Mahir
Konvoyun ortasındaki zırhlı araçtaydık. Deri koltuğun soğukluğu sırtıma işliyordu. Bugüne kadar elime almadığım tespihi babam göz altına alındığından beri parmaklarımdan bırakmamıştım. Kehribar taneleri parmaklarımın arasında birer birer kayarken her bir tık sesi kafamın içindeki o karanlık akşamın anısını canlandırıyordu zihnimde.
İstanbul’un sabah sisi ruhumdaki karanlığı daha da bir kötü hale getirmişti. İçimdeki öfke gittikçe katılaşıyordu. Arka koltukta tespihimi çekerken camdan yansımama baktım. Dört gündür uyumamıştım. Dört gündür babam, İshak Karaduman, o sarsılmaz çınar gözaltındaydı ve sabaha karşı tutuklanmıştı. Hakim kararı okurken çok keyifliydi. Onu da yazdım kenara…
Yedi araçlık konvoy nizamiyenin önünde durduğunda korumalar kapımı açmak için hamle yaptı.
“Dışarıda bekleyin.” Dedim sesimdeki sertliği gizlemeyerek. “İçeri sadece ben gireceğim.” Arabadan inince üzerimdeki tüm metal eşyaları arabada bıraktım. Telefonum da dahil. Biliyordum bu prosedürleri. Yabancı değildim. X-ray cihazlarından geçtim peşi sıra. Üzerimde sadece kimliğim vardı. Her kapı sesinde, her kilit tıkırtısında Karaduman soyadının onuru biraz daha zedeleniyordu. Başka bir suçla burada olmuş olsa başım dik olurdum. En son göz taramadan geçtikten sonra ilerimdeki binaya yönlendirdiler. İnfaz koruma memurlarının yüzünde sahte bir saygı ifadesi vardı. Korkuyorlardı bizim gibilerden. Bu yüzden ters davranamıyorlardı. Çok umursamıyordum.
Görüş odasının ağır demir kapısı gıcırdayarak açıldı. Odanın ortasındaki masada oturan babamı gördüğümde boğazıma bir yumru oturdu. Dört günde on yıl yaşlanmış gibiydi. Saçları dağılmış, omuzları çökmüştü ama gözleri birer namlu gibi bakıyordu. Ellerinde kelepçe vardı. İşlediği suça bakacak olursak normaldi. Bugüne görüş izni almış olmamız bile mucizeydi. Eğilip ellerini öptüğümde ellerindeki o kelepçenin soğukluğu alnıma değdi. Karşısına geçip oturdum.
“Vaktinden önce oturdun o koltuğa Mahir.” Dedi. Sesi çatallıydı. Bir süredir kimseyle konuşmadığı belliydi.
“Ha beş sene sonra ha şimdi baba.” Ellerimi masaya uzattım. “Dışarıyı temizliyorum ama bir sorunumuz var. Sadık’ı da aldılar sabah. Artık avukatımız yok. Yanındaki çoluk çocuk bu işi yürütemez. Dosya o kadar ağır ki, piyasadaki hiçbir avukat bu yükün altına girmeye cesaret edemiyor.” Başımı hafifçe yana çevirdiğimde gözlerimle az ötemizde duran infaz memurunu süzdüm. Babam acı bir tebessümle geriye yaslandı. Kelepçelerin şangırtısı sessiz odada yankılandı.
“Sadık bu fırtınayı dindiremezdi.” Başını salladı. Babam mı yapmıştı soramıyordum. Biri mi komplo kurmuştu soramıyordum. Onun anlatması gerekiyordu. Eğer gerçekten o yaptıysa benim neden haberim yoktu bunu da soramıyordum. Hepsinden kötüsüydü işte bu. Benim haberimin olmaması…
“Ne yapacağız? Kim bakacak davaya? Kızıl Gece dosyasını duyan kaçacaktır.” Babam bana doğru eğildi. Bakışları bir an keskinleşti.
“Ulan Mahir, ben bu ömrümü bu aleme verdim. Çok kan döktüm, çok can aldım eyvallah ama ben kendi soframda devletin adamının, masumun kanını akıtacak kadar alçalmadım. Bunu da herkes bilir. Kundaktaki bebek bilir.” Bana da sorgulama diyordu.
“Her şeyin canlı yayında olması hiç iyi olmadı baba.”
“O gece tetiğe basan benim parmaklarımdı belki ama o silahı başkası tutuşturdu elime. Bizim itler…” dedi ve sinirle başını öne eğip sola salladı. “Korumalarım o gece kapıda nöbet tutanlar… Hepsi Nadir’in parasına ruhunu satmış. Beni o salonun ortasında pusuya düşürdüler.”
“Nadir olduğunu bilmiyoruz.” Bilmiyorduk da.
“Onun yaptığına eminim. Sen de bunu bulacaksın. Bu iş infaz değil Mahir. Bu bir tasfiye!”
“Biliyorum baba farkındayım. Nadir’i de araştıracağız tabi. Bulacağız kimin yaptığını da şu anda ki duruma bakarsak hukuk ağzımızdan çıkana değil delile bakar.”
“Beni iyi dinle aslanım. Bu işi sadece bir kişi çözebilir.” Derin bir nefes aldı. Devam etmesini bekledim. “Özkan Kılıç.” Ağzından çıkan ismi duyduğumda duraksadım. Doğru mu söylemişti?
“Kılıç mı? Baba adam mafya davalarına bakmayı bıraktı biliyorsun. O adam bizimle el sıkışmaz. Senin davana girmez.”
“Girecek.” Dedi babam. Sesi bir ferman gibi çıkmıştı. “Gideceksin o adama. Diyeceksin ki İshak Karaduman’ı canın pahasına savunacaksın.” Acıyla tebessüm ettim. Elimi kolumu bağlamıştı bu istekle. “O akıllı bir adam Mahir. Daha sen gitmeden biliyordur kumpas olduğunu. Kafası farklı farklı çalışır. Kimsenin görmediği ayrıntıları görür.” Derin bir nefes alarak verdim.
“Evet dediğin gibi biri ama kumpası görse bile, bilse bile, bu davayı almaz baba. Biliyorsun.”
“İhanete uğradım Mahir. Bunu kanıtlayacak tek zeka o adamda var. Ne yapıp edip onu ikna edeceksin. Gerekirse her şeyini ortaya koyacaksın. O adam masaya oturmadan ben buradan çıkamam.” Görüş süresinin bittiğini söyleyen memura ters bir bakış attı babam. Doğruldu. “Şimdi o hainleri, Nadir’in satılık itlerini tek tek ayıkla ama Özkan Kılıç’ı dosyayı almasını ikna etmeden karşıma gelme.” Ben de ayağa kalktım. Ceketimin önünü ilikledim. Babamın son emrini yerine getirecektim. Mecburdum.
“Emrin başım üstüne baba. Dosyayı kimin almasını istiyorsan alacak. Karadumanların hesabını kapatmaya niyetlenenlerin önce defterini ben düzeceğim.”
Babamı götürürlerken arkasından baktım. Demir kapı üzerime kapandığında kafamda tek bir isim yankılanıyordu. Özkan Kılıç. Babam haklıydı. Bu kumpası ancak Kılıç bozabilirdi. Ama Kılıç’a bu dosyayı vermek için sadece para yetmezdi. Bana çok güçlü bir koz lazımdı.
Dışarı çıktığımda sıcak rüzgar yüzüme daha sert çarptı. Korumalarım kapıyı açar açmaz arabaya bindim. Çakır arabadaydı. Ben içerideyken gelmiş olmalıydı. Beni süzerek tespihini sallamaya devam etti. Asıl adı Sait’ti ama gözlerindeki o delici mavilik yüzünden ona Çakır derdi herkes.
“Baba ne diyor?” dedi Çakır. Bakışlarını benden ayırmadan devam etti. “Hala ben yapmadım mı diyor yoksa emekli ikramiyemi yatırın içeride çay demliyorum modunda mı?”
“Babam masum Çakır biliyorsun.” Ses tonum sert değildi. Şu alemde belki babamın bile söyleyemeyeceği şeyleri söyleme hakkına sahipti Çakır. “İhanete uğradı. Demesine göre Nadir işin içinde.” Çakır tespihini durdurdu ve bana döndü bedeniyle. “Babamın emri var.” Gözlerimi dikiz aynasındaki koruma araçlarına dikerek. “Özkan Kılıç. Dava dosyasını o alacak.” Çakır bu ismi duyunca kısa bir kahkaha attı. İçeride yapmak istediğim tam da buydu.
“Kılıç bizim gibi karanlık işler dairesi müdürüyle iş yapmaz. Kapısına gitsek saniyesinde sepetler.”
“O yüzden kapısına gitmeyeceğiz Çakır.” Dedim sesim bir bıçak gibi soğuktu. “Bana Özkan Kılıç’ı araştıracaksın. Nesi var nesi yok dök önüme. Parayla pulla işi olmaz biliyorum. İhtiyacı da yok. Gerçi para ihtiyaca da bakmaz, çoğalsın isterler ama onun öyle bir durumu yok.”
“Öyle.”
“Her kalenin bir zayıf kapısı vardır. Zaaflarını, ailesini, en sevdiğini… Neyi varsa bul getir.”
Cebinden gümüş tabakasını çıkarıp bir sigara yaktı. Dumanı ciğerlerine çekerken gülümsedi.
“Bir kızı vardı onun. Adını hatırlamıyorum. Babasının göz bebeği olduğunu duymuştum. Fakülteyi birincilikle bitirmişti. Şimdi de babasının sağ koluymuş. Her dosyada onun parmağı varmış.” Yan gözle baktım ona.
“Kıza mı yürüdün?”
“Yok ya?”
“Aşık mısın?”
“Ne işim olur. Tanışmadım bile. Apo’nun mekanında karşılaşmıştık ama uzaktan gördüm. Apo’nun kız kardeşiyle arkadaşmış. Didem’in yanında görünce bu kız kim dedim. Öyle anlattı.” Başımı salladım.
“Hala açılamadın şu kıza.” Dedim.
“Boş ver gerek yok.” Külünü tablaya silkelerken konuştu. “Eğer Özkan Beyimizi masamıza oturtacaksak, kılıcın sapını elinde tutman lazım Mahir.”
“Kızı yanımızda misafir olursa babası da mecburen ev sahibi olur.” Diye tamamladım onu. “Bul onu Çakır. Bugün gün batmadan o kız bizim kapımızdan içeri girecek ama kılına zarar gelmeyecek. Onu babasını ikna etmek kullanacağız canını yakmak için değil.” Çakır sırıttı.
“Merak etme aslanım. Kıza, hukuk stajını bizim malikanede yapacaksın der nazikçe davet ederim.” Şu anda bile beni güldürüyordu salak herif.
Araba İstanbul’un caddelerine girerken camdan dışarı çevirdim bakışlarımı. Zihnimde sadece babam ve Kılıç vardı. Hain kapının içindeydi… Önce evdekileri temizlemem gerekiyordu…
Bölüm Sonu.
Geldik bir mafyayla şlaskdlasşdkas hard erko yazacağız bilginiz olsun. Redflag mahire hazır olun.
İlk bölüm için düşüncelerinizi bekliyoruz. Biz yazarken çok zorlandık çünkü ilk kez böyle bir adam yazıyoruz.
Şuraya bir başlama tarihi bırakın. 01.06.26
2.Bölüm Alıntı
“Şu Karaduman olayı için ne diyorsun. Gündeme bomba gibi düştüler kanlı baskınla.” Ben işin hukuki boyutuyla ilgileniyordum. Adam mafyaydı ve elinde silahla yakalanmıştı. Deliller çok sağlamdı ama suçu işlediğini redediyordu. Kendi adamları aleyhine şahitlik yapmış, adamı içeri tıkmışlardı.
“Muhebbet yer de ağırlaştırılmışından emin değilim. İyi para yedirirlerse bir nebze daha rahat şartlar sağlanır.”
“Yedirirler, çok zenginlermiş. Biraz soruşturdum dünyanın işi bunlarda.” Acaba dava önüme düşse ne yapardım? Kariyerimin zirvesi olurdu bir kere. Böyle bir davada avukat olmak demek tüm ülkede nam salmak demek. Tabi işin ahlaki ve etik boyutunu hesaba katmazsak.
“Sen fazla kurcalama. Tehlikeli adamlar bunlar. Niye soruşturuyorsun beni diye kıllanırlarsa gündüz gözüne meydanda sıkarlar kafana.” Kahvemin yanında getirdikleri çikolatalarımı yedim önce.
“Bana ne aman, benimki merak sadece. Avukatı da almışlar, şimdi ne yapacaklar acaba?”