Parçalanmak | Part 2

1725 Words
*** BARÇKENT İlter Gözlerim o kızıl gözlerle buluştuğunda olduğum yerde donup kaldım. Bunun gerçek olduğuna inanmam çok zordu. Şu an bilinçsiz bir şekilde gücümü kullanarak kendimi kandırıyor olamazdım. Karşımdaydı! Etten ve kemiktendi! Çekingen bir şekilde usulca beni selamladı. Gerçek olduğunu bilsem de bunu kabullenmekte zorlanıyordum. O kadar imkânsız bir andı ki şu an yaşadığım… Rüyalarımda beni daima gafil avlayan kadın, tam karşımda duruyordu. Beni yeneceğini, denge ve düzeni yeniden sağlayacağını defalarca kez bana haykıran kadındı o! Rüyalarımda karşımda lahuti bir şekilde yükselen kadın şimdi karşımda beni selamlayan bir Eski Kandı! Onunla bir şekilde karşı karşıya geleceğimize emindim. Bunun Yazgan’ın ofisinde olacağına ihtimal veremezdim. “Ben Ebren Hıncal, efendim.” Dedi usulca. Ses tonu kulaklarıma fısıldanan bir ilahi gibiydi. Başını yerden kaldırıp rüyalarımda olduğu gibi direkt olarak gözlerime bakmıyordu çünkü bunu yapamazdı. O bir Eski Kandı! “İlter,” dedim dümdüz. Yazgan’ın hayretle bana döndüğünün farkındaydım. Şu anda kendimi, sıfatlarımı kullanamazdım. Karşımda bu kadar savunmasız ve henüz parlamamışken bunu yapmayacaktım. Bu kadar savunmasızken neler olabileceğini merak ediyordum. Çünkü Eski Kandan olan kimse rüyalarımda bana göründüğü güçlere sahip olamazdı! “Asistanın mı?” diye sordum dümdüz bir sesle Yazgan’a. Yanımda dikleştiğine şahit oldum. Oldukça şüpheli göründü bana hareketleri. Onunla tanışmamı istemediği açıktı. “Evet.” Dedi ben gibi dümdüz bir tonla. “Bir Eski Kan asistan için mi bu kadar çaba sarf ettin?” diye sorarken ses tonum karşımdaki kadını kışkırtmaya yönelikti. Bakışlarımı bir an bile üstünden çekmediğim için öfke saçan gözlerini bana çevirişini görebildim. Ona baktığımı gördüğünde afallayarak yeniden bakışlarını kaçırdı. Dudaklarımda bir tebessüm belirdi. “İşini başarıyla yapması yeterli, çıkalım mı?” Sözleri keskindi. Sözlerimden en az karşımdaki kadın kadar rahatsız olduğunu görebiliyordum. Hissediyordum, benden daha fazla şey gizliyordu. Takındığı korumacı tavrı başka türlü açıklanamazdı. “Çıkalım, dostum.” Dedim son kez ona bakarken. Bakışlarımız yine birbirine çarptı. Dudaklarım aynı tebessüm ile kıvrıldı fakat bu onu afallattı. Bu haliyle fazlasıyla güzeldi. Ona göz kırptıktan sonra Yazgan’ın beni adeta sürükleyerek odadan çıkartmasına izin verdim. Soğuk havaya çıktığımız an tüm vücudum kasıldı. “Güzelmiş,” dedim Yazgan’ı bilerek kışkırtırken. Bakışlarını adeta bana sapladı. Karşısında ben değil de bir başkası olsaydı gülümsemesini dağıtacağına emindim. Sigarret paketini çıkardı ve içinden 2 dal aldı. Birini bana uzattıktan sonra diğerini dudaklarında dengeleyip yaktı. Çakmağı bana uzattığında onu elinden alıp kendiminkini yaktım. Derin bir nefes çektikten sonra ona döndüm. Onunla uğraşmaya devam edecektim. “Nereli?” diye sordum bu sefer de. “Otrar,” dedi yine dümdüz bir sesle. Ciğerlerine çektiği dumanı rahatsızlıkla dışarı verdi. “Otrarlı kızların güzel olduğunu duymuştum, haklılarmış.” Dedim tepkisini merak ettiğimden. Yüzü kasıldı. Doğru yere parmak bastığımı biliyordum. Oldukça sessizdi. Konuşmasını sağlamalıydım. “Her anlamda iyiler mi bari?” “İlter!” dedi sesi açıkça tehdit dolu. “Kişisel zevklerimi çalışanlarımın üzerinde denemek gibi fantezilerim yok!” Keyifle sırıttım oysa Yazgan’ın fazlasıyla siniri bozuldu. Her anından zevk alıyordum. “İş dışında?” dedim son vuruşu yapmak için. Sol irisindeki kurşuni leke de siyaha karışırken, bana vahşi bir hayvanın avını süzdüğü o tekinsiz bakışla baktı. “Uzak dur!” dedi avına ortak olmamı istemiyor gibi. “İyi bir sebep vermelisin, dostum.” Dedim pişkin pişkin sırıtırken. “Hatta çok iyi bir sebep olmalı!” Sözlerim onu duraksattı. Derin bir nefes alırken gözlerini yumdu ve ne söyleyeceğini düşündü. Çünkü birazdan itirafta bulunacaktı. “Ondan hoşlanıyorum.” Tam da beklediğim gibi! Sorgulamamam ve uzaklaşmam için kullanabileceği en güçlü kartı seçtiğine göre daha fazlası vardı! “Bir Eski Kan ve sen ha?” “Birini sevmenin kanla ilgisi olmuyor,” derken bakışları limana demir atmış gemilere döndü. “Yanında iyi hissediyor ve onun rahat, güvende olduğunu bildiğinde huzurlu hissediyorsan bu seni mutlu ediyorsa geriye kalanlar önemini yitiriyor. Sevgi tam olarak bununla ilgilidir!” Bu sözleri yalnızca Ebren’den uzak durmam için söylemiyordu. Samimiydi. Bu kurcalamamam için bir sebep daha verirdi. “Böyle bir evliliğe ne senin baban ne de benimki müsaade etmez.” Dedim ciddi bir şekilde. Duygularını ifade ediş şekli dürüsttü. Söylediği her kelimeyi hissettiğini anlamamak için aptal olmak gerekirdi. “Umarım en kısa sürede o tahta sen oturursun o zaman, dostum.” Dedi umut dolu bir tonla. “Umarım uzun bir süre daha bu lanet sorumluluktan muaf olurum,” dedim yüzümü ekşitirken. “Fakat buna benim de izin vermem çok mümkün görünmüyor.” “Soyluların ne dediğini umursayacağını sanmıyorum, arkadaşlığımız senin için daha değerli.” Sözleri ile bir an duraksadım. Kendinden ve arkadaşlığımızdan emin oluşu gözümden kaçmadı. Haklıydı, onunla aramızdaki arkadaşlığa entrika hiç karışamadı. Daima dürüst ve gerçek bir dostluktu bizimki. Birbirimizi birbirimize rağmen kabul edip benimsedik. Bu yüzden yıllardır kopmayan bir bağ vardı aramızda. Rüyalarımda bana, krallığıma hatta dünyanın düzenine karşı duran kadın, tek dostumun sevdiği kadındı. Bundan daha fazlasının olduğuna emindim. Tesadüflere inanan biri değildim fakat ne kadar karıştırırsam o kadar hayatımızı mahvedecek gibi hissediyordum. “Belki kaçmanıza yardım ederim. Dünyanın yaşanılamaz denilen kara parçalarından birinde güzel bir hayat kurarsınız.” Dedim uzaklara bakıp gülümserken. “Öyle bir yer varsa lütfen beni de haberdar edin, kafayı sıyırdıktan sonra yanınıza kaçarım.” Sözlerime her ikimizde güldük. Sohbetimiz bu andan sonra normalleşti ve iki dost olarak konuşmaya devam ettik. Geleceğin bize hazırladığı kurgudan habersiz, o an olduğumuz gibi davranmayı seçtik. Ardından yeniden Yazgan’ın ofisine döndüğümüzde Ebren’i göremedim ve gözlerim sürekli onu aradı. İçimde çağlayan merakımı susturamıyordum. Yazgan için durabileceğimi bilsem de şu anda bunu yapabilmek oldukça zordu. Onu tanımak ve keşfetmek istiyordum. Bu deli dürtüden kurtulamıyordum. Yazgan da bunu fark etmiş olmalı ki odaya döndükten sonra evraklara boğdu bizi. “Neden görevlendirilen resmi heyet burada değil?” diye sordu başını kâğıtlardan kaldırdığı bir an. “Onları postaladım.” Dedim dürüst bir şekilde. “Tüm evrakların bir kopyasını kraliyet kalemine teslim etmek için götüreceğim zaten. Yolda göz atarlar.” Sözlerime sırıttı. Evrakların kopyalarını alıp çantama yerleştirdim. Heyetle birkaç güne yapılacak işi tek günde bitirebilmek muazzamdı. “Tüm evraklar bu şekilde, belgelerin tamamına elektronik olarak da ulaşabilirler.” Diyerek saatler sonra işimizi noktaladı Yazgan. “Bir fincan kahveni ya da çayını alırım artık o zaman.” Dedim bilerek. Bakışları tehditkâr bir şekilde bana döndü. Pes etmeyeceğimi görüyordu, beni durduramazdı. Ben Pars Soylu Kanından gelen bir prenstim. Bu ülkede beni babam dışında durdurabilecek kimse yoktu! Masanın üstündeki blakini (Telefon) alıp tek bir tuşa bastı ve kulağına götürdü. Güçlü koruma içgüdüleri beni ateşliyordu. Kendisine çay bana da kahve söyledi. Ben de heyecanla beklemeye başladım. Birkaç dakika sonra çalan kapı sessizliği böldü. Yazgan, gerekli komutu verdikten sonra kapı açıldı. Elinde tuttuğu tepsiyle içeri girdi Ebren. Dikkatli bir şekilde yanımıza doğru geldi. Üstündeki lacivert takım elbisesi ile fazla resmi ve güzel görünüyordu. İşini iyi yaptığını söylemişti Yazgan, haklı olmalıydı. Boynunda ona fazlasıyla yakışan bir beyaz fular vardı. Sıkıca at kuyruğu yaptığı saçları şimdi salıktı. Oldukça kontrolcü birine benziyordu. “Sen de otur Ebren.” Dedim prensliğin getirisi buyurgan ses tonunla. Bana şaşkınlıkla baktı. Ondan daha fazla şaşıran Yazgan oldu. Halk ile iç içe olmaktan hoşlanmadığımı bilirdi. Yetiştirilme tarzımdan olsa gerek onlarla arama daima çizilmiş sınırlar vardı, aşılması imkânsız olan. Fakat şu anda bu umurumda değildi. Oturmasını istiyordum. Kaderin bizim için çizdiği ana gelmeden önce onlarla karşılıklı oturmak istiyordum. Sanki o an bile biliyordum yerimin neresi olacağını… “Teşekkürler, efendim.” Dedi nazik bir sesle. “Yapılacak işlerim var, öncelikle onları halletmem gerekli.” “Yazgan birkaç dakika yanımızda oturmana bir şey demeyecektir,” diyerek ona döndüm. “Öyle değil mi Yazgan?” Sanki sözüme itaatsizlik edebilecek gibi ona sormamın tek nedeni olduğum kişiden Ebren’in haberinin olmayışıydı. Kendim olarak karşısına çıkmış olsaydım ona zaten sormuyor olurdum. “Elbette, oturmaz mısın Ebren?” Bir an ne yapacağını bilemese de eli mahkûm oturdu tam karşımdaki tek kişilik koltuğa. Gözlerim dikkatle onun üstünde dolaşıyordu. Bana bakmıyor oluşundan rahatsız oldum. İnsanlara bunu mu yapıyorduk gerçekten? Dengenin bozulduğu her toplum bir süre sonra çöktüğüne tarihte defalarca şahit olmamıza, dünyayı kesin bir kıyamete sürüklememize rağmen buna devam ediyorduk. Oldukça ahmakçaydı ama bir grup sürekli gücü kendi elinde tutmak için amansız bir çabaya girişiyordu. Defalarca bu yüzden medeniyetlerin yok olduğunu biliyorduk ama buna rağmen aynı düzeni sürdürmekte ısrarcıydık. Bunu benim hükmettiğim dönemde değiştirebilirdim. Ama hangi ahmak kral kendi yetkilerinin sınırlandırılmasına ön ayak olurdu? Bir devrim olabilirdi benim zamanım. Herkes için adaletin ve umudun olduğu bir dönem. Atalarımın aksine adaletle yönetilen bir dönem. İnsanların asla unutamayacağı bir kral olurdum! “Nerelisin, Ebren?” “Otrar, Soylu Kan İlter.” Dedi resmiyetle. Bana bakmasını istiyordum. Neden bana bakmıyordu? “Bana bak!” dedim sert bir tonla. Yazgan oturduğu yerde bir anda dikleşti ama bana bir şey söyleyemezdi. Şaşkın ama bir o kadar öfke dolu kızıl gözlerini bana çevirdi. Tavrımdan, Soylu Kanlardan nefret ediyordu. Bunu o kızıl gözlerinde oldukça net görebiliyordum. Bakışlarında özgüvenin, sonumu getirecek duyguların emaresi bile yoktu. Karşımda cesurca beni yenebileceğini söyleyebilen o kadından oldukça uzaktı. “İlter,” dedi Yazgan uyaran bir tonla. Herhangi bir yanlışa yeltenmem olacakları umursamadan beni kanımda boğmasına sebep olabilirdi. Bugün değil, dostum… Parmaklarım sihrimi açığa çıkartmak için hareketlendiği esnada Yazgan’ın derin bir nefes aldığını hissettim. Her ikisi de oldukça savunmasızdı. Etrafımdaki gerçekliği bir anda değiştirmeye başladım. “Kim olduğumu biliyor musun?” diye sordum sesimdeki ölüm naralarıyla. Yazgan ne yaptığımı ilk anlayan oldu. Karşımdaki kadınsa gözlerime anlam veremeyen ifadelerle baktı. “Yapma!” diye sakince uyardı beni Yazgan. “Cevap ver!” dedim yüksek sesle. İrkildi. Gözlerini kırpıştırırken Yazgan’ın harekete geçmesi gecikmedi. “Hayır, efendim.” Dedi usulca Ebren. “Nerede olduğumuzu biliyor musun?” diye sordum merakla. “İlter!” diyen Yazgan beni yeniden ikaz etti. “Hayır, efendim.” Dedi buna rağmen Ebren. Bakışlarında bir şaşkınlık, yaşadığı olaya rağmen gerginlik yoktu. Bu garipti işte. Mekân gözlerimizin önünde değişiyordu. Artık Yazgan’ın odasında değil sarayın en sevdiğim bahçesindeydik. Üçümüzde ayakta ve aynı konumlarda birbirimize bakıyorduk. Üstümde her zaman olmasına alışık olduğum şaşaalı kıyafetler, başımda kim olduğumu haykıran tacım vardı. Dudaklarım keyifle kıvrıldı. “Şimdi tanıyor musun?” Gözlerini kırpıştırarak cevap vermeden boş boş suratıma baktı. “Hayatında daha önce saraya gitmedi, İlter. Sarayın bahçelerinden birinde olduğumuzu nasıl anlayabilir?” diyerek araya girdi Yazgan. Dikkatim dağıldı ve ona döndüm. Ne oluyordu burada? Yüzünde dehşet dolu bir ifade ile Yazgan’a dönen Ebren’i dikkatle izledim. Şaşırdığı suratından belli oluyordu. “Seni bu kıyafetlerle ve başındaki taçla ancak göreç (Televizyon) ekranlarında görebilirdi fakat bildiğin gibi onların bu gibi elektronik eşyalara erişimi kısıtlıdır.” “Bağışlayın, majesteleri,” diyerek reverans yaptı Ebren. “Kendinizi tanıtmadığınız için maalesef ki sizi tanıyamadım.” Bunun sebebinin daha farklı bir şey olduğuna emindim ama onun ne olduğunu bilmiyordum. Burada dönen başka bir şey vardı fakat şu an ilgim yalnızca Ebren üzerindeydi. Nasılsa öğrenecektim onun kim olduğunu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD