Akşam kafeden çıktıklarında ikisi de bitmişti.
Ayakları ağrıyordu. Tuğçe gün boyu ayakta durmaktan belini bile hissetmiyordu artık. Nesrin anahtarı çevirip kapıyı açtıktan sonra:
“Ben üstümü değiştiriyorum, sen çök bir yere,” dedi.
Tuğçe kendini direkt koltuğa bıraktı.
Ev sessizdi. Günün bütün uğultusu sanki hâlâ kulaklarının içindeydi.
Tam o sırada telefonu titreşti.
Babası.
Tuğçe birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra mesajı açtı.
“Nerdesin sürtük. Eve bu akşam gelmeyeceksen bir daha hiç gelme. Benim senin gibi kızım yok artık.”
Tuğçe’nin yüzü aniden gerildi.
Kalbi sıkıştı önce.
Sonra öfke geldi.
Bir anda ayağa kalkıp telefonu yere fırlattı.
Telefon parke zeminde sert ses çıkardı.
“Pislik herif!”
Sesi evin içinde yankılandı.
“Neler yaptığını sanıyor sanki…” dedi nefes nefese. “Onca şeyden sonra benden evlatlık mı bekliyor?”
Mutfakta bir şeylerle uğraşan Nesrin sesini duymuştu belli ki.
Ama hiçbir şey sormadı.
Sadece birkaç saniye sonra sakin bir sesle:
“Yemek hazır,” dedi.
Sanki Tuğçe’nin gururunu korumaya çalışıyordu.
Tuğçe yere düşen telefonu aldı. Ekranı çatlamamıştı.
Derin nefes aldı.
Sonra sessizce masaya geçti.
—
Birlikte yemek yediler.
Nesrin özellikle konuyu açmadı. Daha çok kafede olan saçma olaylardan bahsediyordu.
“Emre bugün sana yine öküz gibi baktı fark ettin mi?”
Tuğçe göz devirdi.
“Erkeklerin yarısı aynı zaten.”
Nesrin güldü.
“Çocuk baya düştü ama.”
“Umrumda değil.”
Yemek bittikten sonra Tuğçe televizyonun karşısına geçti. Koltuğa yayılıp dalgın gözlerle ekrana bakıyordu.
Tam kafası ağırlaşmaya başlamıştı ki odadan çıkan Nesrin’in sesi duyuldu.
“Hadi kalk hazırlan.”
Tuğçe şaşkınca döndü.
“Nereye?”
“Nereye olacak? Eğlenmeye.”
“Yok uğraşamam.”
Nesrin gelip kumandayı elinden aldı.
“Eğlenmek bizim de hakkımız değil mi?”
Tuğçe istemsizce güldü.
“Hadi ama.”
Nesrin elinden çekiştirdi onu.
“Kalk sana kıyafet vereceğim.”
—
Yarım saat sonra Tuğçe odadan çıktığında Nesrin birkaç saniye gerçekten sustu.
Sonra ellerini ağzına götürdü.
“Bir o güzelliğe bak maşallah.”
Tuğçe utanmış gibi güldü.
Nesrin’in verdiği siyah yırtmaçlı bluz üstüne tam oturmuştu. Saçlarını hafif dalgalı bırakmıştı. Göz makyajı yüzünü daha keskin gösteriyordu.
Nesrin başını iki yana salladı.
“Sen bu güzellikle erkeklerden zor kaçarsın.”
“Abartma ya.”
“Nereye gidiyoruz sanıyorsun? İnsan içine çıkıyoruz.”
—
Bar oldukça kalabalıktı.
Müzik yüksekti. Loş ışıklar insanların yüzlerini yarım gösteriyordu. Masalarda bira şişeleri, kahkahalar, sigara dumanı…
Nesrin’in birkaç arkadaşı da oradaydı. Tuğçe ilk başta biraz çekingen kaldı ama zamanla rahatladı.
Uzun zaman sonra ilk kez gerçekten eğlenmeye çalışıyordu.
Tam içkisinden yudum alırken gözleri birine takıldı.
Mert.
Barın arka tarafındaki masalardan kalkmış ona bakıyordu.
Tuğçe’nin yüzündeki ifade anında değişti.
Mert birkaç saniye sonra yanlarına geldi.
“Ooo Tuğçe Hanım,” dedi sırıtıp. “Nerelerdeydin sen?”
Elini omzuna atmaya çalıştı.
Tuğçe omzunu sertçe çekti.
“Git başımdan.”
Mert’in yüzü şaşkınlaştı.
“Ne oldu ya?”
“Sana açıklama yapmak zorunda değilim.”
“Tuğçe o gün evden çıktın gittin, sonra bir daha cevap vermedin.”
Tuğçe gözlerinin içine baktı.
“Seninle muhatap olmak istemiyorum.”
Mert hâlâ olayı şakaya vuruyordu.
“Abartıyorsun bence.”
“Gider misin?” dedi Tuğçe sertçe. “Yoksa güvenliği çağıracağım.”
Mert birkaç saniye baktı.
Sonra gerçekten bozulmuş gibi geri çekildi.
“Tamam ya.”
Uzaklaşıp kalabalığın arasına karıştı.
Nesrin olayı baştan sona izlemişti.
Sonra kahkaha attı.
“Ben sana dememiş miydim? Bu kadar güzellik sana fazla.”
Tuğçe istemsizce güldü.
İçkisinden bir yudum daha aldı.
Biraz rahatlamıştı.
—
Bir süre sonra yanlarına uzun boylu biri geldi.
Kumral, geniş omuzlu, rahat tavırlı bir çocuktu.
“Nesriiin,” dedi abartılı bir sesle. “Prenses siz de mi buradaydınız?”
Nesrin kahkahayla ayağa kalkıp ona sarıldı.
“Defol ya.”
Çocuk Nesrin’in yanağını öptü.
Sonra Nesrin Tuğçe’ye döndü.
“Sizi tanıştırayım. Bu benim ev ve iş arkadaşım Tuğçe.”
Sonra çocuğu gösterdi.
“Bu da baş belası ama sevdiğim arkadaşım Efe.”
“Memnun oldum,” dedi Efe gözlerini Tuğçe’den ayırmadan.
“Ben de.”
Efe birkaç saniye daha baktı ona.
Sanki gerçekten etkilenmişti.
Ama Tuğçe bunu büyütmedi.
Gece ilerledikçe muhabbet koyulaştı. Herkes gülüyor, içiyor, birbirinin lafını bölüyordu.
Ama Efe arada sırada sessizleşip Tuğçe’ye bakıyordu.
Tuğçe bunu hissediyordu.
—
Gece sonunda eve döndüklerinde ikisi de kendini koltuklara attı.
Nesrin ayakkabılarını çıkarıp bacaklarını uzattı.
“Bu Efe yakışıklı çocuk değil mi?” dedi sırıtıp.
Tuğçe omuz silkti.
“Bilmem. Herhalde yakışıklıdır.”
“Kızım sana nasıl baktı görmedin mi?”
“Abartıyorsun.”
“Nesrin’i kandıramazsın,” dedi gülerek. “Çocuk senden baya etkilendi. Hatta beni sıkıştırdı söyledi.”
Tuğçe sessiz kaldı.
“İyi çocuktur bu arada,” dedi Nesrin. “Galerici. Parası da var.”
“Eee?”
“Eesi bir konuş tanış bakalım. Belki sana uyar.”
Tuğçe başını koltuğun arkasına yasladı.
Bir süre düşündü.
Sonra yorgun bir sesle:
“Şu an kimseyi istemiyorum,” dedi.
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
“Ama… bir konuşalım bakalım.”