.
Malikâneye geldiklerinde Sevda daha arabadan iner inmez çocukları düşündü.
Ateş poşetleri taşımak için görevlilere seslenirken Sevda çoktan içeri girmişti.
Jülide Hanım salonda oturuyordu. Gökhan yerde oyuncaklarıyla oynuyor, Aydan ise onun yanında beşiğinde uyuyordu.
Sevda önce oğlunun yanına gitti.
— Gökhan...
Gökhan başını kaldırdığı anda yüzü aydınlandı.
— Sevda anne!
Koşup Sevda’ya sarıldı.
Sevda eğilip onu kucakladı.
— Nasılsın bakalım?
— İyiyim. Babaannem bana yemek verdi.
— Aferin benim oğluma.
Sonra Sevda hemen Aydan’ın yanına gitti.
Beşiğin üzerine eğilip kızına baktı.
— Benim güzel kızım...
Aydan uykusunda hafifçe kıpırdandı.
Sevda elini minik yanağına koydu.
— Uyanmadın mı sen?
Jülide Hanım gülümseyerek yanlarına geldi.
— Uyandı aslında. Biraz bıraktığın sütü içti, sonra tekrar uyudu.
Sevda rahat bir nefes aldı.
— İyi bari.
Jülide Hanım onun omzuna dokundu.
— Sen de yorulmuşsundur kızım. Git biraz dinlen.
— Önce çocuklarıma bakayım anne.
Bu söz Jülide Hanım’ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluşturdu.
— Çocuklarıma...
Sevda söylediği sözün farkına varınca hafifçe utandı.
Jülide Hanım ise onun yanağına dokundu.
— Alışıyorsun.
Sevda gülümsedi.
O sırada görevliler aldıkları poşetleri içeri taşımaya başladı.
Jülide Hanım bir anda ayağa kalktı.
— Bu kadar şeyi ne yaptınız siz?
Ateş gülerek içeri girdi.
— Daha başlangıç anne.
Jülide Hanım poşetlerin yanına gidip tek tek bakmaya başladı.
Gelinlik için alınan kutuları görünce gözleri parladı.
— Aaa... Bunlar Sevda’nın mı?
— Evet anne.
— Dur bakayım.
Jülide Hanım kıyafetleri, ayakkabıları ve çantaları görünce sevinçle:
— Kızım, sana bayağı şey almışsınız.
Sevda mahcup bir şekilde:
— Ateş aldı.
dedi.
Jülide Hanım oğluna baktı.
— İyi yapmışsın oğlum.
Sonra Aydan için alınan küçücük kıyafetleri gördü.
Bir tanesini eline aldı.
— Ay, şuna bak! Torunuma bak sen...
Kıyafeti Aydan’ın üzerine tutup gülümsedi.
— Bunu giyince nasıl güzel olacak.
Gökhan da yanlarına geldi.
— Benimkiler nerede?
Ateş hemen oğlunun poşetini gösterdi.
— Burada oğlum.
Gökhan heyecanla poşetin başına çöktü.
— Baba, bunu da mı aldın?
— Hepsini.
— Aydan’a da aldın mı?
— Tabii.
Gökhan memnuniyetle gülümsedi.
— O da benim kardeşim.
Sevda bu konuşmayı duyunca oğluna baktı.
İçinde sıcacık bir duygu oluştu.
Jülide Hanım da Gökhan’ın saçlarını okşadı.
— İkinize de aldılar. Artık ikiniz de çok şık olacaksınız.
Akşam olduğunda malikânenin içinde tatlı bir telaş başladı.
Sevda hazırlanmış, sade ve zarif bir elbise giymişti.
Ateş de hazırlanmıştı.
Bir süre sonra imam geldi.
Salonda herkes yerini aldı.
Sevda’nın kalbi heyecandan hızlı hızlı atıyordu.
Ateş onun yanına oturdu.
Elini tuttu.
Sevda elinin titrediğini hissedince Ateş parmaklarını hafifçe sıktı.
— Korkma Sevdam.
Sevda ona baktı.
— Korkmuyorum.
— Heyecanlısın.
Sevda küçük bir gülümsemeyle başını salladı.
İmam gerekli konuşmayı yaptıktan sonra ikisine dönerek nikâh için sorularını sordu.
Ateş hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
— Kabul ediyorum.
Sonra sıra Sevda’ya geldi.
Sevda derin bir nefes aldı.
Bir an gözlerini Ateş’e çevirdi.
Ateş’in yüzündeki güven veren ifadeyi görünce içi rahatladı.
İmam sorusunu tekrarladı.
Sevda’nın dudaklarından sakin ama biraz titrek bir ses çıktı.
— Kabul ediyorum.
Ateş’in yüzünde büyük bir gülümseme oluştu.
İmam duaları okudu.
İmam nikâhları kıyılmıştı.
Sevda başını eğdi.
Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.
Ateş onun elini tuttu.
— Artık gerçekten karımsın.
Sevda utangaçça gülümsedi.
— Sen de benim kocamsın.
Ateş’in gözleri doldu.
Tam o sırada Gökhan merakla yanlarına geldi.
— Baba...
Ateş ona baktı.
— Efendim oğlum?
Gökhan Sevda’ya bakıp sordu:
— Artık gerçekten annem mi?
Sevda’nın gözleri doldu.
Eğilip Gökhan’ı kucağına aldı.
— Evet kuzum. Artık gerçekten annenim.
Gökhan boynuna sarıldı.
— Çok güzel.
Ateş de ikisine bakarak gülümsedi.
Jülide Hanım’ın gözleri dolmuştu.
Aydan ise beşiğinde sessizce uyuyordu.
O gece malikânenin içinde dört kişilik bir ailenin ilk akşamıydı.
Henüz düğünleri olmamıştı.
Henüz herkesin önünde karı koca değillerdi.
Ama o evin içinde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Sevda ilk kez gerçekten ait olduğu bir yerdeydi.
Ateş ise sevdiği kadını ve çocuklarını aynı evin içinde görmenin mutluluğunu yaşıyordu.
İmam nikâhlarının ardından geçen birkaç gün, malikânede tatlı bir telaşla geçmişti.
Ateş, Sevda’nın ve çocukların rahat etmesi için hiçbir ayrıntıyı atlamamıştı. Yeni alınan mobilyalar gelmiş, ustalar odaların kurulumunu tamamlamış, evin içindeki eşyalar bir bir yerleştirilmişti. Sevda’nın beğendiği yatak odası takımı kurulmuş, dolaplar yerleştirilmiş, perdeler asılmıştı. Aydan’ın odası pembe tonlarda hazırlanmış, küçük beşiği, dolabı ve çekmeceleri düzenlenmişti. Gökhan’ın odası da baştan aşağı yenilenmişti. Yeni yatağı, oyuncakları için ayrılan rafları ve çalışma masasıyla odası artık bambaşka görünüyordu.
Ateş, çocukların odalarıyla ilgilenirken Sevda’nın da fikrini almıştı. Bir şeyi beğenmediğinde değiştirmiş, bir şey eksik kaldığında tamamlatmıştı. Sevda zaman zaman bu kadar masrafa gerek olmadığını söylese de Ateş’in cevabı hep aynıydı.
“Bu evde hepimiz yaşayacağız güzelim. Senin de çocukların da rahat etmesi benim için önemli.”
Sevda da artık her şeye itiraz etmekten vazgeçmişti. Yine de Ateş’in kendisi ve Aydan için yaptıklarını gördükçe içinde hem bir mutluluk hem de alışmakta zorlandığı bir şaşkınlık hissediyordu.
Düğüne yalnızca bir gün kalmıştı.
Ateş, yatak odalarının hazırlanmasına rağmen Sevda’yı kendi odasında bırakmıştı. Resmî nikâhları ve düğünleri henüz yapılmadığı için geceleri ayrı odalarda kalıyorlardı. İmam nikâhları kıyılmış, birbirlerine karı koca olmuşlardı ama Ateş, Sevda’nın kendini rahat hissetmesini istiyordu. Onu hiçbir konuda acele ettirmiyordu.
O akşam da evin içindeki telaş biraz olsun dinmişti. Jülide Hanım, çocukların ertesi günkü düğünde giyecekleri kıyafetleri kontrol etmiş, Sevda’nın gelinliğiyle ilgili son hazırlıkları konuşmuştu. Gökhan da yeni odasında oyuncaklarıyla oynadıktan sonra uyumaya gönderilmişti.
Sevda ise odasına çekilmişti.
Aydan’ı emzirmiş, küçük kızını beşiğine yatırmıştı. Sonra yatağına uzanmış, yastığına başını koymuştu. Fakat gözlerini kapatsa da uyku bir türlü gelmiyordu.
Yarın gelin olacaktı.
Bir zamanlar kendi köyünde, anne babasının yanında yaşayan, bahçesinde meyve toplayan, toprağa sebze eken Sevda’ydı o. Hayatının bir gün bu noktaya geleceğini hiç düşünmemişti. Hele bir adamın kendisini bu kadar sevgiyle karşılayacağına, kızını kendi evladı gibi kabul edeceğine, onun için odalar hazırlatıp kıyafetler alacağına hiç ihtimal vermemişti.
Bazen bütün bunlar gerçek değilmiş gibi geliyordu.
Ateş’in kendisine söylediği sözleri hatırladı. Ona âşık olduğunu söylemişti. Sevda ise kendi kalbini hâlâ anlamaya çalışıyordu. Ateş’e güveniyordu. Yanında kendini güvende hissediyor, onun kendisine bakışından utanıp yüzünü çevirse bile içten içe mutlu oluyordu.
Ama sevmenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu.
Daha önce bir erkeğin kendisine yaklaşması bile korkmasına yetmişti. Şimdi ise Ateş’in bir bakışı, elini tutuşu, saçlarına kondurduğu bir öpücük kalbini hızlandırıyordu. Onun yanında korkmak yerine huzur buluyordu. Belki de kalbi yavaş yavaş ona alışıyordu.
Başını çevirip beşikte uyuyan Aydan’a baktı.
Küçük kızı huzurla uyuyordu. Sevda’nın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Senin için ne güzel şeyler oldu kızım,” diye fısıldadı. “İnşallah hep böyle huzurlu olursun.”
Tam yeniden gözlerini kapatmıştı ki kapı hafifçe tıklandı.
Sevda doğrulup kapıya baktı.
“Kim o?”
Kapı aralandı, ardından Gökhan’ın küçük yüzü göründü.
“Sevda anne?”
Sevda hemen yatakta doğruldu.
“Ne oldu kuzum? Niye uyumadın sen?”
Gökhan elindeki küçük yastığı göğsüne bastırmış, kapının eşiğinde duruyordu. Biraz uykulu, biraz da mahcup görünüyordu.
“Uyuyamıyorum.”
Sevda’nın yüzü yumuşadı.
“Neden kuzum? Bir yerin mi ağrıyor?”
Gökhan başını iki yana salladı.
“Yok.”
“E peki, ne oldu?”
Gökhan bir an duraksadı. Sonra küçük adımlarla yatağa doğru geldi.
“Senin yanında uyusam olur mu?”
Sevda’nın kalbi sıcacık oldu. Yatağın üzerindeki örtüyü kaldırıp ona yer açtı.
“Gel kuzum. Annenin yanına gel.”
Gökhan’ın yüzü hemen aydınlandı. Yastığını yatağa bıraktı, ayakkabılarını çıkarıp Sevda’nın yanına uzandı. Önce biraz kenarda durdu. Sonra Sevda’nın kendisine gülümsediğini görünce ona doğru sokuldu ve iki kolunu beline doladı.
“Böyle iyi mi kuzum?” diye sordu Sevda.
Gökhan başını onun göğsüne yasladı.
“İyi.”
Sevda örtüyü ikisinin üzerine çekti. Ardından parmaklarını Gökhan’ın saçlarında gezdirmeye başladı.
“Benim oğlum neden uyuyamadı bakalım?”
Gökhan bir süre sessiz kaldı.
“Yarın düğün var ya…”
“Evet, yarın düğünümüz var.”
“Sen gelin olacaksın.”
Sevda gülümsedi.
“Öyle olacak.”
Gökhan başını kaldırıp yüzüne baktı.
“Çok güzel olacaksın değil mi?”
Sevda’nın gözleri dolacak gibi oldu ama gülümsemesini bozmadı.
“İnşallah kuzum.”
Gökhan yeniden başını onun göğsüne koydu.
“Ben de yanında olacağım.”
“Tabii ki olacaksın. Sen benim oğlumsun. Benim yanımdan ayrılmayacaksın.”
“Babam da olacak mı?”
“Olacak kuzum. Hepimiz birlikte olacağız.”
Gökhan bu cevaptan memnun kalmış gibi biraz daha sokuldu. Sevda onun saçlarını okşamaya devam etti.
“Şimdi gözlerini kapat bakalım. Yarın uzun bir gün olacak. Sabah erken kalkacağız. Sen de dinlenmelisin.”
“Sen de yanımda kalacak mısın?”
“Buradayım ya kuzum.”
“Sabah da burada olacak mısın?”
Sevda onun yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
“Sabah da burada olacağım. Uyanınca beni yanında bulacaksın.”
Gökhan’ın yüzündeki son endişe de dağıldı. Küçük eli Sevda’nın geceliğine tutunmuştu. Birkaç dakika sonra nefesi düzene girmeye başladı.
Sevda, uyuyup uyumadığını anlamak için başını hafifçe eğdi.
“Gökhan?”
Cevap gelmedi.
Çocuk çoktan uykuya dalmıştı.
Sevda gülümseyerek onun saçlarını okşadı. Yüzüne düşen bir tutam saçı geriye itti. Gökhan’ın yanağını avucunun içine aldı, ardından alnına bir öpücük bıraktı.
“Benim güzel oğlum…”
Kendi annesini düşündü bir an. Küçükken annesinin yanına sokulup uyuduğu geceleri, saçlarının okşanmasını, kendini dünyanın en güvende insanı gibi hissettiği o anları…
Şimdi aynı şefkati Gökhan’a veriyordu.
Onun kendisine anne demesi hâlâ kalbine dokunuyordu. Çünkü Sevda, bir çocuğun annesi olmanın yalnızca onu doğurmakla bitmediğini biliyordu. Bir çocuğun korktuğunda yanına gelmesi, başını göğsüne yaslaması, uykusunda bile elini bırakmak istememesi de annelikti.
Gökhan’ın mis gibi çocuk kokusunu içine çekti. Kolunu onun üzerine örttüğü battaniyenin üstünden geçirerek kendine biraz daha yaklaştırdı.
Bir süre daha saçlarını okşadı.
Sonra yorgun gözlerini kapattı.
Kendi düşüncelerinin arasında kaybolurken Gökhan’ın sıcaklığı ve mis gibi kokusu onu da sakinleştirdi. Bir zamanlar yalnızca Aydan’la kurduğu küçücük dünyasında yaşayan Sevda, şimdi kendisine anne diyen ikinci bir çocuğu da kollarının arasında tutuyordu.
Ve o gece, Gökhan’a sarılmış hâlde uykuya daldı.
***
Sabah olduğunda malikânede erkenden hareketlilik başlamıştı.
Düğün günüydü.
Jülide Hanım mutfağa inmiş, kahvaltı hazırlıklarını kontrol etmişti. Bir yandan çalışanlara yapılacak işleri söylüyor, bir yandan da düğün için gelecek misafirleri düşünüyordu. Gelinliğin son kontrolleri yapılacak, kuaförle görüşülecek, süslemeler tamamlanacak, öğleden sonra başlayacak hazırlıklar için her şey hazır olacaktı.
Ateş de erkenden uyanmıştı.
Üzerini giyindikten sonra kahvaltıya inmek için odasından çıktı. Koridorda ilerlerken önce Aydan’ın odasına baktı. Beşikte uyuyan kızını görünce yüzüne bir gülümseme yerleşti. Küçük kızın üstünü kontrol etti, yanağına hafifçe dokundu ve kapıyı sessizce kapattı.
Ardından Sevda’nın odasına yöneldi.
Normalde Sevda bu saatte çoktan uyanmış olurdu. Aydan’la ilgilenir, odasını toparlar, aşağıya inerdi. Ateş’in bildiği kadarıyla düğün sabahı da erkenden kalkıp hazırlıklara başlayacaktı.
Kapıyı hafifçe tıklattı.
“Sevdam?”
Ses gelmeyince kapıyı araladı.
“Güzelim, uyandın mı? Kahvaltıya inelim artık. Bugün işimiz çok.”
Cevap alamayınca içeri girdi.
Tam yatağa doğru ilerleyecekti ki adımları durdu.
Sevda yatağın içinde uyuyordu ama yalnız değildi.
Gökhan, annesine sıkıca sarılmış, başını onun göğsüne yaslamıştı. Küçük eli Sevda’nın geceliğine tutunmuştu. Sevda da uyurken kolunu oğlunun üzerine atmış, onu kendine yakın tutmuştu.
Ateş bir süre olduğu yerde kaldı.
Dün gece oğlunun odasında uyuduğunu sanmıştı. Meğer küçük adam gece yarısı kalkıp Sevda’nın yanına gelmişti.
Yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi.
Sessizce yatağa yaklaştı. Sevda’nın yüzüne baktı. Uykusunda bile Gökhan’a sarılıyordu. Saçları yastığın üzerine dağılmış, yüzündeki yorgunluk ifadesi hafiflemişti.
Ateş’in içi tarifsiz bir duyguyla doldu.
Oğlunun yıllardır özlemini çektiği şey, belki de tam karşısında duruyordu. Gökhan artık geceleri yalnız kalmak istemediğinde yanına gidebileceği bir anneye sahipti. Üstelik Sevda, bunu bir görev olduğu için değil, kalbi istediği için yapıyordu.
Ateş yatağın kenarına oturdu.
Önce Gökhan’ın yüzüne baktı. Küçük oğlunun dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. Ardından gözlerini Sevda’ya çevirdi.
“Demek gecenin bir vakti annene sığındın, oğlum,” diye fısıldadı.
Gökhan uykusunda biraz kıpırdandı ama uyanmadı. Sevda’nın göğsüne daha çok sokuldu.
Ateş gülümsemesini saklayamadı.
Tam o sırada Sevda hafifçe hareket etti. Gözlerini aralayıp karşısında oturan Ateş’i görünce önce şaşırdı. Sonra başını aşağıya çevirdi ve Gökhan’ı gördü.
Bir an ne olduğunu hatırlamaya çalıştı. Ardından gece kapısının tıklanması, Gökhan’ın uykusunun kaçması ve kendisinden yanında yatmak için izin istemesi aklına geldi.
Ateş’e mahcup bir ifadeyle baktı.
“Ateş…”
Ateş parmağını dudaklarına götürüp sessiz olmasını işaret etti.
“Şşşt… Uyanmasın.”
Sevda sesini alçalttı.
“Gece uyuyamamış. Yanıma geldi. Ben de kıyamadım, yatırdım.”
Ateş başını salladı.
“İyi yapmışsın güzelim.”
Sevda, Gökhan’ın saçlarını okşadı.
“Sabah erken kalkacaktık. Ben de uyuyakalmışım.”
Ateş hafifçe güldü.
“Belli oluyor. Benim bildiğim Sevda, bu saatte çoktan ayakta olurdu. Bugün seni uyandırmaya geldim, baktım oğlum yerimi almış.”
Sevda utangaç bir gülümsemeyle ona baktı.
“Öyle söyleme. Çocuk gece korkmuş ya da yalnız hissetmiş olabilir.”
“Biliyorum.” Ateş’in sesi yumuşadı. “Zaten tam da bu yüzden mutlu oldum.”
Sevda ona anlamayan gözlerle baktı.
Ateş, Gökhan’ın üzerindeki örtüyü düzeltti.
“Oğlumun sana böyle sarılarak uyuması… Sana güvenmesi… Bunu görmek benim için çok kıymetli, Sevdam.”
Sevda’nın gözleri doldu. Bakışlarını Gökhan’a çevirdi, parmaklarını küçük oğlunun saçlarında gezdirdi.
“Ben de onu çok seviyorum.”
“Biliyorum güzelim.”
Ateş bir an durdu, sonra Sevda’nın yüzüne baktı.
“Sen de biraz daha uyu istersen. Dün geceden beri doğru düzgün dinlenemedin. Hazırlıklar için seni birazdan kaldırırız.”
Sevda hemen başını iki yana salladı.
“Hayır, kalkayım. Bugün düğünümüz var. Jülide anne de beni bekliyordur. Hem Aydan…”
“Aydan uyusun güzelim yanımızda zaten. Her şey yolunda.”
Sevda yine de doğrulmak istedi ama Gökhan’ın kolu beline dolanmıştı. Onu uyandırmamak için hareketini yarıda bıraktı.
Ateş bunu fark edince gülümsedi.
“Sanırım bugün biraz daha bekleyeceğiz.”
Sevda da gülümseyerek oğlunun saçlarını okşadı.
“Böyle uyusun. Birazdan kendi uyanır zaten.”
Ateş yatağın kenarında oturmayı sürdürdü. Sevda’nın bir yanında oğlu, diğer yanında hayatını birleştireceği kadın vardı. Henüz düğünleri yapılmamıştı ama Ateş, aradığı yuvanın görüntüsünü o sabah karşısında bulmuştu.
Bir süre üçünü de sessizlik sardı.
Sonra Ateş eğilip Sevda’nın alnına hafifçe bir öpücük kondurdu.
“Günaydın, güzel gelinim.”
Sevda’nın yanakları kızardı.
“Ateş…”
“Ne var hatun? Bugün benim düğünüm. Biraz mutlu olacağım.”
Sevda gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Gökhan uyanacak.”
“Uyanırsa da günaydın deriz.”
Ateş’in bu rahat tavrı Sevda’yı güldürdü. Gökhan ise annesinin göğsüne sokulmuş, hiçbir şeyden habersiz uyumaya devam ediyordu.
Sevda onun yüzüne baktı. Ardından Ateş’in elini tuttu.
İçinden, *İnşallah bu huzur hiç bitmez,* diye geçirdi.
Ateş parmaklarını onun parmaklarına geçirdi, elini usulca sıktı.
Sanki Sevda’nın içinden geçenleri anlamış gibi, gözlerini ondan ayırmadan fısıldadı:
“Merak etme Sevdam. Bugün yeni bir hayatın ilk günü. Bundan sonra ne yaşarsak yaşayalım, hepsini birlikte yaşayacağız.”
Sevda cevap vermedi. Yalnızca elini biraz daha sıktı.
Biraz sonra Gökhan’ın gözlerini açıp başını kaldırmasıyla odadaki sessizlik bozuldu.
Önce babasını gördü, ardından Sevda’ya sarıldığını fark edip gülümsedi.
“Baba…”
Ateş eğilip oğlunun saçlarını karıştırdı.
“Günaydın, aslanım.”
Gökhan gözlerini ovuşturdu.
“Ben Sevda annemin yanında uyudum.”
Ateş gülümseyerek ona baktı.
“Gördüm oğlum.”
“Çok güzel uyudum.”
Sevda onu kendine çekip yanağından öptü.
“Benim kuzum…”
Gökhan gülerek yeniden boynuna sarıldı.
Ateş ikisine bakarken içinden şükretti. Bugün Sevda gelini olacaktı, fakat onun gözünde Sevda çoktan ailesinin bir parçası olmuştu.
Ve o sabah, düğün telaşı başlamadan önce, üçü bir süre daha yatakta kaldılar. Çünkü Ateş biliyordu ki bazen insanın ömrü boyunca hatırlayacağı en güzel anlar, en büyük hazırlıkların ortasında, kimsenin planlamadığı küçücük anlarda yaşanırdı.