8.Bölüm

1503 Words
Ertesi sabah Ahmet, her zamankinden biraz daha erken malikâneye geldi. Aklı hâlâ Sevda'daydı. Kızın nereye gideceğini, bebeğiyle ne yapacağını düşündükçe içi rahat etmiyordu. Bahçeye girdiğinde Ateş Bey'i gördü. Ateş, beş yaşındaki oğlu Gökhan'la birlikte kahvaltı yapıyordu. Gökhan elindeki ekmeği bırakmış, önündeki oyuncak arabayla masanın üzerinde oynuyordu. “Baba, bak. Araba buradan geçiyor.” Ateş gülümseyerek oğluna baktı. “Masayı yol yaptın yine.” “Evet.” Ateş güldü. “Doydun mu aslanım? Git hadi, bahçede oyna biraz.” Gökhan oyuncak arabasını alıp koşarak uzaklaştı. Ateş o sırada Ahmet'i fark etti. “Gel Ahmet.” “Günaydın Ateş Bey.” “Günaydın. Hayırdır, erken geldin?” Ahmet biraz çekinerek yanına oturdu. “Size bir şey soracağım.” Ateş elindeki çayı masaya bıraktı. “Tabii, sor.” Ahmet birkaç saniye sustu. “Şu yardımcı işini konuşmuştuk ya.” “Evet.” “Birini buldum aslında.” Ateş kaşlarını kaldırdı. “Kim?” “Bizim köyden bir kız. Sevda.” “Kaç yaşında?” “Yirmi bir.” “Daha önce çalışmış mı?” “Çalışkan kızdır. Bahçeden, ev işinden anlar. Ama…” Ahmet'in sesi biraz düştü. “Ama ne?” “Yeni doğum yaptı.” Ateş şaşırdı. “Yeni mi?” “Daha birkaç gün oldu.” Ateş bir an düşündü. “Bebeği var yani.” “Evet.” “Eşi?” Ahmet başını iki yana salladı. “Yok.” Ateş merakla baktı. “Bebekle yalnız mı?” “Şimdilik bizde kalıyor.” Ateş'in yüzü ciddileşti. “Ne olmuş bu kıza?” Ahmet derin bir nefes aldı. “Doğum yaptığı gün anne babası da öldü.” Ateş'in yüzündeki ifade değişti. “Başınız sağ olsun.” “Sağ olun.” Ateş bir süre sessiz kaldı. “Kimsesi yok mu?” “Ablası var. Ama o da kızı bebeğiyle beraber evden kovdu.” Ateş şaşkınlıkla baktı. “Doğum yapmış kızı mı kovdu?” “Evet.” Bir süre ikisi de sustu. Ateş bahçeye baktı. “Peki sen niye bu kadar uğraşıyorsun?” “Çünkü kızın gidecek yeri yok. Ben kefilim. Hanım kızdır, zararı yoktur kimseye.” Ahmet'in sesi iyice yumuşamıştı. “Karım Havva da bırakmak istemiyor. Ama bizim evde de ne kadar kalabilir? Bir yere yerleşmesi lazım. Hem çalışması lazım hem bebeğine bakması gerekiyor.” Ateş başını salladı. “Burada kalabilir.” Ahmet hemen ona döndü. “Nasıl?” “Malikânede boş oda var. Bebeğiyle orada kalır.” Ahmet'in yüzü aydınlandı. “Ciddi misiniz?” “Niye ciddi olmayayım?” “Bilmiyorum... Yeni doğum yaptı dedim ya.” “Doğum yaptı diye kapıdan mı çevireceğiz?” Ahmet rahat bir nefes aldı. “Allah razı olsun.” Ateş eliyle durmasını işaret etti. “Daha iş kısmı var.” “Evet.” “Bebeği çok küçük. Ağır iş yaptıramam.” “Zaten öyle bir şey istemiyorum. Gücü yettiğince yardım eder. Mutfak olur, hafif ev işi olur.” Ateş başını salladı. “Önce bir toparlansın. Sonra bakarız.” Ahmet gülümsedi. “Çok iyi olur.” Ateş bir süre sustuktan sonra sordu: “Bir şey daha var. Sen bu kızın neden köyden gönderildiğini anlatmadın.” Ahmet gözlerini kaçırdı. “İnsanlar hakkında konuşuyor.” “Ne diyorlar?” “Bebeğin babası belli değil diyorlar.” Ateş'in yüzü asıldı ama sakinliğini bozmadı. “Kızın başına ne geldiğini bilmiyorum. Bana anlatmak isterse kendi anlatır. İstemezse de kimse zorlamaz.” Ahmet başını salladı. “Zaten çok korkuyor.” “Neden?” Ahmet bu kez doğrudan söylemedi. “Başına kötü bir şey gelmiş.” Ateş onun yüzüne baktı. “Anladım.” Bir süre sessizlik oldu. Sonra Ateş sandalyesinden kalktı. “Getir kızı.” Ahmet de ayağa kalktı. “Bugün getirebilir miyim?” “Getir.” “Bebeğiyle?” “Tabii, bebeğiyle.” Ahmet'in yüzünde büyük bir rahatlama vardı. “Çok sağ olun Ateş Bey.” Ateş gülümsedi. “Ahmet, bana bunun için teşekkür etme.” Sonra bahçeye doğru baktı. “Benim de beş yaşında oğlum var. Çocukla tek başına kalmanın ne demek olduğunu biliyorum.” Tam o sırada Gökhan koşarak yanlarına geldi. “Baba!” Ateş eğildi. “Ne oldu oğlum?” “Topum ağacın altına gitti.” “Gel, beraber alalım.” Gökhan babasının elini tuttu. Ahmet onları izlerken gülümsedi. Ateş birkaç adım attıktan sonra arkasını dönüp Ahmet'e seslendi. “Bir de Ahmet…” “Efendim?” “Sen de ona söyle. Burası güvenli bir yer. Korkmasına gerek yok.” Ahmet'in gözleri doldu. “Tamam Ateş Bey.” Ateş oğlunun elinden tutup bahçeye doğru yürüdü. Ahmet ise olduğu yerde birkaç saniye kaldı. Sonra derin bir nefes aldı. İlk defa Sevda için gerçekten bir çıkış yolu olduğunu düşünüyordu. Eve döndüğünde Havva'ya güzel bir haber verecekti. Sevda'nın artık gidecek bir yeri vardı. Ahmet, Ateş Bey'den aldığı cevabın ardından hiç oyalanmadan köye döndü. Eve geldiğinde Havva ile Sevda salonda oturuyordu. Aydan, Sevda'nın kucağında uyuyordu. Sevda, Ahmet'i görünce yüzüne baktı ama bir şey söylemedi. Havva ise hemen ayağa kalktı. “Ne oldu?” Ahmet gülümseyerek başını salladı. “Güzel haber.” Sevda merakla ona baktı. Ahmet daha bir şey söylemeden Sevda, Havva'nın elini tuttu. “Abla, ben artık gideyim. Size de yük oldum.” Havva hemen karşı çıktı. “Ne yükü kızım? Sen benim kardeşim sayılırsın.” “Biliyorum abla ama…” Sevda başını eğdi. “Ben bir iş bulup çalışırım. Çocuğuma da bakarım. Hem Hayriye ablam benim burada olduğumu bilirse size de rahat vermez.” Havva'nın yüzü sertleşti. “Sen bizi düşünme. O cadının dişi bana geçmez.” Sevda istemeden hafifçe gülümsedi. Tam o sırada Ahmet araya girdi. “Havva…” “Efendim?”“Bir şey de, gideceğim diyor bu kız.” Ahmet gülümseyerek Sevda'ya baktı. “Gidecek zaten hatun. İşini ayarladım.” Sevda şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Nereye?” “Ateş Bey kabul etti. Bizi bekliyor.” Sevda ne dediğini tam anlayamadı. “Bizi mi?” “Evet.” Ahmet yanına oturdu. “Bak kızım, benim çalıştığım yer var ya… Özmenlerin malikânesi. Bilecik'in en zengin iş adamlarından Ateş Bey'in evi.” Sevda sessizce dinliyordu. “Ben onunla konuştum. Durumunu anlattım.” Sevda'nın başı biraz daha öne eğildi. Ahmet bunu görünce yumuşak bir sesle devam etti. “Bakma öyle. Anne babanın öldüğünü, bebeğinle ortada kaldığını, ablanın seni köyde istemediğini anlattım. Gerisini de anlatmadım.” Sevda gözlerini kaldırdı. “Yani…” “Yani kızım, sen istersen anlatırsın, istersen anlatmazsın. Ateş Bey de bunu özellikle söyledi. Kimse seni zorlamayacak.” Sevda bir süre sustu. “Korkma,” . “Temiz insanlar. Sana zararları olmaz.” Sevda kucağındaki Aydan'a baktı. “Bebeğim ne olacak?” Ahmet gülümsedi. “Seninle kalacak.” Sevda şaşkınlıkla baktı. “Ateş Bey sana bir oda verecek. İkiniz orada kalırsınız. Sen de gücün yettiğince ev işlerine yardım edersin. Yemek olur, temizlik olur… Yardımcılar da sana gösterir. Ama daha yeni doğum yaptın. Kendini zorlamayacaksın.” Sevda'nın yüzünde uzun zamandır görülmeyen küçük bir gülümseme oluştu. “Allah razı olsun senden Ahmet abi.” Ahmet ayağa kalktı. “Hadi bakalım. Hazırlanın, çıkalım.” Havva da hemen Sevda'nın yanına geçti. “Ben de birkaç şeyini toparlayayım.” Sevda'nın zaten çok fazla eşyası yoktu. Aydan'ın birkaç parçasını, kendi kıyafetlerini ve annesinden kalan küçük bir hatırayı aldı. Kısa süre sonra üçü birlikte evden çıktılar. Ahmet'in arabasına bindiler. Sevda yol boyunca Aydan'ı kucağından bırakmadı. İçinde hem korku hem de garip bir umut vardı. Bir süre sonra malikânenin önüne geldiler. Ahmet arabayı durdurdu. “Geldik.” Sevda camdan dışarı baktı. Büyük bahçeye ve malikâneye baktığında biraz çekindi. Havva elini tuttu. “Merak etme. Alışırsın.” İçeri girdiklerinde Ateş onları karşıladı. Bakışları Sevda'ya takıldı. Karşısında çok güzel bir genç kız duruyordu. Belinden aşağıya kadar uzanan sarı saçları, mavi gözleri ve bembeyaz teni vardı. Ama güzelliğinden çok gözleri dikkatini çekti Ateş'in. Gözlerinde ışık yoktu. Sanki genç yaşına rağmen çok yorulmuştu. Ateş bunu fark etse de hiçbir şey sormadı. “Hoş geldiniz,” dedi. Sevda hafifçe başını eğdi. “Hoş bulduk.” Hep birlikte oturdular. Ateş, Sevda'nın geçmişiyle ilgili tek bir soru bile sormadı. Bir süre sonra sakin bir şekilde konuşmaya başladı. “Sevda, burada önce biraz toparlanırsın. Daha yeni doğum yaptın. Kendini zorlamanı istemiyorum.” Sevda sessizce dinledi. “Bir süre mutfakta yemek işlerine bakarsın. Yardımcılar sana her şeyi gösterir. Ev işlerinde de gücün yettiğince yardım edersin.” Sevda başını salladı. “Tamam.” “Bebeğin için de aşağı katta boş bir oda var. İkiniz orada kalırsınız.” Sevda'nın yüzü biraz daha aydınlandı. “Gerçekten burada kalabilir miyiz?” “Tabii.” Sevda'nın gözleri doldu. “Allah razı olsun beyim.” Ateş başını salladı. “Sağ ol. Ama kendini zorlamayacaksın. Önce sen ve bebeğin.” Sevda sessizce başını salladı. Bir süre sonra Ahmet ile Havva vedalaşmak için ayağa kalktı. Havva, Sevda'ya sarıldı. “Bir şeye ihtiyacın olursa hemen haber ver.” “Tamam abla.” “Sen bizi düşünme. Biz yine geliriz.” Sevda başını salladı. “Sağ olun.” Ahmet de Sevda'nın omzuna hafifçe dokundu. “Artık içini rahat tut kızım.” “Sağ ol Ahmet abi.” Ahmet ve Havva malikâneden ayrılırken Sevda arkalarından baktı. Sonra Aydan'ı kucağına biraz daha sıkı aldı. Etrafına baktı. İlk defa hiç tanımadığı insanların arasında, kimse tarafından kovulmadan duruyordu. Ateş'e baktı. İçinden yalnızca bir şey geçti. Ne iyi adam.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD