YIKILAN SON KALE

1414 Words
İnsan her zaman bir umuda tutunur. Öyle ki en olmayacak zamanda bile o umut kişiyi yaşama bağlar. Bu yüzdendir belki de insanların umutlarını hayallerine katıp güne başlamaları. Ama ne yazık ki hayat insanın umutları ve hayallerini göz önünde bulunduran planlar yapmaz. Bu yüzden yaşayacaklarımız öngörülemez olduğundan her an tetikte olmamız gerekir. Bu benim durumum için daha da önem arz ediyordu. Zira yaşanan son olayların ışığında bu berdel saçmalığının benim başıma kalma ihtimali çok yüksekti. Bakışlarımı avluya indirip dedeye baktığımda çaresizliğini sıktığı yumruğu ve çenesinden anlamıştım. Onun açısından olaylara baktığımda konu sadece işle ilgiliydi. Bana verdiği hisseler ile bize güvence sağlamayı başarmıştı ama hala bu adamlarla ortaktı ve yanlış bir hareket bu ortaklığın canını okurdu. Yardımcısının verdiği bilgilere dayanarak buraya oldukça büyük bir yatırım yaptığını anladığımdan sessizliği çaresizliğini daha net anlamamı sağlıyordu. "İş, olaya müdahale etmesini engelleyen tek sebep iş. Buraya büyük bir yatırım yaptı ve ne kadar babamın bu yatırımla doğru işler yapmadığını düşünsem de ortaklığın bozulması sadece babama değil dedeme de zarar verir." Sesli dile getirdiğim gerçekler benim içinde bulunduğum durumun vehametini daha net görmemi sağlarken düşüncelerim annemin avluyu dolduran sert sesi ile bölündü. " Yeter, bu konu açılmadan kapandı. Asmin, istemediği müddetçe bu evlilik olmayacak." Son sözünü söyleyip herkese ters bir bakış atarak avludan ayrılan annem üst kata yöneldiğinde içinden çıkılmaz hale gelen bu durum için çözümüm olmaması gerçeği omuzlarımın çökmesine neden oldu. Annem merdivenlere yönelip bulunduğum kata çıkana kadar onu izledim. Kata geldiğinde bakışları beni bulunca az önceki hali dağılmıştı. Yüzüne bir hüzün ve çaresizliğin gölgesi düşerken gülümsedim. Zira o benden daha fazla acı çekiyordu. Dudaklarından duymayı istemediğim o kelime dökülürken derin bir iç çektim. "Üzgünüm." "Üzülme annem, bir yolu bulunur elbet. Belki zorlanırız ama yine de bir yolunu buluruz." Benim sözlerimle annemin dudaklarından bir hıçkırık dökülürken hızla yanına gidip kollarımı benden kısa olan bedenine sardım. Bunca zamandır pek çok zorlukla savaşan bu kadının üzüntüsü beni daha fazla üzmüştü. Annemi de alıp odadan içeri girdiğimde çalan telefon ile yatağın yanındaki komodine uzandım. Evet bu zamanda cep telefonları yoktu ama annem yine kendi iradesini ortaya koyup odama evden bağımsız bir telefon bağlatmıştı. Ahizeyi kaldırdım: " Buyurun." " Asmin Elanur Dövenli hanımla görüşecektim." " Buyurun benim peki siz kimsiniz?" Telefondaki erkek sesi kibar ama tok bir sesti. Kısa bir sessizliğin ardından konuştuğunda yüzümdeki endişe yerini memnun bir tebessüme bıraktı. " Ben Sami Kökrer sizin yeni danışmanınızım efendim. Konağa gelmeyi düşünüyordum hem tanışmak hem de iş konusunu konuşmak için." "Sami bey, bu gün geleceğiniz haber verilmişti. Kalacak yer bulabildiniz mi?" Arkadan gelen araç ve sokak sesleri dışarıda olduğunu belli ediyordu. Sakin sesi dış sesleri bölerken tavrı profesyonelliğini gösteriyordu. "Kalacak yeri gelmeden ayarlamıştım efendim. Dedenizin yardımı ile konağa yakın ufak bir ev tuttum. Eve uğramadan sizinle hem tanışmak hem de ilk talimatlarınızı almak için yanınıza gelmeyi düşünmüştüm." " Sami bey, çok iyi düşünmüşsünüz. Bu arada elinizde hisseler ve şirket ile ilgili evraklar mevcut mu?" " Evet efendim, gelmeden tüm evrakları titizlikle hazırlayıp gerekebilecek tüm incelemeleri yaptım. Bu gün getirmemi ister misiniz?" İşte aradığım yardımcı böyle biriydi. Ben söylemeden bana gerekeni anlayacak kadar zeki ve titiz. Ama bu memnuniyetim temkinli olmam gerektiği gerçeğini değiştirmiyordu. " Evet Sami bey, dökümanları getirirseniz çok iyi olur ve vaktiniz de varsa hazırladığınız incelemeleri de değerlendiririz, ne dersiniz?" Sami bey kısa bir sessizliğin ardından : " Tabi efendim nasıl arzu ederseniz. Bir saate konakta olurum uygun mudur?" "Uygundur Sami bey, bekliyor olacağım." Kısa bir vedanın ardından telefonu kapattığımda annemin hüzün dolu gözlerini karşımda buldum. Üzülüyordu, en çok da beni koruyamadığını düşündüğü için üzülüyordu. Ama asıl üzülmesi gereken konu yıllarca kendini gölgesiyle bile koruduğu nu düşündüğü adamın acizliği olmalıydı. Sakince annemin oturduğu koltuğun yanına ulaşıp yere çömeldim. Ellerini ellerim arasına alarak ellerinin üzerine nahif bir buse kondurdum. " Üzülme artık olan oldu. Bu durumdan kurtulmak için elimizden geleni yapacağız ama olur da başaramazsak berdeli bu aşiret için cehenneme çeviririz. Ve bunun içinde güçlü kalmamız gerek." Sözlerimle gözünden bir kaç damla yaş düşerken dizlerimin üzerinde yükselip annemi kollarım arasına aldım. Başını omzuma yaslayıp içinde biriken sıkıntıyı göz yaşları ile boşaltması için destek verdim. Sakin halim onun için bir kabulleniş gibi görünüyordu ama ben kaderime boyun eğemeyecek kadar inatçıydım. Bunu bilmesini beklemiyordum zira o hala karşısında hasta kızı Asmin olduğunu sanıyordu. Bu nedenle tüm anneler gibi savunmasız kızını korumak için pençelerini çıkarmaktan çekinmiyordu. Ama ne ben o hasta kızdım ne de bunlara boyun eğecek kadar zayıf biriydim. Kollarımda ağlayan kadını teselli etmeye çalışırken çabalarımın sonunda yaşayacaklarının bundan daha zor olacağının da farkındaydım. Çünkü, şu bir kaç günde şirketteki hisseleri alarak babam olan kişiyi karşıma almıştım. Baran bey şirket içinde annem Hande hanımın hisselerini de kullanarak bazı işler çeviriyordu. Ne olduğunu tam olarak bilmesem de iyi şeyler olmadığının ve ortaya çıktığında Hande annenin bazı kararlar vermesi gerektiğinin bilincindeydim. Annemin hıçkırıkları sakinleşirken çalan kapı ile birbirimizden ayrıldık. Ben yerden kalkıp vücudumu dikleştirirken annem oturduğu koltukta geriye yaslanarak "Gel." dedi. Kapı açıldığında içeri dede ve yardımcısı Ali Kemal bey girdiler. Dedenin gergin yüz hatları ne kadar zor durumda olduğunu çok net belli ediyordu. Onun aksine sakin ifadesi ile Ali Kemal bey gerisinde durmaktaydı. Ali Kemal beyin bu hali profesyonelliğini açıkça ortaya koysa da dikkatle bakıldığında onunda dede kadaar gergin olduğunu fark etmemek imkansızdı. " Handem, biraz olsun sakinleştin mi?" Hande anne kaşlarını çatıp başını dikleştirerek dedenin yüzüne bakarken sesi net ve kırgınlık doluydu. " Aşağıda sustuğunda bunu sorma hakkını kaybettin baba." " Yavrum ne olur mantıklı düşün. Bu duruma seni ben getirmedim. Sen bu adamla imam nikahı ile evlenmeye karar verdiğinde olacakları söylemiştim. Ama bu seni durdurmadı. Şimdi yaşananlar sonucunda bana öfkelenmen yersiz. " Hande anne hızla yerinden kalkıp dedenin karşısına dikildiğinde yüzünde saf öfke vardı. Haklı bir savaşın içine girmiş ve babasına kızgındı ama göremediği şey dedenin sözlerinde saklı olan gerçeklerdi. " Bu durumda hala eski defterleri açabiliyorsun ya baba, ne diyeceğimi bilemiyorum. Tamam, hata diyorsan hata ama bunun bedelini kızıma ödetemezsin. O bütün bu saçmalıklara katlanmak zorunda değil." Dede sakin adımlarla annemin yanına geldi ve elini omzuna atarak: " Handem göz bebeğim, biricik kızım, ne hissettiğini anlamadığımı sanma. Ama bu durumda benim de elim kolum bağlı. Bu adamla evlenip beni de işlerin içine soktuğun anda buranın kurallarına ben de bağlanmış oldum. Sevgine saygı duyup resmi olmayan evliliğini kabul ettiğimde seni korumak için kocanla ortak olmuştum. Ama işler zaman içinde derinleşti ve yaşananlar beni de buranın kuralları karşısında çaresiz hale getirdi." dediğinde annem başını öne eğip ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Bu manzara ve çaresizlik benim için bile fazlasıyla zordu. Dede haklı olsa da annemin sevgisine saygı duyuyordum. Karım, ömrümü adadığımı ve mutlu ettiğimi sandığım kadın gibi Hande hanım da acımasız bir çaresizlikle sınanıyordu. Ben onun yaşadığı yalnızlığı da çaresizliği de ancak öldükten sonra anlayabilmiştim. Yeniden değer verdiğim birinin bunları yaşamasına göz yumamazdım. Ve en önemlisi aile olmanın ne demek olduğunu bana gösteren bu güzel kadını da üzmemek için elimden geleni yapmalıydım. Ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın Hande hanımın bir daha ağlamaması için elimden geleni yapacağıma dair yemini kendime işte o an vermiştim. Ben karşımda kırgınlıklarına rağmen birbirine tutunmaya çalışan baba ve kızı izlerken çalan kapı tüm dikkatimizi dağıttı. Sakince geriye dönüp kapıyı açtığımda karşımdaki yabancı ile kaşlarım havalandı. " Asmin hanım değil mi?" " Evet benim ya siz?" Karşımdaki adam gözlerini gözlerimden ayırmadan saygılı bir baş selamı verdi. " Ben yeni yardımcınız Sami Kökrer." Aziz ve Beyazıt kadar olmasa da uzun boylu, 40 lı yaşlarının başlarında hafif kırlaşmış saçları olan , esmer, yapılı ve oldukça dikkat çekici bir adamdı. Kendini tanıttıktan sonra üzerinde toprak rengi bir kaban ve elinde bir evrak çantası ile kapıda talimatımı bekledi. Kapıda çok fazla durmasına izin vermeden yavaşça kenara çekilerek ona yer açtım. " Buyurun Sami bey ben de gelmenizi bekliyordum." Sami bey içeri girdiğinde kapıyı kapatıp odaya yüzümü döndüm. İşte o an herkesin şaşkın bir ifade ile birbirine baktığını gördüm. Annemin dudakları hafifçe aralanmış, gözleri ise şaşkınca açılmıştı. Dedem ise başını yere eğmiş suçlu bir çocuk gibi duruyordu. " Sami, senin burada ne işin var?" Sami bey, başını dikleştirerek anneme sade bir tebessüm sundu. Birbirlerini tanıdıklarını fark etmiştim ama bu tanıdıklıktan farklı gibi görünüyordu. Annem Sami beye bakarken ıslanan gözleri titrediğinde Sami bey: " Hande hanım, kızınıza yardım için buradayım. Sizi rahatsız etmeyeceğime emin olabilirsiniz." dediğinde annem derin bir nefes alıp telaşla odadan çıkarken beni bile gözü görmüyordu. Ne olduğunu anlamasam da annem ve Sami bey arasında yarım kalan bir yaşanmışlık olduğunu fark etmek için dahi olmaya gerek yoktu. Bu işin içinde dedenin parmağı olduğu kesindi ve ben kendimi bir romanın içinde hissetmeye başlamıştım. Yoksa bir insanın hayatı bu kadar harekete misafirlik edebilir miydi ki? Belki de ben kendi küçük dünyamdaki ufak penceremden baktığım için bana öyle geliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD