Akşam olduğunda Sevda, Aydan’ı uyutmak için hazırlanmaya başlamıştı. O sırada Ateş odaya girdi.
Sevda, yatağın yanında bir şey taşıdığını görünce şaşırdı.
Ateş, odanın diğer tarafında duran küçük beşiği yatağın yanına getirdi.
Sevda birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ona baktı. Gözleri doldu.
Ateş bunu fark etti ama üzerinde durmadı.
“Bundan sonra kızımız burada uyusun.”
Sevda’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Ateş ona bakarak gülümsedi.
“Annesi, sen de rahat uyu. Büyüdü artık. Yatakta döner, düşebilir. Allah korusun.”
Sevda başını salladı.
“Evet beyim.”
Tam o sırada Gökhan da odaya geldi.
“Baba, bu ne?”
“Beşik.”
Gökhan hemen yanına koştu.
“Aydan için mi?”
“Evet.”
Ateş, Aydan’ı kucağına alıp dikkatlice beşiğe yatırdı.
Aydan, beşiğe yerleşince ellerini oynatıp keyifli sesler çıkarmaya başladı.
Ateş eğilip kızına baktı.
“Beğendin mi bakalım beşiğini, babacığım?”
Sevda’nın gözleri yeniden doldu.
Ateş yalnızca Sevda’yı sevdiği için değil, Aydan’a da gerçekten bağlandığı için böyle davranıyordu. Onu kendi kızı gibi görmeye başlamıştı.
Ateş beşiğin kenarında duran küçük poşetleri gösterdi.
“Bak, baban sana çok güzel ciciler aldı. Annen bunları yıkasın, giyersin güzel kızım.”
Sevda artık gözyaşlarını tutamadı. Sessizce yüzünü çevirdi.
Ateş bunu fark edip ona baktı.
Sevda gözlerini silerek konuştu.
“Beyim... ne gerek vardı? Ben almıştım zaten.”
“Olsun. Bebek bu, daha çabuk kirletir. Biraz fazla olsun.”
Poşetlerden birini açtı.
“Bir sürü bez de aldım.”
Bir diğerini gösterdi.
“Birkaç kıyafet...”
Sonra küçük ayakkabıları çıkardı.
Sevda istemsizce gülümsedi. Biraz da çekinerek ayakkabılara baktı.
“Beyim, daha yürüyemiyor ki... Nasıl giyecek bunları?”
Ateş gülümsedi.
“İçimden geldi. Evde giyer.”
Sevda başını eğip küçük ayakkabılara baktı.
“Çok güzelmiş.”
“Beğendin mi?”
“Beğendim.”
Ateş yeniden Aydan’a döndü.
“Senin annen çok duygulandı ama.”
Sevda gözlerini silip hafifçe gülümsedi.
“Duygulanırım tabii.”
Ateş ona baktı.
“Alışırsın.”
Sevda hiçbir şey söylemedi.
Beşiğin içinde huzurla kıpırdanan Aydan’a, sonra kızına sevgiyle bakan Ateş’e baktı.
İçindeki korkunun yerini, fark etmeden başka bir duygu almaya başlamıştı.
Ateş’e güveniyordu.
Belki de en çok bu yüzden, kalbi her geçen gün ona biraz daha yaklaşıyordu.
Ertesi gün Sevda, sabah işlerini bitirdikten sonra Aydan’ı da yanına alıp bahçeye çıktı. Bir süre sonra kapının önünde Havva’yı gördü. Havva yalnız değildi. Yanında iki yaşındaki oğlu Erdem de vardı.
Sevda onları görünce yüzü aydınlandı.
— Havva abla...
Havva gülümseyerek ona sarıldı.
— Özledim seni kuzum.
Sonra Erdem’i gösterdi.
— Erdem ide getirdim. Seni de, Aydan’ı da görsün
Erdem annesinin elini bırakıp Sevda’ya doğru geldi. Sevda eğilip onun saçlarını okşadı.
— Hoş geldin bakalım.
Erdem hemen Aydan’ın yanına sokuldu. Küçük elleriyle bebeğin eline dokununca Aydan parmaklarını kapattı.
Erdem şaşkınlıkla gülümsedi.
— Tuttu.
Sevda da gülerek,
— Sevdi seni galiba, dedi.
Tam o sırada Gökhan bahçeye çıktı. Erdem’i görünce merakla yanına geldi.
— Bu kim?
— Erdem. Havva ablanın oğlu.
Gökhan hemen elindeki oyuncak arabayı Erdem’e uzattı.
— Gel, beraber oynayalım.
Erdem arabayı alınca Gökhan kendi arabasını da yere koydu.
— Bak, böyle sürülüyor.
Erdem onu taklit edince Gökhan gülmeye başladı.
— Aferin! Sen artık benimle oynayacaksın.
Sonra Sevda’ya dönüp,
— Sevda abla, Erdem benim kardeşim olsun mu?
Sevda gülerek,
— Sen herkesi kardeş yapacaksın galiba.
— Evet.
Havva ile Sevda gülümseyerek çocukları izlediler.
Havva,
— Daha gelir gelmez kaynaştılar, dedi.
Sevda başını salladı.
— Gökhan çocuk görünce hemen arkadaş oluyor.
Gökhan bir süre sonra Erdem’in elinden tutup Aydan’ın yanına götürdü.
— Bak, bu da benim kardeşim.
Sevda bu manzaraya bakarken gülümsedi.
Havva da ona baktı.
— Çocuklar daha şimdiden birbirlerini sahiplendi.
Bir süre sonra Gökhan ile Erdem yeniden oyuncakların başına döndüler.
Havva, Sevda’ya döndü.
— Sen bana telefonda ne anlatacaktın?
Sevda’nın yüzündeki gülümseme yavaşça değişti.
— Ateş Bey bana evlenme teklif etti.
Havva şaşırdı ama Sevda’nın sözünü kesmedi.
Sevda, Ateş’in teklifini, Aydan’ı nasıl kabul ettiğini, kendisinin neden korktuğunu ve kendisini neden mecbur hissettiğini başından sonuna kadar anlattı.
Ateş’in söylediklerini de anlattı.
Onu Aydan için istemediğini...
Aydan’ı kendi kızı olarak kabul edeceğini...
Nikâhtan sonra değişmeyeceğini...
Ve en sonunda söylediği o cümleyi.
— Bana... “Ben sana âşık oldum, Sevda.” dedi.
Sevda’nın sesi titredi. Gözleri doldu.
Havva onu sessizce dinledi. İçinde merak vardı. Sevda’nın geçmişinde anlatmadığı bir şey olduğunu hissediyordu. Ama Sevda anlatmak istemiyorsa onu zorlamadı.
Sevda ellerini birbirine kenetledi.
— İşte abla... Sana anlatmak istediğim buydu.
Havva onun elini tuttu.
— Şimdi anladım kuzum. O yüzden telefonda anlatmak istemedin.
Bir süre sustuktan sonra gülümsedi.
— İnşallah mutlu olursun canım.
Sevda gözlerini kaldırıp ona baktı.
Havva devam etti.
— Evet, biraz Aydan’ın kimliğinden dolayı mecburen böyle bir evlilik düşünüyorsun. Ama neden olmasın? Ben de Ahmet’le ilk evlendiğimde onu sevmiyordum. Görücü usulüyle evlendik. Meğer o bana âşıkmış. Beni çok sevdi, korudu, değer verdi. Bana öyle güzel davrandı ki ben de zamanla onu sevdim.
Sevda sessizce dinliyordu.
Havva onun elini sıktı.
— Sen de hemen sevmek zorunda değilsin. Alışırsın. Sevmeye çalışırsın. Zamanla zaten ne hissettiğini anlarsın. Ateş Bey sana, sen istemediğin sürece sana dokunmam demiş. Biraz alışırsın zamanla.
Sevda’nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
— İnşallah.
Havva bir süre onu süzdü.
— Kız, sanki sen de seviyorsun bu adamı.
Sevda hemen başını iki yana salladı.
— Yok abla. Benim tek derdim Aydan. Kızımı sevsin, ona baba olsun. Bana o yeter. Ben de onun oğluna anne olacağım zaten. Gökhan’ı çok seviyorum.
Gözleri yeniden çocuklara kaydı.
— Gerisi zamana artık.
Sonra biraz durup içini çekti.
— Sadece bilmiyorum. Belki evlenince değişir, sıkılır, vazgeçer... En önemlisi de ya kızımı sevmezse? Ya bir gün bana, “Benim kızım değil,” derse? O zaman içim hiç rahat etmez.
Havva hemen,
— Zaman, dedi.
Sevda ona baktı.
Havva gülümseyerek,
— Hem neler oldu, neler olacak... Zaman her şeyi gösterir.
Sonra aklına bir şey gelmiş gibi başını yana çevirdi.
— Senin köyden haberin yok tabii.
Sevda’nın yüzündeki ifade değişmedi.
— Ne oldu?
Havva biraz tereddüt etti.
— Hayriye’nin kaynı Ömer var ya...
Sevda’nın eli farkında olmadan Aydan’ın battaniyesine uzandı.
— Evet.
— Karısı hamileymiş. İkizleri olacakmış. Altı aylık olmuşlar.
Sevda’nın yüzü bir anda değişti. Hiçbir şey söylemeden kucağındaki Aydan’a baktı.
Havva bunu fark etti.Ama Konuşmaya devam etti.
— Ömer de dün şehre gitmiş. Dönüşte yolda biriyle çarpışmış. Adamla tartışmışlar. Sonra adam Ömer’i evire çevire dövmüş.
Sevda’nın nefesi ağırlaştı.
Havva kaşlarını çattı.
— Kız, yüzü gözü mosmor olmuş. Yürüyemiyormuş. İki kişi zor götürmüş.
Sevda bir süre sessiz kaldı.
Sonra dudaklarından sert bir cümle çıktı.
— Oh, iyi olmuş. Beter olsun.
Havva’nın yüzündeki gülümseme anında kayboldu.
Sevda’nın yüzüne baktı.
Havva onu yıllardır tanıyordu. Sevda kolay kolay kimse için kötü konuşmazdı. Bir karıncayı bile incitmekten çekinen kız, şimdi bir adamın başına gelenlerden dolayı ilk kez böyle konuşuyordu.
— Sevda...
Sevda cevap vermedi.
Bakışları boşluğa takılmıştı.
Dudakları titredi.
— Ateş mi yaptırdı acaba?
Havva’nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Bir saniye Sevda’ya baktı. Sonra sanki zihninde bir kapı açılmış gibi elini dizine vurdu.
— Kız...
Sesi titredi.
— Bir dakika...
Sevda başını kaldırdı.
Havva’nın gözleri dolmuştu.
— Sen... sen neden Ömer’in adını duyunca böyle oluyorsun?
Sevda’nın gözlerinden yaş süzülmeye başladı.
Havva’nın nefesi kesilir gibi oldu.
— Yoksa...
Sesi iyice kısıldı.
— O şerefsiz... sana bunu yapan kişi Ömer mi?
Sevda’nın dudakları titredi. Bir şey söylemek istedi ama sesi çıkmadı.
Havva’nın gözlerinden yaşlar boşandı.
— Allah kahretsin...
Elini ağzına götürdü. Birkaç saniye boyunca Sevda’ya bakabildi sadece.
Sonra yanına çöktü.
Sevda gözlerini kapattı. Yaşlar yanaklarından süzülmeye devam etti.
Havva daha fazla dayanamadı. Sevda’yı kollarının arasına aldı.
— Gel buraya...
Sevda başını Havva’nın omzuna koyduğu anda bütün gücü tükendi. Sessizce ağlamaya başladı.
Havva onun sırtını sıvazlıyor, bir yandan da gözyaşlarını tutamıyordu.
— Sen bunu tek başına mı taşıdın?
Sevda cevap veremedi.
Havva saçlarını okşadı.
— Kuzum... Sen bunca yıl bunu tek başına nasıl taşıdın?
Sevda’nın ağlaması arttı.
— Tamam... Tamam. Anlatmak zorunda değilsin. Şimdi anlatmak istemiyorsan anlatma.
Bir süre sonra Havva biraz geri çekilip Sevda’nın yüzünü ellerinin arasına aldı.
— Ama sakın kendini suçlama. Sakın.
Sevda ağlayarak gözlerini kapattı.
Havva onu yeniden kendine çekti.
— Geçti kuzum... Bitti. Artık yalnız değilsin.
Uzun süre öyle kaldılar.
Bir süre sonra Sevda’nın ağlaması hafifledi. Havva gözyaşlarını eliyle sildi.
— Niye demedin kimseye peki?
Sevda başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızı olmuştu.
— Nasıl diyeyim abla?
Sesi titriyordu.
— Hayriye ablamın evliliği bozulursa diye korktum. Ali daha bebekti. Bir de babam gider, Ömer’e bir şey yapardı. Babama zarar gelsin istemedim.
Havva onun ellerini tuttu.
Sevda gözlerini yere indirdi.
— Onu sevdiğimden ya da düşündüğümden değildi. Babama zarar gelir diye korktum. Hayriye’nin yuvası da dağılsın istemedim.
Havva’nın gözleri yeniden doldu.
Sevda’nın ellerini sıktı.
— Benim güzel kalplim...
Başını iki yana salladı.
— Keşke herkes senin gibi güzel kalpli olsa.
Sevda gözyaşlarını sildi.
Havva ona sarıldı.
— Ama artık tek başına değilsin kuzum.
Bir süre daha öyle oturdular. Sonra Havva, Erdem’i yanına çağırdı. sevda da onları kapıya kadar geçirdi.
Sevda, Havva’nın ardından uzun süre baktı.
İçinde yıllardır kimseye anlatamadığı bir yük vardı.
Ve şimdi o yükün bir parçası daha ortaya çıkmıştı.
---
Havva gittikten bir süre sonra Ateş eve geldi.
Sevda onu kapının girişinde görünce beklemedi. Yanına doğru yürüdü.
Yüzünde hâlâ ağlamaktan kalan bir kızarıklık vardı.
Ateş bunu hemen fark etti.
— Sevda, ne oldu?
Sevda onun gözlerinin içine baktı.
Bu kez dolandırmadı.
— Ateş Bey...
Ateş durdu.
Sevda’nın sesi sakindi ama gözlerinde yıllardır taşıdığı acının izi vardı.
— Ömer’i sen mi dövdürdün?
Ateş’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sevda cevap bekler gibi karşısında durdu.