Sabah uyandığımda, başımda zonklayan bir ağrıyla yüzleşmek zorunda kaldım. Sanki gece boyunca içimde kopan fırtınalar, sabaha bedenimde yankı bulmuştu. Göz kapaklarım ağır, kirpiklerim birbirine yapışıktı. Uykudan çok, bir kâbusun içinden sürüklenip çıkmış gibiydim. Zihnim hâlâ dün geceye takılı kalmıştı. Ağlamanın bıraktığı o tuzlu iz, içimde hâlâ sızlıyordu. “Ne bekliyordun ki?” dedim kendi kendime. Bunca gözyaşının sabahı elbette sersem bir baş ağrısıyla gelecekti. Zor da olsa kendimi yataktan çıkmaya ikna ettim. Ayaklarım yere bastığında bile başım hafifçe döndü. Üzerime, yataktan fırlatılmış gibi duran salaş gri bir eşofman geçirdim. Ne bir ayna karşısında durup kendime baktım, ne de saçımı toplamayı düşündüm. İsteksizce merdivenlerden aşağı indim. Adımlarım sanki yokuş yukarı tırman

