7-Emanet Değilim

1504 Words
Mina İçeri girdiğimde salondaki herkes hâlâ yerindeydi. Ben doğrudan Mert'in karşısındaki koltuğa oturdum. Kollarımı göğsümün üzerinde birleştirip ona baktım. “Ne konuşacaktın?” Mert birkaç saniye sustu. Sonra bakışlarını üzerimde sabitledi. “Öncelikle şunu bilmeni istiyorum, Mina. Sen bize emanetsin.” İçimde küçücük bir umut kıpırdadı.Ama Mert devam etti. “Her şeyden önce anneme emanetsin. Ama aynı zamanda bana da emanetsin. Sen benim kardeşimsin. Ben seni çocukluğundan beri tanıyorum. Başına bir şey gelsin istemem. O yüzden hayatına giren insanlar konusunda dikkatli olmanı istiyorum.” İçimdeki o küçücük umut, daha filizlenemeden söndü. Kardeşimsin.Yine aynı kelime. Yüzümdeki ifadeyi değiştirmemeye çalıştım. Sadece başımı hafifçe salladım. “Tamam.” Mert kaşlarını çattı. “Tamam mı?” “Evet. Ne diyeceğini anladım.” “Anladığını sanmıyorum. Sen çok zekisin, Mina. Bunu inkâr etmiyorum. Ama insanlara çok çabuk güveniyorsun. Herkesi kendin gibi sanıyorsun. Bu yüzden dikkat etmen gerekiyor.” Kaşlarımı çatıp ona baktım. “Ya ne demek istiyorsun? Ben on beş yaşında değilim ki.” Mert sustu. “Yirmi iki yaşındayım,” dedim. Sesim sakin çıkıyordu ama içimde bir şeyler yavaş yavaş yer değiştiriyordu. “Üniversiteyi bitirmek üzereyim. Yüksek lisans yapıyorum. Kendi kararlarımı verebilecek yaştayım. Saf da değilim.” “Mina, mesele—” “Hayır, bir dakika. Beni dinle.” Mert sustu. “Benim sevgilim olamaz mı? Senin hayatında kaç tane kadın var, Mert abi? Bin tane. Sevgilin olabilir, flört ettiğin insanlar olabilir. Ben sana karışıyor muyum? Hayır. Çünkü sen yetişkin bir adamsın ve kendi hayatın var. Benim de kendi hayatım var.” Mert'in çenesi gerildi.“Ben sadece sana dikkat et dedim.” “Tamam. Dikkat et diyebilirdin. Ama Kerim'e o şekilde davranmana gerek yoktu.” “Ben ona kötü davranmadım.” “Davrandın.” “Mina.” “Davrandın. Elini sıktın, sorguya çektin, soyadını sordun, sonra da gönül eğlendirmesin diye uyardın. Niye? Tek benim üzerime geliyorsun? Niye bana sinirleniyorsun?” Mert'in kaşları çatıldı. “Çünkü sen benim kardeşimsin.” İşte yine.Aynı kelime.Bu kez gülümsedim. Ama o gülümsemenin içinde biraz kırgınlık vardı. “Ben senin kardeşin değilim.” Mert sustu.“Ve sana emanet hiç değilim. Kendi başıma da çaresine bakabilirim.” “Mina, ben sadece—” “Ben senden akıl da istemiyorum.”Bu kez Mert gerçekten şaşırdı. “Hayatında bin tane kadın olan bir adamdan ilişki konusunda akıl alacak değilim.” “Konuyu kadınlara getirme.” “Getiririm. Çünkü sen getiriyorsun.”Mert bir şey söyleyecek gibi oldu ama izin vermedim. “Önce kendi öz kardeşine bak, tamam mı? Onun hayatıyla ilgilen. "Benim hayatımı yönetmeye çalışma.” Salon bir anda sessizleşti.Meltem teyze endişeyle bana bakıyordu. Ben ise artık geri adım atmayacağımı biliyordum. “Bak Mina, daha fazla konuşmak istemiyorum.” Başımı Meltem teyzeye çevirdim.“Meltem teyze…” Sesimi yumuşattım.her şey için çok teşekkür ederim. Gerçekten. Ama ben artık kendi evime çıkmak istiyorum.” Meltem teyzenin yüzündeki ifade bir anda değişti. “O ne demek kızım?” “Artık sana daha fazla yük olmak istemiyorum.” “Sen bana yük müsün?” “Hayır. Ama artık kendi paramı da kazanıyorum. Yüksek lisans yaparken okul bana iyi bir ücret ödüyor. Bursum da var. Annemden ve babamdan kalanlar da var. Onlardan kalan eve artık geri dönebilirim.” “Hayır.” Meltem teyze başını hızla iki yana salladı.“Olmaz kızım. Asla izin vermiyorum.” “Meltem teyze, lütfen.” “Hayır.“Seni ben büyüttüm.” “Biliyorum.” “Biliyorum diyorsun ama şimdi kalkıp gidiyorsun.” Beni kendi çocuklarından ayırmadın. Hiçbir zaman eksik bırakmadın. Ne sen ne Kenan amca… Biliyorum. Bunun için size hayatım boyunca minnettar olacağım.” Gözlerim dolmaya başlamıştı ama ağlamamak için kendimi tuttum. “Ama artık bu eve sığmıyorum.” Meltem teyzenin gözlerinden yaşlar süzüldü.“Biraz daha kalsaydın kızım.” “Meltem teyze…” “Sen benim evladımsın. Ebrar'ın canı benim için neyse senin canın da o.” “Biliyorum. Bundan hiçbir zaman şüphe etmedim.” “Öyleyse neden gidiyorsun?” “Çünkü birinin emaneti olmak istemiyorum.” Sesim bu kez titredi.“Özgür olmak istiyorum.” “Olmaz.” Meltem teyze ağlamaya başladı.“Olmaz kızım. Yapma. Yapma bana bunu. Sen benim kızımsın. Benim canımsın.Gözlerimi kaçırdım. İçimde bir yer paramparça oluyordu ama kararımı vermiştim. Tam o sırada Mert konuştu. “Olmaz.” Başımı ona çevirdim. “Ne?” “Gidemezsin.” Kaşlarımı çattım. Bu evde büyüdün. Bu evde kalacaksın. Hiçbir yere gidemezsin.” İçimdeki bütün kırgınlık bir anda yeniden öfkeye dönüştü. “Senden izin almıyorum, Mert abi.” Mert'in yüzü sertleşti. Ben Meltem teyzeden müsaade istiyorum. O kadar.” “Ben de sana diyorum ki gidemezsin.” “Ben de sana diyorum ki gideceğim.” “Gidemezsin.” “Göreceğiz.” Mert ayağa kalktı.“Mina, buraya gel. Konuşmam henüz bitmedi.” Ben de ayağa kalktım.“Benim bitti.” Mert'in bakışları üzerimdeydi.Kapıya doğru ilerlerken durup son kez ona döndüm. Bir daha erkek arkadaşım hakkında söylediklerine de dikkat et.” Mert'in çenesi gerildi. “Yoksa?” “Yoksa sana gereken cevabı veririm.” Arkamı dönüp yürüdüm.Bu kez arkamdan gelip beni durdurmasını beklemedim. Odamın kapısını arkamdan kapatıp kilitledim. Sırtımı kapıya yasladığım anda bütün gücüm sanki bir anda tükenmişti. Gözlerimi kapattım.“Salak…”Kendime söylendiğimi biliyordum.Mert'e değil. Kendime. Çünkü birkaç dakika önce hâlâ onun kıskandığını düşünüp içten içe mutlu oluyordum. Şimdi ise yüzüme karşı açık açık “Sen benim kardeşimsin.” demişti. Yatağımın kenarına oturup derin bir nefes aldım.Yirmi iki yaşındayım ben,” diye mırıldandım. “Yirmi iki.” Tam o sırada kapının ardından Mert'in sesi geldi. Mina, aç şu kapıyı. Konuşmamız bitmedi.” Gözlerimi kapatıp başımı geriye yasladım. Benim konuşacak bir şeyim yok.” “Mina, aç kapıyı.” “Hayır.” “Mina.” “Git Mert abi.” Koridorda birkaç saniye sessizlik oldu.Ardından Meltem teyzenin sesi duyuldu. “Oğlum, rahat bırak kızı.” “Anne konuşmam lazım.” “Şimdi değil.” “Anne…” “Gitmesine izin vereceğiz.” Mert'in sesi bir anda sertleşti. “Ne?” “Gitmesine izin vereceğiz.” “Olmaz.” “Oğlum, niye zorluyorsun?” “Gidemez.” “Derdin ne senin?” “Derdim gitmemesi.” “Evet, dert ettiğin şey bu. Ama artık çocuk değil.” “Anne, o—” “Artık çocuk değil, Mert.” Meltem teyzenin sesi bu kez daha kararlıydı. Onu çocuk muamelesi yapıp durma. O artık yirmi iki yaşında genç bir kadın. Beni duyuyor musun?” Bir süre Mert'ten ses çıkmadı. Sonra daha alçak bir sesle, “Duyuyorum anne,” dedi. Meltem teyze devam etti. Benden seviyor onu. Biliyorum. Ama senden çok benim içim acıyor. Onu yedi yaşında kucağıma verdiler. Ben büyüttüm onu. Her gününü gördüm. Hastalandığında başında ben bekledim, ilk okul gününde elini ben tuttum. Şimdi gitmesini istemiyor muyum sanıyorsun?” Sesi titremeye başlamıştı.“Benim içim acımıyor mu sanıyorsun?” Mert sustu. “Ama o artık reşit. Kendi kararlarını verebilir. Gitmek istiyorsa tutamayız. Yasal olarak da tutamayız. Ebrar yarın karşıma çıkıp ‘Anne, ben artık kendi evimde yaşamak istiyorum.’ dese onu da zorla tutamam. Mina'nın benim öz kızım olmaması hiçbir şeyi değiştirmiyor. O benim kızım. Kapının arkasında sessizce duruyor, gözlerimi kapatıp Meltem teyzenin sözlerini dinliyordum. “Tamam,” dedi Mert sonunda. “ “Gitmek istiyorsa tutamayız. Bu, artık gözümüzün önünde olmayacağı anlamına gelmiyor. O yine bizim Mina'mız. Nerede yaşarsa yaşasın.” Mert uzun bir nefes verdi.Tamam. Sen git anne. Ben sakince konuşacağım onunla.” Meltem teyzenin sesi ağlamaklıydı. “Yalnız onu daha fazla üzme.” “Üzmem.” Ayak seslerini duydum. Meltem teyze koridordan uzaklaşırken Mert birkaç saniye kapının önünde kaldı. Sonra kapıya vurdu. “Mina.” Cevap vermedim. Mina, aç şu kapıyı.” “Git şuradan.” “Bağırmayacağım. Konuşacağız sadece.” “Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok benim.” “Mina, aç şu kapıyı.” “Hayır.” “Mina…” “Yeter artık.” Mert'in sesi sertleşti.Aç şu kapıyı bana kırdırma.” Bir anda ayağa kalktım.Vallahi kapımı kırarsan gider, senin odana yerleşirim.” Koridorda birkaç saniye sessizlik oldu. "Sonra Mert'in şaşkın sesi geldi. “Ne?” “Duydun. Kır kapımı hadi. Ben de senin odana yerleşeyim.” “Mina, senin çenen de açıldı ha.” “Sen açtın.” “Şimdi aç şu kapıyı.” “Hayır.” “Mina.” “Yiyorsa kır kapımı. Mert derin bir nefes aldı. Şimdilik gidiyorum, Ama bu konuşma burada bitmedi.” “Duydun mu beni?” “Ne?” “Defol, Mert abi!” Kapının ardından kısa bir sessizlik oldu. “Kapımın önünden defol dedim.” “Birgün gerçekten keseceğim senin dilini.” “Erkek arkadaşım da senin dilini keser.” Bir an sustu.“Senin de erkek arkadaşın da dedi…” Tam o sırada Mert'in telefon çaldı. Telefonu kulağına götürdü.“Yavuz, dinliyorum.” Birkaç saniye karşı tarafı dinledi.Tamam. On dakika içinde çıkıyorum.” Telefonu kapattı.Kapının önünde bir süre daha durdu. “Mina.” “Ne var?” “Ben gidiyorum.” “Git.” “Sonra konuşacağız.” “Konuşmayacağız.” Mert hafifçe güldü.“Göreceğiz.” Ayak seslerini duydum.Uzaklaştı.Ben ise yatağımın kenarına oturup tavana baktım. Bir süre hiçbir şey söylemedim.Sonra dudaklarımı büzüp kendi kendime fısıldadım. Ben senin kardeşin değilim ki…” Ve bu kez bunu söylerken, ilk defa gerçekten canım yanmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD