Geçmiş geride kalan, paylaşımlar içeren ve döndürülemez zaman dilimidir. Geçmişi geride bırakmanın doğru olduğuna inanmayanlardanım. Geçmiş, hayatınız boyunca baş ucunuzda durması ve yaptığınız hatalarla yaşadıklarınızdan ders çıkarmak için arada bakmanız için yakınımızda tutmamız gereken bir kitaptır. Bu geçmişe takılı kalmak değil geçmişin yaşanmışlıklarını rehber olarak kullanmaktır. Ama insanlar ne yazık ki geçmişten ders almak yerine onu kendilerine işkence etmek için yanlarında tutacak kadar kendilerine zalimdirler. Geçmişin sayfaları tonlarca hata ile dolu olsa da o hatalar hayatımızın devamında yaşayacağımız hayatta bize ışık tutar ve yanlışlarımıza karşı bizi korurlar.
Ama geçmiş bir yandan da korkutucudur. Öyle ki yaptığımız hataların bizi getirdiği yerlere bakarak pişmanlıkla kavrulmamıza neden olurlar. Ben bu pişmanlığı öldükten sonra bana verilen hayatta fazlasıyla yaşıyordum. Düzeltemeyeceğimi bildiğim hatalarım ne kadar pişmanlıklarımı sırtıma yük yapsa da onları memnuniyetle taşımak ve yenilerini yapmamakta benim cezamdı.
Hande hanımın geçmişi ise az önce gördüklerime bakılırsa sırtında hala yük olarak duruyordu. Üstelik bu yük pişmanlıkla alev almış ve canını yakan bir yüktü. Nereden mi anladım? Odadan çıkarken gözlerinden süzülen yaşlardan anlamamam mümkün değildi. O odadan çıkarken Sami bey yerinden bile kıpırdamadı hatta yüzünde tek mimik oynamadı. Aralarında nasıl bir yaşanmışlık vardı bilmiyorum ama tahminime göre annemin arkasında bıraktığı yıkılmış bir kalp olduğu yönündeydi.
Bütün bu ağır havaya inat sakince odanın cam kenarındaki masaya yönelip oturdum. Herkes kendi geçmişi ile savaşını kendi vermek zorundaydı. Benim ise önümde oldukça sert bir sınav vardı ve ben bu sınav için hazırlanmak zorundaydım. Bakışlarımı Sami beye yöneltip elimle karşımdaki sandalyeyi gösterdikten sonra:
" Lütfen oturun ve adam gibi tanışalım. Zira uzun yoldan geldiniz ve sizin de benim de zamanım değerli." dediğimde beni başı ile onaylayıp karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Elimi uzattım:
" Ben Asmin Ela Dövenli."
Sami bey derin bir nefes alıp uzattığım eli kavradı.
" Sami Kökrer."
Ellerimiz ayrıldığında Sami bey sandalyesinin yanına bıraktığı çantasına uzandı. İçinden bir kaç dosya çıkarıp masaya koyduğunda benim için zihnimin en karanlık köşelerinin çalışma zamanı gelmişti. O sırada kulaklarıma dolan dedenin sesi ile odağımı dosyalardan çekip dedeye baktım.
" Kızım, ben annenin yanına gidiyorum. Siz çalışacaksınız zaten ben de bu arada annenle konuşmalıyım."
" Sanıyorum anneme bir özür ve açıklama borçlusun dede."
Dedenin yüzünde hüzünlü kırık bir tebessüm oluştu ama bu çok uzun sürmedi. Ardından sanki ilk nefesini alıyormuş gibi derin bir nefes aldı.
" Annene ben bir özür borçlu olabilirim ama verdiği kararlarla yıktığı tek hayatın kendi hayatı olmadığından emin ol annenin de özür dilemesi gereken çok kişi var. "
Dedem, Sami beye bakarak son sözünü söyledikten sonra çıkıp gittiğinde aklımda sormak istediğim pek çok soru oluşmuştu. Ama bunu doğru şekilde sormam gerektiğini düşünüp yerimde dikleşerek bakışlarımı Sami beye yönelttim.
" Annemle aranızda bir şeyler olduğu kesin. Umuyorum ki uzun süre birlikte çalışacağız, eğer bilmem gereken bir durum varsa şimdi söylemeniz uygun olacaktır. Zira olayları tek kişiden dinlemeyi hep yanlış bulmuşumdur."
Ben sustuğumda geldiğinden beridir ilk defa Sami beyin yüzünde bir duygu ifadesi gördüm, hüzün. Bu o kadar zarif ve çaresiz bir hüzündü ki daha önceki hayatımda karşılaştığım hüzünler yanında acımasız bir masumluk taşıyordu.
" Asmin hanım, ben annemi hiç tanımadım. Beni doğururken ölmüş, daha doğrusu öleceğini bilerek beni doğurmuş. Babam ise çok nazik bir adamdı, bana hem sevgi hem de saygı duydu. Ama kader mi dersiniz yoksa şans mı bilemem onu da 10 yaşıma girdiğimde bir trafik kazasında kaybettim. İkisi de dedeniz Harun beyin çalışanlarıydı ve annemle babamın aileleri beni istemeyince bana Harun bey sahip çıktı. Ona olan borcumu ömür boyu ödeyemem."
Bu hikaye bana fazlasıyla tanıdık geliyordu ama önceki hayatımda da buradaki kısacık yaşamımda da hiç bir hikayeyi küçümsememeyi öğrenmiştim. Bu yüzden sakince Sami beyin kelimelerini toparlamasını bekledim. Sami beyin toparlanması çok uzun sürmezken içindeki kırıklar yüreğine batmışçasına sesi titremişti.
" Beni evladı yerine koydu ve tüm ihtiyaçlarımı karşılayıp okuttu. Bu süre zarfında Urla'daki çiftlik evinde hep beraber yaşadık. Hande hanım, dayınız Ali Kemal bey ve dedeniz bana kimsesizliğimi hiç hissettirmediler. Ama hepimiz büyüdük ve büyüdükçe her şey değişti. Anneniz..."
Durdu, sakince başını yere eğdiğinde içinde kopan fırtınaları sadece tahmin edebilirdim. Sonra iç çekerek başını kaldırdı.
" Anneniz, hayat dolu ve çok güzeldi ama aklınıza yanlış bir şey gelmesin, yanlış hiç bir harekette bulunmadım. Saf ve temiz duygularla birbirimizden etkilendik. Aramızda iki yaş vardı ve ben üniversiteyi kazandığımda daha o 16 yaşındaydı. Ama ben duygularımdan emindim, okulun ikinci yılı bittiğinde artık ona olan hislerimden emin olduğumda benimle evlenmesini istedim. Konuştuk, sonunda benim askerliğimi bitirdiğimde evlenmeye karar verdik. Ben de önümüzdeki tek engeli kaldırmak adına o yıl okulu dondurup askere yazıldım."
Duyduklarım tatlı bir aşk romanından fırlamış kelimeleri andırıyordu ve ne yazık ki bu romanlarda her zaman sevenlerin kavuşması engellerle sınanırdı. Sami bey sustuğunda söylenecek çok şey olsa da onun gibi ben de sustum ve bekledim.
" Ben askerdeyken tanışmışlar babanızla. Babanız Hande hanımdan 6 yaş büyük olsa da aşık olmuş ve hiç vakit geçmeden evlenmişler. Üstelik Hande hanım imam nikahına bile razı olmuş. Önce çok öfkelendim, hesap sormak istedim, zorla alı konulduğunu düşünüp buraya geldim. Öfkem onları birlikte sarmaş dolaş görünce hayal kırıklığı ile söndü."
Sami beyin sesi cümlesinin sonuna doğru kısılırken içimden bu saçma duruma göz devirmek geldi. Bu işin altında başka bir şey olmasını dilediğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Çünkü diğer türlü Hande annenin ne kadar genç de olsa bu mantıksız hareketi için ne düşüneceğimi bilemiyordum. Ama düşününce 18 yaşı erkek kadın fark etmez en gelgitli yaşlardı ve doğru empoze edilirlerse o yaştaki gençlere her şey yaptırılabilirdi. Yine de içimde bir yerde bu işin altından bambaşka bir şey çıkacakmış gibi bir his dolanıp duruyordu. Ama kesin emin olmadan bir şey söylemek yanlış olurdu. Sami bey sessizce başını öne eğdiğinde yüzüme sakin bir tebessüm yerleştirip:
" Sami bey, bu anlattıklarınız çok üzücü şeyler ama lütfen başınızı eğmeyiniz. Siz yanlış bir şey yapmadığınız gibi yaşananları değiştirmeniz de mümkün değil. Eğer bu durum sizi zora sokacaksa ya da iş ilişkimizi etkileyecekse tekrar eski görevinize dönmenizde bir sakınca görmem." dediğimde Sami bey hızla başını kaldırıp direk gözlerime baktı. Gözlerindeki kararlı bakış beklediğim cevabı sözsüz veriyordu yine de kendi ifade etmesi için bekledim. Bekleyişim çok sürmezken sözleri endişelerimi ortadan kaldırmaya yetmişti.
" Asla, asla işimle özel hayatımı birbirine karıştıracak biri değil. Kaldı ki anneniz evli bir kadın yani ona ya da size karşı bir yanlışım olmayacaktır."
" Bunu duyduğuma sevindim. Şimdi getirdiğiniz evrakları inceleyebiliriz. Zira önümde zorlu bir süreç , hayır çetin bir savaş var. Ve ben bu savaşa silahsız girmek istemiyorum."
Sami bey duruşunu dikleştirip başıyla beni onayladıktan sonra çantasından çıkardığı dosyaları açarak işler hakkında beni bilgilendirmeye başladı. Sami bey anlattıkça önceki hayatımda mali şubede edindiğim bilgiler zihnimde belirmeye başladı. Bu ve daha önce Ali Kemal beyin verdiği bilgiler ışığında dosyaları anlamak kolaylaşmıştı. Ama dosyalarda bazı noktalar beni rahatsız hissettiriyordu. Sami bey anlattıkça kafamda şekillenen görüntüde şirket içine yerleşen sistemin ince ayarları ile ustalıkla oynandığını fark ettim. Bu sadece benim görebileceğim bir şey olmamalıydı, çünkü ben amatör gözümle görebiliyorsam bu adamların bunu fark etmemesi imkansızdı. Düşüncelerim artık beni zorlamaya başladığında başımı dosyalardan kaldırıp karşımdaki adama baktım.
" Sami bey, ben bu konularda acemiyim ve bilgim ne yazık ki yetersiz. Ama dikkatimi cezbeden bir konu var ki kafamı kurcalıyor."
" Buyurun Asmin hanım."
"Bu dosyalarda belirli günler kasa kapanışını veriyor ve o günlerde hesapta olan para bankaya aktarılıyor yanlış mıyım?"
Sami bey hafif bir tebessümle beni onayladığında devam ettim.
" Peki banka hesaplarına baktığımızda nakdin bir kısmı bankaya geçmiş görünse de bir kısmı kayıt dışı cevher olarak kaydedilmiş. Bana söyler misiniz, kayıt dışı cevher genel kayda alınmıyorsa nereye sevk ediliyor?"
" Babanız o kayıtları ayrı bir yerde tutuyor hatta az önce size gösterdiğim dosyada o kayıtların birer nüshaları da var."
" Peki o zaman doğrudan sorayım, sizce de bu kayıtlarda bir terslik yok mu?"
Sami bey bana anlamaz bakışlarını sunarken ben derin bir nefes alarak Sami beyin elinde tuttuğu kaydı ve kalemi alıp nazikçe masaya yerleştirdim. Kağıdın altındaki boş kısma "x= y+k" yazdığımda bana anlamaz bir şekilde baktı. Gülümseyerek açıklamaya başladım.
" Bir işletmede ham maddenin alış değerini karı ile toplanırsa satış değerini elde eder. X, satış değeri; Y, alış değeri ve K ise kardır. Bana gösterdiğiniz kayıtlarda ham madde için biçilen değer ile satış değeri arasındaki farka bakarsak bankaya yatan nakit ve altının değerlerinin toplamının kar marjının altında kaldığını görürüz."
Sami bey , sakince başını salladıktan sonra:
" Asmin hanım, dikkatinizi çeken noktaya hemen açıklık getireyim. Bu eksiklik annenizin hesabına aktarılan kişisel para ve ziynet eşyaları için kullanılmıştır." dediğinde her şey yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Yüzüme geniş bir gülümseme yerleştirip Sami beye döndüm.
" Peki onların kayıtları nerede Sami bey?"
Sami bey kaşlarını kaldırarak bana boş boş baktığında sorumun cevabını almıştım bile. Ama asıl sorulması gereken sorunun muhatabı karşımdaki zavallı adam değildi ve alacağım cevabın beni memnun etmeyeceğinden adım gibi emindim.