Şervan ne olur yardım et ...

1363 Words
Şervan’ın anlatımı Sabah uyandım. Dilan’ın yanında uyumazdım hiç. Alışkanlığım değildi. Gözüm yine onun odasındaydı. Berfin’in. Kapıyı açtım. Sessizce içeri girdim. Allah’ım… Kurban olduğum neler yaratıyorsun… Yatakta uyumuştu. Saçları yastığa dağılmış. Yüzü sakin. Sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi. Saten bir gecelik giymişti. Tenine yapışmış. İnsan bakmaya doyamazdı. Ama gözüm sadece onda değildi. Yatağın kenarında… Boncuk boncuk bakan o tatlı kız uyanmıştı. Hasret. Berfin’imin hasreti. Göz göze geldik. Bir süre bana baktı. Sonra dudakları kıpırdadı. Minik bir ses çıkardı. Dayanamadım. Aldım kucağıma. Allah’ım… Bu nasıl güzel bir şeydi böyle. Küçücük. Sıcacık. Önce öptüm. Sonra kokladım. Bebek kokusu başka bir şeydi. İnsan içine çekince bırakmak istemiyordu. Berfin hâlâ uyuyordu. Geçen , Geceyi hatırladım. Yorulmuştu. Annesi biraz daha uyusun. Dedim kendi kendime. Benim işime de gelirdi. Bana lazım ama değil mi. Bebeği aldım çıktım odadan. Kapıyı yavaşça kapattım. Merdivenlerden indim. Kucağımda minnoşla mutfağa girdim. Fidan oradaydı. Beni görünce dondu kaldı. Şaşkınlık yüzünden okunuyordu. “Fidan,” dedim. “Yoğurt çıkar. Soğuk olmasın.” Kız bana baktı. Bir daha şaşırdı. Ama ses etmedi. Dolaptan yoğurdu çıkardı. Ben Hasret’i kucağıma oturttum. Kaşığı aldım. Yavaş yavaş yedirmeye başladım. Lan… Çok tatlı yiyordu. Ağzını açışı… Yüzünü buruşturması… Yerim o tipini kız senin. Bir kaşık daha verdim. Sonra bir tane daha. Arada öpüyordum. Seviyordum. Fidan gülümseyerek bakıyordu. Az sonra ev halkı inmeye başladı. Beni o halde görünce tabi şok oldular. Şervan Hewleri… Kucağında bebek… Yoğurt yediriyor. Ama artık bu eve çeki düzen verme zamanım gelmişti. Halam yine bizdeydi. Her zamanki gibi. Bize bakıyordu. Ters ters. Sonra dudaklarını büzdü. “Oğul,” dedi. “Başkasının piçine bakıcılık mı edersin?” Dediği anda sesim yükseldi. “Benim kızım,” dedim. “Benim karımın kızı.” Gözlerinin içine baktım. “Bu konuda tek kelime eden kendini dışarıda bulur.” "Doğru konuş bir daha hala ! " Sessizlik oldu. Dilan arkasında duruyordu. Her şeyi duymuştu. Bana baktı. Gözleri doldu. Ona döndüm. “Dilinizi tutmayı öğreneceksiniz.” Dedim. Sonra kızımı aldım. Avluya geçtim. Yoğurt vermeye devam ediyordum. Anam kapının yanında duruyordu. Gözleri dolu doluydu. Bana bakıyordu. Gururla. Sanki “Doğru olan bu” der gibi. O sırada merdivenlerden biri hızla indi. Koşar gibi. Saçları darmadağın. Yüzü telaşlı. Benim güzeller güzelim. Berfin’im. Belli ki bebeği göremeyince paniklemişti. “Fidan kızım nerede—” Demeye kalmadan… Beni gördü. Kucağımda Hasret. Yoğurt yediriyorum hâlâ. Dondu kaldı. Şaşkın şaşkın baktı. “Özür dilerim…” dedi. Sesi çekingen. “Ağladı mı yoksa?” Dilan ve halam arkadan bakıyordu. Kızı öldürecek gibi. İkisinin leşini şuraya sermek şart oldu. “Yok gülüm,” dedim. “Uyuyordun. Gece yoruluyorsun diye aldım. Yoğurt yedirdim.” Şaşırdı. Gerçekten şaşırdı. Ağzı açık kaldı. Yerim o ağzını. “Gel otur kahvaltı yap,” dedim. Sessizce yaklaştı. “Üzerin… kirlenmiş… hep. Kusura bakma,” dedi. Baktım. Hasret yoğurt yapmış üstüme. Gülümsedim. “Sorun değil gülüm,” dedim. “Değişirim şimdi.” “Ye hadi sen de, duruyorken.” Başını salladı. Gülümsedi. Bana gülümsedi. O an… Dilan’ın yüzüne baksan kan akmazdı. Ona da verecektim ayarı. Dün Seyit’le konuştum tekrar. Bak işe yaradı bile. Kahvaltı bitti. Hasret’i verdim annesine. “Gel yukarı gülüm,” dedim. Hemen kalktı. Minik minik yürüdü arkamdan. Odaya geçtik. Eğildim. Omzunu öptüm. “Odadan çıkmak yok güzelim.” Kafa salladı. Yanağından öptüm. Sonra çıktım. Kapıyı kilitledim. Halam ve Dilan kıza bir şey yaparsa… Zaten ikisini de… Ama tedbir işte. Merdivenden inerken Miran koştu. “Babam!” Kucağıma atladı. Öptüm. Sevdim. Sonra işe geçtim. Aradan birkaç saat geçti. Telefonum çaldı. Fidan arıyor. “Allah Allah…” Açtım. Karşıdan ağlama sesi geliyordu. Berfin. “Ne oldu Berfin—” Demeye kalmadan… “Şervan yardım et,” dedi. Bir an donup kaldım. Kaç sene olmuş lan. Kız benden yardım istiyor. Ne olduğunu anlamadım. Yanımda Seyit vardı. Kolumu tuttu. “Kızın sığınacak dalı sensin.” “Şimdi o dalı kırma.” Başımı salladım. Arabaya atladım. Eve koştum. Avluya girdim. Berfin ortada duruyordu. Ağlıyordu. Yüzünü tuttum. “Ne oldu güzelim?” “Ağlama bir.” Dilan ya da halam… Kesin bir şey yaptılar. “Şervan…” dedi hıçkırarak. “Ne olur yardım et…” “Bebeğim…” “Bebeğimi almak istiyorlar.” Kaşımı çattım. “Kim?” “Nasıl?” “Babaannesi…” dedi. “Oğlumun mezarı soğumadan evlenmiş… Bebek kötü durumda diye şikayet etmiş…” “Sosyal hizmetler almak istiyor kızımı.” “Ne olur engel ol…” “O olmadan yaşayamam…” Hüngür hüngür ağlıyordu. Arkada Dilan’ın bakışını gördüm. Ulan… Sikecem belanı şimdi. Berfin’in yüzünü avuçladım. Öptüm. Dilan kıpkırmızı kesildi. “Yavrum,” dedim. “Kimse gelip alamaz.” “Sakin ol.” “Ben varken tamam mı.” Ama rahatlamıyordu. Gücümün farkında değildi. Tam o sırada… Konak kapısı çalındı. İki adam girdi. Sosyal hizmetlerden. Teftişe gelmişler. Ulan… Şimdi sikecem belanızı. Kız burada ağlamış , bırakır mıyım yanınıza lan .... Öne çıktım. “Hayırdır?” dedim. Adam konuştu. “Beyefendi sosyal hizmetlerden geliyoruz. Eve bakacağız.” Elimi cebime attım. Diğer elim Berfin’in elindeydi. Sessizce söyledim. “İşinden olmak istersen gez dolaş.” “Ama akşama kalamazsın burada.” Adam şok oldu. “Tehdit mi ediyorsunuz beni?” dedi gülerek. “Ben tehdit etmem,” dedim. Berfin titriyordu. Adam beni dinlemedi. Gezmeye başladılar. Öyle mi dedim. Telefonumu çıkardım. Gereken yerleri aradım. Bir iki telefon. Bir de birkaç sıfırlı para. İş halloldu. Adamın telefonu çaldı. Rengi değişti. Kızardı. Bana baktı. Sonra bir şey demeden çıkıp gitti. Berfin gözleri parlayarak bana baktı. “Almayacaklar mı?” “Almayacaklar güzelim,” dedim. Sonra… Dayanamadım. Dudağından öptüm. Halam ayağa fırladı. “Edep haya kalmamış!” “Bu ne rezillik!” Anam sakin sakin baktı. “Karısını öptü,” dedi. “Yabancı değil.” Anama bak sen. Ben de döndüm. “Helalim hala,” dedim. “Kime ne.” Tam o sırada Dilan bağırdı. “Ya o ya ben Şervan!” “Hemen karar ver!” Ona baktım. Sırıtarak. Berfin’in elini tuttum. Merdivenlere yürüdüm. Dilan arkamdan bağırıyordu. “Oğlumu alır giderim!” Ses etmedim. Berfin’i odasına götürdüm. Kapıyı kapattım. Bir anda… Bana sarıldı. Şok oldum. Berfin bana sarılmıştı. “Çok teşekkür ederim…” dedi hüzünle. Ben de sıkı sıkı sardım onu. Güzel kızıma. “Etme,” dedim. “Mutlu ol.” Yanağını okşadım. Sonra çıktım odadan. Şervan’ın anlatımı Dilan’ın icabına bakacaktım. İçimde biriken öfke hâlâ dinmemişti. Az önce olanlardan sonra bu evde bazı şeylerin değişmesi gerekiyordu. Bağırdım. “Ahmet !” Avluda çalışan adamlardan Ahmet koşarak geldi. “Cizre’deki bağ evini temizleyin.” “Hazırlayın.” Adam başını salladı. “Tamam ağam.” Bunu duyan Dilan’ın yüzü bir anda değişti. Gözleri parladı. Hemen gülümsedi. Salak kadın… Kendini götüreceğimi sandı. Ayağa kalktı. Saçını düzeltti. Yüzünde o yapmacık gülümseme. “Akşama oraya geçeceğiz,” dedim. Sözümü bitirir bitirmez sevinçle ayağa fırladı. “Ben gidip hazırlanayım,” dedi. O an içimden bir kahkaha koptu ama belli etmedim. Sandalyeye oturdum. Ayağımı diğer dizimin üzerine attım. Geriye doğru yaslandım. Bir süre onu izledim. Hevesle yukarı çıkmaya hazırlanıyordu. Tam merdivene yönelmişti ki konuştum. “Soğuk su iç biraz.” Durdu. Arkasını döndü. Kaşları çatıldı. “Ne?” Gözlerinin içine bakarak söyledim. “Sen değil.” Yüzündeki ifade bir anda değişti. Sözlerimi ağır ağır söyledim. “Berfin ile gidiyorum.” Sessizlik oldu. Hava bir anda buz gibi kesildi. Dilan’ın yüzü bembeyaz oldu. Gözleri büyüdü. Sanki yanlış duymuş gibi baktı bana. Ben devam ettim. “Ha…” “Az önce oğlumu alıp giderim dedin ya.” Ayağa kalktım. Yavaş yavaş ona doğru yürüdüm. “Miran bir yere gelemez.” Bir adım daha attım. “Sen ise…” Elimle kapıyı gösterdim. “Defolup gidebilirsin.” “Nereye gidersen git.” Dilan’ın gözleri doldu. Dudakları titredi. Ama hemen kendini toparladı. Sinirle bana doğru yürüdü. “Sen…” Dişlerini sıktı. “O seni asla sevmeyecek!” Bağırdı. “Ortada bırakacak yine seni!” Avluda yankılandı sesi. Bir an sustum. Sonra… Gülümsedim. Gerçekten gülümsedim. Bu sözler bana artık dokunmuyordu. Ayağa kalktım. Bir anda elimi saçlarına attım. Saçından yakaladım. Sertçe çektim. Başı geriye savruldu. Gözleri korkuyla açıldı. Yüzüne eğildim. “O dilini tutmayı öğreneceksin.” Sözlerimi dişlerimin arasından söyledim. “Yoksa ben öğretirim.” Sonra sertçe ittirdim. Dilan geriye doğru sendeledi. Neredeyse düşecekti. Gözleri dolmuştu. Ama ses çıkaramadı. Ben ise arkamı döndüm. İçimde garip bir huzur vardı. Mutluydum. Uzun zaman sonra ilk defa gerçekten mutluydum. Çünkü bu kez… Berfin benimleydi. Ve şu an… Hiçbir salak kadın… Benim keyfimi bozamazdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD