Sevda bir süre sustu. Gözlerini bahçenin uzak bir köşesine dikmişti. Nereden başlayacağını bilemiyordu. Yıllardır kimseye anlatmadığı şeyleri şimdi Ateş’in karşısında dile getirmek, düşündüğünden çok daha zordu.
Derin bir nefes aldı.
— Benim hikâyem biraz uzun beyim... dedi kısık bir sesle. Belki de dinledikten sonra neden böyle olduğumu daha iyi anlarsınız.
Ateş başını salladı.
— Acelem yok Sevda. Anlat.
Sevda ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
— Ben köyde doğdum, büyüdüm. Annemle babamın yanında... Çok zengin değildik ama kendi toprağımız vardı. Bahçemiz vardı. Meyve ağaçlarımız, sebze ektiğimiz yerler... Ben küçüklüğümden beri babamın yanında çalıştım. Toprağı çok severdim. Sabah erkenden kalkar, babamla bahçeye giderdim. Ne iş varsa elimden geldiğince yapardım.
Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
— Annem kızardı bazen. “Sevda, bırak biraz da ablan yapsın.” derdi. Ama ben severdim çalışmayı. Babam da beni yanında görünce mutlu olurdu.
Bir an sustu.
— Bizim evde kavga gürültü pek olmazdı beyim. Babam sert bir adam değildi. Bizi severdi. Hem beni hem Hayriye’yi... Hepimiz birbirimize bağlıydık.
Gözleri dolmaya başladı.
— Sonra Hayriye ablam Cemal’le evlendi.
Sevda bu kez biraz daha rahat konuştu.
— Babam, ablam rahat etsin, mutlu olsun diye bizim evin hemen karşısına ev yaptırdı. Bahçelerimizin bir kısmını da ona verdi. “Kızım kendi evinde olsun, gözümün önünde olsun.” derdi. Hayriye de karşıdaki evinde yaşamaya başladı.
Kısa bir tebessüm etti.
— Sonra Ali doğdu. Yeğenim...
Gözleri bir an parladı.
— Daha küçücükken onu kucağıma aldığımda dünyalar benim olmuştu. Hayriye’nin evine gider, Ali’yi severdim. O da beni görünce kollarını açardı.
Tebessümü yavaşça kayboldu.
— Ama sonra...
Sesi kısıldı.
— Bir gün Hayriye yanıma geldi.
Sevda başını eğdi.
— Bana kaynı Ömer’in beni sevdiğini söyledi. Benimle evlenmek istediğini anlattı. “Bir kere konuş Sevda, belki gönlün olur.” dedi.
Ateş sessizce dinliyordu.
— Ben Ömer’i hiç o gözle görmemiştim. O benim için ablamın kaynıydı sadece. Hiç aklımdan geçmemişti onunla evlenmek.
Sevda derin bir nefes aldı.
— Ama ablamı kırmamak için bir kere konuşmayı kabul ettim.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— Keşke kabul etmeseydim beyim...
Ateş’in bakışları yumuşadı.
Sevda devam etti.
— Daha ilk konuşmamızda bana yaklaşmaya başladı. Sarılmak istedi. Öpmek istedi. Ben geri çekildim. “İstemiyorum.” dedim. Bir kere değil, birkaç kere söyledim. Ama dinlemedi.
Sesi titredi.
— Ben de görüşmek istemediğimi söyledim. Ablama anlattım. Sonra Ömer’e de açık açık söyledim. “Ben seninle evlenmek istemiyorum, bir daha benimle görüşme.” dedim.
Ellerini birbirine daha sıkı bastırdı.
— Hayriye bunu çok önemsemedi. Kötü bir şey olacağını düşünmedi belki. Sonuçta kendi kardeşiyle kaynının arasında böyle bir şey olacağını aklına bile getirmemişti.
Sevda gözlerini kapattı.
— Sonra ertesi akşam aşağı köyde yakın akrabalarımızdan birinin düğünü vardı. Annemle babam da gidecekti. Ben gitmek istemedim. Evimde kalacaktım.
Bir an durdu.
— Hayriye de bana, “Sen evinde kal, ben karşıdayım. Pencereden bakarım, bir şey olursa görürüm.” dedi.
Sevda’nın sesi gittikçe titriyordu.
— Herkes gitti. Ben de evimde kaldım.
Başını kaldırmadı.
— Gece olmuştu...
Bir süre konuşamadı.
Ateş onu acele ettirmedi.
Sevda sonunda çok zorlanarak devam etti.
— Ömer geldi.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Kapıyı açmak istemedim. Gitmesini söyledim. Daha önce de istemediğimi söylemiştim. Ona defalarca “Hayır.” dedim.
Sesi kırıldı.
— Ama o gece beni dinlemedi beyim.
Ateş’in elleri yumruk olmuştu ama tek kelime etmedi.
Sevda gözyaşlarını silmeye çalıştı.
— Ben çok korktum...
Bu iki kelimeyi söylerken sesi öyle kırılmıştı ki Ateş’in içi sızladı.
— O geceyi size bütün ayrıntısıyla anlatamam. Hâlâ anlatırken boğazım düğümleniyor. Ama şunu bilmenizi isterim... Ben istemedim.
Ateş gözlerini ondan ayırmadı.
Sevda başını salladı.
— Ben istemedim beyim.
Sanki yıllardır içinde tuttuğu en büyük cümleyi ilk kez yüksek sesle söylemişti.
— Sonra hayatım değişti.
Bir buçuk ay sonra Hayriye sabah erkenden geldi. Sevda, onun yüzündeki ifadeyi görünce bir şey olduğunu anlamıştı.
Hayriye, sanki Sevda’ya nispet yapar gibi konuştu.
— Ömer evleniyor. Hem de namuslu, hanım hanımcık, tertemiz bir kızla.
Sevda’nın yüzü o an bembeyaz kesildi.
— Ben zaten Ömer’den bir şey beklemiyordum beyim. Zaten onu istemiyordum. Ama hiçbir şey olmamış gibi rahat rahat hayatına devam etmesi çok zoruma gitti.
Sesi titredi.
— Ben o gün kendimi çok yalnız hissettim. Yaşamak için hiçbir sebebim yokmuş gibi geldi.
Ateş’in yüzündeki ifade değişti.
Sevda gözlerini yere indirdi.
— O gece... bileklerimi kestim.
Ateş’in gözleri bir anda büyüdü.
— Sevda...
Sevda onun yüzüne bakamadı.
— Sonrasını hastanede öğrendim. Hamileymişim.
Elini istemsizce karnının üzerine götürdü.
— O gün öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı. Ne yapacağımı bilemedim. Anneme babama nasıl söyleyeceğimi düşündüm. İnsanların ne diyeceğini düşündüm. Kızımı doğurursam ne olacağını düşündüm.
Gözyaşları artık durmuyordu.
— Sonra Ömer karşıma çıktı.
Sevda’nın sesi yeniden titredi.
— Bebeği aldırmamı istedi. Yapmazsam anneme babama zarar vereceğini söyledi.
Ateş’in çenesi gerildi.
— İlk kez o gün ondan korkmadım.
Sevda gözyaşlarının arasından acı bir tebessüm etti.
— Ona tokat attım. “Şerefsiz!” dedim. “Bebeğimi aldırmayacağım. Bir daha beni tehdit edersen jandarmaya gider, her şeyi anlatırım.” dedim.
Başını kaldırdı.
— O günden sonra Ömer bir daha karşıma çıkmadı.
Ateş bir süre sessiz kaldı. Sevda’nın anlattıkları içinde bir nokta aklına takılmıştı.
— Sevda...
— Efendim beyim?
— Madem ona jandarmaya gideceğini söyledin... Neden gitmedin?
Sevda’nın yüzündeki ifade değişti. Gözlerini yere indirdi.
— Korktum.
— Ömer’den mi?
Sevda başını yavaşça salladı.
— Sadece ondan değil.
Bir süre sustu.
— Ablamın evliliğini düşündüm. Cemal’le evliydi. Ömer de Cemal’in kardeşiydi. Ben gidip her şeyi anlatsaydım, ablamın evliliğinin biteceğini düşünüyordum.
Ateş dikkatle dinliyordu.
— Hayriye’nin yuvasının dağılmasını istemedim. Her ne kadar bana inanıp arkamda duracağından emin olamasam da onun yüzünden bir aile dağılsın istemedim.
Sevda derin bir nefes aldı.
— Bir de babamı düşündüm.
Ateş kaşlarını hafifçe çattı.
— Babanı neden?
Sevda gözlerini kaldırmadan konuştu.
— Çünkü babam gerçeği öğrenseydi Ömer’in peşine giderdi. Beni korumak için kendini tutmazdı. Ömer’e zarar verirdi belki.
Sesi titredi.
— Sonra iki aile birbirine düşman olurdu. Hayriye’nin evliliği de biterdi. Her şey birbirine girerdi.
Ateş bir süre sustu.
Sevda devam etti.
— O zamanlar hep bunları düşündüm. “Ben susarsam herkesin yuvası yerinde kalır.” diye düşündüm.
Gözleri doldu.
— Kendimi düşünmedim.
Ateş’in yüzü acıyla değişti.
— Kendini korumayı hiç düşünmedin mi?
Sevda başını iki yana salladı.
— Hayır. O zaman sadece herkesin başına gelecekleri düşünüyordum. Ablamın yuvası bozulmasın, babam duymasın, kimse birbirine düşman olmasın...
Sesi titredi.
— Ben susarsam her şey geçer sandım.
Ateş derin bir nefes aldı.
— Ama geçmedi.
Sevda gözlerini kapattı.
— Geçmedi.
Ateş’in sesi yumuşadı.
— Sevda, sen o zaman çok gençtin. Üstelik korkuyordun. Böyle bir durumda ne yapacağını bilememiş olman seni suçlu yapmaz.
Sevda gözlerini kaldırdı.
— Ama keşke...
Ateş sözünü tamamlamasına izin vermedi.
— Keşkelerle kendini daha fazla yorma.
Sevda sessizce baktı.
— Sen o gün elinden geldiğince ayakta kalmaya çalışmışsın. Sonra da kızını korumaya çalışmışsın. Bence önce bunu görmen gerekiyor.
Sevda’nın gözleri yeniden doldu.
— Ben hep yanlış yaptım sanıyordum.
Ateş başını iki yana salladı.
— Hayır. Sen sadece çok ağır bir yükü tek başına taşımışsın.
Sevda gözyaşlarını sildi.
Ateş elini uzatıp onun elinin üzerine koydu.
— Bundan sonra her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin.
Sevda onun eline baktı.
Bu kez elini çekmedi.
Bir süre sonra Sevda derin bir nefes aldı.
— Ama sonra kızım doğdu.
Sevda’nın yüzünde gözyaşlarının arasından küçücük bir tebessüm belirdi.
— Onu ilk kucağıma verdiklerinde... küçücük ellerine baktım. O kadar masumdu ki...
Sesi titredi.
— O çocuğun hiçbir suçu yoktu.
Başını kaldırıp Ateş’e baktı.
— Ben de o gün kendime söz verdim. Ne olursa olsun onu büyütecektim. İnsan ne söylerse söylesin, kim ne düşünürse düşünsün... Ben kızımı sahipsiz bırakmayacaktım.
Bir süre sessiz kaldı.
— Ama kızımı kucağıma aldıktan çok kısa bir süre sonra annemle babamı kaybettim.
Sevda’nın sesi tamamen kırıldı.
— Babam Aydan’ı kendi nüfusuna alacaktı. Daha konuşmuştuk bunu. “Kızım artık benim evladım.” diyecekti.
Dudakları titredi.
— Hastaneden gittikleri akşam kaza olmuş. Yolda nasıl oldu, ne oldu... bilmiyorum. Cenazelerine bile yetişemedim.
Artık konuşamıyordu.
Hıçkırarak ağlamaya başladı.
Ateş olduğu yerde donup kalmıştı.
Sevda gözyaşlarının arasından devam etmeye çalıştı.
— Daha sonra ablam geldi. Bana “Git!” dedi. “Annemle babam senin yüzünden öldü.” dedi.
Ateş’in kaşları çatıldı.
— Neden?
Sevda gözlerini kapattı.
— Çünkü...
Söylemekte zorlandı.
— Ablam bebeği hiç istememişti. Bana “Kim bilir kimin altına yattı.” dedi.
Bu sözleri söylerken sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
— Babam o gün bunu duyduğunda Hayriye’yi sildi. Kendi kızı olmasına rağmen...
Sevda başını eğdi.
— Ben annemi babamı kaybetmiştim. Kızım vardı. Bir de artık tutunacak kimsem kalmamıştı.
Uzun süre ağladı.
Ateş’in gözleri dolmuştu. Söyleyecek çok şeyi vardı ama Sevda’nın acısının üzerine tek bir kelime bile koymak istemedi.
Bir süre sonra Sevda gözyaşlarını eliyle sildi.
— İşte benim hikâyem böyle beyim.
Bir an sustu.
— O yüzden size “Ben sizin yanınıza yakışmam.” dedim. Siz başka bir hayattan geliyorsunuz. Benim üzerimde ise yıllardır taşıdığım bir geçmiş var.
Gözyaşlarını yeniden sildi.
— Ben kızımı hiçbir zaman babasının yaptığıyla tanımlamadım. O benim kızım. Benim canım. Benim hayatta tutunduğum tek şey. Ama kızımın hiçbir suçu yok.
Sesi çok kısıktı.
— Ben de... sadece onun yüzüne bakıp utanmadan yaşayabileceğim bir hayat istedim.
Ateş bir süre konuşmadı.
Sevda’nın anlattığı her şey zihninde dönüp duruyordu. O güne kadar yanında sessiz, çalışkan, kendi hâlinde gördüğü kadının içinde yıllardır ne kadar büyük bir acı taşıdığını şimdi anlıyordu.
Sonra yavaşça ayağa kalktı.
Sevda, onun hareketiyle irkildi. Başını kaldırıp baktığında Ateş’in gözlerinin dolduğunu gördü.
— Sevda...
Sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
— Bana bak.
Sevda tereddüt ederek gözlerini kaldırdı.
— Senin utanacağın hiçbir şey yok.
Sevda’nın dudakları titredi.
Ateş devam etti.
— Hiçbir şey için başını eğmeyeceksin. Ne yaşadığını şimdi öğrendim ama ben seni bugün tanımadım. Seni aylardır tanıyorum. Nasıl bir anne olduğunu gördüm. Nasıl çalıştığını gördüm. Kızına nasıl baktığını gördüm.
Sevda gözyaşlarını tutmaya çalıştı.
— Ben sana bunları duyduktan sonra acıdığım için evlenme teklif etmiyorum.
Sevda şaşkınlıkla ona baktı.
— Seni sadece kızının babası olmak için de istemiyorum. Eğer mesele yalnızca çocuğunun nüfusuma alınması olsaydı, bunu başka türlü de yapardım.
Bir adım yaklaştı.
— Benim sana karşı hissettiğim şey basit bir şey değil, Sevda.
Sevda’nın nefesi tutuldu.
— Ben seni hayatımda istiyorum. Eşim olmanı istiyorum. Yanımda uyanmanı, akşam eve geldiğimde seni görmeyi... Gökhan’ın sana “anne” diye sarılmasını, senin kızının da benim evladım olmasını istiyorum.
Sevda’nın gözleri yeniden doldu.
Ateş derin bir nefes aldı.
— Ama sadece senin hikâyeni dinleyip kendi hayatımı anlatmadan senden bir cevap beklemek de doğru değil.
Sevda şaşkınlıkla baktı.
Ateş yeniden yerine oturdu.
— Madem sen bana hayatının en ağır tarafını anlattın, ben de sana kendi hikâyemi anlatayım.
Sevda sessizce onu dinlemeye başladı.
Ateş gözlerini bir süre yere indirdi.
— Ben Jülide’yle evlendiğimde onu seviyor değildim.
Sevda’nın yüzündeki ifade değişti.
— Ailem yıllarca evlenmemi istedi. “Soyumuz yürüsün, evinde bir kadın olsun, çocuğun olsun.” diye diye üzerime geldiler. Ben de bir noktadan sonra karşı koymadım.
Derin bir nefes aldı.
— Jülide benimle evlenirken beni çok sevdiğini söylüyordu. Ben de zamanla severim, alışırım diye düşündüm. Belki insan bazen kendi hayatına razı olunca sevgiyi de zamanla bulacağını sanıyor.
Acı bir tebessüm etti.
— Ama zaman geçtikçe anladım ki Jülide’nin sevdiği ben değildim.
Sevda sessizce sordu:
— Neydi sevdiği?
Ateş gözlerini kaldırdı.
— Paramı. Soyadımı. Sahip olduğum hayatı.
Bir süre sustu.
— Gökhan doğduğunda bunu daha net gördüm.
Sesi yumuşadı.
— Ben oğlumu kucağıma aldığımda dünyanın en güzel şeyi olduğunu düşündüm. Jülide’nin de aynı şeyi hissedeceğini sandım.
Gözleri doldu.
— Ama Gökhan’ı hiç sevmedi.
Sevda’nın gözleri doldu.
— Emzirmek bile istemedi. “Bakıcısı var, o büyütür.” dedi.
Ateş başını önüne eğdi.
— Daha küçücük bir bebeği bakıcılara bırakıp kendi hayatına devam etmek istedi. Ben kabul etmedim. Gökhan’ın annesinin sevgisine ihtiyacı vardı ama annesi ona o sevgiyi vermek istemedi.
Ateş’in sesi titredi.
— Geceleri ağladığında başında ben bekledim. Hastalandığında ben korktum. İlk gülüşünü gördüğümde yanındaydım. İlk adımını attığında elini ben tuttum.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— Belki bir çocuğun hem annesi hem babası olamam ama oğlumun sevgisiz büyümesine de izin vermedim.
Sevda onun eline dokundu.
Ateş devam etti.
— Sonra Jülide’yle aramızda zaten evlilik diye bir şey kalmadı. Aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydik.
Bir süre sustu.
— Yine de ailem için, Gökhan için evliliği sürdürmeye çalıştım. “Belki düzelir.” dedim. “Belki bir gün gerçekten beni sever.” dedim.
Acı bir tebessüm etti.
— Düzelmedi.
Ateş’in sesi iyice kısıldı.
— Sonra beni aldattığını öğrendim.
Sevda’nın nefesi kesildi.
— O gün çok öfkelendim. Çok kırıldım. Ama en çok kendime kızdım.
— Neden?
Ateş gözlerini ona çevirdi.
— Çünkü yıllarca sevgi sandığım şeyin aslında hiç var olmadığını anlamak ağır geldi.
Bir süre ikisi de sustu.
— Sonra Jülide’yle yollarımızı ayırdık. Gökhan benim yanımda kaldı.
Ateş Sevda’nın eline baktı.
— Ben oğlumu büyüttüm. Belki eksiklerim oldu. Belki annesinin vereceği sevgiyi veremedim. Ama bir şeyi hiç eksiltmedim.
Sevda gözlerini kaldırdı.
— Neydi o?
Ateş hiç düşünmeden cevap verdi.
— Sevgimi.
Sevda’nın gözleri doldu.
Ateş onun elini biraz daha sıkı tuttu.
— O yüzden sana “Gökhan’a anne ol.” diye evlenme teklif etmiyorum. Ben evimde gerçekten bir yuva olsun istiyorum.
Sevda sessizce ağlıyordu.
— Senin kızın da Gökhan da birbirlerinin kardeşi gibi büyüsün istiyorum. Sen de ilk defa bir evde korkmadan, utanmadan, geçmişini saklamadan yaşa istiyorum.
Ateş bir an durdu.
— Ama en önemlisi...
Gözlerini Sevda’nın gözlerine dikti.
— Ben seni karım olarak istiyorum Sevda. Sadece çocuklar için değil. Sadece ailem istedi diye değil. Sadece evimde bir kadın olsun diye hiç değil.
Sesi titredi.
— Seni sen olduğun için istiyorum.
Sevda’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Ateş yavaşça devam etti.
— Belki ikimiz de sevgiyi yanlış insanlarda aradık. Belki ikimiz de çok yara aldık. Ama ben artık hayatımda yalan istemiyorum.
Elini Sevda’nın elinin üzerinde tuttu.
— Eğer bir gün beni seversen, bunu gerçekten sevdiğin için yap. Benden korktuğun için, kendini mecbur hissettiğin için ya da kızın için güvenli bir yer bulduğun için değil.
Sevda gözyaşlarının arasından ona baktı.
Ateş’in sesi son kez yumuşadı.
— Çünkü ben seni mecbur olduğun için değil... gönlünle yanımda istiyorum.
Sevda uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra titreyen parmaklarıyla Ateş’in elini tuttu.
İkisi de bir süre öylece oturdu.
İlk defa ikisi de karşısındaki insanın sadece bugününü değil, yaralarını da biliyordu.