Keyifli okumalar
Arkamı döndüm ve sağ elimi öne uzatarak fısıldadım. "Urgente"
Açtığım portaldan geçtim ve kafamı yukarı kaldırdım. Büyük harflerle mekanımın adı yazan tabelaya baktım.
NOCTİS
Kapıdan geçerken bana selam veren korumalara gülümsedim. Merdivenlerden inerken bakışlarımı etrafta gezdiriyordum. İnsanlar kendilerini müziğin akışına bırakmış çılgınca dans ediyorlardı. Her şey normal gözüküyor diye düşünüyordum ki onunla göz göze geldim.
Evan...
Ignis Krallığının prensi. Ignis Krallığından ne kadar hoşlanmıyorsam, prensinden o derece hoşlanıyordum. Gözlerinden gözlerimi ayırmadan ona doğru yürümeye başladım. Yavaş adımlarla masaya yaklaşırken, elimi havaya kaldırdım ve müziğin sesini azaltmak için fısıldadım. "Minus".
Mekandaki ses azalırken Evan'ın karşısındaki sandalyeyi çektim ve oturdum. Sağ bacağımı sol bacağımın üstüne atarken, sol kolumu da sandalyemin başına yasladım. Evan'ın yanında oturan Kevin'a göz kırptım. Gülümseyerek bana karşılık verirken, gözlerimi Evan'a çevirdim.
"Evet?"
Siyah gözleriyle bana ifadesizce bakarken ona aynı şekilde karşılık verdim. O sırada Kevin söze girdi. "Eğlenmeye geldik demeyi çok isterdim Dora ama önemli bir konu var. Uygun bir yere geçelim."
"Tabii." dedikten sonra parmağımı şıklattım. Mekanın üst katında bulunan ofisimdeydik. Ben büyük koltuğumda otururken onlar ayakta mide bulantılarının geçmesini bekliyorlardı. Işınlanmaya pek alışkın değillerdi.
"Siz sormadan ben söyleyeyim. Hak etmişti. Kolyemi çaldı."
Kevin bana anlamayan gözlerle bakarken, Evan konuştu. "Onun için gelmedik. Quod Krallığı, Ignis Krallığı'na saldırdı."
Yok artık.
Yüz yıldır ateşkes halindelerdi. Tekrar savaşmak için benim kraliçeliğimi ilan edeceğim zamanı mı bulmuşlardı.
İki krallık onlarca yıl savaşmışlardı fakat bir türlü kazanan olmamıştı. Ne ateş suya üstün gelebilmişti; ne de su ateşe. Soil Krallığı da Caeli Krallığı da tarafsız kalmışlardı. Sonunda Celestia Krallığı, Ignis Krallığına destek olmuş, Quod Krallığı ise kaybedeceğini anlayınca ateşkes istemişti.
Yüz yıl süren ateşkesin bitmesinin sebebi muhtemelen, Ignis Krallığına destek veren anne ve babamın artık hayatta olmamasıydı. Celestia Krallığı, kraliçeliği reddetmem dolayısıyla konsey tarafından yönetiliyor gibi gözükse de, benim iznim olmadan ülkede kimse kılını dahi kıpırtadamazdı.
Quod Krallığı, siyasi meselelerden uzak duran ve bir kraliçesi olmayan Celestia Krallığının, İgnis Krallığına yardım etmeyeceğini düşünmüş olmalı ki ateşkesi bozmuştu.
"Yıllardır süren ateşkesin bozulmasına şaşırdım fakat buraya, bana bunu haber vermek için gelmediniz herhalde? Neden buradasınız?"
Evan masamın karşısında bulunan koltuklardan birine otururken Kevin da onun hemen karşısına oturdu.
"Buraya senin desteğini istemek için geldik Dora. Kraliçe Sara ve Kral Luke sayesinde ateşkes sağlanmıştı. Eğer sen şimdi yanımızda olursan iki taraf da zarar görmeden bu durum son bulur." Kevin'ın sözleri üzerine bakışlarımı Evan'a çevirdim.
Neden onun yerine Kevin konuşuyordu, prens olan Kevin'dı da haberimiz mi yoktu? Evan'ın sessizliği sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Soğuk gözlerle kara gözlerine bakarken ayağa kalktım.
"Üzgünüm, halkımı bir savaşın içine sokmak istemiyorum. Size yardım edemem." Kapıya doğru yürüdüm. Elimi kapı koluna uzatacaktım ki Evan'ın sesiyle duraksadım.
"Dora"
Tek kelime. Kalp ritmimin hızlanmasının sebebi, onun dudaklarından dökülen ismim miydi?
Yavaşça arkamı döndüm. Evan'ın gözlerindeki ifadesizliğin yerini bir duygu almıştı; endişe.
"Lütfen. Ordunu savaşa sokmak zorunda kalmayacaksın. Bize destek olduğunu düşünsünler yeter. Senin gücünden çekiniyorlar Dora biliyorsun."
Ah tabii ki çekiniyorlar.
Masaya doğru yürüyüp koltuğuma oturdum. Yardım etmeyecek değildim, sonuçta ailem de onlara destek olmuştu. Ama biraz daha uğraştırmaktan zarar gelmezdi, değil mi?
"Bilemiyorum, sonuçta krallığı konsey yönetiyor. Onlar onay vermeden böyle bir şey yapamam." Bakışlarımı tırnaklarıma indirdim. Ah, kesinlikle kırmızı ojemi sürmeliydim, beyaz tenimle olan uyumuna bayılıyordum.
Kevin sinirli bir şekilde söze girdi. "Yapma Dora! konsey umurunda değil biliyorum. Sen istersen kimse karşı çıkamaz, neden diretiyorsun?"
Hah. Neyse ki arkadaşımsın Kevin. Yoksa, bana böyle bağırdıktan sonra kafanı yerinde bulabilir miydin?
Sanmıyorum.
"Peki. Öyle olsun size destek olduğumu söyleyebilirsin Evan. Ama savaş devam ederse benden bir şey beklemeyin." derken gayet ciddiydim.
Halkım zaten kraliçeliğimi ilan etmediğim için tedirgindi. Bir de bu savaşa onları dahil edemezdim.
"Tamam o zaman yarın seni sarayımızda ağırlamak isteriz. Hem imzaları da atarız."dedi Evan.
İmza? Bir de imza mı atacaktım.
"Ne imzası? Gerçekten müttefikiniz değilim. Sadece öyle düşünmeleri yeter demiştin?" Kaşlarımı kaldırarak Evan'a bakarken gerildiğini hissettim. Vazgeçeceğimi düşünmüş olmalıydı.
"İmza, Quod Krallığının inanması için gerekli. Anlaşmayı görürse inanır." Ah cidden mi? Onlara destek verdiğimi duymaları yeterliydi. Eğer imza atarsam gerçekten müttefik olurduk.
"Gerek yok, yarın akşam yemeğe geleceğim. Bunu duyduklarında yanınızda olduğuma inanacaklardır." Ayağa kalktığımda onlar da kalktılar.
"İsterseniz aşağı inip birer içki içebilirsiniz. Benim ikramım."
Onayladıklarında gülümsedim ve parmağımı şıklattım. Şimdi, tekrar onların oturduğu masanın yanındaydık. Onlar sandalyelere otururken ben geriye doğru adımladım. Masalarına birer içki gelmesi için sol elimi masaya doğru hafifçe savurdum. İki kadeh masada belirirken, şaşkınlıkla bana bakıyorlardı. Ah, gerçekten büyüye alışkın değillerdi.
"Size iyi eğlenceler beyler!" Arkamı döndüm ve iyice kalabalıklaşmış mekanda Nova'yı bulmaya çalıştım.
"İnanmıyorum Dora! Yarın Ignis Sarayına yemeğe davetlisin. Okuldan sonra mı gidersin?"
Novayla mekanda dans edenleri seyrediyorduk. Evan'la konuştuklarımızı anlattığımda o da emin olamamıştı. Savaş fikri ikimizi de korkutuyordu.
"Aynen okuldan sonra giderim. Akşam dört gibi bitiyor zaten derslerim. Sen de benimle gelmelisin Nova. Oraya tek başıma gitmek istemiyorum." Nova gülümseyerek beni onayladığında ben de gülümsedim.
Nova'nın dersleri ikide bitiyordu. Çünkü o sadece büyü dersleri alıyordu. Ben büyü dersleri dışında element derslerine de girecektim bu yıl. Cadılar ve Elementumların tek ortak dersi tarihti. Bütün krallıkların tarihini ayrı ayrı işliyorduk. İlk yıl Soil ve Caeli Krallıklarının tarihi beraber işlendi çünkü pek fazla önemli olay olmamıştı geçmişlerinde. İkinci yıl Quod, üçüncü yıl ise Ignis Krallığı'nın tarihi öğretildi. Bu yıl ise sıra Celestia Krallığının tarihinde.
Beş krallığın topraklarından bağımsız olan 'Cataracta' isimli bölgedeydi okul. Cadılar ve elementumlar 17 yaşında okula alınır ve 4 yıl boyunca güçlerini nasıl kullanacaklarını öğrenirlerdi. Ben her ne kadar küçüklüğümden beri annem ve babam tarafından eğitilsem de, bu okula da gitmek zorundaydım. Yarın okulun ilk günüydü ve birinci sınıftaki cadıların ilk derslerine prensesleri olarak girmeliydim. Önceden annem bu görevi üstlenirdi.
Nova ile birlikte geç saatte mekandan çıkıp saraya geldik. Akşam yemeği, Nova'nın yarınla ilgili planlarıyla geçmiş, sonrasında ise hemen odama çıkıp kıyafet bakmaya başlamıştık. Dolaptaki onlarca elbiseden biri bile içimize sinmemişti.
"Yarın alışverişe çıkalım Dora. Bunların hiçbirini beğenmedim." diyerek kendini yatağın üzerine attı Nova.
Alışveriş kulağa hoş gelse de benim aklımda daha iyi bir fikir vardı. Novayı elinden tutup ayağa kaldırdım ve onu incelemeye başladım. Yeşil gözleri ve esmer teniyle Nova gerçekten güzel bir cadıydı. Gözlerimi kapattım ve Novanın üzerinde bir elbisenin oluşmaya başladığını hayal ettim. Askılı, tülden oluşan yeşil bir elbiseydi yaratmak istediğim. V şeklinde bir göğüs dekoltesi ve yer yer transparan..
Gözlerimi açtım ve elbisenin yarısının oluştuğunu farkettim. Nova halinden memnun bir şekilde işimi bitirmemi bekliyordu. Elbisenin karın kısmı ve dizlerini saran etek kısmının birazı tenini gösteren ince bir tülle kaplıydı. Elbise dizlerine kadar dar inip sonrasında bollaşıyordu. Nihayet tamamlandığında Nova aynanın karşısına koştu. Aslında koşmaya çalıştı desek daha doğru olur.
"Dora! Bu elbise harika. Ama bir Nova Lara dokunuşuna ihtiyacı var."
Nova aynaya bakarken parmaklarını boynunun üzerine bastırdı. Bir yandan duyamadığım bir büyü mırıldanırken, diğer yandan parmaklarını karnına doğru indiriyordu. Boynunun arkasından ve belinin etrafından iki ip gerdanının üzerinde duran bir halkaya düğümlendi.
Elbise şimdi tamamen kusursuzdu. Nova bana döndü ve neşeyle konuştu "İşte şimdi mükemmel oldu."
Sırıtarak yanına gittim ve onu yatağa ittim. "Hiç de bile resmen tasarımımı bozdun." Gözlerini devirerek yataktan kalktı. Sonra birden sırıtmaya başladı. Ah! Bu kız tam bir deliydi.
Ellerini çırparak konuşmaya başladı "Evett! Sıra sende şöyle biraz geri çekil bakalım." İki adım geri gittim ve Nova'nın benim için bir elbise hazırlamasına izin verdim.
"Gözlerini kapat Dora sürpriz olsun."
Oflayarak gözlerimi kapattım. Bir dakika sonra Nova arkama geçip beni ilerletmeye başladı. "Gözlerini açabilirsin." Gülümseyerek gözlerimi araladım ve aynadaki görüntüme baktım. Mavi straplez bir elbise vardı üzerimde. Tülden kumaşı göğüslerimi ve belimi sıkıca sarmıştı. Belimden aşağı bollaşıyordu elbise. Eteği kat kattı ve yerlerde sürünüyordu. Ellerimde ise dirseklerime kadar uzanan tülden eldivenler vardı.
Tam anlamıyla aşık olmuştum elbiseye. Normalde Nova da ben de bu kadar uzun ve abartılı kıyafetler sevmezdik fakat İgnis Krallığında kendi Krallığımızı temsil edecektik. Bir prenses gibi olmalıydım ki şu an tam olarak öyle gözüküyordum.
"Eh. Benimki kadar iyi olmasa da beğendim." diyerek burun kıvırdım. Nova gözlerini irileştirip omzuyla omzuma vurdu.
"Eh, yalandan ölünmüyor Dora ne yapalım."
Gülerek geriye adımladım ve kendimi yatağıma attım. Nova da yanıma uzandı. Kendimi çok yorgun hissediyordum ama elimi kaldırdım ve parmağımı şıklattım. Üzerimdeki elbise yerini pijamalarıma bırakırken Nova kolumu dürttü ve elbisesini gösterdi. Kaşlarımı kaldırarak "Ne?" diye sordum. Gözlerini devirdi ve tekrar üstünü gösterdi.
"Ne diyorsun ya anlamıyorum, konuşsana."
Nova kafama bir tane geçirdi ve sinirle konuştu. "Salak! Elbisemin yerine pijamalarım gelsin diyorum."
"Üf banane ya kendin hallet kızım cadı değil misin sen." Gözlerini devirdi ve oflayarak nefesini dışarı verdi.
"Cadıyım ama Dora Celestia değilim. Senin aksine biz büyü yaparken büyü sözleri kullanıyoruz. N'olur yani benimkileri de halletsen."
"Tamam, tamam." Nova'nın elbisesine baktım ve dolaptaki pijamasıyla yer değiştirdiğini düşündüm. İki saniye sonra elbise yerine pijama vardı üstünde.
Nova arkasını döndü ve mırıldandı. "Tamam şimdi ışığı söndür ve zıbar."
Gülerek bacağını tekmeledim ve dediğini yaptım. Yavaşça gözlerim kapanırken, Evan'ın güzel yüzü aklımda olan tek şeydi.
ÜÇ YIL ÖNCE
Kafeteryada Nova ile portakal suyu içiyorduk. Okulun üçüncü günüydü ve ben şimdiden buradan nefret etmiştim. Yıllardır Sarayda öğrendiğim şeyleri burada bir daha dinleyecektim ve bu çok gereksizdi.
"Nova ben burayı hiç sevmedim. Buraya gelmek yerine mekan mekan gezebilirdik."
"Saçmalama Dora biz on yedi yaşındayız hangi mekan alır bizi?"
Oflayarak çenemi avucuma yasladım ve düşünmeye başladım. Aklıma gelen fikirle hemen doğruldum ve heyecanla Nova'ya seslendim.
"Buldum! Kendi mekanımızı açarız biz de."
Nova beş altı saniye düz düz baktı ve sonra birden kahkaha atmaya başladı. Kollarımı birbirine bağladım ve arkama yaslanıp ifadesizce onu izlemeye başladım. Nova uzun uzun güldükten sonra suratıma baktı ve yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
"Sen ciddisin? Dora gerçekten annenin buna izin vereceğini mi düşünüyorsun? Asla izin vermez."
Kaşlarımı kaldırdım ve çenemi hafifçe yukarı kaldırdım. "Görürsün Nova o mekanı açacağım. Kimsenin iznine ihtiyacım yok."
Nova emin olamayan gözlerle yüzüme bakıyordu. Gözlerimi kafeteryada gezdirirken mırıldandım.
"Hayır yani buraya neden her gün geleyim ki? Bana hiçbir şey katmayacak. Neden katlanayım buna?"
Sonra onu gördüm...
Tüm bu sorduğum soruların cevabını.
Parlayan sarı saçlar, ışıltılı mavi gözler...
Kevin'ın anlattıklarına gülüyordu. Kim olduğunu bilmiyordum ama bilmek için her şeyi yapabilirdim şu an.
İster ilk görüşte aşk deyin ister hoşlantı. Emin olduğum tek şey kalbimin çok çok hızlandığıydı.
Yorum yapmayı unutmayın.