YANLIŞ

1493 Words
Hayatın her zaman zıtlıklarla dolu olduğuna inanlar kendilerini var oldukları andan itibaren bir savaşın içine atarlar. Dünya bu insanlar için siyah ve beyazdan ibarettir. Bu yüzden hayatın içindeki başka renkleri görmeden, içlerinde sonuçlandırmaya çabalamadıkları bir öfke ile yaşar giderler. Oysa hayat rengarenktir ve doğa bunun en güzel örneğidir. Belki de o yüzden yaşadığımız yaşamda yaptığımız bazı şeyler bize yanlış hissettirir. Kim bilebilir ki bizim siyah olarak baktığımızın aslında siyah olmadığını, eğer ki bilseydik ona göre yaşamı resmedebilirdik. Yanlışları düzeltmek yerine, onları başka yanlışlarla kapatarak hayatımızı iki renge yine biz mahkum ederiz. Ama bu hayattaki en zor şeyin yanlışları düzeltmek için çabalamak olduğunu ancak iş işten geçtikten sonra anlayacak kadar kör bir toplumuz. Bunu birinci elden tecrübe etmiş biri olarak söylüyorum, sizin için doğru olanın herkes içinde doğru olması gerekmiyor. Size yanlış gelenler birilerinin hayatta kalması ya da devam edebilmesi için doğru olabilir. Bu yüzden insanın başkalarına kör olmaması ve hayata her pencereden bakacak kadar anlayışlı olması gerek. Tabi ki bunu söylemenin yapmaktan kolay olduğunu ben de biliyorum. Eğer bu söylediklerimi kendi çatımda ben yapabilseydim sevdiğimi söylediğim kadının sitemine maruz kalmazdım. Düşüncelerim dünkü olayların ardından gelen sessizliğin verdiği tedirginlikle bölünürken yataktan kalkıp ihtiyaçlarımı görmek için banyoya geçtim. Dün Sami beyle şirket işlerini konuşmamız aşağıdan gelen gürültüler ile kısa bir kesintiye uğrasa da akşam olmadan gerekli tüm konuları konuşabilmiştik. Ne kadar akşam yemeğine kalması konusunda Sami beye ısrar etsem de yeni geldiği ve yerleşmesi gerektiği bahanesinin arkasına sığınarak konaktan ayrılmıştı. Israrımda diretmememin nedeni dün öğrendiğim gerçeklerdi ve o giderken hala devam eden tartışmalarında bu kararımda etkisi büyüktü. Yemek için aşağıya inmesem de yemeğimi yerken konuşulanları rahatlıkla duyabiliyordum. Dede ne kadar olanları sadece uzaktan izlemeye çalışsa da kızının yakarışları konusunda sessiz kalamıyordu. Annem tüm kozlarını kullanarak gece yarısına kadar bu evliliği iptal ettirmek için çırpınmış ama gece yarısı duyduğum gür ses tartışmaya son noktayı koymuştu. Ailenin en yaşlısı ve benim de dedem olan Aram ağa bastonunu yere vurup gür bir sesle son kararını vermişti. Bu gün ev halkı Narin'i istemeye gidecek yarın da onlar bize beni istemek için geleceklerdi. Bu yanlışlarla dolu komediyi izlerken ben de boş durmamıştım tabi. Aziz ile evlenmem konusunda elimden bir şey gelmiyordu ve şartları düzenleyip kaçabilsem bile bedelini geride bıraktıklarıma fazlasıyla ödetecekleri de aşikardı. Üstelik kaçtığımda bulunma ihtimalimde çok yüksekti. Geriye kalan tek seçenek onları güvendikleri itibar ve maddi güç üzerinden vurmaktı. Burada devreye hiç hoşlanmasam da evliliğin ilk basamağı olan imam nikahında istenen mehir giriyordu. Mehir genel olarak altın hatta bu gibi aşiretlerde ağırlığınca altın olarak verilse de bu benim işime kısa vadede kullanabileceğim bir güç sağlamıyordu. Tabi bu düşüncemin temelinde bu tarz büyük ailelerin verdikleri mehiri kendilerinin itibarı olarak görmelerinden kaynaklanıyordu. Ama mehirin sadece altın ya da para olarak değil de gücü yettiğince maddi bir değer olması işime yarayacak bir durumdu. Mehir küçük çapta hisse olarak verilebiliyordu ama benim için bu kadarı yeterli olmayacağı gibi bu istediğimi alamama gibi bir ihtimali de göz ardı edemezdim. Eğer bir şeyleri değiştireceksem daha fazlasına ihtiyacım vardı ve bunun içinde şansımı zorlamalıydım. Geceki fırtınanın arkası büyük bir sessizliğe bürünmüşken kapıların arkasında acımasız hesaplar yapıldığını bilmem için çok zeki olmama gerek yoktu. Bu sessizliğin sonunda ya karanlığa teslim olacaktım ya da kendi fırtınamı yaratıp arkamdan iş çevirenleri içinde boğacaktım. İlk seçenek yok oluşum olacağından ikincisi için kolları sıvamam gerekiyordu. Bu arada Hatice hanım kahvaltımı getirdiğinde Sami beyin getirdiği evrakları incelemekle meşguldüm. Sakince masaya kahvaltım konulduğunda başımı hafifçe kaldırıp yeni yardımcıma gülümseyerek: "Günaydın Hatice hanım." dedim ve o da bana şaşkın bakışlarını çevirip "Günaydın hanımım." dedi. Bu evde sessizliği ve temkinli adımları ile dikkatli olmak şartını kaybetmeden güvenebileceğim nadir insanlardandı. "Hatice hanım, aşağıda hazırlıklar başladı sanıyorum. Kuralları tam olarak bilmediğim için soruyorum. Bu gün benim burada olmam gerekiyor mu?" "Evet hanımım ama isteme ikindi vakti olacağından o vakte kadar boş olacaksınız." Evrakları tekrar dosyalarına koyduktan sonra masadaki çaya uzanıp bir yudum aldım. Önümdeki tabağa kahvaltılıklardan bir kaç parça koyduğum sırada bana koyduğu çayın termosunu kapatan Hatice hanıma yeniden döndüm. "Bana şoförlük yapması için titiz ve güvenilir birine ihtiyacım var. Önerebileceğin biri var mı?" Hatice hanım termosu yanındaki sehpaya koyduktan sonra: "Hanımım benim şoförlerle pek konuşmuşluğum yok ama aralarında Şakir diye biri var. Eskiden askermiş, gazi olunca ayrılmış. Babanız ona çok fazla güvenmese de dürüst, dikkatli biridir." dediğinde söylediklerini sakince dinleyip başımla onayladım. Dedemin bana bir koruma vereceğini çok iyi biliyordum ama bu korumanın aynı zamanda beni kontrol edip dedeye raporlayacak biri olduğunu da tahmin etmek zor değildi. Ancak Hatice hanımın söylediği şoför şu an için bana cazip gelmişti. Bunda en büyük etken ise babam olan Baran beyin ondan hoşlanmamasıydı. Tabi ki bunda eski bir askerin bazı şeylere gözlerini kapamasının zor olması da etkiliydi. Eğer babanın ondan hoşlanmama nedeni dürüstlüğü ve bazı şeyleri sineye çekememesi ise benim için ideal bir yardımcı olabilirdi. Ama bunu ancak zaman içinde davranışları ile anlayabilirdim. O sırada odadan çıkmaya hazırlanan Hatice hanıma seslendim. " Hatice hanım, Şakir beye söyler misiniz benim için araba hazırlasın. İki saat sonra dışarı çıkacağım." Hatice hanım beni onaylayıp odadan çıktığında kahvaltıma döndüm. Kahvaltım sona erdiğinde dolabıma yönelip kendim için kalın bir siyah pantolon ve krem rengi balıkçıl yaka bir kazak seçerek yatağımın üzerine yerleştirdim. Tam giyineceğim sırada çalan kapı ile durmak zorunda kaldım. Kapıya yönelip: " Kim o?" dediğimde annemin "Benim canım." sözleri ile gülümseyerek kapıyı açtım. Ama kapıyı açtığımda benim gülüşüme tezat annemin yorgun ve kırgın yüzü ile karşılaştığımda kaşlarım havalandı. Annem başını yere eğip odaya girince kapıyı kapatıp geriye döndüm. Yavaş ve bitkin adımlarla canım önünde az önce kahvaltı yaptığım masaya yönelen annemin peşine takıldım. Seri hareketlerle masayı Hatice hanımın getirdiği tepsiye toparlayıp yan taraftaki büyük sehpa bıraktım. Sonrasında annemin karşısındaki sandalyeye oturup yorgun ve yenilmiş yüzünü izleyerek konuşmasını bekledim. Zira dünkü mücadelesinin sonuçsuz kalmasının suçluluğunu yaşadığını görebilecek kadar insanları tanıma şansım olmuştu. "Üzgünüm kızım, üzgünüm. Senin için yeteri kadar güçlü olmadığım için, bunları yaşamak zorunda kaldığın için, seni koruyamadığım için üzgünüm." Cümlesini tamamlaması ile birlikte elleri kucağında birleşirken gözyaşları yanağından süzülmeye başladı. Yaşadığı hayatta olduğunu zannettiği gücünün kendi kızını dahi koruyamayacağını anlayan bir annenin perişanlığı ile karşımda oturan kadına üzülmeden edemedim. Sakin bir tebessümü yüzüme yerleştirdikten sonra elimi uzatıp kucağında birleştirdiği ellerini tuttum. " Üzülme anne, her kaybedilen savaş bir deneyimdir ve sonraki savaşlar için bizlere güç sağlamaya yarar. Bu senin elinde olanlarla kazanabileceğin bir savaş değildi zaten." Gözyaşları artık daha hızlı akarken hıçkırıkları arttı ve sonunda bu manzaraya dayanamayıp ayağa kalktım. Annemin yanına yanaştım ve ellerimi ellerinden çekerek kollarımı omuzlarına dolayıp başını göğsüme yasladım. Bir süre ağladıktan sonra hıçkırıkları iç çekmelere döndüğünde kollarımı gevşetip saçlarına ufak bir buse kondurdum. "Anne, artık kendini hırpalamaktan vazgeç, ben iyiyim ve daha da iyi olacağım. Ayrıca bu gün dışarı çıkacağım ve paraya ihtiyacım var." Derin bir iç çekip başını kaldırarak bana yaşlı gözleri ile baktı ve ellerinin tersi ile gözyaşlarını sildi. "Canım, dolapta bir siyah çanta var ve onun içinde epey bir para var. Ama çarşıda paraya bile ihtiyacın yok. Sen ne istersen al ve faturasını şirkete göndermelerini söyle. Biz ihtiyacımızı alırız, şirket sonrasında ödemeyi yapar." Yüzümde ince bir tebessüm yer etti, bu kadar kalabalık ve tanınan bir aile için iyi bir yöntemdi. Üstelik bu yöntem sayesinde harcamalar daha da kolay kontrol altına alınabiliyordu. Annemi bir süre daha teselli ettikten sonra yolcu edip giyinmeye başladım. Kıyafetlerimi giydikten sonra bildiğim tek makyaj eylemi olan rujumu sürmeye çalıştım. Açıkçası makyajın ruj sürme kısmı bile epey hüner istiyordu. İşim bitip saçlarımı taradıktan sonra odadan çıktım ve merdivenlere yönelip aşağı indim. Son basamağa geldiğimde karşıma bastonuna yaslanmış, çatık kaşlı yaşlı bir kadın çıkınca durmak zorunda kaldım. Kadın beni baştan aşağı süzdü ve çatılan kaşlarını düzeltip yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. "Çok değişmişsin Asmin, hem de söyledikleri kadar çok." Kaşlarım havalanırken karşımdaki kadını incelemeye başladım. Görüntüsü 80 lerinde olsa da gözleri pırıl pırıldı. Kendinden emin duruşu, dudağının kenarında yer eden muzip tebessüm kıvrımı ve orantılı giyimi ile hem otoriter hem de güven verici bir havası vardı. "Sizi tanıyor muyum?" Yaşlı kadın yaslandığı bastonunda dikleşerek gözlerimin içine baktı ve gülüşünü genişletti. "Tanımadığına göre söyledikleri doğruymuş." Yaşlı kadının gülüşüne eşlik eden bir tebessümle tek kaşımı kaldırdım. "Ne söylediler?" "Hiç bir şey hatırlamadığını ve çok değiştiğini. Görüyorum ki hepsi doğruymuş." Son basamaktan aşağı inip yaşlı kadının karşısına geçtim. " Hala kim olduğunuzu söylemediniz?" Kadın bakışlarını yüzümde gezdirdikten sonra: " Ben senin dedenin kalan tek ve son karısıyım. Adım Hazan nene ufaklık." dediğinde gülüşümü genişleterek elimi uzatıp boştaki elini alarak öptüm ve alnıma koydum. Bu hareketimi beklemediği şaşkın yüz ifadesinden anlaşılıyordu. Bir adım geri çekilirken saygımı koruyarak konuşmaya başladım. "Kusuruma bakmayın, kim olduğunuzu bilmiyordum. Hoş geldiniz." Hazan nene, derin bir nefes verip şaşkın ifadesinin üzerine hafif bir tebessüm yerleştirdi. "Gerçekten hiç bir şey hatırlamıyorsun ve sen torunuma hiç benzemiyorsun." Sözleri ile gerildiğim için ifademi korumakta zorlansam da gülümsemeye devam ettim. Buraya geldiğimden beridir çok insanla mücadele etmiştim ama beni en çok zekası ile Beyazıt endişelendirmişti. Şu an karşımda duran kadın yılların verdiği deneyimi ile bana bakarken gözlerindeki ifade keskin zekasının ışığını yansıtıyordu. Bu yaşlı kadının ses tonu bile dikkatli davranmam için yeterliydi. Zira burada hayatta kalıp kendi kararlarımı verebilmek için savaşırken yeteri kadar düşmanım vardı. Ve ben karşımdaki kadın gibi zeki ve dikkatli bir düşman istemezdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD