Sabahın ilk ışıkları mutfağın beyaz fayanslarına vuruyordu ama Şirin’in göz kapakları hâlâ yer çekimine direniyordu. Ocağın başında eğilmiş, yüzünü buruştura buruştura ovuyordu ızgarayı. Her ovduğunda bir of çekiyor, sonra esnemek için kafasını yana doğru atıyordu. Üç kahve içmişti. Uykusu açılacağına daha da çökmüştü sanki. Dirseğini ocağın üzerine dayadı, gözlerini kıstı. “Allah’ım,” diye söylendi kendi kendine. “İnsan bir gecede bu kadar yorulur mu?” Evet. Cihan sağ olsun, çok güzel yorardı. Yanaklarına hafif bir pembelik yayıldı. Geceyi düşündükçe gülmeyi engelleyemedi, o gülümseme bile yorgun gözlerini sulandırıyordu. Tam o sırada bir esneme daha geldi, bu kez gözlerinden yaş bile çıktı. Bezi bırakıp belini geriye verdi. Sırtı sızlıyordu. Uyluklarında hafif bir ağırlık vardı. B

