Bölüm 5

1203 Words
Mahir Melis’in yatak odasındaydım. Geleceğimi söylediğimde üzerine boca ettiği parfüm kokusu genzimi yakıyordu. Yanımda uyuyan kadının düzenli nefes alışlarını dinlerken tavandaki alçıpan süslemelere dikmiştim gözlerimi. Burası benim için her zaman bir sığınak olmuştu ama bu gece burası da dar geliyordu ruhuma. Tenim Melis’in sıcaklığına karışmış olsa da zihnim Silivri’nin soğuk betonlarında ve malikanedeki o hırçın avukatın çığlıklarındaydı. Yataktan usulca kalktım. Melis kıpırdandı. Uykulu gözlerle baktı bana. Dağılmış sarı saçlarını yastığa yayarken eliyle sırtıma dokundu. “Gidiyor musun?” diye mırıldandı. “Babandan beri ilk kez geldin Mahir. Sabaha kadar kalsaydın…” Cevap vermedim. Yerdeki siyah gömleğimi alıp üzerime geçirdim. Düğmeleri iliklerken aynadaki yansımama baktım. Göz altlarım çökmüştü, kaşımdaki o eski yara izi sanki daha da belirginleşmişti. Melis yataktan kalkıp arkama geldi. Kollarını belime doladı. Başını kürek kemiklerimin arasına yasladı. “Seni özlemişim. Sadece bir gece… Sadece birkaç saat daha Mahir’im olsan olmaz mı?” Kollarını yavaşça çözdüm ve ona döndüm. Melis’e bu evi ben almıştım, kapısına korumaları ben dikmiştim ona bu lüks hayatı ben sunmuştum ama kalbimi hiçbir zaman ona vermemiştim. O da bunu biliyordu. “Biliyorsun Melis.” Dedim sesim buz gibi bir tonda. “Benim başka birinin Mahir’i olmaya vaktim yok. Hele ki bugünlerde.” “O kız için gidiyorsun?” şaşırdım. “Hangi kız?” “Haberlerde gördüm. Özkan Kılıç’ın kızı kaçırılmış. Herkes Çakır’dan şüpheleniyor. O kızı sana getirdi değil mi? ” Çenemi sıktım istemsizce. Pantolonumun kemerini takarken sert bir bakış fırlattım. Cevap vermediğim için devam etti. “Yalan söyleme sakın. Korumalardan duydum sizin evdeymiş.” “Çok konuşuyorsun Melis. Televizyonu kapat, hayatına bak. Benimle ilgili olan hiçbir şey seni ilgilendirmez. Bunu kafandan çıkarma!” “Öleceksin Mahir. Sana bir şey olacak diye korkuyorum. Bu koca evde senin haberini beklerken korkuyorum.” Ceketimi omzuma attım. Komodinin üzerindeki silahımı ve tespihimi aldım. Kapıya yönelirken arkama bile bakmadan. “Bekleme o zaman Melis. Kapı orada.” Biliyordum ki gitmeyecekti. Bu hayatın konforunu seviyordu. Dışarı çıktığımda gece serinliği çökmüştü. Kapıdaki iki adamım anında doğruldu. “Aracı hazırlayın.” Dedim. Sonra yine döndüm. “Hangi ibne kapıda benim, evin dedikodusunu yapıyor. Karı mısınız oğlum siz?” Telefonumu çıkarttım. Araca bindiğimde Çakır’a yazdım. Mahir: Melis’in kapısındaki korumaları değiş. Cevap gelmesini beklemiyordum hemen yazmaya başladığını görünce telefonu kapamadan bekledim. Çakır: Ne oldu? Mahir: Eve gelen kızı biliyor Melis. Kapıdan duymuş. Çakır: Ooooo. Tamam o iş bende. Mahir: Sen neden uyumadın? Çakır: Apo’nun mekandayım. Didem buradaymış. Mahir: Hayırlı işler. Telefonu cebime attım. Malikaneye vardığımda saat sabaha karşı üç sularıydı. Eve girdiğimde sessizlik hakimdi. Kendi katıma çıktım hızla. Sonra olanlar oldu. Çakırla birbirine girmişler yine. Çakır’ın elinde kalırdı bu kız ama benim de başında durup ilgilenecek isteğim yoktu. Ama bir komik gelmedi desem yalan olur. Çakır’ın sırtında sandalye kırmak her babayiğidin harcı değildir. Hemen yanındaki oda benimdi. Odaya girdiğimde Melis’in kokusu daha da net çarptı suratıma. Ruhum daralmıştı. Ceketimi bir kenara fırlattım. Silahımı banyo tezgahına koyarak suyu açtım. Soğuk su iyi gelmişti. Duştan çıkınca kurulanma gereği bile duymadan siyah kısa bir şort geçirdim üzerime. Saçlarımdan sular göğsümdeki dövmenin üzerinden akıp gidiyordu. Yatağa kendimi bıraktığımda saat sabaha karşı dört buçuğa geliyordu. Gözlerimi kapattığımda zihnimdeki gürültü kesildi. Sabah ilk iş Özkan bize gelecekti. Biliyordum. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum ama büyük bir sesle gözlerimi açtım. Yastığımın altındaki silahımı kaptığım gibi yerimden fırladım. Koridora çıktığımda iki koruma da şaşkınlık ve korku içinde avukatın kapısında dikiliyordu. Açıp açmamak konusunda anlaşamamışlardı. “Açın şu kapıyı hemen! Dışarıdakilere haber verin camın önüne gelsinler. Bahçeyi tarasınlar.” diye kükredim. Korumalardan biri titreyen elleriyle anahtarı çevirdi. Kapı açılır açılmaz içeri daldım. Silahın namlusu her köşeyi tararken gördüğüm manzara duraksamam sebep oldu. Kız odadaki o ağır masif ahşap dolabı devirmişti. Dolap yan yatmış, içindeki boş askılar etrafa saçılmıştı. Kendisi ise dolabın hemen yanında yerde büzülmüştü. Ayağını tutuyordu. “Neler oldu burada?” diye bağırdım silahı indirirken. “Bu ne hal?” Kapıya dönerek sertçe kapattım. Günseli saçları darmadağın gözleri uykusuz tan ve sinirden kıpkırmızı bir halde bana bakıyordu. Bakışları bedenimde dolaşırken gülümsedim. Beni böyle çıplak görmeyi beklemiyordu sanırım. Göğsümdeki dövmeye, silah tutan elime kaydı bakışları. Yutkunduğunu gördüm. “Dolabın arkasındaki kapıyı gördüm. Onu açacaktım.” Yanına giderek ayağını avuçlarıma aldığımda inledi. “Yatağıma bu kadar gelmeye hevesliysen kapıdakilere söylemen yeterdi. Dolabı devirmene gerek yoktu.” Gözlerini şaşkınlıkla aşarak var gücüyle omzuma vurdu. “Geri zekalı. Kaçmaya çalışıyordum. Yan odadan çıkabilirim. Korumalar uyursa falan diye düşündüm. Terbiyesiz sapık.” Güldüm. Eğlendirmişti beni. “Sen çok yaşa emi. Şu kara günlerde güldürdün beni. Ayağını sıyırmış. İnşallah kırık yoktur. Malum doktora götüremem.” “Geber!” “Kalkabilir misin?” dedim doğrularak elimi uzattım. Elime bile dokunmadan kendi kalkmaya çalıştı ama götünün üzerine çöktü. Yine bacakları dikkatimi çekmişti. Üzerinde giydiği etek… İç çamaşırına kadar sıyrılmıştı. “Kıyafet getirmediler mi sana?” Elimdeki silahı komidine bırakarak tekrar eğildim ve kollarımı kalçasının altından geçirerek kucakladım. Çığlık çığlığa ciyakladı. “Bırak beni!” “Kımıldanma yardım ediyorum. Ezilecekmişsin az kalmış. Amacın ne senin?” “Senin elinde olacağıma o dolabın altında ezilmeyi tercih ederim!” diye bağırdı. Yatağa yatırmak üzereydim ki tekrar çırpınmaya başladı. Sağlam olan bacağını kurtarıp omzuma vurunca dengemi kaybederek yatağa düştüm. O altımda kalmıştı. Çıplak tenime küçük bedeninin sıcaklığı değmişti. Nefesi boynuma çarpıyordu. Elleri göğsümde tam kalbimin üzerinde durdu. Kalbimin bir anda ne kadar hızlandığını hissettiğine eminim. “Bırak beni.” diye fısıldadı. Biraz geri gelerek gözlerinin içine baktım. Korkmuştu. Fena korkmuştu. Gülümsedim. Savunmasız hissediyordu kendisini. Bunların hepsini hissediyordum. “Bırakmam.” Dedim keyifle. “Bak avukat.” Cevap vermedi. Boynuna doğru eğilerek kulağına fısıldadım. “Benim sınırlarımı zorlamasan iyi olur. Senin açından yani.” Tekrar yüzüne döndüm. “Bu evde benden izinsiz ölmek bile yasak. Anladın mı?” Dudakları dudaklarıma o kadar yakındı ki… Tam bu sırada kapı açıldı. “Ne oldu lan.” Diye girdi içeri Çakır. Çakır çakır keyif olmuş. Bize bakıyordu. Elinde silahı vardı. Gözlerini kısarak yatağın üzerindeki halimize baktı. Sarhoş zihniyle gördüğü manzara birleşince yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Vay arkadaş…” silah olan elini kaldırıp burnunu sıktı. “Biz dışarıda suikast mı var, biri içeri mi girdi diye dertlenelim. Meğer içeride hukuk reformu yapılıyormuş. Kusura bakmayın beyler bayanlar. Ben yanlış koalisyonun içine daldım galiba.” “Kalk üzerimden.” “Lütfen de.” “Lütfen.” “Tamamını söyle.” “Kalk üzerimden lütfen.” Yavaşça doğruldum. Çakırın alaycı bakışlarına hiddetlenmiştim. “Çakır. Kapı çalmak senin lügatinden ne zaman çıktı?” Günseli sinirle bağırdı. “Neden çalacak kapıyı. Sanki öyle bir şey yapıyormuşuz iması yapıyorsun. Mahir buradan kurtulayım vallahi öldürürüm seni.” Çakır hiç oralı olmadan odaya göz gezdirdi. Devrilen dolaba bakıp ıslık çaldı. “Kapıyı çalmadım çünkü dediğim gibi bir şey oldu sanım. Maşallah avukat hanım mobilya dekorasyon işine hızlı girmiş.” Çakır’dan çekeceği vardı bu kızın. Benden de… “İmalarını al bir yerine sok.” Çakır sinirle yatağa bir adım attığında önüne geçtim. “Ne yapıyordunuz avukat? Altlı üstlü çalışırken dosya mı inceliyordunuz?” “İğrençsiniz. Sesi titriyordu. Nefreti taptazeydi. Çakır kızın yumuşak karnını bulmuştu artık bırakamazdı. Sürekli bu imaları yapacaktı ve Günseli’yi delirtecekti. “Hadi çıkalım.” Komedinden silahımı aldım. “Aşağıdan birilerini çağır. Dolabın parçalarını çıkartsınlar. Temizleyin şurayı.” Dedim korumalara. Odadan çıktığımda koridorda hala Çakır’ın uzaklaşan kısık sesli gülüşünü duyabiliyordum. Kendi yatağıma geçtiğimde ne uykum kalmıştı ne de huzurum…. Bölüm Sonu. Günseli bir dur be kızım. sinsi ol biraz aşkasdlsdlşa Siz ne düşünüyorsunuz? Beğenmeyi, yorum yapmayı ve arkadaşarınıza önermeyi unutmayın!!!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD