Bölüm 7- Yargı Dağıtılan Bir Gece

1295 Words
Mine ile mağazaları gezip alışveriş etmek ve üstüne kahve içmek Meltem’in hiç beklemediği bir şeydi. O gün eve geldiklerinde Meltem bilgisayarını internete bağlamış ve o gece neler alıp satıp ne kadar kar edeceğini düşünmüş ve parayı parçalara ayırmıştı. O günün gecesi yatarken kapısı kitlenmemiş, Efe tarafından bir şey isteyip istemediği sorulmuştu. Kitlenmemiş bir kapının arkasında yatarken Ateş’in bu gece gelip gelmeyeceğini düşünerek zor bir uykuya dalmıştı. En ufak bir ses Ateş’in geldiğini hissettiriyor ama aralanmayan kapı onun olmadığını söylüyordu. Böylelikle üç akşamı daha geri de bırakırken dördüncü günün akşam yemeğinde Mine’de ona eşlik ediyordu. “Doydun mu?” Tatlısından bir ısırık daha alan Meltem başını sallıyordu. Lokmasını çiğnerken zorlukla karşılık verdi. “Çok doydum. Yakında burada yuvarlanacağım. Ye yat, ye yat başka bir şey yapmıyorum.” Peçetesiyle ağzını silen Mine, onun yemesine bakarken gülümsüyordu. “İstedin mi sanki? Sabah kalk erkenden in spor salonuna. Niye söylemiyorsun?” Esir tutulduğunu düşünürken evin misafiri olduğunu ona sürekli hatırlatan Mine, onu şimdi de spor salonuna davet ediyordu. Lokmasını yutup ağzını sildikten sonra omuzlarını oynattı. “Ne bileyim ben, orası Ateş’e ait değil mi?” “Ateş her gün burada mı kalıyor Meltem? Hem o sabah altı ile yedi arasında orada oluyor. Senin erkenin dokuz.” Mine’nin ilk cümlesi onun da aklındaki soru cümlesiydi. Madem bunu Mine söylemişti. Onunda sormasında bir sakınca yoktu. “Sahi, Ateş nerede? Üç gündür görmüyorum.” Yüzünde küçük bir piç gülümseme dalgalanan Mine, arkasındaki korumalara baktı. Yanına yaklaşan görevliye eğilip iki kahve getirmelerini söyledikten sonra Meltem’e döndü. “Onun tek evi burası değil. Bu ara bazı şehir dışı işleri ve işten geç çıkmasını gerektiren durumlar var. Ondan buraya gelmiyor.” “Tamam, o zaman sabah spora iniyorum. Beni yedide uyandırabilir misin? Telefonum olmadığı için saat kuramıyorum.” “Uyandırırım ben seni, her şeyi bir anda isteme. Telefonunu da alırsın Ateş gelince, biraz sabırlı ol.” Gözlerini büyüten Meltem, alınmış gibi görünerek Mine’ye baktı. “Babamı hiç aramadım. Ne durumda nasıl merak ediyorum. Birde arkadaşlarım yazmıştır benden haber alamamışlardır.” “Babanla görüşmedin mi sen zaten, görüştün. Arkadaşlarına da telefonum arızalandı dersin olur biter.” Önlerine gelen kahveleri alırken Mine, ona bakıyordu. Asılmış suratının değişmesi adına konuyu değiştirdi. “Para işi ne durumda var mı bir gelişme?” Fincanından bir yudum alan Meltem, dudaklarını gererek başını salladı. “Pek değil. Parayı ikiye böldüm. Bir taraftaki elli bin şu an elli yedi oldu. Ama öbür taraftaki para iki gün güzel gitti bugün düştü. Oradaki tutar ise elli iki bin. Toplamda elli dokuz bin diyebiliriz. Buda yüz dokuz kar getirisi oluyor.” “Sanki çok kötü değil gibi görünüyor, değil mi?” “Yani… Al sat yapmaktansa uzun vadeli yatırım güvenilir hisselere her daim en iyisi ama bizim acelemiz var.” “O kadarda acele etme. Ateş eksiye düştüğünü görürse, sana güvenmeyebilir.” Onun gözlerine sitemkar bir şekilde bakan Meltem, fincanını kavrarken bir dosta sitem eder gibiydi. “O kadar güzel moral veriyorsun ki bana, anlatamam sana Mine. Asıl amacımın gitmek değil de burada temelli kalmak olduğunu hatırlıyorum sayende.” Gülümseyen hatta sessiz ve küçük bir kahkaha atan Mine kahvesine devam ederken Meltem’de ona bakmaya devam ediyordu. İkili yemekten sonra biraz daha arka balkonda oturdular. Daha sonra Mine işlerin kontrolü için odasına geçeceğini söyleyerek alt kata doğru ilerlerken Meltem’de bilgisayardan ajandasına bir şeyler not almaya devam etti. Yarın için yapacağı hisse alımlarını ve satacağı noktaları belirledi. Birazda hisse haberlerini takip ettikten sonra yatırım tavsiyesi olarak önerilen hisselere baktı. Gözlemlemek adına bir iki hisseyi de not aldı ve bilgisayarın saatine baktı. Gecenin on ikisini görünce esneyen ağzını kapamadan bilgisayarını ve ajandasını kucaklayıp odasına giderken sabah yedide kalkacağını kendisine ikna ediyordu. Odaya girince şifonyerin üstüne elindekileri bıraktı ve üzerindekileri tamamen çıkardı. Dolaplara sadece Mine ile aldıkları kıyafetler yerleşmiş kendi kıyafetleri düzgünce başka yere kaldırılmıştı. Sebebini sorduğunda da Mine, onun misafir olduğunu hatırlatmıştı. Yatağın örtüsünün altında duran kısa geceliğini üzerine geçirdi. Odanın iki penceresini de açtıktan sonra cibiniliğin altına girdi. Uyku bir yılan gibi koynuna girerken bu gece Ateş’in gelme ihtimali olmadığını kendisine söyleyerek uykuya dalmıştı. Karşısındaki adamın gözlerine saf bir nefretle bakan Ateş, onun yalanlarını dinliyordu. Bu adam onun gözünde en büyük günahı işlemişti. Kırk beş yaşındaki adam, sırf canı istedi diye evlerinde çalışan kadının on beş yaşındaki kızına sahip olmuş. Kız annesine söyleyince anne ve kız o evden ayrılmışlar. Anne bunu evin hanımına söylese de hanımı kocasının bu haltları hep yediğini söyleyerek onlara ne kadar istediklerini sorup çek kesmiş. Annenin canı daha çok yanınca orayı hemen terk etmiş. Lakin adam kızdan hoşlandığı için onu tekrar bulup kaçırtmış ve ona tekrar tekrar sahip olmuş. En sonunda adamları kızı eve bırakınca kız buna dayanamadığı için annesine anlatmış. Anne evden çıkınca acısına dayanamamış ve bulduğu iple kendisini asmış. Anne de o eve giderken bir aracın altında kalarak can vermiş. Annenin karakola giden yolda olması onun polise gittiğini gösterse de ikili sonsuz uykuda yan yana yatarken utanmaz adam ve karısı da kendi suçları değilmiş gibi cenazeye dahil olmuşlar. Ateş bunu öğrenince o adama ulaşıp onunla iş yapacak gibi davranıp adamı kendine kukla etmişti. En sonunda bu ikilinin evine yemeğe davet edildiğinde bu gecenin bir an önce sona ermesini istiyordu. Karşısındaki göbekli seyrek saçlı ve obur olan adam, yanındaki zayıf ve sinsi karısıyla en büyük günahların ayaklı versiyonları gibiydi. “Anlaşma için her şey tamam Nuri Bey, lakin konu dışı size bir şey sorabilir miyim?” “Tabii Ateş Bey, ne dilerseniz?” Yalakalığın dibine varan adam küçük gözleriyle ona bakarken gözlerinde adeta paranın şekli dalgalanıyordu. “Evinizde çalışan ve geçenlerde vefat eden Ayşe Hanım ile kızı Pelin. Bunların neden öldüğünü biliyor musunuz?” Duydukları soru ile her ikisinin yüzü kireç rengine dönen Nuri ve karısı Hande birbirlerine bakıyorlardı. “Anne trafik kazasında vefat ederken kızı da kendisini asmış. İkisi de aynı gün olmuş lakin bunun konumuzla ne alakası var Ateş Bey?” Kocasının konuşmasına izin vermeyen Hande kızıl saçları ve zehir yeşilini anımsatan gözleriyle Ateş’le oyun oynayabileceğini sanıyordu. “Sadece merak Hande Hanım, diyeceklerinizi merak ettim. Söyleyecekleriniz bu kadar mı?” “Başka bir şey bilmiyoruz Ateş Bey,” “Yani kızına tecavüz ettiğiniz ve anneyi para ile susturmaya çalıştığınıza dair söylentiler sadece yalan. Siz böyle bir şey yapmadınız Nuri Bey, Hande Hanım.” Ayağa kalkan Nuri’yi eliyle oturmasını işaret eden Ateş, onun oturduğunu görünce cevap vermelerini bekliyordu. “Bu söyledikleriniz iftira. Eşim bir iş adamı ve bende yardım vakıflarında yer alan birisiyim…” “Bunlar içinizdeki pisliği gizlemeye yetmez Hande Hanım, bunu yapıp yapmadığınızı soruyorum. Evet veya hayır diyeceksiniz.” “Elbette ki hayır! Bu dediğiniz çok büyük bir itham Ateş Bey.” “Bu dedikleriniz sadece bir iftira. Kocam öyle bir sapık değil.” İkilinin dudaklarından çıkan yanıtlar Ateş için gecenin sonunun geldiğini gösteriyordu. Kemerine takılı duran silahını çıkarıp tek kelime etmeden önce Nuri’yi sonra da Hande’yi alnından vurdu. Hande’nin kanı gömleğine sıçramıştı. Aracında yedek gömlek kalıp kalmadığını sorgularken gerisinde bıraktıklarını hiç umursamıyordu. Kapıya doğru ilerleyip dışarı çıktığında kendi adamlarından birisi onun yanında bitmişti. “Adamları salın ve evlerine gönderin. Evi de yakın. İkisinin de yanarak öldüğünü yazar gazeteler. Bende av köşküne gidiyorum. Orada kalacağım.” “Emredersiniz Ateş Bey,” Adamın yanından ayrılan Ateş, kendi aracına ilerlerken arka koltuğa geçti. Yedek gömleğin askıda olmadığını görünce gömleğinin kollarını dirseğine kadar katladı. Av köşküne vardıklarında saat gecenin biriydi. Kapıdaki güvenlik onu karşıladığında Mine’ye geldiğini ve Meltem’in odasında olacağını rahatsız edilmek istemediğini söyleyip yukarıya çıktı. Önce kendi odasına çıkan Ateş, üzerindeki kan sıçramış gömleği çıkardı. Kanlı beyaz gömlek bir yer bezi gibi yerde kalırken büyük odasının ilerisinde kalan banyoya doğru ilerledi. Pantolonu ve iç çamaşırını çıkarıp duşun soğuk suyunu açıp altına girdiğinde biraz olsun sakinlemişti. Yaptığı bir günahtı. Ama o adamın ve karısının yaptıklarına bir ceza verilmesi lazımdı. Bu cezayı uygulayacak insan maalesef ki azdı. Bu zamanda para güçtü. Para adaleti bile satın alabilecek kadar sevilirken Ateş’in kısas uygulamasına kimse bir şey diyemezdi. Dünyadan iki masum silinirken iki günahkar da yok edilebilirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD