Aradan bir buçuk ay geçmişti.
Köyde hayat, yaşananlardan habersizmiş gibi kendi düzeninde devam ediyordu.
Sabahları horozlar ötüyor, tarlalara gidenler erkenden yola çıkıyor, kadınlar evlerinin önünü süpürüyor, bahçelerde mevsimin işleri sürüp gidiyordu.
Ama Mehmet ile Ayşe'nin evinde hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Sevda da eskisi gibi değildi.
O gece yaşananlardan sonra neredeyse kimseyle doğru dürüst konuşmamıştı.
Önceleri annesiyle uzun uzun sohbet eden, babasına bahçede yetişen sebzelerden bahseden, Hayriye'nin evine gidip yeğeni Ali'yle oynayan Sevda artık kendi içine kapanmıştı.
Yemek saatlerinde sofraya oturuyor, birkaç lokmadan sonra tabağını kenara itiyordu.
Ayşe ne kadar uğraşsa da,
“Biraz daha ye kızım.”
“İştahım yok anne.”
“Hiçbir şey yemiyorsun.”
“Sonra yerim.”
diyordu.
Ama çoğu zaman o “sonra” hiç gelmiyordu.
Mehmet de kızını zorlamak istemiyordu.
Sadece uzaktan bakıyor, her geçen gün biraz daha içine kapanan kızının hâline üzülüyordu.
Sevda'nın en çok değiştiği kişi ise Hayriye'ydi.
Ablası ne zaman karşısına çıksa Sevda konuşmayı kesiyordu.
Hayriye,
“Sevda, nasılsın?”
diye sorduğunda bile yalnızca başını sallıyordu.
Artık onun evine gitmiyordu.
Ali karşıdan gelip,
“Teyze!”
diye seslendiğinde bile yüzünde kısa bir gülümseme beliriyor, çocuğu seviyor ama Hayriye'yle göz göze gelmemeye çalışıyordu.
İçinde biriken kırgınlığı kimseye anlatmıyordu.
Ama her düşündüğünde aynı yere dönüyordu.
Beni Ömer'le görüştüren oydu.
Beni ona güvenmeye ikna eden oydu.
O gece annemle babam evde yokken...
Sevda bu düşünceleri tamamlayamıyordu.
Ablası o gün annesine,
“Ne bileyim ben... Allah bilir hangi arsız uğursuzla görüşüyordu da geldi başına.”
demişti.
O sözleri hiç unutamıyordu.
Hayriye'nin onu savunmak yerine suçlaması, Sevda'nın içinde kapanmayan bir yara olmuştu.
Bu yüzden Hayriye'ye karşı artık eskisi gibi bir kardeş sevgisi kalmamıştı.
Yine de bunu yüzüne vurmuyordu.
Sadece uzak duruyordu.
---
Sevda kendini en çok bahçeye vermişti.
Sabah erkenden kalkıyor, kahvaltısını doğru dürüst yapmadan bahçeye çıkıyordu.
Meyveleri tek tek topluyor, sebzelerin diplerini temizliyor, kuruyan dalları kesiyor, toprağı suluyordu.
Bahçe onun için artık yalnızca çalıştığı bir yer değildi.
Sessiz kalabildiği tek yerdi.
Toprağa eğildiğinde kimse ona soru sormuyordu.
Kimse,
“Ne oldu?”
demiyordu.
Kimse gözlerinin içine bakıp cevap beklemiyordu.
O gün de elinde sepetiyle erik ağacının altındaydı.
Tam dallardan meyveleri toplarken bahçenin kapısından Havva girdi.
“Sevda.”
Sevda başını kaldırdı.
“Havva.”
Havva gülümsedi.
“Yine kahvaltı etmeden mi çıktın?”
Sevda omuz silkti.
“Ettim.”
Havva ona baktı.
“Ne yedin?”
Sevda cevap vermedi.
Havva başını salladı.
“Tamam, anladım.”
Sonra yanına oturdu.
Havva, Sevda'dan birkaç yaş büyüktü. Hayriye'yle yaşıttı ama Sevda'yla daha yakındı. Onunla konuşurken Sevda kendini hiç sıkışmış hissetmiyordu.
Havva'nın da küçük bir oğlu vardı.
Erdem, Hayriye'nin oğlu Ali'yle aynı yaştaydı. İki çocuk sık sık birlikte oynuyordu.
Havva'nın eşi Ahmet ise merkeze gidip geliyordu. Oradaki varlıklı bir ailenin büyük bahçesinde bahçıvanlık yapıyordu. Havva da köyde kendi evinin ve bahçesinin işlerini yürütüyor, fırsat buldukça Sevda'nın yanına geliyordu.
Havva bir süre sessizce Sevda'yı izledi.
Sonra,
“Biliyor musun, sen eskiden meyve toplarken bile konuşurdun,” dedi.
Sevda hafifçe gülümsedi.
“Şimdi de konuşuyorum.”
“Benimle.”
“Sen benim arkadaşımsın.”
Havva'nın yüzündeki gülümseme biraz büyüdü.
“Öyleyim.”
Bir süre ikisi de sustu.
Havva içinden geçen soruyu yine sormadı.
Yaklaşık bir buçuk aydır aynı şeyi merak ediyordu.
Bunu kim yaptı?
Sevda kimden korkuyor?
Çünkü Sevda'nın bazı geceler irkilerek uyanıp bahçeye çıktığını, bir erkek sesi duyduğunda yüzünün değiştiğini fark etmişti.
Ama onu sıkıştırmıyordu.
Sevda anlatmak isterse kendisi anlatmalıydı.
Havva sadece yanında olmayı seçmişti.
“Şu sepeti ver,” dedi.
Sevda şaşırdı.
“Ne yapacaksın?”
“Sen yeterince çalıştın. Ben de yardım edeceğim.”
“Gerek yok.”
“Var.”
Havva sepeti elinden aldı.
“Sen otur biraz.”
Sevda itiraz edecek gibi oldu ama sonra vazgeçti.
Bahçenin kenarındaki tahta sandalyeye oturdu.
Havva meyveleri toplamaya devam ederken,
“Erdem bugün Ali'yle oynayacakmış,” dedi.
Sevda ilk kez biraz daha belirgin gülümsedi.
“İkisi yine ortalığı dağıtır.”
“Dağıtsınlar. Çocuk onlar.”
Havva ona baktı.
“Sen de biraz çocuk ol Sevda.”
Sevda'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
Havva hemen konuyu değiştirmedi.
Sadece yanına gelip omzuna hafifçe dokundu.
“Ben buradayım.”
Sevda başını eğdi.
“Biliyorum.”
Havva'nın içindeki soru yine dilinin ucuna kadar geldi.
Kim yaptı sana bunu?
Ama sormadı.
Çünkü Sevda'nın henüz anlatmaya hazır olmadığını hissediyordu.
Bunun yerine elindeki meyveyi sepete bıraktı.
Havva ise eve dönerken bir kez daha geriye dönüp Sevda'ya baktı.
İçinde hâlâ aynı soru vardı.
Sevda kimden korkuyordu?
Ayşe'nin çığlığı üzerine Mehmet hemen dışarı fırladı.
“Havva!”
Karşı evden Havva'nın sesi geldi.
“Ne oldu?”
“Ahmet'i çağır! Arabayı hazırlasın, çabuk!”
Havva koşarak evine gitti.
“Ahmet! Çabuk ol, Sevda'ya bir şey olmuş!”
Ahmet ne olduğunu sormadan anahtarı aldı.
“Arabaya geçin!”
Birkaç dakika içinde Ahmet arabayı evin önüne getirdi.
Mehmet ile Ahmet Sevda'yı dikkatlice arabaya taşıdılar. Ayşe kızının başından ayrılmıyordu.
“Hadi kızım... Dayan.”
Havva da arabaya bindi.
“Ben de geliyorum.”
Tam hareket edecekleri sırada Hayriye kapının önüne çıktı.
“Allah'ım, ne olmuş benim kardeşime?”
Sesini özellikle yükseltti.
“Sevda! Kızım!”
Ama yüzündeki telaşın altında gerçek bir üzüntü yoktu.
Ahmet ona sertçe baktı.
“Sonra konuşursunuz. Hastaneye gidiyoruz.”
Hayriye başını salladı.
“Ben de geleyim mi?”
Ayşe ona dönüp bakmadı bile.
“Sen kal.”
Araba hızla köyden çıktı.
Hayriye arkalarından bakarken yüzündeki sahte endişe kayboldu.
İçinden,
Ömer'in evleneceğini duydu diye bunu da yaptı demek.
diye geçirdi.
Sonra derin bir nefes alıp eve döndü.
---
Hastanenin kapısında araba durur durmaz Ahmet indi.
“Çabuk, sedye getirin!” diye seslendi.
Mehmet arabadan inerken,
“Kızım... Kızımı kurtarın,” diyebildi.
Ayşe'nin elleri titriyordu.
“Ne olur... Ne olur kızıma bir şey olmasın.”
Havva kolundan tuttu.
“Ayşe abla, sakin ol. Doktorlar ilgileniyor.”
“Nasıl sakin olayım Havva? Kızım içeride.”
Sevda sedyeyle içeri götürüldü.
Ayşe arkasından birkaç adım koştu.
“Sevda!”
Hemşire kapının önünde durdurdu.
“Buradan sonrası olmaz.”
Ayşe kapıya bakakaldı.
“Ben annesiyim.”
“Merak etmeyin, doktorlar ilgileniyor.”
Kapı kapandı.
Ayşe'nin dizlerinin bağı çözüldü. Havva hemen koluna girdi.
“Gel, otur.”
Ayşe sandalyeye oturdu ama gözleri hâlâ kapıdaydı.
“Ben fark etmedim Havva.”
Sesi titriyordu.
“Nasıl fark etmedim? Kızım gözümün önünde eridi. Ben hiçbir şey anlamadım.”
Havva onun elini tuttu.
“Sen de elinden geleni yaptın.”
“Yapamadım.”
Ayşe başını iki yana salladı.
“Bir anne kızının bu hâle geldiğini nasıl görmez?”
Mehmet birkaç adım ötede sessizce duruyordu.
Havva ona baktı.
“Mehmet amca, otur.”
Mehmet başını salladı.
“Ben oturamam.”
Koridorun sonunda bir kapı açıldı.
Üçü de aynı anda başını çevirdi.
Doktor onlara doğru yürüdü.
“Sevda'nın yakınları?”
Mehmet hemen öne çıktı.
“Babasıyım.”
Doktor sakin bir sesle konuştu.
“Şu an müdahalesi yapılıyor. İlk müdahaleye cevap verdi.”
Ayşe'nin gözleri doldu.
“Yaşıyor mu?”
“Evet.”
Ayşe derin bir nefes aldı.
“Allah'ım...”
Doktor devam etti.
“Fakat size söylemem gereken başka bir durum daha var.”
Mehmet'in yüzü gerildi.
“Ne oldu?”
“Yapılan tetkiklerde Sevda'nın hamile olduğunu gördük.”
Ayşe birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sanki duyduğu kelimeyi anlamamıştı.
“Ne?”
Doktor daha açık konuştu.
“Kızınız hamile.”
Ayşe'nin ağzı açık kaldı.
“Hamile mi?”
“Evet.”
Mehmet bir adım geri çekildi.
Ayşe'nin gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Peki... bebek?”
Doktor bu kez hafifçe başını salladı.
“Bebeğin kalp atımını gördük.”
Ayşe ellerini yüzüne kapattı.
“Yaşıyor...”
“Evet. Şu an gebelik devam ediyor.”
Mehmet başını eğdi. Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra çok kısık bir sesle,
“Benim kızım...” dedi.
Ayşe ağlayarak kocasına baktı.
“Mehmet... Kızımız daha kendine gelemedi.”
Mehmet karısının yanına geldi.
“Biliyorum.”
Ayşe onun elini tuttu.
“Şimdi ne olacak?”
Mehmet cevap veremedi.
Havva gözyaşlarını silerek yanlarına yaklaştı.
“Önce Sevda uyansın. Gerisini sonra düşünürüz.”
Ayşe başını salladı.
“Evet... Önce kızım.”
Bir süre sonra hemşire kapıdan göründü.
“Annesi, isterseniz birazdan yanına girebilirsiniz.”
Ayşe ayağa kalktı.
“Gireyim.”
Kapıya doğru yürürken bir an durdu.
Mehmet'e baktı.
“Kızımıza bunu nasıl anlatacağız?”
Mehmet gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Şimdi hiçbir şey anlatmayacağız.”
Sonra karısının elini tuttu.
“Önce yanında olacağız.”
Ayşe başını salladı.
“Evet.”
Ve ikisi birlikte Sevda'nın odasına doğru yürüdüler.