Ateş’in geldiğini gören Sevda daha fazla beklemedi. Yanına doğru yürüyüp karşısında durdu.
— Ömer’i sen mi dövdürdün?
Ateş’in yüzü bir anda değişti.
Sevda’nın gözlerine baktığında, onun yüzündeki ifadeyi gördü. Sevda’nın içinin acıdığını, belki de Ömer’in başına gelenleri düşündüğünü sandı.
— Kızdın mı bana? diye sordu sessizce.
Sevda cevap vermedi.
İçinde birbirine karışmış o kadar çok duygu vardı ki...
Ömer’in adını duyduğu anda yıllar önceki korku yeniden gelip göğsünün ortasına oturmuştu. O gece... kapının önünde bekleyen adam, söylediği sözler, defalarca “İstemiyorum.” demesine rağmen onu dinlememesi...
Sevda gözlerini kapatıp bir an nefes aldı.
Ama bu kez yalnız değildi.
Karşısında Ateş vardı.
Onun yüzündeki öfkeyi gördüğünde korkması gerekirdi belki. Ama korkmadı. Tam tersine, içinin bir yerinde ilk defa tuhaf bir rahatlık hissetti.
Biri onun yaşadıklarına üzülmüştü.
Biri, onun yıllardır sustuğu yerde öfkelenmişti.
Ateş birkaç saniye sonra başını eğdi.
— Evet... Ben yaptırdım.
Sesindeki öfke hâlâ geçmemişti.
— O şerefsiz biraz acı çeksin istedim. Senin yaşadıklarını düşündükçe içim içimi yiyor, Sevda.
Bir an durdu.
— Sana bunları yapan adamın hiçbir şey olmamış gibi dolaşmasını kabullenemedim.
Sevda’nın boğazı düğümlendi.
Ateş konuşmaya devam etti.
— Kafasına sıkmadığıma dua etsin şerefsiz. Gerçi karısı hamile olmasa, onu o kadar kolay bırakmazdım. Ama karısının ve doğacak çocuklarının hiçbir suçu yok.
Sevda sessizce onu dinledi.
Eskiden bir erkek öfkelendiğinde içi titrerdi.
Şimdi ise Ateş’in öfkesi onu korkutmuyordu.
Çünkü ilk kez bir erkeğin öfkesinin kendisine yönelmediğini biliyordu.
Ateş ona kızmıyordu.
Onu suçlamıyordu.
Ona hesap sormuyordu.
Sadece... onun yaşadığı acıya öfkeleniyordu.
Sevda’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Yıllardır içinde taşıdığı o ağır yükün bir kısmı sanki ilk defa omuzlarından kalkmıştı.
“Beni gerçekten görüyor.” diye düşündü.
Sadece Aydan’ın annesi olarak değil...
Geçmişi olan, korkuları olan, incinmiş ama yine de ayakta kalmış bir kadın olarak.
Ateş onun yüzüne bakınca içi acıdı.
— Senin yüzünün böyle düştüğünü görmek bile canımı yakıyor.
Sevda daha fazla dayanamadı.
Bir adım attı ve hiç düşünmeden Ateş’e sarıldı.
Kollarını onun beline doladı.
Sımsıkı.
Ateş olduğu yerde kaldı.
Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi.
Sevda başını göğsüne yasladı.
Kalbi hızlı hızlı atıyordu.
Ama bu kez korkudan değildi.
İçinden bir ses, “Güvendesin.” diyordu.
Yıllardır ilk defa bir erkeğin yanında bunu hissediyordu.
Güvendesin...
Sana dokunmak için iznin olmadan yaklaşmayacak.
Seni zorlamayacak.
Kızını senden ayırmayacak.
Seni geçmişinle yargılamayacak.
Sevda’nın gözlerinden yeni yaşlar süzüldü.
— Teşekkür ederim... diye fısıldadı.
Ateş’in şaşkınlığı daha da arttı.
Birkaç saniye ne yapacağını bilemedi. Sonra kollarını yavaşça Sevda’nın etrafına sardı.
— Bana teşekkür etme, Sevda...
Sevda biraz daha kaldı onun kollarında.
Sonra yavaşça ayrıldı.
Gözlerini kaldırıp Ateş’e baktı.
İçinde uzun zamandır ilk kez bir karar netleşmişti.
Belki hâlâ evlilikten korkuyordu.
Belki hâlâ “Ya değişirse?” diye düşündüğü geceler olacaktı.
Ama Ateş ona bir söz vermişti.
Ve bugüne kadar söylediği hiçbir şeyi boşa çıkarmamıştı.
Aydan’a aldığı beşik...
Kızına aldığı küçücük elbiseler, ayakkabılar...
Onu doktora götürmesi...
Kucağına alırken yüzündeki o sevgi...
Ve şimdi, yıllardır kimsenin bilmediği acısına duyduğu öfke...
Sevda ilk kez geleceğini düşünürken yalnızca korkularını görmüyordu.
Bir yuva da görüyordu.
Aydan’ın “baba” diyeceği bir adamı...
Gökhan’ın kardeşi olarak büyüyeceği bir çocuğu...
Ve belki de kendisinin ilk kez gerçekten ait hissedebileceği bir evi.
Ateş’in gözlerine baktı.
— Ateş Bey...
— Efendim?
Sevda derin bir nefes aldı.
Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
Ama bu kez geri adım atmadı.
— Kabul ediyorum.
Ateş’in yüzünde şaşkınlık belirdi.
— Neyi?
Sevda’nın dudaklarında küçük, çekingen ama gerçek bir gülümseme oluştu.
— Sizinle evlenmeyi.
Bir an sustu.
Sonra gözlerini Ateş’ten ayırmadan ekledi:
— Evlenelim, Ateş Bey.
Ateş birkaç saniye konuşamadı.
— Sevda... Emin misin?
Sevda başını yavaşça salladı.
— Evet.
Sonra içinden geçenleri ilk kez kendine itiraf eder gibi konuştu:
— Ben sevgiyi nasıl yaşayacağımı bilmiyorum, beyim. Ama size güveniyorum. Galiba benim için en önemli şey de bu.
Ateş’in gözleri doldu.
Sevda devam etti:
— Belki zamanla... Belki yavaş yavaş ne hissettiğimi ben de anlarım. Ama sizinle bir yuva kurmayı istiyorum.
Ateş’in yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı.
— O zaman evlenelim.
Sevda da gülümsedi.
İçinde hâlâ korkular vardı.
Ama artık o korkuların karşısında tek başına değildi.
Ateş, Sevda’nın gözlerinin içine baktı.
— O zaman ilk adımı at, güzelim.
Sevda’nın yüzünde utangaç bir gülümseme oluştu.
— Bir de bana artık Ateş Bey deme.
Sevda hafifçe şaşırdı.
— Nasıl diyeyim?
— Ateş de.
Sevda’nın yanakları kızardı.
— Ateş...
Ateş gülümsedi.
— İşte böyle.
Sonra elini tuttu.
— Artık sen benim Sevda’msın.
Sevda’nın kalbi hızlandı. Gözlerini kaçırdı. Bu iki kelime bile kalbinin daha hızlı atmasına yetmişti.
Bir zamanlar insanların yanında kendi adını söylerken bile çekinen kendisi, şimdi bir erkeğin karşısında onun adını söyleyebiliyordu.
Üstelik kaçmak istemiyordu.
Tam o sırada Gökhan yanlarına geldi.
İkisine bakıp merakla sordu:
— Baba, sen Sevda ablaya sarıldın.
Ateş gülerek oğlunun yanına çömeldi.
— Evet oğlum. Biz de Sevda ablanla seninle konuşmak istiyorduk. Sevda ablanla evleniyoruz.
Gökhan gözlerini Sevda’dan ayırmadan sordu:
— Sevda ablayla evlenecek misin?
Ateş gülümsedi.
— Evet. Sevda ablanla evleneceğim.
Gökhan’ın yüzü bir anda değişti.
— Yani... Sevda abla benim annem mi olacak?
Sevda’nın yüreği burkuldu.
Hemen Gökhan’ın yanına çömeldi.
— İstersen annen olurum kuzum.
Gökhan birkaç saniye ona baktı. Sonra gözleri doldu.
— Olur!
Küçücük kollarını Sevda’nın boynuna doladı.
— Ben çok istiyorum. Hem ben seni çok seviyorum, Sevda anne.
Sevda’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Gökhan ona sarılmaya devam ederken küçük sesi yeniden duyuldu:
— Sevda anne... Sen benim annem olursan bu evden hiç gitmezsin, değil mi?
Sevda’nın boğazı düğümlendi.
Gökhan başını kaldırıp ona baktı.
— Aydan’ı da götürmezsin, değil mi?
Sevda onu daha sıkı kucakladı.
— Hayır kuzum. Hiçbir yere gitmem.
Gökhan’ın yüzünde küçük bir rahatlama belirdi.
— Aydan da burada kalacak mı?
— Evet. Aydan da burada olacak.
Gökhan derin bir nefes aldı.
— O zaman tamam.
Sevda gülümseyerek onun saçlarını okşadı.
— Sen beni istiyor musun gerçekten?
Gökhan hiç düşünmeden başını salladı.
— Çok istiyorum.
Sonra tekrar boynuna sarıldı.
— Sen benim annem ol.
Sevda gözlerini kapattı.
Kalbi öylesine dolmuştu ki konuşmakta zorlanıyordu.
Yıllarca kendisine ait bir yuvası olsun istemişti. Aydan’la birlikte başını sokacak, kimsenin onları istemediği bir yerden kovamayacağı bir ev...
Şimdi ise beş yaşındaki bir çocuk ona yalnızca bir ev değil, kalbinde bir yer teklif ediyordu.
“Annem ol.”
Bu iki kelime Sevda’nın içindeki bütün yaralara dokunmuştu.
Ateş sessizce onları izliyordu.
Sevda başını kaldırıp ona baktığında, Ateş’in gözlerinde de aynı duyguyu gördü.
Sonra Gökhan’ın saçlarını okşayıp fısıldadı:
— Olurum kuzum. Sevda annen olur.
Gökhan gülümsedi.
— Tamam.
Ve Sevda, o küçücük çocuğu kollarının arasında tutarken ilk kez gerçekten bir ailenin parçası olabileceğine inandı.İstersen