Berfin olduğu yerde kalmıştı.
Nefesi hızlanmıştı.
Şervan birkaç adım attı.
Gözleri karanlıktı.
“Duymadın mı lan?” dedi sertçe.
Berfin başını kaldırmaya cesaret edemedi.
Şervan bir adım daha yaklaştı.
“Soyun dedim.”
Odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Berfin’in kalbi göğsünde çarpıyordu.
Şervan dişlerini sıktı.
“Yoksa…” dedi alçak bir sesle.
“Ben mi soyayım seni?”
Berfin irkildi.
Elleri titremeye başladı.
Yavaşça elbisesinin askısına uzandı.
Parmakları kontrolsüzce titriyordu.
Şervan sabırsızlandı.
“Hadi lan!” diye bağırdı.
Sonra öfkeyle ekledi:
“Sikerim elbisesinide… ızdırabınıda hadi lan , parçalarım şimdi!”
Berfin güçlükle elbiseyi çıkardı.
Kumaş yere kaydı.
Şimdi üzerinde sadece iç çamaşırları vardı.
İnce bedeni titriyordu.
Başını hâlâ kaldırmamıştı.
Şervan kızın karşısında durdu.
Gözleri Berfin’in üzerinde dolaşıyordu.
Sanki aç bir hayvan gibi süzüyordu.
Dipdiri bir vücut…
Genç…
Taze…
Sanki hiç doğum yapmamış gibiydi.
Bebeği olmuştu ama vücudunda bunun izleri yoktu.
Şervan’ın çenesi sıkıldı.
Yavaşça kızın etrafında dolaştı.
Sonra arkasına geçti.
Bir daha süzdü.
Uzun uzun baktı.
Sesini alçaltarak konuştu.
“Hiç mi dokunmadı o piç sana?”
Berfin ne demek istediğini tam anlamadı.
Sessiz kaldı.
Şervan elini kaldırdı.
Sırtına dokunacak gibiydi.
Ama bir anda durdu.
Kaşları çatıldı.
Sırtında küçük küçük izler vardı.
İnce…
Yer yer dağılmış.
Cam batma izleri.
Şervan’ın eli havada kaldı.
Bakakaldı.
Bir an nefesi değişti.
O izler…
Onun yüzündendi.
Kuaförde…
Aynaya ittiği gün.
Cam parçaları Berfin’in sırtına saplanmıştı.
O günün izleriydi bunlar.
Şervan’ın yüzü sertleşti.
Ama gözlerinde bir anlık farklı bir şey geçti.
Kızın sırtındaki her iz…
Onun hatasıydı.
Onun öfkesi.
Onun deliliği.
Berfin hâlâ titriyordu.
Şervan arkasında duruyordu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sadece o izlere baktı.
2 sene önce nikah günü .
Şervan kızın kafasına silahı tutmuştu .
Berfin korkudan titremeye başlamıştı.
Elleri buz gibiydi, nefesi düzensiz çıkıyordu. Kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu.
Küçükken nenesi ona hep bir şey söylerdi.
“Kötülük sana yaklaşınca kızım… dua et. Allah’a sığın.”
O sözler bir anda zihninde yankılandı.
Berfin gözlerini kapadı. Dudakları titriyordu. İçinden dua etmeye başladı.
“Bu adamın şerrinden sana sığınırım Allah’ım…”
Nefesi kesik kesikti.
“Bu adamın şerrinden sana sığınırım Allah’ım…”
Tekrar ediyordu.
Şervan karşısında duruyordu. Elindeki silah hâlâ kızın başına dayalıydı. Ama bir şey dikkatini çekmişti.
Berfin’in dudakları kıpırdıyordu.
Kız bir şeyler söylüyordu.
Şervan kaşlarını çattı.
“Ne diyosun lan!”
Berfin onu duymuyordu.
Sanki bulunduğu yerde değildi.
Sanki kendini Allah’a teslim etmişti.
Dudakları tekrar hareket etti.
“Bu adamın şerrinden sana sığınırım Allah’ım…”
Bu sefer sesi duyulacak kadar çıkmıştı.
Berfin artık içinden değil, neredeyse fısıltıyla söylüyordu.
“Bu adamın şerrinden sana sığınırım Allah’ım…”
Şervan duydu.
Bir anda durdu.
Elindeki silah ağırlaştı sanki.
Gözleri kızın yüzünde kaldı.
Berfin gözlerini kapamış, titreyerek dua ediyordu.
Şervan’ın eli yavaşça indi.
Silahı yavaş yavaş kızın başından çekti.
Bir an odada garip bir sessizlik oluştu.
Ama sonra öfke geri geldi.
Şervan’ın yüzü bir anda sertleşti.
Sinirle Berfin’i itti. Ve arkasını döndü.
Berfin dengesini kaybetti.
Arkasında boydan ayna vardı.
Kız sert bir şekilde aynanın üzerine düştü.
Ayna büyük bir gürültüyle paramparça oldu.
Camlar her yere saçıldı.
Berfin’in bedeni kırık camların içine düştü.
Şervan arkasına bile bakmadı.
Kapıyı açtı.
Öfkeyle çıktı odadan.
Berfin yerdeydi.
Kanlar içinde…
Kırık cam parçaları vücuduna saplanmıştı.
Ama Şervan bunu görmemişti.
Arkasında duyduğu o büyük gürültüyü sadece aynanın kırılması sandı.
O sırada kuaförde büyük bir panik başladı.
Hazal koşarak gelin odasına girdi.
Arkasından diğer kadınlar…
Ve gördükleri manzara karşısında hepsi dondu.
Berfin yerdeydi.
Baygındı.
Gelinliği kan içindeydi.
Hazal’ın boğazından bir çığlık koptu.
“Berfin!”
Koştu kızın yanına.
“Berfin! Berfin!”
Eliyle kızın yüzünü tutmaya çalıştı ama elleri kana bulandı.
“Ambulans çağırın!” diye bağırdı biri.
Kuaför bir anda karıştı.
Kadınların ağlama sesleri yükseldi.
Birisi hemen ambulansı aradı.
O sırada Şervan arabasına binmişti.
Sinirle uzaklaşıyordu.
Hâlâ ne yaptığının tam farkında değildi.
Ama birkaç sokak ilerledikten sonra…
Bir siren sesi duyuldu.
Ambulans sireni.
O keskin, insanın içini delen ses.
Şervan’ın kalbi bir anda sıkıştı.
Sanki o siren sesi kalbine saplanmıştı.
Arabayı yavaşlattı.
Sonra durdu.
Başını kaldırdı.
Gözleri istemsizce kuaförün olduğu tarafa baktı.
Ambulans…
Kuaförün önünde durmuştu.
Şervan’ın içinden kötü bir his geçti.
Az önce sinirden ne yaptığını bile bilmeyen adamın aklı yeni yeni yerine geliyordu.
Kalbi hızla çarpmaya başladı.
Arabadan indi.
Kalabalık toplanmıştı.
Beş dakika sonra kuaförün kapısı açıldı.
İki sağlık görevlisi sedyeyi çıkardı.
Ve sedyenin üzerinde…
Berfin vardı.
Üzerinde gelinliği…
Ama gelinliği kanlar içindeydi.
Bembeyaz olması gereken kumaş kırmızıya bulanmıştı.
Şervan gördüğü manzara karşısında şok oldu.
Olduğu yerde dondu kaldı.
Dudakları titredi.
“Berfin…”
Sesi neredeyse çıkmıyordu.
“Ben ne yaptım…”
Gözleri sedyeden ayrılmıyordu.
“Berfin…”
Hazar da gelmişti o sırada.
Annesi…
Berfin’in annesi…
Çığlıklar yükseliyordu.
Ağlayanlar, bağıranlar…
Her yer karışmıştı.
Ama Şervan hiçbir şey duymuyordu.
Sadece sedyedeki kıza bakıyordu.
Yüzü bembeyazdı.
Kendi kendine mırıldandı.
“Ben ne yaptım…”
Başını iki eliyle tuttu.
“Öldü…”
Sesi titredi.
“Öldü… o öldü…”
Hazar kızın elini tuttu
"Güzel gözlü yarim , ne oldu sana. "
"Ne oldu meleğim sana "
Berfin ölü gibiydi.
Ne ses ne birşey .
Boynundaki Güneş kolyesi bile kandan görünmüyordu.
Hazar bağırdı
"Ne oldu ona ! "
"Kim yaptı bunu "
ama kimse hiç bir şey görmemişti. . .
Ambulansın kapıları sertçe kapandı.
İçeride siren sesiyle birlikte telaşlı bir hareket başladı. Sağlık görevlileri sedyenin etrafında koşturuyordu.
Berfin hareketsizdi.
Gelinliği tamamen kana bulanmıştı. Beyaz kumaş artık kırmızıya dönmüştü.
Saçlarındaki küçük çiçekler bile kana yapışmıştı.
Sağlık görevlilerinden biri hemen makas çıkardı.
“Gelinliği kesmemiz lazım!” dedi aceleyle.
Kumaş hızlı hızlı kesildi.
Altından yaralar görünmeye başladı.
Bir sağlık görevlisi nefesini tuttu.
“Allah…”
Berfin’in sırtında, kollarında, yan taraflarında küçük küçük cam kırıkları vardı.
Bazıları yüzeydeydi.
Bazıları ise derinin içine saplanmıştı.
Kan hâlâ akıyordu.
“Basınç düşüyor!” dedi biri.
Diğeri hemen damar yolu açtı.
“Serum bağla! Hızlı!”
Ambulans hızla hastaneye doğru ilerliyordu.
Berfin’in başı yana düşmüştü.
Gözleri kapalıydı.
Nefesi zayıftı.
Bir sağlık görevlisi elini kızın boynuna koydu.
“Nabız zayıf…”
“Dayan kızım,” diye mırıldandı.
“Dayan…”
Ambulans hastanenin önünde sert bir frenle durdu.
Kapılar açıldı.
Sedyeyi hızla indirdiler.
“Travma hastası!”
“Acil!”
Koridorda koşuşturma başladı.
Doktorlar ve hemşireler etraflarını sardı.
Berfin hemen acil müdahale odasına alındı.
Doktor gelinliğin kalan parçalarını tamamen kestirdi.
Kızın vücudu ortaya çıktı.
Bir doktor kaşlarını çattı.
“Oldukça fazla cam parçası var.”
Hemşireye döndü.
“Pensleri hazırla.”
Hemşire hızla tepsiyi getirdi.
Doktor eldivenlerini taktı.
İlk cam parçasını dikkatlice çıkardı.
Berfin’in sırtından küçük ama derine girmiş bir parçaydı.
Kan yeniden akmaya başladı.
“Temizle.”
Hemşire hemen antiseptik ile yarayı sildi.
Sonra ikinci parça…
Üçüncü…
Dördüncü…
Cam kırıkları saymakla bitmiyordu.
Bazıları küçücük ama derinin içine gömülmüştü.
Doktor bir süre sonra başını kaldırdı.
“Röntgene gönderin.”
“İçeride kalan parça olabilir.”
Berfin’i tekrar sedyeyle radyolojiye götürdüler.
Makinenin altında hareketsiz yatıyordu.
Sonuçlar çıktığında doktor filmle baktı.
“Evet… birkaç tane içeride kalmış.”
Hemşireye döndü.
“Ameliyathaneyi hazırlayın.”
Berfin hemen küçük bir operasyona alındı.
Doktorlar tek tek cam parçalarını çıkardı.
Kızın sırtında, omuzlarında ve yan tarafında derine saplanmış parçalar vardı.
Saatler sürdü.
En sonunda son parça da çıkarıldı.
Doktor derin bir nefes aldı.
“Şanslı.”
Hemşire merakla baktı.
“Nasıl yani hocam?”
Doktor pansuman yaparken konuştu.
“Biraz daha derine girseydi… akciğere zarar verebilirdi.”
Berfin’in yaraları tek tek temizlendi.
Dikiş atılan yerler oldu.
Küçük yaralar pansumanlandı.
En sonunda kız sedyeyle odaya alındı.
Hâlâ baygındı.
Yüzü bembeyazdı.
Kapının önünde insanlar bekliyordu.
Hazar…
Berfin’in annesi…
Hazal…
Hepsi endişe içinde kapıya bakıyordu.
Doktor dışarı çıktı.
Hazar hemen yaklaştı.
“Doktor… nasıl?”
Doktor ciddi bir sesle konuştu.
“Vücudunda çok sayıda cam kırığı vardı.”
Hazar’ın yüzü gerildi.
“Çoğunu çıkardık.”
Bir an durdu.
“Ama çok kan kaybetmiş.”
Berfin’in annesi ağlamaya başladı.
Doktor devam etti.
“Şimdilik hayati tehlikeyi atlattı.”
Hazar derin bir nefes verdi.
Ama doktorun son cümlesi herkesi susturdu.
“Fakat vücudunda küçük izler kalacak.”
Odada sessizlik oluştu.
Berfin içeride, hareketsiz yatıyordu.
Sırtında ve vücudunda o günün izleri kalmıştı.
Ve o izler…
Yıllar sonra bile silinmeyecekti...