1-Kalbimin Denklemi

1419 Words
"Mina... “Mert, daha hızlı lütfen… Ahh!” “Evet, orası. Durma sakın.” “Ayy, basıldık!” Dudaklarımdan dökülen fısıltıyla gözlerimi araladım. Bir süre kıpırdamadan tavana baktım. Kalbim öylesine hızlı atıyordu ki, sanki göğsümün içinden çıkıp odanın ortasına düşecekti. Yanaklarım hâlâ sıcaktı. Birkaç saniye önce hissettiğim o sıcaklığı, saçlarımın arasından geçen parmakları ve kulağımın dibinde duyduğum o alçak sesi hâlâ hissedebiliyordum. Elimi yanağıma götürdüm.“Yok artık…” Gözlerimi kapatıp yorganı çeneme kadar çektim. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşmuştu. Mert.Rüyamda bile beni böyle utandırmayı başarıyordu.Üstelik öyle bir bakmıştı ki… Sanki dünyada benden başka kimse yokmuş gibi. Başımı yastığa gömüp iki elimle yüzümü kapattım. “Mert, yapma…” diye sayıklamıştım rüyamda. Sonra o kahrolası gülümsemesiyle bana biraz daha yaklaşmıştı. Ve ben tam o anda uyanmıştım.“Off…”Rüya.Sadece rüyaydı. Ama keşke biraz daha uzun sürseydi. Kaşlarımı çatıp tavana baktım. Acaba tekrar uyusam rüyama geri dönebilir miydim? Belki kaldığımız yerden devam ederdik. Hatta bu kez uyanmamaya yemin ederdim. Tam gözlerimi yeniden kapatacakken kapının ardından Meltem Teyzemin sesi geldi. “Mina! Hâlâ yatıyor musun kızım? Geç kalacaksın!” Yorganın altından homurdandım. “Beş dakika daha Teyze…” Beş dakika dediğin on beş dakika oluyor. Kalk artık!” Gözlerimi açıp tavana baktım. Sonra istemsizce gülümsedim. Bugün Mert gelecekti. Bir anda uykumun tamamı kaçtı. Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçtim. Saçlarım birbirine girmiş, gözlüklerim komodinin üzerinde beni bekliyordu. Gözlüğümü takıp kendime baktım, ardından dişlerimi göstererek hafifçe sırıttım. “İstesem güzel bir kız olabilirdim.”Kendimi birkaç saniye daha süzdüm. “Ben zeki olmayı tercih ettim.”Diş tellerime parmağımla dokundum. Hem zaten çıkmalarına yalnızca iki ay kalmıştı. İki ay sonra belki işler değişirdi.Ama şu an çok daha önemli bir problemim vardı. Mert bugün gelecekti.Dolabın kapağını açtım.Sonra aynaya baktım.Gözlüklerimi çıkardım. Birini taktım.Çıkardım.Diğerini taktım. “Hangisi daha güzel?” Bir an durup kendi kendime baktım.“Allah'ım…” Mert için gözlük seçiyordum.Ben gerçekten hastaydım. ..... Merdivenlerden aşağı inerken gözlüğümü düzelttim. Saçlarımı aceleyle toplamıştım ve üzerimde ne bulduysam onu giymiştim. Açıkçası sabahın bu saatinde nasıl göründüğüm pek umurumda değildi. Benim için önemli olan, dün gece üzerinde çalıştığım formülü tamamlamaktı. Ebrar ise benim tam tersimdi. Meltem teyzenin öz kızı ve benimle aynı yaşta olmasına rağmen dış görünüşüne benden çok daha fazla önem verirdi. Güzel bir kızdı; bunu inkâr edecek değildim. Saçları her zaman bakımlı, kıyafetleri özenli, makyajı kusursuz olurdu. Benimse gözlüğüm, diş tellerim ve çoğu zaman taramayı unuttuğum saçlarımla uğraşacak hâlim yoktu. Ben bir şeyleri güzelleştirmek için aynaya değil, laboratuvara bakmayı tercih ediyordum. Belki de Ebrar'ın benden hiç hoşlanmamasının nedeni buydu. Çocukluğumuzdan beri beni kendisine rakip olarak görüyordu. İnsanların sürekli beni örnek göstermesinden hiç hoşlanmıyordu. Derslerim, başarılarım, zekâm… Ne zaman benimle ilgili güzel bir şey söylense, Ebrar'ın yüzündeki gülümsemenin biraz daha kaybolduğunu görürdüm. Onun güzelliği vardı, benimse zekâm. Sanırım bunu hiçbir zaman kabullenemedi. Kahvaltı masasına oturduğumda Meltem teyze çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı. Kenan amca da gazetesini açmış, kahvesini içiyordu. Ebrar telefonuyla ilgileniyordu. “Günaydın kızım,” dedi Meltem teyze beni görünce. “Günaydın Meltem teyze.” Sandalyeme oturup önüme bir tabak çektim. Tam ekmeğe uzanmıştım ki Ebrar başını kaldırıp beni süzdü. Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme vardı. “Her zamanki gibi çok çirkinsin.” Elimdeki bıçak havada kaldı. Kenan amca gazetesini indirip kızına baktı. “Ben sana yüz kere Mina'yla uğraşmayacaksın demedim mi, Ebrar?” “Ne var baba ya?” Ebrar omuzlarını silkti. “Şaka yaptım.” “Şakanın da bir dozu olur. Ayrıca hiç çirkin falan değil. Gayet de güzel.” Ebrar'ın yüzü düştü. “Zaten hep onu kayırıyorsunuz. Keşke sizin öz kızınız ben değil, o olsaydı.” Meltem teyzenin kaşları çatıldı. “Ebrar, yeter artık.” Ben ise bu kez susmadım. Çatalımı tabağıma bırakıp ona baktım. “Bence bunu kendine dert etme Ebrar. Benim güzel olup olmamam senin güzelliğinden hiçbir şey eksiltmiyor. Hem sen aynaya bakmayı seviyorsun, ben kitaplara bakmayı. Sen kıyafet seçiyorsun, ben formül seçiyorum. İkimiz de kendi seçtiğimiz şeylerle mutluysak sorun yok. Ama benim zekâmı kıskanıp beni çirkin bulmaya çalışman, senin ne kadar güzel olduğunu değiştirmiyor.” Ebrar'ın yüzündeki ifade bir anda dondu. Bir şey söylemesini bekledim ama söyleyemedi. Ben de hiçbir şey olmamış gibi kahvaltıma devam ettim. Meltem teyze ortamın daha fazla gerilmesini istememiş olacak ki hemen konuyu değiştirdi. “Mina, sen yine neyin üzerinde çalışıyordun? Dün gece de odandan çıkmadın.” Başımı kaldırıp heyecanla konuştum. “Bir formül üzerinde çalışıyorum. Aslında uzun zamandır bununla uğraşıyorum. Yeni bir element ya da doğrudan yeni bir madde keşfetmekten ziyade, mevcut elementlerin özelliklerini farklı bir şekilde bir araya getirerek çok yüksek enerji verimliliği sağlayabilecek bir yapı oluşturmaya çalışıyorum. Eğer düşündüğüm gibi sonuç verirse enerji üretiminde, savunma teknolojilerinde ve hatta bazı tıbbi uygulamalarda kullanılabilir. Üstelik oldukça kararlı olması gerekiyor. Çünkü sadece güçlü olması yetmez; kontrol edilebilir olması da lazım.” Kenan amca gazeteyi biraz daha aşağı indirdi. “Yani ülke açısından ciddi bir şeyden bahsediyorsun.” “Evet.” Başımı salladım. “Ama henüz tamamlanmış değil. Formülün eksik bir kısmı var. Onu bulursam bütün çalışma değişebilir. Zaten beni asıl heyecanlandıran da bu. Bir şeyi sıfırdan keşfetmek kadar, herkesin gözünün önünde olup da kimsenin fark etmediği bir bağlantıyı bulmak da heyecan verici.” Meltem teyze gülümsedi. “Sen yine kendini kaptırmışsın.” “Biraz.” Omuzlarımı kaldırdım. “Ama bu sefer gerçekten çok yaklaştığımı hissediyorum.” Kahvaltı devam ederken konu başka şeylere kaydı. Ben de önüme aldığım birkaç notu incelemeye başladım. Akşam olduğunda ise evde başka bir hareketlilik olacağını biliyordum. Mert gelecekti. Daha şimdiden bunu düşünmem bile ellerimin biraz fazla terlemesine yetiyordu. Meltem teyze bunu fark etmiş olacak ki gülümseyerek bana baktı. “Akşam Mert geldiğinde yine elin ayağın birbirine dolaşmasın, Mina.” Başımı hızla kaldırdım. “Dolaşmaz!” Ebrar'ın yüzünde o tanıdık, alaycı ifade belirdi. “Tabii dolaşmaz,” dedi. “Senin şu Mert takıntın olmasa şaşardım zaten.” “Her neyse, ben çıkıyorum,” deyip sandalyemden kalktım. Çantamı omzuma geçirip kapıya doğru ilerlerken aklım hâlâ kahvaltıda bıraktığım formüldeydi. Acaba üçüncü aşamada düşündüğüm bileşeni değiştirsem daha mı kararlı olurdu? Yoksa yoğunluğu biraz azaltıp başka bir elementle mi denesem? Kafamın içinde formüller birbirine girerken evden çıktım. Üzerime rahat bir pantolon ve gömlek geçirmiş, saçlarımı da hızlıca toplamıştım. Çantamı omzuma atıp yürümeye başladığımda birkaç dakika boyunca gerçekten sadece çalışmamı düşündüm. Ta ki beynim, hiçbir alakası olmayan bir şekilde Mert'in yüzünü önüme getirene kadar. “Of, Mert… Kafamı karıştırıyorsun.” İçimden söylenip gözlerimi devirdim. “Çekil gözümün önünden. Şu yakışıklı suratını da biraz olsun gözümün önünden çek. Ben burada formül çözmeye çalışıyorum.” Ama ne mümkün? Mert Yalçın benim hayatımdaki en büyük dikkat dağıtıcıydı. Otuz yaşında, özel harekâtçı, kendine fazlasıyla güvenen ve kadınların ilgisini üzerine çekmeyi çok iyi bilen bir adamdı. Çapkındı. Hem de fazlasıyla. Ama bunun benim açımdan bir sebebi vardı: Henüz beni gerçekten fark etmemişti. Onun gözünde hâlâ çocukluğundan beri tanıdığı Mina'ydım. O yüzden başka kadınlara bakabiliyor, onlarla flört edebiliyor, o meşhur gülümsemesini başkalarına gösterebiliyordu. Beni fark ettiği gün ise bütün bunların biteceğine inanıyordum. “Beni fark ettiğinde gözün benden başkasını görmeyecek,” diye mırıldandım kendi kendime. “O zamana kadar da bunu kaldırabilirim herhâlde.” Hem Mert'in neyi eksikti ki? Açık buğday teni, geniş omuzları, güçlü duruşu, o insanın aklını başından alan bakışları… Ah, o gözleri. Bir insanın gözleri nasıl bu kadar güzel olabilirdi? İç çekerek başımı salladım. “Allah'ım, bir gün benim olur mu ki?” Rüyalarımda benimdi gerçi. Gerçi rüyalarımda bile onunla bir türlü kavuşamıyorduk. Ne zaman kendimi Mert'le hayal etsem, rüyanın en güzel yerinde bir şey çıkıyor, bizi birbirimizden ayırıyordu. “Bir kavuşamadık be,” diye söylendim. “Gerçek hayatta zaten zor, bari rüyalarımda rahat bırakın çocuğu.” Bugün gelecekti. Bu düşünceyle kalbim yine hızlandı. Mert özel harekâtçı olduğundan beri onu eskisinden daha az görüyordum. Kendi hayatı, kendi kararları, kendi dünyası vardı. Ve ben onun hayatının içinde küçüklüğümden beri bir şekilde var olsam da artık onun beni nasıl göreceğini düşünmeye başlamıştım. “Bir göz kırpsa bana, dünya benim olur,” diye fısıldadım. “Ne var yani? Yapışırız birbirimize, ne olacak? Hem devir zeki kız devri.” Kendi kendime gülmeye başladım. Sonra ciddi ciddi düşünmeye koyuldum. “Aslında ben de fena değilim ki. Acaba çekici değil miyim?” Kaşlarımı çattım. “İstesem makyaj yaparım. Saçımla uğraşırım. Kıyafet seçerim. Ama ben bütün o zamanı formüllere harcıyorum. Bir kere de kendime ayırayım şu zamanı.” Sonra aklıma diş tellerim geldi. “Diş tellerimi de çıkarırım istersem. İstersem lens takarım,üşendiğim için gözlük takıyorum.” Bir anda durup çantamı düzelttim.“Acaba bugün hangi gözlüğümü taksam?”Kalbim yine deli gibi atmaya başlayınca gözlerimi kapattım. “Ah…” Rüyam aklıma gelmişti.Daha sabah uyanırken duyduğum o sıcaklık, Mert'in sesi, bana dokunuşu ve ağzımdan dökülen o söz…Yüzüm bir anda alev alev oldu.“Ben gerçekten normal değilim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD