Cihan’ın eli Şirin’in kolundaydı hâlâ. Bu temas, kalbinin içini ikiye ayırmıştı. Bir yanında Cihan’ın sesindeki samimiyet, gözlerindeki çaresizlik, diğer yanında kendi geçmişinin gölgesi, aldığı darbelerin izi, yarım kalmış güven duygusu vardı. Gözlerini kaçırdı önce. Sonra yavaşça kaldırdı bakışını. “Ben şu an seninle gelemem.” Cihan’ın kaşları çatılmış, gözlerinin kenarında belirsiz bir yorgunluk çizgisi oluşmuştu. Omuzları hafifçe düştü, sanki sırtındaki görünmez bir yük aniden ağırlığını artırmıştı. Elini geri çekmedi ama parmaklarını hafifçe kıvırdı, o sıcaklığı biraz olsun hissetmek ister gibiydi. “Ben sana güvenmiştim,” dedi Şirin, boğazı düğümlenerek. “İlk kez birine böyle güvenmiştim. Senin yanında güvende hissetmiştim. Ama bir anda o güven çöktü. Sana kırgınım. Çok kırgınım

