Kahvaltı sofrasına oturmadan önce Ateş annesine baktı.
— Anne, bildiğin gibi biz Sevda’yla evleniyoruz. Bugün gidip alışveriş ve hazırlıkları halledeceğiz. Gelinlik, diğer alışverişler... Nikâh işlemlerini de bugün başlatacağız.
Jülide Hanım’ın yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı.
— Hayırlı olsun oğlum. Hayırlı olsun Sevda kızım.
Sevda utangaç bir şekilde gülümsedi.
— Teşekkür ederim.
Jülide Hanım hemen Sevda’nın yanına gelip elini tuttu.
— Artık “kızım” diyeceğim sana. Öyle uzaktan uzağa gelinim diye bakmak yok. Sen artık benim kızımsın.
Sevda’nın gözleri doldu.
Jülide Hanım onun elini bırakmadan devam etti:
— Bir de artık sen bu evin hanımısın. Evde temizlik, yemek vesaire yapmak yok.
Sevda şaşkınlıkla başını kaldırdı.
— Olur mu hiç öyle?
— Olur kızım.
Jülide Hanım gülerek elini Sevda’nın omzuna koydu.
— Bak, ben yapıyor muyum? Biz seninle gelin kaynana otururuz. Kahvemizi içeriz, sohbetimizi ederiz. Sen de çocuklarınla ilgilenirsin. Ev işlerini çalışanlar yapar.
Sevda mahcup bir şekilde gülümsedi.
— Ama ben alışmışım...
— Alışkanlığını da değiştirirsin.
Jülide Hanım’ın sesi öylesine sıcak çıkmıştı ki Sevda itiraz edemedi.
Tam o sırada odadan Aydan’ın hafif bir sesi geldi.
Sevda hemen başını çevirdi.
Jülide Hanım ise ondan önce davranıp:
— Dur kızım, ben bakayım.
dedi ve Aydan’ın bulunduğu tarafa doğru yürüdü.
Sevda şaşkınlıkla onu izledi.
Jülide Hanım beşiğin yanına eğildi. Aydan’ı görünce yüzü aydınlandı.
— Günaydın benim güzel torunuma...
Aydan ellerini oynatıp küçük bir ses çıkardı.
Jülide Hanım gülümseyerek eğilip yanağını okşadı.
— Bak hele sen... Sabah sabah anneni de ayağa kaldırmışsın.
Sevda’nın gözleri yeniden doldu.
Jülide Hanım Aydan’ı dikkatlice kucağına aldı.
— Gel bakalım kızım. Sen bugün babaannenle kalacaksın.
Aydan, Jülide Hanım’ın kucağında kıpırdanınca Jülide Hanım onu biraz daha rahat ettirdi.
— Acıkırsa ne yapacağız? Sütünü sen mi vereceksin?
Sevda çekinerek:
— Ben emziriyorum...
dedi.
Jülide Hanım hemen başını salladı.
— Onu biliyorum kızım. Sen merak etme. Acıktığı zaman seni ararız. İstersen sütünü sağıp bırakırsın, nasıl rahat edeceksen öyle yaparız.
Sevda’nın boğazı düğümlendi.
Jülide Hanım, Aydan’ı kucağında hafifçe sallarken ona baktı.
— Hem daha küçücük. Annesinden ayıracak değiliz ya. Sen gönlün rahat çık alışverişini yap. Düğün hazırlığını düşün. Kızının başında ben dururum.
Sevda’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— Çok küçük daha...
Jülide Hanım gülümseyerek Aydan’ın başını okşadı.
— Küçük tabii. O yüzden de benim yanımda olacak.
Sonra Aydan’ın minik yanağına bir öpücük kondurdu.
— Benim torunum o.
Sevda o anda bir şey söyleyemedi.
Jülide Hanım’ın Aydan’ı kucağına alışındaki rahatlık, ona “torunum” derken yüzündeki sıcaklık, Sevda’nın sütünü bile düşünmesi... Bunların hepsi Sevda’nın kalbine ayrı ayrı dokunuyordu.
Jülide Hanım, Sevda’nın gözlerinin dolduğunu görünce gülümsedi.
— Ne oldu kızım?
Sevda başını eğdi.
— Hiç...
— Hiç değil.
Jülide Hanım Aydan’ı bir kolunda tutarken diğer eliyle Sevda’nın yanağına dokundu.
— Sen hâlâ alışamadın değil mi?
Sevda ne diyeceğini bilemedi.
— Aydan’a “torunum” demeniz...
Jülide Hanım’ın gözleri yumuşadı.
— Eee, torunum değil mi?
Sevda’nın dudakları titreyerek gülümsedi.
— Öyle dediniz...
— Çünkü öyle.
Jülide Hanım hiç tereddüt etmeden söyledi.
— Sen Ateş’in karısı olacaksın. Aydan da senin kızın. Sen benim gelinimsen, o da benim torunum. Bunun başka hesabı mı olur?
Sevda’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Jülide Hanım Aydan’ı ona doğru uzatmadı; onu kendi kucağında tutmaya devam etti.
— Hadi şimdi sen de rahatla. Daha gelinlik bakacaksın. Saçına ne yapacağını düşüneceksin. Bir haftaya düğünün var.
Sevda istemsizce güldü.
— Ben hâlâ gelinlik giyeceğime inanamıyorum.
Jülide Hanım kahkahayla güldü.
— Giyersin tabii. Hem öyle güzel bir gelin olacaksın ki Ateş seni görünce ne yapacağını şaşıracak.
Ateş uzaktan annesine bakıp gülümsedi.
— Anne...
Jülide Hanım ona döndü.
— Ne?
— Sevda’yı benden önce sen sahiplenmişsin.
Jülide Hanım hiç düşünmeden cevap verdi:
— Sahiplenmek değil oğlum. Kızımı seviyorum.
Sonra Aydan’a baktı.
— Torunumu da seviyorum.
Sevda’nın gözleri yeniden doldu.
Jülide Hanım bu kez ona dönüp gülümsedi.
— Hadi kızım. Sen artık bana “Hanım” demeyeceksin. Ben de sana “Sevda kızım” diyeceğim. Ama sen de bana anne diyeceksin.
Sevda utangaçça gülümsedi.
— Teşekkür ederim...
Jülide Hanım hemen kaşlarını kaldırdı.
— Bak, daha şimdiden başladın.
Sevda şaşırdı.
— Neye?
— Teşekküre.
Sonra gülerek başını iki yana salladı.
— Anneye teşekkür edilmez.
Sevda’nın yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.
— Peki... anne.
Jülide Hanım’ın gözleri doldu.
— İşte şimdi oldu.
Ateş de ikisini izlerken gülümsedi.
Sevda’nın bu evde yalnızca bir gelin olarak değil, gerçekten aileden biri olarak kabul edildiğini artık sözlerden çok davranışlarda görmek mümkündü.
Jülide Hanım Aydan’ı kucağında tutuyor, Sevda’nın rahat etmesini düşünüyor, onun sütünü bile hesaba katıyor ve daha düğün olmadan ona bu evde bir yer açıyordu.
Sevda içinse bütün bunların anlamı çok büyüktü.
Çünkü ilk defa biri Aydan’ı kendisinden ayrı düşünmeden sevmişti.
Ve ilk defa, kendisini de gerçekten bir ailenin içine ait hissediyordu.
Tabii. Verdiğin bütün alışveriş akışını koruyarak, sahneyi uzun ve doğal bir şekilde birbirine bağladım. Özellikle Ateş’in Sevda’ya karşı “artık benim kadınım/eşim” duygusunu davranışlarıyla göstermesini, Sevda’nın da yavaş yavaş bu ilgiden mutlu olmasını öne çıkardım.
Kahvaltının ardından hazırlıklarını tamamlayan Ateş ve Sevda evden birlikte çıktılar.
Ateş, daha kapıdan çıkar çıkmaz Sevda’nın elini tuttu.
Sevda önce şaşırdı. Sonra elini çekmek yerine parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi.
İkisi yan yana yürüyerek arabaya bindiler.
İlk durakları hastane oldu.
Nikâh işlemleri için gerekli kontrollerini yaptırdılar. Evraklarını tamamladıktan sonra düğün ve nikâh için bir hafta sonrasına gün aldılar.
Hastaneden çıktıklarında Sevda elindeki evraklara baktı.
— Gerçekten bir hafta sonra evleniyoruz.
Ateş gülümsedi.
— Evet güzelim. Artık geri dönüş yok.
Sevda utangaçça gülümsedi.
— Sanki hâlâ rüya gibi.
— Alışırsın.
Ateş yeniden onun elini tuttu.
— Daha yapacak çok işimiz var.
Önce gelinlik mağazasına gittiler.
Sevda, birbirinden güzel gelinliklere bakarken ne yapacağını şaşırıyordu. Birini beğeniyor, sonra başka birine bakıyor, “Bu da güzelmiş.” diyordu.
Ateş ise onun yüzüne bakıyordu.
— Hangisini beğendiysen onu alalım.
Sevda bir süre sonra çekinerek:
— Benim gelecek kimsem yok ki...
dedi.
Ateş’in yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
— Olur mu yavrum?
Sevda ona baktı.
— Bir Ahmet abi var, bir de Havva abla. Başka kimsem yok.
Ateş elini sıktı.
— Olsun. Kalabalık olacak.
Sevda şaşkınlıkla baktı.
Ateş gülerek ekledi:
— Özmenlerin beyi evleniyor. Kolay mı?
Sevda istemeden güldü.
— Siz de kendinizi pek önemli görüyorsunuz.
— Görmeyeyim mi? Bir haftaya karım olacak kadın yanımda.
Sevda’nın yanakları kızardı.
Gelinlik seçimini yaptıktan sonra alışverişe devam ettiler.
Bu kez yatak odası mobilyaları için bir mağazaya girdiler.
Ateş, Sevda’nın elini bırakmadan bütün takımları tek tek gezdi.
— Hangisini beğendin?
— Bilmiyorum.
— Sen söyle. Ben ona göre seçerim.
Sevda bir süre baktıktan sonra daha sade, açık renkli bir takımı gösterdi.
— Bunu sevdim.
— O zaman bu.
— Ama daha bakmadık bile.
— Sen beğendin ya, yeter.
Sevda gülümsedi.
Sonra Ateş onu başka bir bölüme götürdü.
— Şimdi de Aydan’ın odasına bakalım.
Sevda’nın yüzü aydınlandı.
Birlikte bebek odalarının bulunduğu bölüme geçtiler.
Pembe bir beşik, yanında küçük bir dolap ve şifonyerden oluşan bir takımın önünde durdular.
Sevda eğilip beşiğe baktı.
— Çok güzel.
Ateş de gülümsedi.
— Kızımıza yakışır.
Sevda’nın içi sıcacık oldu.
— Teşekkür ederim.
Ateş hemen başını iki yana salladı.
— Teşekkür etmene gerek yok. Kadınımsın sen benim.
Sevda utangaçça gülümsedi.
Tam o sırada başka bir çocuk odası gözüne ilişti.
Sevda durdu.
— Ateş...
— Efendim?
— Bunu da Gökhan’a alsak?
Ateş ona baktı.
— Gökhan’ın odasındaki eşyalar da eskidi. Hem...
Bir an durup devam etti:
— Aydan’la aralarında kıskançlık olmasın.
Sonra hemen açıklama yapar gibi ekledi:
— Yanlış anlama sakın. Gökhan kıskanır diye söylemiyorum. Daha küçük çocuklar arasında olur böyle şeyler. Aydan biraz daha büyük olsaydı belki o da kıskanırdı.
Ateş’in yüzündeki ifade daha da yumuşadı.
— Ben seni anladım Sevdam.
Sonra çocuk odasına baktı.
— Hem Gökhan’ı düşünmene sevindim. Alalım tabii. İkisi de benim evladım. Biri için ne alıyorsak diğeri için de alırız.
Sevda’nın içi eridi.
Ateş’in çocukları birbirinden ayırmaması, Gökhan’ı kendi oğlu gibi düşünürken Aydan’ı da aynı şekilde sahiplenmesi onu derinden etkiliyordu.
Alışveriş devam ederken Sevda bir ara dayanamadı.
Ateş’in telefonunu istedi.
— Jülide Hanım’ı arayıp Aydan’ı soracağım.
Ateş telefonu ona verdi.
Sevda annesini arayıp kısa bir süre konuştu.
— Anne, Aydan nasıl?
Bir süre dinledi.
— Uyudu mu?
Yüzünde rahatlamış bir gülümseme oluştu.
— Tamam anne. Çok teşekkür ederim.
Telefonu kapatıp Ateş’e verdi.
Ateş hemen sordu:
— Kızımız ne yapıyormuş güzelim?
Sevda onun bu hâline gülümseyerek baktı.
— İyiymiş. Şimdi uyumuş bizim cimcime. Gökhan da oyuncaklarıyla oynuyormuş.
Ateş gülümsedi.
— Oh, iyi.
Sonra tekrar alışverişe devam ettiler.
Gökhan’ın odası için de beğendikleri eşyaları aldıktan sonra Ateş:
— Hadi, şimdi kıyafetlere bakalım.
dedi.
Sevda şaşırdı.
— Daha ne kadar alacağız?
— Daha senin dolabın var.
— Benim dolabım mı?
— Evet.
Bir kıyafet mağazasına girdiler.
Ateş, Sevda’nın dolabını baştan aşağı değiştirmeye kararlıydı.
Elbiseler, günlük kıyafetler, ayakkabılar, çantalar...
Sevda birkaç kez:
— Ateş, gerçekten gerek yok...
dese de Ateş onu dinlemedi.
— Var güzelim.
Elindeki kıyafeti ona uzattı.
— Ben karımın üç tane kıyafeti değiştirip değiştirip giymesini istemiyorum.
Sevda mahcup bir şekilde ona baktı.
Ateş gülümsedi.
— Çok şükür imkânımız var. Alacağız.
Sevda daha fazla itiraz etmedi.
Bir süre sonra kolları poşetlerle dolmuştu.
Sonra bir bebek mağazasına girdiler.
Çocuklar için kıyafetlere bakarken Sevda Aydan için yeni kıyafetleri görünce:
— Bunları da alalım.
dedi.
Ateş hemen:
— Tabii.
Sevda birkaç parça seçtikten sonra Gökhan için de kıyafet bakmaya başladı.
— Ateş, Aydan’a öğünde aldın çok çabuk büyüyor.Aydanin yeter Gökhan’a da alalım.
Ateş gülümsedi.
— Öyle iki çocuk arasında ayrım olmaz. İkisi de benim evladım. İkisine de alacağız.
Sevda’nın gözleri dolacak gibi oldu.
Bir süre sonra çocuklar için oyuncaklara geçtiler.
Gökhan için birkaç oyuncak, Aydan için de ileride oynayabileceği oyuncaklardan aldılar.
İşleri bitmeye başladığında Ateş saate baktı.
— Hadi artık gidelim. Çocuklar evde.
Arabaya yönelirken Ateş telefonunu çıkarıp annesini aradı.
— Anne, çocuklar duruyor mu?
Jülide Hanım’ın sesini dinledi.
— Özellikle Aydan?
Bir süre daha dinledi.
— Tamam anne.
Telefonu kapattı.
Sevda merakla ona baktı.
— Ne dedi?
Ateş gülümseyerek:
— Duruyormuşlar. Sen işlerini hallet, dedi.
Sonra Sevda’nın elini tuttu.
— Duydun mu güzelim? Kızımız iyi.
Sevda rahat bir nefes aldı.
— İyi.
Ateş arabaya yönelirken birden durdu.
— Ama işimiz daha bitmedi.
Sevda şaşkınlıkla ona baktı.
— Bitmedi mi? Her şeyi aldık.
Ateş gülümseyerek:
— Yüzüklerimiz kaldı.
Sevda bir anda kıkırdadı.
— Yüzükler...
— Evet. Onları almadan bu iş tamamlanmaz.
Kuyumcuya gittiler.
Uzun süre yüzüklere baktılar. Ateş birkaç farklı modele baktı, Sevda da sade olanları inceledi.
Sonunda ikisinin de beğendiği yüzükleri seçtiler.
Ateş yüzükleri alırken Sevda’nın yüzündeki gülümsemeyi görünce:
— Oldu işte.
dedi.
Kuyumcudan çıktıklarında Sevda derin bir nefes aldı.
— Valla yoruldum, Ateş.
Ateş güldü.
Sevda’nın kolunun altından kolunu geçirip onu kendisine yaklaştırdı.
— Kurban olsun Ateş senin o nazına.
Sonra sarı saçlarından hafifçe öptü.
Sevda hemen utandı.
— Ateş, ayıp. Dışarıdayız.
Ateş kahkaha attı.
— Alış kocanın bu hâllerine, hatun.
Sevda başını eğdi.
Ama yüzündeki utangaç gülümsemeyi saklayamadı.
Ateş onun elini tuttu.
— Hadi Sevdam. Gidip karnımızı doyuralım.
Sevda tam arabaya binecekken sordu:
— Son bir işimiz kaldı demiştin. O neydi?
Ateş gülümsedi.
— Sana telefon alacağız.
— Telefon mu?
— Evet güzelim. Benim kendi telefonum var, senin de kendi telefonun olsun. Kocanı bol bol ararsın.
Sevda gülerek başını iki yana salladı.
— Sen de kendini pek seviyorsun.
— Seviyorum tabii.Ama en çok seni seviyorum
Sevda yine güldü.
Önce yemeklerini yediler.
Ardından Sevda’ya yeni bir telefon aldılar.
Ateş, telefonu onun eline verirken:
— Artık istediğin zaman beni ararsın.
dedi.
Sevda telefona baktı, sonra Ateş’e.
— Teşekkür ederim.
Ateş kaşlarını kaldırdı.
— Yine mi teşekkür?
Sevda gülmeye başladı.
— Tamam, tamam.
Ateş de güldü.
Alışverişlerle dolu uzun bir günün ardından sonunda malikâneye doğru yola çıktılar.
Arabanın arka tarafı poşetlerle doluydu.
Ama Sevda'nın aklında en çok kalan şey alınan eşyalar değildi.
Ateş’in bütün gün boyunca elini bırakmamasıydı.
Bir de her fırsatta:
“Kızımız...”
“Oğlumuz...”
“Karım...”
demesiydi.
Sevda, başını cama yaslayıp dışarı bakarken fark etmeden gülümsedi.
Artık yalnızca evlenmeye karar vermemişti.
Yavaş yavaş bir ailenin içine yerleşmeye başlamıştı.