AKŞAM ÜSTÜ

499 Words
Kordon’un engin maviliklere açılan manzarasında; bir iki balıkçının oltalarının başında sabırla bekleyişlerinin, el ele tutuşmuş genç âşıkların, sağa sola bakınarak yürüyen insanların ve işe yetişmek için acele eden kalabalığın arasından geçerek dostlarımızın kafesine geldiğimizde, onları yine günlük telaşlarının içinde buluyoruz. Tuğçe bugün de çok güzeldi. Üzerine tam oturan sade iş kıyafeti, dolgun hatlarını istemeden belirginleştiriyordu. Gelen müşterilerin bazıları sipariş verirken gözlerini ondan ayırmakta zorlanıyordu. Ama Tuğçe artık buna alışmaya başlamıştı. Bu aralar en çok dikkatini çeken şey ise Emre’nin bakışlarıydı. Çocuk her fırsatta gözlerini onun üzerinde gezdiriyordu. Tuğçe ise sanki hiçbir şey fark etmiyormuş gibi davranıyordu. Aradan geçen günlerde işi tamamen öğrenmişti artık. İlk günkü acemiliğinden eser kalmamıştı. Siparişleri ezbere biliyor, hangi masanın ne isteyeceğini tahmin edebiliyordu. Zaman artık daha hızlı ve daha keyifli geçiyordu. Öğle paydosu geldiğinde Tuğçe ile Nesrin bugün tavuk burger yemeye karar verdiler. İkisi de açlıktan bitmişti. Tam yemeklerini iştahla yerlerken Emre elleri cebinde yanlarına geldi. “Ooo,” dedi sırıtıp. “Bizim hanımlar da buradaymış.” Hiç davet beklemeden sandalyeyi çekip oturdu. Tuğçe kısa ve soğuk bir sesle: “Merhaba,” dedi. Emre önce Nesrin’e birkaç gereksiz soru sordu. Sonra gözlerini yeniden Tuğçe’ye çevirdi. “Akşamları ne yapıyorsunuz siz kızlar?” dedi. “İsterseniz arkadaşın çalıştığı güzel bir bar var. Felekten bir gece çalarız. Masraflar benden.” Nesrin ağzındaki lokmayı bitirip güldü. “Daha dün gittik canım ya. Teklifte biraz geç kaldın.” “E ne olacak?” dedi Emre. “Bugün de çıkıverin.” Sonra gözlerini Tuğçe’ye dikip hafif gülümseyerek: “Yoksa başka randevunuz mu var?” dedi. Nesrin hemen araya girdi. “Yok ya, alakası yok. Bugün keyifli değiliz sadece.” Emre omuz silkti. “Öyle olsun bakalım. Düşünün, teklifim akşama kadar geçerli.” Sonra tekrar Tuğçe’ye dönüp: “Senin ne güzel gözlerin var öyle,” dedi. Tuğçe zoraki bir tebessüm etti. “Teşekkür ederim.” Ama bu çocuktan hoşlanmadığı her hâlinden belliydi. Emre ona fazla hesaplı görünüyordu. Samimi değilmiş gibi… Sürekli rol yapıyormuş gibi. Akşam paydosuna doğru Tuğçe yine onun sözlü sataşmalarına maruz kaldı. Nesrin içeride üstünü değiştirirken Tuğçe dükkânın önünde onu bekliyordu. Gün batımı sokakların üzerine turuncu bir ışık bırakmıştı. Tam sigarasını yakacakken Emre yanına yaklaştı. “İyi akşamlar tatlı kız,” dedi. Tuğçe cevap vermedi. Emre duvara yaslandı. “Ben de sizi bekleyeyim bari. Birlikte yürürüz.” Tuğçe kısa bir bakış attı. “Sen bilirsin.” Tam o sırada sokağın başında biri göründü. Efe. Uzun boyu ve rahat yürüyüşüyle kalabalığın arasından çıkıp geliyordu. Tuğçe istemsizce doğruldu. İçinde küçük bir heyecan kıpırdadı sanki. Efe yaklaşınca gülümsedi. “Merhabalar.” Nesrin tam dükkândan çıkıyordu. “Aa Efecim,” dedi kahkahayla. “Hangi rüzgâr attı seni buraya?” Efe önce Nesrin’e sarıldı. Sonra Tuğçe’ye dönüp selam verdi. Emre’ye de başıyla kısa bir selam çaktı ama yüzüne bile bakmadı. Bu durum Emre’nin hoşuna gitmemişti belli ki. Efe ellerini cebine sokup gülümsedi. “Gelin biraz yürüyelim.” “Hadi gidelim,” dedi Nesrin hemen. Üçü birlikte sokağın aşağısına doğru yürümeye başladılar. Emre ise dükkânın önünde kalmıştı. Yüzündeki gülümseme kaybolmuştu artık. Sessizce onların arkasından bakıyordu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD