Çocuğun bedeni yere yığıldığında herkes şaşkınlıkla ve korku ile donup kalmıştı. Gözleri elinde titrek bir şekilde silah tutan kıza kaydı. Kız kendini boşluğa bıraktığında birkaç kişi öne atılsa da aradaki mesafe çoktu ve pencereye vardıklarında kızın yerde tuhaf bir açı ile yatan bedenine bakmaktan başka bir şey yapamamışlardı.
Yaptıkları bir şakaydı ve şakanın sonucu iki masum insanın canından olmasıydı. Hele de kızın hiçbir suçu yoktu; sadece kurbandı o. ‘‘ Yaşıyor mu? ‘‘ diye bir kız sordu yerde yatan oğlanı gösterirken. Anlaşılan şoku atlatan ilk kişi oydu. Adı Pelin'di. ‘‘ Saçmalama! Çocuk anlından vuruldu; ne yaşamasından bahsediyorsun sen! ‘‘ diye bağırdı sarışın mavi gözlü çocuk camdan geri çekilirken. Adı Barış'tı ve belki de aralarındaki en soğukkanlı kişi oydu.
‘‘ Dilay belki yaşıyordur; bence bunu burada bırakıp –yerde ölü yatan siyahî çocuğu gösterdi; adı Dialgo'ydu- Dilay'a bakalım. Yedek anahtar kimde? ‘‘ dedi ve gözü hala camdan bakmaya devam eden kardeşine kaydı. Adı Savaş'tı ve Barış onu ilk kez bu kadar ifadesiz görüyordu. Savaş, köpeği öldüğünde bile ağlayan birisiydi –o zamanlar dört yaşındaydı- ama şimdi...
Hep birlikte Dialgo'yu orada bırakıp yedek anahtarla bahçeye çıktılar. Kızın bedeninin bulunduğu alana geldiklerinde uzun boylu bir adam gördüler. Bu görevli öğretmen Alp Hoca'ydı ve bedenin başında eğilmiş sağ elinin işaret ve orta parmağı ile kızın boynunu yokluyordu. Başını kaldırıp öğrencilere baktığına herkes hocanın ne diyeceğini yüz ifadesinden anlamıştı.
Yüzünden birçok şey anlaşılıyordu; üzgün, şaşkın, korkmuş, kızgın ve endişeli. Ayağa kalkıp onlara döndü ve birden bağırmaya başladı. ‘‘ Siz ne yaptınız ha! Siz- siz! Ahh! Allah'ım ben şimdi ne yapacağım ha? Bunu nasıl açıklayacağım; polislere, ailelere, insanlara? Ha! Onlara 'Kusura bakmayın, çocuklar şakayı kaka etmiş ve iki öğrencinin ölümüne sebep olmuş' mu diyeyim? ‘‘ diye zaten korkmuş çocukları daha da korkuttu.
O zamana kadar susmuş olan Savaş ‘‘ İki öğrenci olduğunu nereden biliyorsunuz? Üstteki belki yaralı. ‘‘ dedi hala yerde yatan kızın bedenine bakarken. Alp hoca delirmiş gibi güldü ve ‘‘ Silah sesini duydum. Diyelim ki bir öğrenci öldü. Dilay! Ona olanları nasıl açıklayacaksınız? ‘‘ ‘‘ Biz- biz sadece, şaka yapalım demiştik. ‘‘ dedi şoku yeni anlatan kahverengi saçlı kahverengi gözlü genç. Adı Kutlu'ydu.
Etraftan birden kahkaha sesleri yükseldi ve saklandıkları yerden tek tek çıktılar. En önde; sesi herkesten kolayca ayırt edile bilinen bir kız vardı. Sesi fırtınalı bir günde gökkuşağının yaydığı huzur gibi insanı rahatlatıyordu. Herkes şaşkınlıkla ona bakıyordu ama onun gözleri tek bir kişiye odaklanmıştı.
‘‘ Kusura bakmayın arkadaşlar ama şaka öyle olmaz; böyle olur. ‘‘ dedi ve birden yukarıdan bir ses yükseldi. ‘‘ Harikasın Dilay! ‘‘ diye bağıran yüzünden boya damlayan Dialgo'ydu.
Alp hoca bile hala olayı anlamamış öğrencilerin haline gülüyordu. Adı Ulaş olan uzun boylu yakışıklı genç –elinde sarılı bir şey vardı- ve arkadaşları da diğerlerinin haline gülüyordu.
Dilay ‘‘ Hocam bizim için bu parti burada biti; biz gidiyoruz. Dialgo hadi. ‘‘ dedi ve aşağıya çoktan inmiş olan Dialgo ile birlikte okulun çıkışına doğru yürüdüler. Onları takip eden Ulaş da dâhil dokuz genç vardı ve bunlar Dilay'ın 'Tayfa'sıydı. Kahkahaları gecede yankılanırken Dilay arkasını dönüp bir kere baktı ve masum bir gülücük yolladı herkese. Belki de eğlenceli Dilay'ı gösterme zamanıydı.
* * * G E Ç M İ Ş G Ü N L E R * * *
Çantamı açıp Kemal'in verdiği hediyeye baktım ve notu okudum. Hediyeyi ilk gördüğümde korksam da notu okuduğumda rahatladım. Çantamda olan şey bir silahtı!
' Dilay! Korktun değil mi? Merak etme oyuncak ama aynı gerçek gibi. İçinde kırmızı boya topları var. Paintball da kullandığımız gibi. Eğer müdürünü falan korkutmak istersen ateş et. Can yakmaz ama gerçekçi gözükür. Bu da adamın kalbine indirmek için yeter de artar bile. Can yakmayacağına garanti veririm. Tekrar görüşmek dileği ile... ' yazıyordu notta.
Gülümsedim ve çantamın fermuarını çekip rahat bir pozisyona geçtim. Kafamı cama yaslayıp gözlerimi yumdum. Otobüs dolmaya başladığında yanıma oturan kişiye dönüp bakmadım çünkü içimde hala kırgınlık vardı. Otobüs harekete geçtiğinde birkaç kişi ‘‘ Hadi şarkı söyleyelim. ‘‘ dedi. Onlar hep bir ağızdan şarkı söylemeye başladığında rahatsız oldum.
Sesleri kötü değildi ama iyi de sayılmazdı. ‘‘ Akşam için heyecanlı mısın? ‘‘ diyen; yanımda oturan kişiye baktım. Dialgo'ydu ve fısıldayarak konuşuyordu. ‘‘ Niye heyecanlı olacağım ki? ‘‘ diye sordum ben de fısıldayarak. ‘‘ Akşam yatıya kalacağız ya; arkadaşlar birkaç öğrenciye şaka yapacaklar. Sence kimi korkuturuz? Hem niye zombi kılığına gireceğiz ki? Makyajı kim yapacak biliyor musun? ‘‘ diye art arda sorular sordu.
‘‘ Dialgo, sen neden bahsediyorsun? Benim hiçbir şeyden haberim yok. ‘‘ dedim. Dialgo gözlerini kıstı ve ‘‘ O zaman şaka yapacakları kişi sensin. ‘‘ dedi benimde aklımdakileri dile getirerek. Kafamda dönen çarkların sesini duyabiliyordum. Gülümsedim ve aklımda oluşan planı ona anlattım. Şaka nasıl yapılır gösterecektim onlara.
* * * G Ü N Ü M Ü Z * * *
Dialgo ile buluştuğumda ‘‘ Bana telefonunu verir misin? Yetimhaneyi aramam lazım. ‘‘ dedim. Gülümsedi ve ‘‘ Elbette. ‘‘ dedi ve cebindeki telefonu göz kırpıp bana uzattı. Ulaş'ın numarasını tuşlayıp açmasını bekledim. ‘‘ Ne var ya! ‘‘ diye telefonu açtığında şaşkınca telefona baktım.
‘‘ Benim Dilay. ‘‘ dediğimde ufladı ve ‘‘ Dilay kusura bakma bir kız beni durmadan arayıp duruyor. ‘‘ dediğinde kahkahalarla gülmeye başladım. ‘‘ Gülme be! ‘‘ diye diğer uçtan bağırdığında gülmeyi hemen kestim ve onu neden aradığımı anlattım.
‘‘ Ulaş! Okuldakiler bana bir şaka yapacaklarmış; hem de ağır bir şaka. Bende onlara misilleme olarak şaka yapmaya karar verdim. Bizim Tayfa'yı topla ve birlikte bir itfaiye battaniyesi ile okula gelin. Sana çağrı bıraktığımda onu ikinci katın penceresinin altında gerin. Hangisi olduğunu nasıl anlayacağınıza gelirse; geldiğinizde bu numaraya çağrı bırakın ve hangi camda ışıklar iki kez uzun üç kez kısa yanıp sönerse o camdır tamam mı? Battaniyeyi zamanında açma işi çağrı ile da olur; zaten silah sesini de duyarsınız. Ama merak etmeyin oyuncak silah. Birde bana benzeyen; eşofman giymiş bir mankenle ketçap getirin ve camın altına pencereden düşmüş gibi serin. ‘‘ dedim ve birkaç dakika daha planı anlattıktan sonra vedalaştık; sonra telefonu Dialgo'ya uzattım ve bu sefer ben göz kırptım.
‘‘ Dialgo seni aradıklarında sinyal vermeyi unutma lütfen! İki uzun üç kısa! Bir de seni anlından vurduğumda lütfen ölü numarasını düzgün yap. Hem acıtmıyor korkmana gerek yok. ‘‘ dedim. ‘‘ Merak etme Dilay! Hem sinyali veririm hem de iyi rol yaparım. Unuttun mu? Ben yüzücüyüm; nefesimi altı dakikaya yakın tutabiliyorum. Harika bir gece olacak. ‘‘ dedi ve birlikte güldük.
Arkamızdan biri daha güldü ve kim olduğunu gördüğümüzde rahatladık; Alp hocaydı. Konuşmanın yarısını duymuştu ve ona da planımı anlattım. O da şakaya dâhil olmak isteyince kabul ettim. Harika bir gece olacaktı.