Yaman, banyodaki o buz gibi duşun ardından, ıslak saçları ve üzerine geçirdiği temiz tişörtüyle odaya geri döndü. Tek bir kelime bile etmeden, sanki az önce Efsun’un vücudunda o fırtınaları koparan adam o değilmiş gibi koltuğa uzandı. Odanın karanlığında sadece ikisinin de düzensiz ama yavaşlayan nefesleri duyuluyordu. Ertesi sabah, New York güneşinin gökdelenlerin arasından sızan keskin ışığı odayı doldurduğunda, Efsun gözlerini hafifçe araladı. Yaman çoktan uyanmış, jilet gibi takımıyla pencerenin önünde kahvesini yudumluyordu. Efsun’un uyandığını fark edince buz gibi bir profesyonellikle ona döndü; ancak gözlerinin derinliğinde hala dün gecenin o karanlık izleri vardı. "Günaydın," dedi Yaman, sesi her zamanki otoriter tonuna geri dönmüştü. "Hazırlan, aşağıda hızlıca bir kahvaltı yap

