Levent'in bana bunu söylediği şeylere akıl sır erdiremez şekilde bakıyordum. Hepsinin bir hayal olmasını ve gerçekten de kafayı yemiş olmayı ister miydim diye birkaç dakika donuk bir şekilde düşündüm. Elimde duran bardak titreyen elimden dolayı içindeki suyu az çok dışarıya, halıya boşaltmıştı. Hapları işe avuç içime öyle almış ve sıkmıştım ki neredeyse erimek üzereler gibi hissediyordum. "Buna inanmak istemiyorum!" dedim sessizce ancak beni yeterince duyabildiğini de biliyordum. Tek kelime edemiyor olmasının ne kadar can sıkıcı bir gerçek olduğundan daha çok canımı sıkan şey ise onun gerçekten bir şeyler biliyor olması ve asla konuşamıyor olmasıydı. "Sana bunu yaptıklarına inanamıyorum. Gerçekten bunu sana kendi öz halan mı yapıyor yani? Düzelme şansın varken seni böylesine yatağa mahk

