O sabah gözlerimi açtığımda, içimde bir sıkışma vardı. Ne rüyayla ilgiliydi bu his, ne de gördüğüm kabuslarla... İçimde bir yer, hâlâ bu yerden çıkamayacağımı fısıldıyordu. Artık günler mi geçmişti, yoksa sadece birkaç gece mi? Zaman, Lucas’ın evinde kendi kurallarına göre akıyor gibiydi. Yatağımdan kalktığımda Lucas yoktu. Bu sabah nedense daha sessizdi her şey. Sessizlik bile beni ürkütüyordu artık. O karanlık salon, kilitli kapılar, ve en kötüsü... Lucas’ın gülümseyen ama hiçbir şeyi açık etmeyen gözleri. Mutfakta kahvemi yudumlarken, gözüm koridora takıldı. Dün gece Lucas oraya doğru gitmiş, telefonla konuşmuştu. O sırada kapının hemen arkasında durmuş, onun boğuk sesini dinlemiştim. Her kelimesi karışık, her cümlesi tehditkâr gelmişti. “Temizlenmeli... Gecikme olursa zarar büyük olu

