3.Bölüm

838 Words
*** Ne oldu Rojin? Neden ağlıyorsun?” dedim. “Abla, çok kötü şeyler oldu. Çabuk eve gel!” Rojin’in sesi kötüydü, korkmuştum. Ne olmuş olabilirdi? Aceleyle bir taksiye binip konağa doğru yol aldım. Yolda ne kadar düşünsem de ne olduğunu bilemiyordum. İçeri girdiğimde meclis büyükleri bizim evdeydi. Neden toplanmışlardı? Sabah çıkarken her şey normaldi. Şu an ne oluyor burada? Rojin’le annem ağlıyordu, babam kötüydü. Bawer abim de endişeliydi. Hasan abim yoktu, yine kesin bir şey yapmıştı. Annemin yanına gittim. “Anne, ne oldu? Herkes niye burada? Neler oluyor?” dedim. “Yavrum, abin Hasan yine yapacağını yapmış. Barışı kabul etmeyip Hancıoğluların küçük oğlunu öldürmüş,” dedi. Annemin söyledikleriyle dona kaldım. Abim nasıl yapabildi? Ne olacaktı şimdi? Abimi yakalamışlardı; polisler, ilk mahkemeden sonra onu hapishaneye götürmüşlerdi. Çok daha fazlasını hak etmişti. Abim, Devrân’ın ne günahı vardı da öldürdü? Aşiret hükmü vermişti. Babam beni çağırdı. Odaya gittiğimde, “Kızım, abinin yaptıklarını biliyorsun. Meclis toplandı ve senin kan yerine verilme sözün verildi. Kızım, başka çarem yoktu. Şimdi bana diyeceksin, ‘Abimin hatasını ben niye çekiyorum?’ ama mecburum,” dedi. “Hayır baba, mecbur gideceğim. Başka çaremiz yok. Üzülme sen, nasıl istersen öyle olsun,” deyip odama geçtim. Odama geçtikten sonra, yastığa sarılıp ağlamaya devam ettim. Gözyaşlarım yastığı ıslatırken, içimdeki çaresizlik ve öfke büyüyordu. Hayatımın bu noktaya geleceğini hiç düşünmemiştim. Abimin hatalarının bedelini ödemek zorunda kalmak, hayallerimi ve geleceğimi feda etmek zorunda kalmak… Bu düşüncelerle boğuşurken, kapı yavaşça açıldı ve annem içeri girdi. “Kızım, biliyorum çok zor. Ama güçlü olmalısın,” dedi, gözleri dolu dolu. “ Senin için en iyisini istiyoruz, ama bazen hayat bizi zor kararlar almaya zorluyor.” Annemin sözleri biraz olsun içimi rahatlatsa da, geleceğe dair korkularım dinmiyordu. “Anne, ben ne yapacağım? Hayallerim vardı, mimar olacaktım. Şimdi ne olacak?” diye sordum, sesim titreyerek. Annem yanıma oturdu ve elimi tuttu. “Kızım, hayat her zaman planladığımız gibi gitmez. Ama biz senin yanındayız. Ne olursa olsun, birlikte atlatacağız.” Hayalim bu değildi. Daha okulumu bitirip mimarlık ofisimi açacaktım. Bunların hepsi kötü bir rüya gibi. Aileme zarar gelmesin diye mecburdum. Bu zor günleri nasıl atlatacağımı bilmiyordum. İçimdeki belirsizlik ve korku, her geçen saat daha da büyüyordu. Ankara’da tek başıma ne yapacaktım? Abim onların oğullarını öldürmüştü. Onların yüzüne nasıl bakacaktım? Beni nasıl gelinleri olarak kabul edeceklerdi? Ya kocam olacak kişi nasıl kabullenecekti? Kafamın içi doluydu. İnsan başka hayaller kurar, hayat başka hayatlar önüne koyar. Aklımda kaçmak vardı ama nasıl kaçabilirdim ki? Rojin’i de düşünmem lazımdı. Evden kaçarsam Rojin’i yerime verirlerdi. Bunu göze alamayıp kaderime razı oldum, istemeyerek. Günler geçtikçe, Ankara’ya gitme vakti yaklaşıyordu. İçimdeki korku ve endişe büyüyordu. Ailemle vedalaşmak zor olacaktı, ama en zoru Rojin’i geride bırakmaktı. Onunla vedalaşırken gözyaşlarımı tutamadım. “Kendine iyi bak,” dedim, “ve güçlü ol.” Ankara’ya vardığımda, beni karşılayan aile soğuk ve mesafeli davrandı. Onların gözlerinde sadece öfke ve acı vardı. Kocam olacak kişi, Boran, sessiz ve içine kapanıktı. İlk günler çok zor geçti. Kendimi yalnız ve çaresiz hissediyordum. Ama zamanla, Boran’ın da bu durumdan memnun olmadığını fark ettim. O da benim gibi, bu zorunlu evliliğin kurbanıydı. Boran ve ailesi bana nefretle bakıyordu, babası hariç. Başımı eğdim, ne diyeceğimi bilmiyordum. Hizmetliler odamı gösterdi, odama gittim. Utanıyordum, onların yüzüne bakamıyordum. Beni gördüklerinde oğullarını hatırlıyorlardı ama benim bir suçum yoktu. Abim yüzünden ne hallere düşmüştüm. Akşam olmuştu, ben hâlâ odada oturuyordum, çekiniyordum çıkmaya. Boran’ın babası kapıyı tıklatıp içeri girdi. “Kızım, haydi yemek hazır, gel sen de bir şeyler ye,” dedi. “Ben burada da yiyebilirim efendim,” dedim çekinerek. “Olur mu öyle şey? Haydi, seni bekliyoruz,” dedi ve arkasından gittim. Salona girdiğimizde herkes sofrada oturuyordu. Ben oturduğumda, kaynanam hemen kalktı sofradan. Bana bakarak, “İştahım kaçtı,” dedi. Bu sözler içimi acıttı ama sessiz kaldım. Boran’ın babası, “Hadi kızım, sen de ye bir şeyler,” diyerek beni cesaretlendirmeye çalıştı. Sofrada sessizlik hâkimdi. Herkesin bakışları üzerimdeydi ve bu durum beni daha da rahatsız ediyordu. Yemek boyunca kimse konuşmadı, sadece çatal ve bıçak sesleri duyuluyordu. Yemekten sonra odama çekildim. Yalnız kalmak istiyordum. Bu yeni hayatımda nasıl ayakta kalacağımı bilmiyordum. Gece boyunca uyuyamadım, düşünceler beynimi kemiriyordu. Sabah olduğunda, hizmetliler kapımı çaldı ve kahvaltının hazır olduğunu söylediler. İstemeyerek de olsa kalktım ve kahvaltıya indim. Kahvaltıda kaynanam yoktu, görümcem Asmin ve abisi Altay vardı. Boran yüzüme bile bakmıyordu. Onlara da hak veriyordum ama benim hiçbir suçum olmadığını anlamaları lazımdı. Kahvaltı masasına oturduğumda, Altay, “Hoş geldin yenge, ben Altay, memnun oldum,” dedi. “Ben de Ruken,” dedim. “ Değişik ve güzel bir ismin varmış, anlamı ne?” diye sordu. “Ruken, yüzü gülen anlamına geliyor,” dedim. “Anlamı güzelmiş,” dedi. “Evet, keşke bahtım da adım gibi güzel olsaydı,” deyip başımı eğdim. Görümcem Asmin, “Üzülme yenge, abim de annem de zamanla senin bir suçun olmadığını anlayacaklar. O zaman yaptıkları yüzünden pişman olacaklar,” deyince yüzüne bakıp tebessüm ettim. Kahvaltıdan sonra odama çekildim. Asmin’in sözleri içimi biraz olsun rahatlatmıştı ama hâlâ büyük bir belirsizlik içindeydim. Boran’ın bana karşı olan soğuk tavrı, bu evliliğin ne kadar zor olacağını gösteriyordu. Ama Asmin ve Altay’ın desteği, bu zor günlerde bana güç veriyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD