En son ne zaman bu kadar güldüğümü hatırlamıyordum. Hele bir yabancının karşısında böyle kendinden geçecek kadar hiç gülmemiştim. Ne saçmalıyordu bu herif? Yasalar, kolluk kuvvetleri ya da az önce bahsettiği o avukat ordusu dururken medeni kanunun 4721 numaralı maddesi mi kurtaracaktı onu Zafer inşaattan?
- Bu hayatımda duyduğum en saçma şey. Öyle saçma ki şu an bunun garip bir rüya olduğunu düşünüyorum.
- Ne o Dilrüba? Gündüzleri beni mi düşünüyorsun ki, geceleri rüyana giriyorum?
- Saçmalamayı kesin, yeter! Böyle bir saçmalığı asla kabul etmeyeceğim.
- Daha anlaşmanın koşullarını bile dinlemedin?
- Bakın siz tamamen akıldan ve mantıktan uzak konuşuyorsunuz. Gerçek bir avukat olabilmem için en az iki yıl staj yapmam gerekiyor. Hem öyle olmuş olsa bile bu dedektiflik işini bir çok farklı yoladan yapabilirsiniz. Yok mu o avukat ordunuzda sizinle evlenmek isteyebilecek birisi? Hem neden ben?
- Çünkü sen de kazanacaksın ve baban bunu hak ediyor. Bak Dilrüba, kardeşim vurulduğundan ve seninle karşılaştığımız günden beri bunu düşünüyorum. Yaşadıkların sana ve ailene karşı büyük haksızlık. Gündüz çalışıp akşam okuman, gece denebilecek bir saatte eve dönmek zorunda kalman ve en başında baban ve diğer işçilerin uğradığı haksızlıklar. Sana daha hızlı ilerlemen ve aradığın ip uçlarına bir an önce ulaşman için imkan sağlamaktan bahsediyorum. Doğan - Er Hukuk'u mutlaka duymuşsundur.
- Evet duymam mı? Her avukat adayının ileride olmak istediği yer.
- Pekii sana orada staj yapma imkanı sağlayacağımı söylesem? Önümüzdeki adli tatilden sonra bünyelerinde çalıştırmak üzere beş yeni stajyer almaya karar verdiklerini duydum. Kaynaklarım da oldukça sağlam. Biri neden sen olmayasın?
- Bakın bunu elbette isterim ama evlilik şartı hala çok saçma geliyor. Hem benim kim olduğumu araştırdıklarında benden şüphelenmeleri oldukça kolay olacak. Planınızda alarm veren çok nokta var Kaya bey.
- Bu anlaşmada karşılıklı vermemiz gereken tavizler olacak Dilrüba. Öncelikle sen bahsettiğim hukuk bürosuna gidip Avukat Serdar Doğan'ı bulacaksın. Kendisi ile dostluğumuz çok eskiye dayanıyor ama bizim dostluğumuzu ailem dahil hiç kimse bilmiyor. Nedenini daha sonra açıklayacağım. Serdar Soner Gruba iki yıl önceki şaibeli kaza için dava açacak. Ben de şirket yöneticisi olarak sen ve ailenle anlaşma yoluna gitmeyi tercih edeceğim. Size ödeyeceğim tazminatla ailene yeni bir ev ve hayat kuracaksın. Hatta baban da çok iyi bir merkezde tedavi olmaya başlayacak. Bütün herkes bu davadan ve benim ihmali kabul ettiğim için tazminat ödemeyi kabul ettiğimi konuşacak. Bu süreci okulun bitene kadar uzatacağız. Serdar ile olan avukat müvekkil münasebetin Doğan-Er hukukta sana staj yapmanın yollarını açacak. Çalışkan bir insan olduğunu ve onları asla mahçub etmeyeceğini biliyorum Dilrüba. Senin için mükemmel bir deneyim olacak. Şimdi gelelim evlilik mevzusuna. Seninle bu dava sürecinde yakınlaşıp aramızda duygusal bir birlikteliğin başamasına insanları inandırmak zor olmayacak. Güzel bir kadın ve gizemli bir genç iş adamı mükemmel bir magazin malzemesi. Sen ve ailen zaten istediğiniz tazminatı aldığınız için senin şirketin kirli işlerini kurcalayacağın kimsenin aklına gelmeyecek. Benimle birlikte boy gösterecek ve bu sırada da ciddi anlamda işine devam edeceksin. Üzerine basa basa söylüyorum Doğan-Er Hukuk ile ailemizin ne geçmişte ne de şimdi hiçbir bağı yok. O yüzden kendi avukatlarımı değil de onları seçtim. Çünkü bu önemli süreçte beni kimin sırtımdan vuracağını bilemem. Eş durumundan şirket hukukunda ve yapılacak anlaşmalarda söz sahibi olacaksın ve bu da bir çok belgeye ulaşımını sağlayacak. Serdar ile birlikte bu işi başaracağınızı biliyorum. Anlayacağın evlilik meselesi senin şirket belgelerine ulaşmanı kolaylaştıracak. Benim söyleyeceklerim bu kadar senin eklemek istediğin herhangi bir şey var mı?
Duyduklarım o kadar akıl dışı ve aynı zamanda da o kadar mantıklıydı ki; birden düşlediğim ya da planladığım her şey önüme serilmiş gibiydi. Ama bu adama ne kadar güvenebilirdim? Neticede o da Soner soyadını taşıyordu ve iş sarpa sarmaya başladığında beni yüz üstü bırakıp bırakmayacağını bilmiyordum.
- Bir şeyler söylemeni bekliyorum.
- Pekala bir sözleşme hazırlamak istiyorum. Bu evlilik asla gerçeğe dönüşmeyecek. Karşılıklı olarak istediklerimizi aldığımız an sonlanacak. Ve bütün bunlardan sonra Soner ailesi ile bir daha iletişimi dahi kurmak istemiyorum.
- Sözleşmeye bu maddeleri elbette koyabiliriz ama bildiğim kadarıyla maddeleri belli bir süre ile sınırlandırmamız gerekecek.
- 6 ay. 6 Ay içerisinde herkesin hakettiği cezayı almasını istiyorum. 6 ay sonunda sözleşme geçersiz kalacak ve biz de kağıt üzerindeki evliliği medeni bir şekilde sonuçlandıracağız.
- Başka şeyler de istersin diye düşünmüştüm.
- Nasıl şeyler?
- Bilmem, belki de bir tazminat bedeli falan.
- Zaten ilk davada anlaşma sonucunda babamın hakettiği tazminatı ödeyeceğinizi söylediniz. Onun haricinde kendim için başka birşey istemiyorum. Ama diğer mağdurların tazminatlarını da ödemeniz şartıyla.
- Onlar zaten Serdar'ın gündeminde olacak. Yani o konuda endişelenmene gerek yok. Dava açılırken, o gün kazada yaralanan ya da hayatını kaybeden kim varsa hak ettiği tazminatı alacak. Ama benim iyi niyetimi göstermek için yapmak istediğim bir şey daha var.
- Maddi bir şey olmaması şartıyla.
- Hayır maddi değil. Senin çalışırken rahat olman için, boş olan diğer üç stajyer kadrosunu da dostların için ayırmasını istedim Serdar'dan. Sanırım her arkadaş grubu gibi sizin de birlikte çalışma hayalleriniz vardır. Böylece erkek arkadaşından da ayrılmamış olursun. Tabii toplum önünde ilişkinizi gizlemeniz kaydıyla.
- Erkek arkadaşım?
- Evet. Geçen gün durakta gördüm sizi.
- Emre mi? O sadece yakın bir dostum. Abim gibidir. Ama şunu söylemem gerekir ki bu yaptığınız bizim için çok önemli gerçekten. Eğer dördümüze de Doğan-Er gruğta staj yapma fırsatı sağlayabilecekseniz size sonsuza dek minnettar kalırım.
- Oysa az önce evliliğimiz biter bitmez Soner soyadından kimse ile muhatap olmak istemediğini belirttin. Sanırım soyadımı değiştirmem gerektiğini söyleyeceksin.
- Sanırım anlaşmayı sizi dışarıda tutacak şekilde düzenleyebilirim.
Bu söylediğim karşısında belki de yüzünde ilk defa ciddi bir tebessüme şahit oluyordum. Açıkçası onu izlediğimi farkettiğimde bariz bir şekilde utanmıştım. Gözlerimi kaçırınca belli belirsiz bir kıkırtı duydum. Sanırım artık burada daha fazla durmamı gerektirecek bir durum yoktu.
Kaya Soner'den...
Çoğu insan karşılarına böyle bir teklifle çıktığınızda işin maddi boyutuna odaklanıp manevi bütün değerleri bir kalemde silip atabilir. Açıkçası onun da o insanlardan olmasından korkuyordum. Buraya geldiğimden ve onun kim olduğunu öğrendiğim günden sonra önlenemez bir biçimde kendimi ona ve diğer mağdurlara karşı borçlu hissediyordum. Ne Hakkı beyin ne de Ömer abinin onlar için savaşacak bir yakını yoktu. Ama Dilrüba hayatını bariz bir şekilde babasını bu hale koyanlardan intikam almaya adamıştı. Nereden mi biliyordum? Staj başvurusu yaptığı hukuk bürosunda bize karşı biriken davalardan tahmin etmek çok da zor olmadı anlayacağınız.
Bu planı yapmaya başladığımda niyetim kimsenin zarar görmeden hakettiğine kavuşmasıydı. Ama Dilrüba'yı dün gece sokakta o halde görünce önceliğim birden bire onu korumak olarak değişmiş ve bu duruma kendim açısından oldukça şaşırmıştım. Uyuduğu süre boyunca bileğindeki morluğu ve dizlerinde yer yer kanayıp pantolonunda iz bırakan yaralarını seyretmekten kendimi alamadım. Bazılarının hırsları güçsüz insanlar üzerinde maalesef yaralar açıyordu. Dilrüba ve onun gibilerin asıl ağır yaraları elbette görünmeyen yerlerdeydi. Hakan denilen o adamı sırf bu kadar canını acıttığı için bizzat ben cezalandırmıştım.
Az önce karşımda oturan kızın arkasından epey düşünme fırsatı buldum. Tasarladıklarımı defalarca kez gözden geçirmeye çalışmış fakat onun ilk defa denk geldiğim açık saçlı görüntüsü ile sürekli başa sarmıştım. Görüntüsü yeniden aklıma takılınca yerimden kalkıp kendime başka meşkaleler aradım. Bugün Cumartesiydi ve buradaki hayata oldukça uzun süre uzak kaldığım için yapacak hiçbir şeyim yoktu. Keşke onun erken gitmesine müsaade etmeseydim diye düşündüm bir an. Onu düşünmekten kaçarken bile kendimi onu düşünürken bulmak pek de sağlıklı değildi. En iyisi çıkıp evde hizmetlilere terör estiren Bora'yı görmekti. Bora'nın daha fazla dibe batmaması için canla başla savaşacaktım. Aynı anneden olmasak da o benim tek kardeşimdi. Babamın yaptığı gibi kimseyi hayatın insafına bırakmayacaktım.
...
Evin kapısını anahtarımla açıp içeri girdiğimde açıkçası nasıl bir tepki ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Evde garip bir sessizlik vardı. "Anne, Doruk" diye seslendim ama ikisinden de ses gelmedi. Babamın ne kadar süredir yalnız olduğunu bilmemek beni ürkütmeye başlayınca adımlarım hızlıca oturma odasını buldu. Soba sönmek üzereydi ve kapı açık olduğu için içerisi buz gibi olmuştu. Üstelik babamın üzerinde sadece incecik bir örtü vardı. Düzenli nefes alışverişinden uyuduğunu anlamış ve sobayı yeniden tutuşturmak için odunluktan odun almaya karar vermiştim. Her ne kadar sessiz olmaya çalışsam da babam çok geçmeden uyandı.
- Kızım geldin mi? Çalışabildin mi bari yavrum. Annen sınavlar için arkadaşında kalacağını söyledi.
- Evet baba çalıştım. Annemle Doruk nerede?
- Sorma kızım. Hakan kaza geçirmiş, babası aradı. Onlar da apar topar çıktılar evden.
- Öyle mi? Durumu nasılmış pekii?
- İyimiş elhamdülillah.
- Pekii kahvaltı yapabildin mi babacım, ilaçlarını aldın umarım.
- Şey haber alınca annen telaşlandı biraz.
Elbette babama iki lokma dahi hazırlama gereği duymamıştı. Yumruklarımı sıkıp sürüklendiğim yolun aslında önümdeki tek çıkar yol olduğunu kendime hatırlattım. Babama yalan söylüyor olmak hiç hoşuma gitmiyordu ama her şeyi onun iyiliği için yaptığımı kendimi inandırmak zorundaydım...