Bölüm 2

1064 Words
Günseli Esnememi elimin tersiyle bastırdım. Sabahları uyandığımda kahve içmeden ayılamıyordum. Mutfağa gidip kahve demlemem ve duş alıp giyinmem gerekiyordu. Bugün adliyede işim yoktu, biraz daha rahat giyinebilirdim. Makineye filtre kağıdı, kahve ve su koyarak demlenmeye bıraktım. Duşa girip temizlendim ve saçlarıma fön çektim. Tşört, dar etek ve spor blazer ceketten oluşan bir takım, ince siyah çoraplar giydim. Nihayet hazırlandım, çantamı ve laptop çantamı alıp mutfağa indim. Evim iki katlı bir apartman dairesi Ataköy Konak’da. Babamın bürosuna da yakın, evine de. Yürüyerek gitmiyorum tabi ki ama yürümeyi seven bir insan olsam gidilir. Kahvemi kulpu fil kafası olan kupama doldurdum ve kokladıktan sonra sağlam bir yudum aldım. Mis gibi kahve. Tezgaha kalçamı yaslayıp keyifle içtim. Sonra koştur koştur 8mm topuklu ayakkabılarımı giyip eşyalarımı alarak çıktım evden. Garajda arabamı her zamanki yerinde buldum. Eşyalarımı yan koltuğa atıp kontağı çevirdim. On beş yirmi dakikalık bir yoldan sonra babamın Yalı Ataköy’deki bürosuna geldim. Büroda babam ve benim dışımda on avukat ve yedi sekiz de stajyer avukat vardı.Büyük bir büro değildik ama köklü, tanındık bir iş yeriydi. Binaya girip ofisin olduğu kata çıktım ve içeri girdim. Kalabalık bir ofisti bizimkisi. Bir sürü müvekkil, icra ekibi, hukuk asistanı ve sekreterya bizim kattaydı ancak bir alt kata indiğinizde muhasebe ve idari kat bulunuyordu. Ceviz döşeme holü geçip ofisime ilerledim. Eşyalarımı masama bırakıp dolu bir bardak su doldurdum kendime. Su içmeyi hep unutuyordum. Annem çok kızıyor bu konuda bana. Pc açtım ve dosyalarımdan birine tıkladım. Bir saatlik çalışma sonucu sabit hat telefonum çaldı. Babam kahveye çağırıyordu. İşimi bitirip gittim tabi ki. Masanın ardına dolanıp yanaklarına bir öpücük kondurdum. Kehkeh güldü. Mafyanın avukatı, hukuk dünyasına bir kılıç gibi nam salmış, azılı mafyaları parmağında oynatan Özkan Kılıç benim yanımda ponçik bir kedi oluyordu. Seviyorum bu adamı ya! Masanın ardına geçip oturduğumda o da kahvelerimizi söylemişti. “Az önce bir müvekkil vardı, borcu icraya düştü, sanki benmişim müsebbibi gibi beni ikna etmeye çalışıyor,” diye söylendi. Davacı ve davalılar bazen yorucu olabiliyordu. “Hacze giden memurlara neler yapmaz,” dedim gülerken. Gözümde canlandı sanki memurlara saldırışı. “Neden icralık oldu?” “Davada hakim mahkeme mahsaflarını iki tarada eşit pay etmiş, müvekkil de ödememiş kaybeden öder diye. Herhangi bir hukuki süreç de başlatmamış. E hal böyle olunca icraya düşmüş. Zamanında uyardım ödemeyi yapması konusunda.” Kahvelerimiz geldi. Biraz daha müvekkili hakkında konuştuk ve konu değişti. “Şu Karaduman olayı için ne diyorsun. Gündeme bomba gibi düştüler kanlı baskınla.” Ben işin hukuki boyutuyla ilgileniyordum. Adam mafyaydı ve elinde silahla yakalanmıştı. Deliller çok sağlamdı ama suçu işlediğini redediyordu. Kendi adamları aleyhine şahitlik yapmış, adamı içeri tıkmışlardı. “Muhebbet yer de ağırlaştırılmışından emin değilim. İyi para yedirirlerse bir nebze daha rahat şartlar sağlanır.” “Yedirirler, çok zenginlermiş. Biraz soruşturdum dünyanın işi bunlarda.” Acaba dava önüme düşse ne yapardım? Kariyerimin zirvesi olurdu bir kere. Böyle bir davada avukat olmak demek tüm ülkede nam salmak demek. Tabi işin ahlaki ve etik boyutunu hesaba katmazsak. “Sen fazla kurcalama. Tehlikeli adamlar bunlar. Niye soruşturuyorsun beni diye kıllanırlarsa gündüz gözüne meydanda sıkarlar kafana.” Kahvemin yanında getirdikleri çikolatalarımı yedim önce. “Bana ne aman, benimki merak sadece. Avukatı da almışlar, şimdi ne yapacaklar acaba?” Babam gözle görülür bir şekilde gerildi. Bundan birkaç yıl önce olsa kesin babama gelirler derdim; ancak babam artık mafya davalarına bakmıyordu. “İyi bir avukata ihtiyaçları var. Bir kere başladılar almaya, bir bakmışsın hepsini toplamışlar. Birlikte çalıştığı bahçıvana kadar alırlar şafak operasyonuyla.” Babam tecrübeye dayalı konuşuyordu. Bir mafya babasını almak demek sadece o babayı almak demek değildi. Genelde koloni halinde yaşardı bu tipler, eş dost yanlarında çalışan herkese bulaştırırlardı çamurlarını. Yine de hukukta kesinlikle konuşmak için kanıt ve şahit gerekirdi. Bazen bunlar bile yetmeyebilirdi kesin bir sonuca hükmetmek için. “Ben ilgileniyorum davayla valla. Takip edeceğim. Bizim Başak’ın hukuk bürosundandı onların avukat, o işin içinde.” Başak fakulteden arkadaşımdı, samimi değildik ama arayıp sorardık. “Ben hiç ilgilenmiyorum. Böyle adamlara bulaşmak istemiyorum. Sen de ilgilenmeyeceksin. Duydun mu beni? Zehirli dumanıyla öldürür bu adamlar seni!” Babamın net otoritesini hissedince geri adım atmaya karar verdim. Kesinkes istemiyordu bu konu hakkında konuşmayı. Anlıyordum onu. Olsun varsın konuşmasın, ben gizliden gizliye takip edeceğim. “Peki,” dedim uzatmadan. Kahvemizi içtik. Annemi sordu bana. Boşandıktan sonra arkadaş kalmayı başarmışlardı. Şaşırıyorum doğrusu, ben eski sevgilimle bile arkadaş kalamam. Atakan! Rezil salak. Ay neyse aklıma geldi. Sinirim bozuldu. Kahvem bitince dosya işlerime geri döndüm. Kapatmam gereken dosyalar vardı, onları hallettim. Öğlen ikiye kadar çalışmışım. İşlerim bitince hem yemek yemek hem de biraz alışveriş yapmak için Nişantaşına gittim. Güzel bir somonlu salata ve rose şarap içtikten sonra vitrin gezmeye başladım. Biraz kıyafet, birkaç parça ayakkabı, makyaj malzemesi. Böyle boş günler nimet doğrusu, market alışverişine bile fırsat bulamıyorum duruşma zamanları. Sonra bir kafede oturup bol kremalı bir mocha söyledim kendime. Biraz sosyal medyada gezindim, kızlarla mesajlaştım. Arabamı park ettiğim otoparka yürüdüm ve eşyalarımı bagaja koydum. Evime gitmek için yola çıktım. Yarım saat gösteriyordu ama en az bir saat yol giderim artık. Galatayı geçip Reşadiye’den Kennedy Caddesine girdim ve yola çıktım. Deniz manzaralı bir yolda kesti önümü hayatımı dumanıyla zehirleyecek o adamlar. Bir anda dört bir yanımı sarıp yolu kapattılar. Ne olduğunu anlayamadım başta, kilitli arabada oturdum. Telefonumdan acil yardımı aradım hemen. Beklemeye başladım görevliye bağlanmak için. Çakır gözlü bir adam geldi arabamın ön kapısına kadar, silahının kabzasıyla ön camımı patlattığı gibi ön kapıyı açtı. “Ver lan şunu!” dedi sert bir sesle. Telefonumu tuttuğu gibi yere çarptı. Beş parçaya bölündü telefonum. “İmdat!” diye bağırdım hırsla! Bileğimden yakaladı, çırpınmaya başladım. “Bırak beni şerefsiz! İnsan kaçırmak suç!” “Kes sesini avukat hanım!” diye bağırdı bana. “Senden çok mahkeme görmüşümdür ben! Hem de sanık olarak.” Bunu inkar edemezdim. Arabanın içine eğildiğinde kafasına vurmaya başladım, tırnaklarımla dazlak kafa derisini çizdim. Kemerimi açtığı gibi bileğimden tutup asıldı arabanın dışına. “Bırak beni şerefsiz adam! Bırak dedim.” Topuklu ayakkabım fırladı gitti ayağımdan. Tek eliyle sürüklemeye başladı beni. Arabasına kadar götürdü hiç zorlanmadan. Yardım çığlıklarıma kimse cevap vermedi, diğer adamlar kimsenin geçmesine izin vermiyorlardı, silahları elindeydi. Biri arabama bindi, arabamı da kaçıracaklardı. “Bir rahat dur kadın!” diye bağırdı çakır gözlü mafya. Beni arabanın içine fırlattı. Ayağımda kalan 8mmlik topuklumu bir glock tabanca gibi kullanıp adamın kafasına geçirdim. Kafası yarıldı, kan akmaya başladı. “Lan!” diye bağırdı. Tokadı suratımda patladı. Yıldızlar çaktı gözlerimin önünde. Bayılmışım. Bölüm sonu. Topuklu ayakkabısıyla kafa yaran Günseli bıraktım şuraya. Şimdi yandınız Karaduman'lar aşsldkadiaşdls Siz ne düşünüyorsunuz? Hikaye hakkında yorumlar yapın, okuyayım. Desteğinizi bekliyorum...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD