ölüme bir adım kala

1226 Words
1. bölümün adı; Ölmeye bir adım kala "Ölmek istiyordum, içimdeki küçük kız çocuğuysa sıkı sıkıya tutuyordu ellerimi, düşüp kanatmayayım dizlerini diye." Nefes alamıyordum, duvarlar arasında sıkışmış kalmıştım,karşımda duran bedenin gözlerindeki ateş beni de kendi içine çekiyordu. Karnımda oluşan sancılar ayakta durmamı zorlaştırıyordu, bu yakınlığa ve bu ağrının artışına ne kadar daha dayanabilirdim bilmiyorum. Köprücük kemiğimde baskı uygulamasa da duran bıçak canımı yakıyordu. Yeni çıkmaya başlamış sakallarını yanağıma sürterek kulağıma fısıldadı büyüleyici bir tonda. "İşim bittiğinde seni ve; sana ait olan her şeyi elinden alacağım." İstemsiz akan göz yaşlarıma sinirle bir küfür savurdum,irislerini kahverengi harelerime çevirdi, akıp giden yaşlara kaydı bakışları. Dudakları tehlikeli bir gülümsemeye gebe kaldı,içimde çıkan fırtınaları bile bile yayıldı o gülüş yüzüne. Zaten neyim kalmıştı, bu bedenden başka? Bana zaten hiç seçme hakkı verilmeden alınmıştı elimden geleceğim, ve bu adamın benden alabileceği tek şeydi nefesim. "Al!" Diye fısıldadım zoraki çıkan sesimle. Al ki, bende kurtulayım küle dönmüş hayallerimden, rüzgarla savrulan umutlarımdan, hatırlamayı reddettiğim geçmişimden. Köprücük kemiğimdeki baskı yok oldu. Önümdeki duvar yerle yeksan olurken,bedenide ansızın kayıplara karıştı. Ben Rüya Karaca nereye kaçarsam kaçayım, felaketler rüzgarı beni asla bırakmayacaktı. Odada yaslandığım duvarın dibine çökerken dizlerimi kendime çektim, kollarımı dizlerime sardım. Büyük ihtimalle baskı uyguladığı için köprücüğüm kanıyordu ama bunu umursayacak durumda değildim. Artık sorgulamayı bırakmıştım,çünkü ne kadar sorgularsan o kadar yıpranırdın. "Üzgünüm..." diye bir fısıltı firar etti dudaklarımın arasından. Nefes almaya devam ettiğim her saniye için özür dilerim kendimden, çünkü ben nefes almaya devam ettikçe geçmişim beni tüketmeye devam edecekti. Ruhum binlerce parçaya bölünmüştü, ve benim o parçalar üzerinde yürümekten başka bir şansım yoktu. Odadan gelen hışırtılar uyanmama sebep olmuştu. Yattığım yumuşak zeminden destek alarak yattığım yerde doğruldum ve ellerimle gözlerimi ovuşturdum. Başım ağrıyordu. Ne zamandır uyuyordum? "Uyanmışsın," dedi sert ama kısık bir ses tonuyla. T-shirt'ünün eteklerinden tutarak yukarıya doğru çekiştirdi ve üstünden çıkartarak fayans zemine fırlattı. Her kızın hayranlıkla bakacağı bir vücudu vardı, fakat bu şu an bana hiçte çekici gelmiyordu. Bu konuyu tartışmamak üzere hafızamın tozlu raflarına kaldırmam gerekmişti, çünkü eli kemerine doğru gidiyordu. Bu yatağa beni kimin yatırdığını bilmiyordum ki şu an bir önemide yoktu, üzerimden yorganı kaldırıp ayaklarımı yataktan sarkıttım ve odadan hızlı adımlarla çıktım. Boş koridorda mutfağı ararken bir anda karşıma çıkan bedenle sendeleyip geriye doğru savrulsam da son anda beni kolumdan yakalayarak düşmemi engelledi. "Özür dilerim..." dedi gözlerini gözlerime odaklayarak. Elimi sorun değil der gibi sallayarak kolumu ellerinin arasından kurtardım. Gözlerimi bana acıyarak bakan gözlerinden ayırarak koridorun sonuna doğru yürümeye başladım. Onunlaydı. Aynı eller koluma tekrar yapıştığında kolumu yine sertçe çektim ve yüzüne korkunç bir ifadeyle bakmaya çalıştım. Dudakları aralandı fakat bir şey diyemedi. Ne diye acıyordu ki bana sanki. Koridorda ilerlerken aniden durdum, bu evin hiç bir köşesini bilmiyordum ki tuvaletin yerini bulacaktım. Korhan'a dönmeden, "Banyonun yerini söyleyebilir misin?" dedim hala orada, bir kaç adım geride olmasını ümit ederek. Halısız zeminde yankılanan çıplak ayak seslerinin ardından Bediz belirdi önümde sonra koridorun sonundan döndü, bende peşinden ilerledim. Koridorun sonu yukarı kata çıkıyordu, dengesiz ve bitkin adımlarlada olsa yukarıya çıktığımda Bediz'in bir kapı önünde beklediğini gördüm, beni gördüğünde "Banyoyu soruyordun." dedi tek düze bir sesle. Gözlerine bakmaktan kaçınarak, dar kapıdan zorda olsa vücudum onun vücuduna dokunmadan geçmeyi başarmıştım. Büyük ve güçlü adımlarla uzaklaştı banyonun kapısından, sonra koridorun sonunda gözden kayboldu. Çok yorgundum, yıllarca uyusam yine de geçmeyecek bir yorgunluktu bu. Bedenimden ziyade ruhum yorulmuştu geçen yılların ardından. Banyoda işim bittiğinde ellerimi yıkayıp yüzüme ve boynuma biraz serin su çarptım ayılabilmek için. Lavabonun iki yanına ellerimi sabitleyerek aynaya baktım, stresin sebep olduğu sivilcelerim ve rengi solmuş tenim olduğumdan daha da ölü göstermişti beni. Kahvrengi gözlerimi gizleyen uzun siyah gür kirpiklerim bile bu defa gizleyemiyordu korkumu. Başımı salladım iki yana, buradan çıksam da çıkmasam da değişmeyecekti hiç bir şey. Bir insan ölüme bir adım uzakta olabilir miydi her gün, her saat boyunca? Peki ya ölüme bir adım uzaktayken nasıl bu kadar umursamaz oluyordum ki ben. Kaçmaya çalışşam ardımda kocaman bir duvar bekliyordu beni, ölmeye kalksam içimdeki küçük çocuk tutuyordu elimden sıkı sıkıya, düşüp dizlerini kanatmayayım diye. Halbü ki ruhumda binlerce yara vardı ve ben onlarla ayaktaydım, o küçük çocuk ise ufak bir sıyrıktan bile korkuyordu. Sızlayan köprücük kemiğime baktım, açılan sıyrıktan süzülen kan kurumuş hatta yara ince bir kabuk bağlamıştı ama yine de sızlıyordu varlığını hatırlatmak istercesine. Bir an için elim musluğa gitsede yarayı temizlemekten vazgeçtim, dokunup canımı yakmak istemiyordum daha fazla. Bileğimdeki siyah tokayla Uzun kumral saçlarımı at kuyruğu yaparak topladım, ardından banyodan çıkıp alt kata inmek için merdivenlere yöneldim. "Rüya," demek ismimi biliyordu, gerçi şaşırmam gerekir miydi bilmiyordum ki, manyağın teki tutuyor beni bir eve getirip tanımadığım bir adamı bana gösteriyor ardından bıçakla beni doğruyordu. O adamla bir ilgim yoktu, ya da ortada benim bilmediğim bir oyun dönüyordu. Ama unutulan şey gerçeklerin er ya da geç ortaya çıktığıydı. Yüzümü Korhandan yana çevirip tek kaşımı kaldırdım, 'Efendim,' der gibi. "Yarana bakabilir miyim?" dedi. Ses tonu af diler tonda çıkmıştı, yüzünde ise acıma izleri yotku aksine gerçekten benim için üzülüyor gibi duruyordu. "Ne fark eder ki?" dedim bir kaç adım sonra karşısında yerimi alarak. "Enfeksiyon kapabilir." dedi gözlerimin içine bakarak. Yarama baktım, kötü durumda da değildi idare edebilirdim bu şekilde. Parmaklarını yaranın üzerine dokundurdu hafifçe, canım acıyordu ama bunu ona belli etmek istemiyordum bir adım geri çekilip elinin boşluğa düşmesine sebep oldum. "Özür dilerim," dedi bir adım bana doğru gelip aramızdaki mesafeyi kapatarak, "Ama yarana baksak iyi olacak." dedi küçük bir çocuk gibi ısrar ederek. "Ben bakarım yarasına Korhan," bir kapının sertçe kapanmasından hemen sonra Bediz'in sert sesi yankılandı koridorda. Korhan önümden çekilip bir iki adım arkamda durdu, bir ona bir Bediz'e baktım küçümser bakışlarla. "Ha yani, açtığım yarayı kapatmasını da bilirim diyorsun." dedim kollarımı göğüsümün üstünde bağlarken. "Sana benden başkası dokunamaz diyorum." dedi dibime kadar girip kafasını eğmiş kulağıma fısıldarken. Nefes mi alamıyordum, yoksa burası fazla mı havasızdı? Yanaklarımın kızardığına adım kadar emindim. "Şimdi çıktığın odaya geri gir ben geliyorum." dedi beni orada bırakıp giderken. Orada dikili durduğumu Bediz'in kolumu dürtmesiyle anlamıştım. Benim adım atmayacağımı anlamış olmalı ki bileğimden tutarak beni odaya kadar zorla yürütmüş, kapıyı açıp beni yatağa ittirmişti. "İyi durumdayım yarama bakmana gerek yok." dedim getirdiği ilk yardım çantasından çıkartıp yatağa koyduğu pansuman malzemelerine bakarken. "Sana sormadım," dedi tersleyen bir ses tonuyla, "Dikkat et." dedim dişlerimi sıkarken, kanı temizlemek için ıslattığı bezle yaranın üzerine biraz daha baskı uyguladı inadına. Köprücüğümdeki yaradan sızan sıcak sıvıyı hissedince bakışlarımı omuzuma çevirdim, "Sözde yarayı kapatıcaktın." dedim iğneleyici bir tonda, Sıcak nefesini yaranın üzerini üfleyerek pansuman yaptı, ardından gazlı bezi ve büyük yara bandını yaranın üzerine yapıştırdı. "Bak eskisinden de iyi oldu." dedi hafifçe omuzuma vururken. "Nasılsın?" Oda'nın kapısını aralayıp, boşluktan kafasını içeriye sokmuştu. Omuzlarımı silktim, "Aynı ama biraz aç." dedim. Midem çoktan isyan bayraklarını çekmişti, sahi ne zamandır yemek yemiyordum ben? Bir gün mü? Yoksa iki mi? Tuhaf sesler çıkartan mideme susması için çaresizce baktım. Korhan'ın gülüş sesini duyduğumda elimden geldiğince sert baktım bana arkadaşça bakan gözlerine. "Ben pizza sipariş edicem, salona gelirsiniz." Neden bu kadar normal davranıyorlardı? Ben kaçırdıkları bi' kızdım, evlerine misafir gelen arkadaşları değil. Peki ya ben ne amaçla diyalog kuruyordum ki onlarla? Anlaşılan bende aptaldım, hemde çok fazla. Bediz yatağın üzerine koyduğu ilk yardım çantasını toplayıp kapının bir iki adım ötesinde duran masaya koydu. Arkasını döndü iki adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp yatağın üzerinde ellerinden destek alarak, boynuma doğru eğildi. Sıcak nefesini boynumda hissediyordum, "İçeriye gel." Yüzünü yüzümü göreceği kadar uzaklaştırıp şaşkın yüzümü inceledi bir kaç saniye. Gözlerine daldığım için ellerini yataktan çektiğini ancak yataktaki ağırlık azalınca farkettim. Kapıyı kapatmadan hemen önce loş odaya dağıldı sabaha kadar dinleyebileceğim güzellikteki kahkahası.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD