Şimdiki zaman…
Şervan kızın kolunu sıkı sıkı tutmuştu. Parmakları Berfin’in ince koluna adeta kenetlenmişti. Kızın canı yanıyordu ama ses çıkaramıyordu.
Avludan içeri o şekilde girdiler.
Berfin’in ayakları neredeyse yerde sürünüyordu.
Avluda bulunan herkes bir anda sustu.
Dudu Hanım ayağa kalktı.
Gözleri büyüdü.
Oğlu… ölüm hükmü değil…
Berdeli kabul etmişti.
Kadın bunu beklemiyordu.
Şervan’ın sesi avluda yankılandı.
“Çağırın şu imamı!”
Herkes irkildi.
“Gelsin kıysın nikâhı!”
Sesi öfke dolu bir kükreme gibiydi.
Aşiret adamlarına hemen haber verildi.
Kan davası barışla sonuçlanmıştı.
Dilan ve Velat için de nikâh vardı.
Ama herkesin gözü başka yerdeydi.
Berfin’de…
Kız titriyordu.
Korkudan bütün bedeni sarsılıyordu.
Şervan bir an dönüp baktı ona.
O bakış sertti.
Ama bir saniye sonra yüzünü çevirdi.
Hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davrandı.
Dudu Hanım yavaşça Berfin’in yanına geldi.
Sesini yumuşattı.
“Gel kızım…”
Berfin’in omzuna dokundu.
“Seni hazırlayalım.”
Berfin başını kaldırmadan küçük bir adım attı.
Tam yürümeye başlayacaktı ki…
Şervan’ın sesi yine patladı.
“Veledini birine bırak!”
Berfin irkildi.
Başını kaldırmadı.
Sadece başını salladı.
Korku içinde Dudu Hanım’ın peşinden yürüdü.
Evin yardımcısının kızı Fadik geldi.
Bebeği Berfin’in kucağından aldı.
Küçük kız gülümseyerek bebeği sallamaya başladı.
“Ben bakarım abla.”
Dudu Hanım Berfin’i gelin hamamına soktu.
Berfin yıkandı.
Ama yıkanırken…
Sessizce ağlıyordu.
Gözyaşları suya karışıyordu.
Dudakları titriyordu.
Hayatı birkaç saat içinde paramparça olmuştu.
Şervan ise odasına çıkmıştı.
Kapıyı kapattı.
Duş aldı.
Soğuk su başından aşağı akarken gözlerini kapadı.
Öfke…
Kin…
Aşk…
Hepsi birbirine girmişti.
Sonra abdest aldı.
Yüzü sertleşmişti.
Aşağı indi.
Avluda herkes bekliyordu.
Bir süre sonra merdivenlerden biri indi.
Berfin…
Dudu Hanım ona beyaz, düz ama tam üzerine oturan bir elbise giydirmişti.
Saçları toplanmıştı.
Yüzü solgundu.
Yavaş yavaş merdivenlerden indi.
Şervan oturduğu yerden başını kaldırdı.
Uzun uzun baktı kıza.
Gözleri bir an dondu.
Berfin yere bakıyordu.
Kısık bir sesle konuştu.
“Bebeğim nerde…”
Şervan bir anda ayağa kalktı.
Sinirle yürüdü.
Berfin’in kolundan tuttu.
Sertçe çekti.
Kız dengesini kaybetti.
Sürüklenir gibi arkasından gitmek zorunda kaldı.
Herkesin içinde merdivenlere doğru götürdü.
Kapıyı açtı.
İçeri itti.
“Bebeğini unut burada!”
Sesi soğuktu.
“Buraya hizmet için geldin!”
Berfin’in gözleri büyüdü.
Şok olmuştu.
Dudu Hanım şaşkınlıkla oğluna baktı.
İmam içeride oturuyordu.
Şervan Berfin’i imamın önüne neredeyse bir paspas gibi fırlattı.
İmam bile şaşırdı.
“Oğlum…” dedi sakin bir sesle.
“Niye böyle davranırsın?”
Ama Şervan hemen kesti.
“İşine bak hoca.”
Sesi sertti.
İmam sustu.
Dualara başladı.
Sonra Berfin’e baktı.
Üç kere sordu.
“Şervan Hewleri’yi kocan olarak kabul ediyor musun?”
Berfin’in sesi titriyordu.
İlkinde…
“Ediyorum.”
İkincisinde…
“Ediyorum.”
Üçüncüsünde…
“Ediyorum…”
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Sonra Şervan’a döndü imam.
“Oğlum sen kabul ediyor musun?”
Şervan sıkıntıyla başını kaldırdı.
Tok bir sesle konuştu.
“Ediyorum.”
İmam gülümsedi.
“Mehir olarak ne istersin kızım?”
Berfin dudaklarını ısırdı.
Sonra fısıldadı.
“Kızımı benden ayırmasın…”
Tam o anda Şervan kızın elini tuttu.
Sıkıca…
İmam görmedi.
Ama Berfin’in canı yanıyordu.
Şervan elini sıktı.
Daha çok sıktı.
Daha çok…
Dişlerinin arasından konuştu.
“Ne alaka Berfin!”
Berfin elini çekmek istedi.
Ama adam daha çok sıktı.
İmam tekrar sordu.
“Kabul ediyor musun oğlum?”
Şervan başını salladı.
Ama eli hâlâ kızın elini kıracak gibi sıkıyordu.
Berfin sonunda elini çekti.
Yavaşça ovdu.
Dudu Hanım bunu gördü.
Kadının içi parçalandı.
Hâlâ oğlunun bu haline inanamıyordu.
İmam ayağa kalktı.
“Hayırlı olsun.”
Diyerek çıktı.
Kapı kapandı.
Şervan yine Berfin’in kolunu tuttu.
Sertçe.
Kızı sürükledi.
Berfin zaten zayıf bir kızdı.
Adamın arkasından sürüklenir gibi gidiyordu.
Konağın en ücra yerine götürdü onu.
En kötü odaya.
Kapıyı açtı.
Kapı açılır açılmaz toz havalandı.
Oda karanlıktı.
Işık yanıp sönüyordu.
Duvarlar nemliydi.
Küçücük bir pencere vardı.
İçeride eski bir yatak.
Bir de eski bir dolap.
Başka hiçbir şey yoktu.
Berfin odaya baktı.
Sessizce…
Şervan sert bir sesle konuştu.
“Senin odan burası.”
Sonra ekledi.
“Veledin ile burada kalacaksın.”
Berfin odaya baktı.
Sonra kısık bir sesle konuştu.
“Burası çok kirli…”
Gözleri dolmuştu.
“Bebeğim hasta olur…”
Şervan omuz silkti.
“Banane lan!”
Sonra itti kızı.
“Temizle o zaman!”
Berfin yatağın ucuna düştü.
Şervan arkasını döndü.
Annesine baktı.
“Bu odada kalacaklar.”
Sesi tehdit doluydu.
“Başka yere götürürsen olacaklardan ben sorumlu değilim.”
Dudu Hanım oğluna acıyla baktı.
“Ben seni böyle mi yetiştirdim…” diye düşündü içinden.
Ama bir şey demedi.
Şervan sinirle çıktı.
Berfin yerde oturuyordu.
Bir süre sonra acı bir gülümseme geldi yüzüne.
Oysa birkaç ay önce…
Hayatı rüya gibiydi.
Şervan beş dakika sonra geri geldi.
Elinde kova.
Deterjan.
Bez.
Hepsini kızın önüne attı.
“Al.”
Sonra kapıya yöneldi.
“Temizle. Otur.”
Kapıyı kapattı.
Berfin yavaşça kalktı.
Az önce sıktığı eli hâlâ ağrıyordu.
Ama ses çıkarmadı.
Temizlemeye başladı.
Oda çok pisti.
Toz…
Kir…
Küçük bir banyo vardı.
Orası da pislik içindeydi.
Berfin saatlerce temizledi.
Sildi.
Ovaladı.
Süpürdü.
Saatler geçti.
Bir anda bebeğinin ağlama sesi geldi.
Berfin irkildi.
“Bebeğim!”
Koşarak dışarı çıktı.
Fadik bebeği oyalamaya çalışıyordu.
Ama bebek durmuyordu.
Berfin hemen kucağına aldı.
Öptü.
Bebek annesine gelir gelmez sustu.
Berfin gözleri dolarak kızını öptü.
“Annecim…”
“Güzel kızım…”
Şervan uzaktan bakıyordu.
Sessizce.
Berfin bebeğini alıp odaya girdi.
Oda biraz temizlenmişti artık.
Dudu Hanım da temiz çarşaf ve perde göndermişti.
Oda biraz daha yaşanır olmuştu.
Ama hâlâ nem ve rutubet kokusu vardı.
Pencere çok küçüktü.
Berfin bebeğini emzirdi.
Kendisi sabahtan beri hiçbir şey yememişti.
Bebek uyuyunca…
O da uyuyakaldı.
Beşiği bile yoktu bebeğin.
Hiçbir eşyası yoktu.
Bir süre sonra kapı çalındı.
Fadik içeri girdi.
Gülümseyerek konuştu.
“Eşyalar geldi.”
Bebeğin beşiği…
Diğer eşyaları…
Hepsini getirmişlerdi.
Berfin sevindi.
Odaya yerleştirdiler.
Gece ilerledi.
Berfin küçük banyoda bebeğini yıkadı.
Sonra kendisi duş aldı.
O sırada Şervan birkaç bardak içmişti.
Sonra yukarı çıktı.
Odanın önüne geldi.
Kapıyı tekmeyle açtı.
“İşkencen başlıyor Berfin!”
Sesi sertti.
“Beni bırakıp o adama gitmenin bedeli şimdi başlıyor!”
Kapı sertçe açılınca Berfin sıçradı.
Bebek korkup ağlamaya başladı.
Ama Şervan’ın umurunda değildi.
Bağırdı.
“Fadik!”
Kız hemen geldi.
“Gel al şunu!”
Berfin bebeğini sıkıca tuttu.
“Götürmesin…”
Gözleri doluydu.
“Ne olur…”
Şervan sertçe konuştu.
“Al şu veledi.”
Fadik bebeği aldı.
Gözleriyle Berfin’e baktı.
Sanki “Rahat ol” der gibiydi.
Kapıdan çıktılar.
Şervan kapıyı sertçe kapattı.
Kilitledi.
Sonra Berfin’e döndü.
Gözleri karanlıktı.
“Soyun.”
Berfin irkildi.
“Hadi lan!”
"Soyun dedim sana ! "
Berfin korkuyla sıçradı…