)
Sabah aynaya baktığımda gördüğüm kadın, gece kapı eşiğinde ağlayan o zayıf kız değildi. Göz altlarımdaki yorgunluğu kapatıcıyla gizlemiş, en ciddi takım elbisemi giymiş ve maskemi yüzüme takmıştım. Ofise girdiğimde tek bir hedefim vardı: Yaman Karahan ile aramdaki o profesyonel mesafeyi bir daha asla yıkılmayacak şekilde yeniden inşa etmek.
Masama oturdum, dosyalarıma gömüldüm. Saatler geçti, Yaman odasından çıkmadı. Ta ki öğle saatine kadar...
Kapısı açıldı. Ağır adımlarla masama yaklaştığını hissettim. Başımı kaldırmadım, sadece önümdeki rapora odaklanmış gibi yaptım. Ama onun o yoğun kokusu alanı doldurduğunda, kalbim haince hızlanmaya başladı.
"Efsun," dedi. Sesi, geceki o boğuk ve duygusal tondan sıyrılmıştı ama hala derin bir tınısı vardı. "Odama gel. Dün gece yarım kalan şu raporları konuşalım."
"Raporlar hazır, Yaman Bey," dedim buz gibi bir sesle. Başımı hala kaldırmıyordum. "Klasörü masanıza bıraktım. Bakabilirsiniz."
Bir sessizlik oldu. Yaman masamın üzerine iki eliyle yaslandı, üzerime doğru eğildi. Artık kaçışım yoktu. Başımı kaldırdım ve o koyu, sorgulayıcı bakışlarla karşılaştım. Gözlerinde gece yaşananların ağırlığı vardı.
"Neler oluyor?" diye fısıldadı, sadece benim duyabileceğim bir tonda. "Neden yüzüme bakmıyorsun?"
Hızla ayağa kalktım ve bir adım geri çekildim. "Çünkü bakmamı gerektirecek bir durum yok. Ben asistanınızım, siz de benim patronumsunuz. Lütfen aramızdaki mesafeyi koruyun."
Yaman’ın kaşları çatıldı, sabrı tükeniyordu. Bir hamlede etrafımdan dolanıp yanıma geldi, kolumu nazik ama sıkıca tuttu. "Bana o geceki öpücüğün bir hata olduğunu söyleyip kaçamazsın Efsun. Aramızda bir şey var, bunu ikimiz de biliyoruz."
Kolumu sertçe elinden kurtardım. Gözlerimin içine kadar giren o adama karşı sesimi yükseltmekten çekinmedim.
"Benden uzak durun, Yaman Bey!" dedim, sesim ofisin sessizliğinde bir kırbaç gibi şakladı. "Siz beni daha dün tanıdınız! Birkaç gün içinde hayatıma girip, evimin kapısına kadar gelip, her şeyi darmadağın edebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Sizin için bu bir oyun olabilir, nişanlınızla yaşadığınız kavgaların hıncını benden çıkarıyor olabilirsiniz. Ama benim kaybedecek çok şeyim var."
Yaman bir adım daha atmak istedi ama elimle 'dur' işareti yaptım.
"Dün gece yaşananlar, sadece zayıf bir anımdı ve orada kaldı. Bir daha asla tekrarlanmayacak. Şimdi izin verirseniz, işime dönmek istiyorum. Patronum olarak kalmaya devam edecekseniz burada kalırım, yok eğer sınırları zorlayacaksanız..."
Gözlerimin içine baktı. O an o devasa adamın ilk kez bir darbe aldığını gördüm. Şaşkındı ama bakışlarındaki o 'sahip olma' arzusu sönmemişti, aksine daha da hırslanmıştı.
"Daha dün tanıdım, öyle mi?" diye mırıldandı, sesi şimdi çok daha tehlikeliydi. "Bazı insanlar birbirini kırk yıl tanısa da o elektriği hissedemez Efsun. Ama ben seni gördüğüm ilk saniye, senin benim olacağını biliyordum. İstediğin kadar duvar ör... Ben o duvarları yıkmayı çok iyi bilirim."
Arkasını dönüp sert adımlarla odasına girdi ve kapıyı çarparak kapattı.
Mesai saati biter bitmez, Yaman’ın odasından çıkmasına fırsat vermeden çantamı topladım. Gün boyu hissettiğim o ağır bakışlardan, koridordaki gergin havadan ve en çok da kalbimin hain atışlarından kaçmak istiyordum. Ofis binasından çıktığımda, İstanbul’un akşam serinliği yüzüme çarptı. Derin bir nefes aldım; sanki o cam binadan çıkınca Yaman’ın üzerimdeki etkisi de dağılacaktı.
Metroya doğru yürürken, hayatımın ne kadar hızla değiştiğini düşünüyordum. Sadece bir hafta önce iş arayan bir kadındım, şimdi ise Türkiye’nin en güçlü adamlarından birinin hem sağ kolu hem de en büyük sınavıydım. Kalabalığın arasına karıştım, her zamanki sıradan rotamı izledim. Eve gitmeden önce anneme taze meyve ve birkaç ilaç almak için mahalledeki markete uğradım.
Her şey o kadar normal, o kadar sıradandı ki... Arkamdaki siyah camlı, lüks aracın üç sokaktır beni takip ettiğini fark etmedim bile.
Yaman’ın Anlatımıyla
Ofisin geniş penceresinden onun gidişini izledim. Omuzları dik, adımları kararlıydı. Beni reddetmişti, bana haddimi bildirmişti ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu. Ama ben... Ben o kadar kolay vazgeçemezdim.
Masamdaki dahili telefonu kaldırdım. "Selim, hazır mısın?"
"Evet Yaman Bey, tam arkasındayım. Fark etmesi imkansız," dedi güvenilir korumam ve sağ kolum Selim.
"Onu sadece izlemeyeceksin," dedim, sesimdeki karanlık tınıyı bastıramayarak. "Girdiği her sokağı, konuştuğu her insanı, kapısının önünden geçen her gölgeyi bilmek istiyorum. Başına bir şey gelirse, o mahallenin altını üstüne getiririm, anladın mı?"
"Anlaşıldı efendim."
Telefonu kapattım. Koltuğuma yaslanıp karanlık ofiste tek başıma kaldım. Efsun beni dün tanıdığını sanıyordu ama ben onu zihnime çoktan mühürlemiştim. O, akşam yemeğini hazırlarken, annesiyle ilgilenirken ya da yatağına uzanıp tavanı izlerken; benim nefesimin ensesinde olduğunu bilmeyecekti.
Onu korumak mı istiyordum, yoksa tamamen kontrol altına almak mı? Bu sorunun cevabı benim için bile bulanıktı. Tek bildiğim; o yeşil gözlerin benden başka kimseye bu kadar derinden bakmasına izin vermeyeceğimdi.
Eve girdiğimde annemin hafif öksürüğünü duydum. Poşetleri mutfağa bırakıp yanına koştum. "Anne? İyi misin?"
"İyiyim kızım, sadece biraz üşütmüşüm herhalde," dedi gülümseyerek.
Onun yanına oturdum, ellerini tuttum. Dışarıda, sokağımızın köşesinde motoru çalışan o siyah arabanın içinde bir çift gözün evimizi izlediğinden habersizce anneme sarıldım. Kendimi güvende hissediyordum. Ama o gece, pencerenin perdesini kapatırken sokaktaki o yabancı karaltıyı gördüğümde içimi tuhaf bir ürperti kapladı.
Sanki Yaman... Sanki o buradaydı. Kokusu rüzgara karışmış, varlığı karanlığa sinmiş gibiydi
Gecenin en karanlık saatiydi. Yaman’ın kokusunu taşıyan rüzgarın hayaliyle uykuya dalmaya çalışırken, yan odadan gelen o boğuk ve kesik kesik öksürük sesiyle fırladım yerimden.
"Anne?"
Hızla yanına koştum. Annem yatağında doğrulmaya çalışıyordu ama nefesi sanki göğüs kafesine sıkışmış gibiydi. Yüzü bembeyazdı ve elleri buz gibiydi. "Nefes... Efsun, nefes alamıyorum," diye inledi.
O an dünyam başıma yıkıldı. Tüm o güçlü duruşum, Yaman’a karşı ördüğüm duvarlar, gururum... Hepsi bir anda yok oldu. Titreyen ellerimle telefona sarıldım, ambulansı aradım ama gelmeleri zaman alacaktı. Annemi sarsmamaya çalışarak giydirdim, onu kucağıma alacak gücüm yoktu ama bir şekilde dış kapıya kadar çıkardım.
"Yardım edin! Kimse yok mu?" diye bağırdım boş sokağa. Gecenin bu saatinde kimse duymazdı beni. Çaresizce sokağın başına doğru bakarken, saatlerdir orada bekleyen o siyah, lüks araç aniden farlarını yaktı.
Araba hızla yanımızda durdu. İçinden iri yarı, sert görünümlü bir adam indi. Selim... Yaman Bey’in koruması.
"Efsun Hanım, hemen arka koltuğa geçin!" dedi emir veren bir sesle. Sorgulayacak vaktim yoktu. Annemi arka koltuğa yatırdım, ben de yanına çöktüm. Selim vitese öyle bir taktı ki, tekerleklerin çığlığı mahalleyi inletti.
Selim bir yandan direksiyon sallarken bir yandan kulağındaki kulaklığa dokundu: "Efendim, durum acil. Efsun Hanım'ın annesi kriz geçiriyor, en yakın tam teşekküllü hastaneye geçiyoruz."
Hastaneye ulaştığımızda kapıda bizi beyaz önlüklü bir ekip bekliyordu. Annemi sedyeye aldıklarında, hayatımın en büyük korkusuyla baş başa kaldım. Koridorun ortasında, üzerimde pijamalarım, ayağımda terliklerle öylece kalakaldım.
Beş dakika geçmemişti ki, hastanenin otomatik kapıları gürültüyle açıldı. İçeri giren kişiyle nefesim kesildi.
Yaman.
Üzerinde ev haliyle giydiği siyah bir tişört ve pantolon vardı. Saçları darmadağındı, gözlerinde ise daha önce hiç görmediğim bir endişe vardı. Koşarak yanıma geldi ve sormadan, izin istemeden beni kollarının arasına aldı. Göğsüne çarptığımda, o tanıdık ve güven veren kokusu tüm korkumu bir anlığına bastırdı.
"Geçti... Buradayım," dedi boğuk bir sesle. Başımı göğsüne yaslayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Bir süre sonra geri çekildim, gözyaşlarımı sildim ve o gerçeği hatırladım. "Siz... Siz beni takip mi ettiriyordunuz? Selim’in orada ne işi vardı?"
Yaman, yeşil gözlerimin içine dürüstçe baktı. "Evet, ettiriyordum. Çünkü seni o mahallede, o çaresizlikte yalnız bırakamazdım Efsun. Şimdi bana kızabilirsin, beni kovabilirsin ama şu an değil... Şu an sadece yanımda kal."
Gözlerimi ondan kaçırdım. Beni takip ettirmesi bir suçtu, bir saplantıydı ama eğer o araba orada olmasaydı annemi şu an kaybetmiş olabilirdim.
"Doktor ne dedi?" diye sordu Yaman, elimi sıkıca tutarak. Bu kez elimi çekmedim. Çekemedim.
"Haber bekliyorum," dedim fısıltıyla.
Yaman, hastanenin ortasında, herkesin önünde eğilip alnımdan öptü. "Ben buradayken ona hiçbir şey olmayacak. Söz veriyorum."
Hastanenin o ağır ilaç kokulu koridorunda zaman durmuş gibiydi. Yaman’ın eli hala elimi sımsıkı tutuyordu; o devasa adamın sıcaklığı, içimdeki buz tutmuş korkuyu eritmeye çalışıyordu. Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açıldı ve doktor yorgun ama gülümseyen bir yüzle dışarı çıktı.
"Efsun Hanım?"
Hızla doğruldum, nefesimi tutarak doktora baktım. "Annem... Annem nasıl?"
"Korkulacak bir şey yok, sadece ağır bir panik atakla birleşmiş astım krizi. Müdahaleyi zamanında yaptık. Eğer birkaç dakika daha geç kalsaydınız sonuçları daha ağır olabilirdi. Şu an uyuyor, genel durumu gayet iyi."
Dizlerimin bağı çözüldü, hıçkırıklarım bu sefer rahatlamayla boşaldı. Yaman hemen arkamda belirdi, ellerini omuzlarıma koyup beni desteklemek istedi. Ama o an, annemin iyi olduğunu bilmenin verdiği güçle kendime geldim. Omuzlarımı dikleştirdim ve yavaşça onun ellerinden sıyrıldım.
Yaman’a döndüm. Gözlerindeki o samimi rahatlamayı, o yoğun bakışları görebiliyordum. Ama bu, gerçeği değiştirmiyordu.
"Duyduğunuz gibi," dedim sesimi olabildiğince mesafeli tutmaya çalışarak. "Annem iyi. Selim Bey’e ve size... Her şey için teşekkür ederim Yaman Bey."
Yaman bir adım yaklaştı, "Efsun, sadece yanında olmak istedim..." diyecek oldu ama elimi kaldırıp onu durdurdum.
"Hayır, dinleyin beni. Bu yaptığınız yardımlar... Bunlar normal değil. Siz beni daha dün tanıdınız! Bir gün asansörde karşılaştığınız, ertesi gün işe aldığınız birinin evinin önünde neden koruma bekletiyorsunuz? Neden gecenin bir yarısı buradasınız?"
"Seni korumak için!" dedi Yaman, sesi hastane koridorunda hafifçe yükselerek. "Seni o mahallede yalnız bırakmaya içim elvermedi."
"Bu koruma değil, bu bir takıntı," dedim gözlerimin içine kadar giren o adama cesaretle bakarak. "Lütfen, benden uzak durun. Eğer beni takip ettirmeye, hayatımın her anına böyle sızmaya devam ederseniz sizi polise şikayet ederim. Ve yemin ederim, bu şirketten bir saniye bile beklemeden istifa ederim."
Yaman’ın yüzü asıldı, o sert ve gururlu ifadesi geri döndü. "Ciddi misin sen? Hayatını kurtardım, anneni kurtardım Efsun!"
"Annemi kurtardınız, bunun için size minnettarım ama bu size hayatımı yönetme hakkı vermiyor. Daha dün tanıdığınız birine bu kadar yatırım yapmanız, bu kadar 'yakın' olmaya çalışmanız fazla. Çok fazla... Aramızdaki o sınırı sakın bir daha geçmeyin."
Arkamı döndüm ve annemin odasına doğru yürürken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Arkamda bıraktığım adamın öfkesini ve o yaralanmış gururunu sırtımda hissedebiliyordum. Ama biliyordum ki, eğer şimdi geri adım atarsam, Yaman Karahan beni tamamen kendi dünyasına hapsedecekti.