ne?”
Berfin ona doğru birkaç adım yaklaştı.
Nazikçe gülümsedi.
“Merhaba Hazar bey.”
Hazar kendine gelip başını salladı.
“Merhaba Berfin. Nasılsın?”
“İyiyim Hazar bey. Siz nasılsınız?”
“Ben de iyiyim.”
Elindeki poşeti kaldırdı.
“Çocuklarla karakolda kahvaltı yapalım dedik.”
Berfin gülümsedi.
“Aaa çok iyi etmişsiniz.”
Hazar bir an etrafına baktı.
Askerler araçta bekliyordu.
Sonra tekrar kıza döndü.
Ses tonu biraz yumuşamıştı.
“Bir gün… bir çay mı içsek Berfin? Ne dersin?”
Berfin’in gözleri gerçekten parladı.
“Tabii olur.”
Hazar hafifçe başını eğdi.
“O zaman numaranı alsam Berfin?”
Berfin bir an durdu.
Kısa bir tereddüt…
Ama sonra gülümsedi.
“Olur… telefonunuzu verin yazayım.”
Hazar telefonu uzattı.
Berfin numarasını yazdı, sonra geri verdi.
“Görüşürüz o halde.”
“Görüşürüz Berfin.”
Adam gülümsedi.
Berfin yürüyüp çarşı kalabalığına karışırken Hazar uzun uzun arkasından baktı.
Araçtaki askerler birbirine bakıp kıkırdamaya başladı.
Hazar bunu fark edince sertçe döndü.
“Dönün lan arkanızı, salak herifler!”
Askerler gülmeyi bırakmadı.
İçlerinden biri, Karadeniz şivesiyle konuşan Laz asker, sırıtarak dedi:
“Ne var yani komutanıma gülecek?”
Sonra kaşlarını kaldırdı.
“Komutanım… aşk midur? Yenge midur? Yoksa eğlence midur?”
Hazar ona döndü.
Gözlerini kıstı.
Sonra sırıttı.
“Oğlum karakola geçelim…”
Başını hafif eğdi.
“Sen görcen nedur.”
Askerler yine kahkaha attı.
Ama Hazar’ın aklı hâlâ çarşıdan uzaklaşan o kızdaydı.
Berfin sokağın başından kendi konaklarının kapısını görünce adımlarını yavaşlattı.
Ama kapının önünde duran iki silueti görünce yüzü bir anda düştü.
Şervan ve Velat.
Berfin içinden derin bir nefes aldı.
“Allah’ım sen bana sabır ver…”
Kaşlarını çattı.
“Bu adam yapıştı bizim eve ya…”
Poğaça poşetini elinde sıkarken ağır ağır yaklaştı.
Velat kapının önünde telefonda konuşuyordu.
Şervan ise duvara yaslanmıştı.
Geniş omuzları kapının yarısını kapatıyordu adeta.
Berfin yanlarına geldi.
Yüzü ciddi, sesi soğuktu.
“Merhaba.”
Velat telefonu kulağından çekmeden başıyla selam verdi.
“Hmm öyle mi ? … merhaba kız.”
Şervan tam konuşacaktı.
“Berfin nasıls—”
Ama Berfin hiç durmadı.
Sanki onu duymamış gibi yanından hızla geçip kapıya yöneldi.
Anahtarı çıkardı.
Kapıyı açtı.
Ve arkasına bile bakmadan içeri girdi.
Kapı kapandı.
Sokakta birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
Şervan olduğu yerde kaldı.
Çenesi kasıldı.
Yavaşça yumruğunu sıktı.
Gözlerini kıstı.
Başını hafif yana eğdi.
Dudaklarının kenarında sinirli bir tebessüm oluştu.
İçinden mırıldandı.
“Kaç bakalım… kaç…”
Ama içi resmen kaynıyordu.
Berfin kapıyı kapatıp içeri girerken, kapının önünde Şervan’ın içi cayır cayır yanıyordu.
Kapıya birkaç saniye daha baktı.
Sonra yüzünü çevirdi.
Velat hâlâ telefonla konuşuyordu.
“Tamam tamam amca, getiririm ben… He he… tamam.”
Telefonu kapattı.
Şervan’a baktı.
“Ne oldu lan? Kız ne diye rüzgar gibi geçti gitti lan ”
Şervan hemen yüzünü toparladı.
İçindekileri belli etmemeye çalıştı.
Omuz silkti.
“Ne bileyim oğlum işi var demek .”
Sigara paketini cebinden çıkardı.
Bir tane yaktı.
Dumanı ağır ağır havaya üfledi.
Velat kapıya bakıp güldü.
“Bu bizim Berfin var ya…”
Şervan içten içe diken kesildi ama belli etmedi.
“Ne var?”
Velat başını salladı.
“Kimseyi takmaz. Bütün köyün oğlanları peşinde, birine yüz verdiğini görmedim.”
Şervan sessizce dinliyordu.
Kalbi hızlanmıştı.
Velat devam etti.
“Babam diyordu geçen gün… ‘Bu kız burdan gider , okuyup çalışmaya gider, kimseyi beğenmez burdan. .’”
Şervan kaşını kaldırdı.
“Niye?”
Velat güldü.
“Burayı sevmiyor muş ”
Şervan sigarasından bir nefes daha aldı.
Dumanı yavaşça üfledi.
Sesi sakin çıktı ama içinde fırtına vardı.
“İyi işte.”
Velat anlamadı.
“Ne iyi işte?”
Şervan omzunu duvara yasladı.
“Demek ki aklı başında.”
Velat sırıttı.
“Yani bir bakıma doğru burda kalıp ne yapacak ?”
Şervan hemen konuyu kapattı.
“Aynen ”
Sonra başını kapıya doğru salladı.
“Güzel kız ama.”
Velat rahatça cevap verdi.
“Tabi güzel oğlum, amcamın kızı. Bizim sülalenin kızları hep güzeldir.”
Şervan başını hafifçe eğdi.
Gözleri yine kapanan kapıya gitti.
Ama bu sefer içinden konuştu.
“Güzel mi…”
“Lan güzel ne kelime…”
“Aklımı aldı benim.”
"Bütün dünyam o oldu benim o "
Velat o sırada cebinden anahtarları çıkardı.
“Gel lan kahve içmeye gidelim.”
Şervan başını salladı.
“Git sen.”
“Niye?”
“Bir işim var.”
Velat kafa salladı.
“Tamam, akşam görüşürüz.”
Velat yürüyüp uzaklaşırken Şervan olduğu yerde kaldı.
Sokakta artık yalnızdı.
Gözleri yine o kapıya gitti.
Dudaklarının arasından çok kısık bir ses çıktı.
“Berfin…”
Bir an sustu.
Sonra dişlerini sıktı.
“Ulan güzel kız…”
“Ben senin ile ne yapacağım…”
Sigarasını yere attı.
Ayağıyla ezdi.
Sonra ağır ağır konağına doğru yürüdü.
Ama aklında tek bir şey vardı.
Berfin.
Berfin akşam yemeğini yemişti.
Ev sakinleşmişti.
Mahmut Ağa salonda televizyon izliyordu.
Kardeşi ders çalışıyordu.
Berfin ise odasına çekilmişti.
Saçlarını açmış, yatağın üstüne bağdaş kurmuştu.
Telefonu elindeydi.
Tam kitabını açacakken telefon titreşti.
Ekrana baktı.
**0534 **********
Kalbi bir an durur gibi oldu.
Mesajı açtı.
✓ Berfin, ben Hazar. Nasılsın? :)
Berfin’in kalbi küt küt atmaya başladı.
Dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
Hızla yazdı.
✓ Merhaba Hazar bey, iyiyim. Siz iyi misiniz?
Mesajı gönderdi.
Telefonu elinde tutup ekrana bakmaya başladı.
Sanki saniyeler geçmiyordu.
Sonra telefon tekrar titreşti.
✓ Bey deme, Hazar demen yeterli. Çok iyiyim.
Berfin dudaklarını ısırdı.
“Off…”
diye fısıldadı kendi kendine.
Parmakları klavyenin üstünde durdu.
Bir an düşündü.
Sonra yazdı.
✓ Peki Hazar… :)
Biraz utandı yazdıktan sonra.
Mesaj hemen geldi.
✓ Şimdi daha güzel oldu.
Berfin’in yüzü kızardı.
Yatağın üstünde hafifçe döndü.
✓ Seni çevrimiçi görünce mesaj atmak istedim. Rahatsız etmedim umarım.
Berfin hemen yazdı.
✓ Hayır etmediniz.
Sonra ekledi.
✓ Ben de sevindim yazmanıza.
Mesajı gönderince kalbi hızlandı.
Biraz fazla mı açık yazmıştı?
Telefon yine titredi.
✓ Yarın müsait misin Berfin? Sana söz verdiğim çayı içelim mi?
Berfin’in gözleri parladı.
Gerçekten mi?
Bir an düşündü.
Ama yüzünde istemsiz bir gülümseme vardı.
✓ Olur. Üniversiteden sonra müsaitim.
Mesaj gitti.
Bir kaç saniye sonra cevap geldi.
✓ Tamam o zaman. Yarın saat 4 gibi merkezdeki kafede buluşalım mı?
Berfin’in kalbi iyice hızlandı.
✓ Tamam.
Sonra bir an durdu.
✓ Görüşürüz Hazar.
Telefonu yatağa bıraktı.
İki eliyle yüzünü kapattı.
“Allah’ım…”
diye fısıldadı.
“Ben yarın Hazar ile buluşacağım.”
Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Aynaya baktı.
Saçlarını düzeltti.
Kendi kendine gülümsedi.
Ama o sırada konağın başka bir yerinde…
Şervan balkonda sigara içiyordu.
Gözleri karanlık sokaktaydı.
Ama aklında yine Berfin vardı.
Dumanı havaya üfledi.
“Ulan Berfin ulan ”
diye mırıldandı.
“Bir gün konuşacaksın benimle…”
Tam o sırada cebindeki telefon çaldı.
Adamlarından biri arıyordu.
Şervan açtı.
“Ne var?”
Adam biraz çekinerek konuştu.
“Ağa… bir şey söyleyeceğim.”
“Konuş lan.”
Adam durdu.
“Abi yenge …”
Şervan kaşlarını çattı.
“Berfin?”
“Evet ağam…”
Şervan sigarayı dudağından çekti.
“Ne olmuş ona?”
Adam cevap verdi.
“Gündüz merkezde askeriye aracının yanında gördük.”
“Teğmen Hazar ile konuşuyordu.”
Bir an sessizlik oldu.
Şervan’ın çenesi gerildi.
Gözleri karardı.
“El sıkıştılar…”
dedi adam.
“Sonra da numara verdiler birbirlerine galiba…”
Telefonun diğer ucunda ölü bir sessizlik vardı.
Şervan yavaşça sigarayı yere attı.
Ayağıyla ezdi.
Sesi buz gibiydi.
“Tamam.”
Telefonu kapattı.
Balkonun demirine iki eliyle tutundu.
Dişlerini sıktı.
“Teğmen ha…”
başını yana eğdi.
“Demek öyle…”
Gözleri karardı.
“Ulan Berfin…”
“Benim görmediğim gülüşü…”
“Demek elin askerine gösteriyorsun.”
Bir an sustu.
Sonra dişlerinin arasından çıktı sözler.
“Ulan o adamın mezarını sana kazdırırım lan ben , sana …!! ”
“Deli ettin lan beni deli ! .”