5.BÖLÜM

3343 Words
Eve döndüğümde öfkeden neredeyse olduğum yerde alev almak üzereydim. Kendimi odama atıp önce üzerimdeki kıyafetlerden ve yüzümdeki makyajdan kurtuldum. Sonra da banyoya girerek, düğüm olup birbirine geçmiş saçlarımın açılması için dakikalarca sıcak suyun altında bekledim. Saçlarımı köpürtürken, zihnimi de tıpkı onlar gibi kolayca arındırabilmeyi diliyordum. Bir gün, sahiden tüm belleğimi tek bir tuşa basıp silebilmeyi ne kadar çok isterdim. Bornozumu giydikten sonra sıcak buharla dolu banyodan çıktığımda hafifçe ürperdiğimi hissettim. Bir an önce kurulanıp pijamalarımı giymem gerekiyordu. Bir saattir sıcak suyun altında olmama rağmen bir türlü ısınamıyordum. Mutfağa geçerken, en azından bir fincan sıcak kahvenin beni yatıştırmasını umarak kahve makinesini çalıştırdım. Bir kaç dakika sonra kahvem hazırdı. Fincanımı alıp camın önüne geçtim. Evin ışıklarını yakmamıştım. Bu yüzden karanlığı yaran dolunayın muazzam ışığı açık penceremden yüzümü aydınlatıyordu. Bakışlarımı önce lacivert geceye, ardından araba yoluna diktim. Bu gece o bara asla gitmemeliydim. Trisha'nın ne yapmaya çalıştığını düşünmeye çalışsam da aklım almıyordu bir türlü. Önce beni etkilendiğimi sandığı bir adama şans vermek konusunda sıkıca tembihlemiş, sonra da aynı adama askıntı olarak tüm gece boyunca dans etmişti. Erkek kıtlığı çekmediği düşünülürse bu çok saçmaydı. Ve zaman zaman yaptığı düşüncesizliklerle beni ne kadar kızdırsa da, hiç bu kadar ileri gitmemişti. Gerçeği söylemek gerekirse, Jason ile aramda bir şey yoktu. Olmasının da imkânsız olduğunu düşündüğümü biliyordu. İnsanlara kolay kolay güvenmezdim. Trisha hariç. O bunu en iyi bilen kişilerden biriydi. Hayatımın büyük bir bölümünü onunla geçirmiştim ve o benim ikinci ailem gibiydi. Ancak bu gece yaptıkları onunla olan ilişkimi sorgulamama sebep oluyordu. Eve geldiğinde başını ağrıtacak kadar çok soru soracaktım ona. Üstelik bir de şu Curtis denen çocuğun bana anımsattığı geçmişim vardı. Anılar, tam da istemediğim bir anda zihnime tecavüz etmiş, tüm gecemi midemle birlikte alt üst etmişti. Hiç bir şey bana o gece annemin yaşattığı ihanetten daha fazla acı veremezdi. Gözümden bir damla bile yaş akıtmadım. Çünkü artık gereksizdi. Düşüncelerim geceyle ilgili sürüp giderken, ikinci fincanımın dibine geldiğim hâlde Trisha'nın hâlâ eve dönmediğini fark ettim. Saate baktım. Gece yarısını geçeli epey oluyordu. Sıkıntıyla iç geçirerek camdan bakmaya devam ettim ve kendime şu soruyu sordum; Trisha'yı mı merak ediyorum, yoksa Jason ile nasıl vakit geçirdiğini mi? Cevap ikinci şıktı ve bunu bilmek canımı sıkmıştı. Trisha'nın geceleri sıkça eve geç gelirdi. Evet, onu her seferinde fazlasıyla merak ediyordum ve bu merakımı gidermek için de sık sık telefon ediyordum. Ancak bu gece onu arayamazdım. Er ya da geç geri dönecekti nasılsa. Kahve kupamı tam mutfağa götürüyordum ki tanıdık bir arabanın homurtusunu duydum. Kendime fazla heyecanlanmadığımı söyleyerek cam kenarına koştum. Sonra da ne yaptığımı anlayınca kenara çekilip perdelerin arkasından dışarıyı gözetledim. Gümüşi Mustang kapımıza yanaşmıştı. Jason’ın iri bedenini gölgelerin arasından zorlukla seçebildim. Arabadan inip, ön tarafından dolanarak yolcu kapısını açtı. Trisha'nın sarhoş bacakları yalpalayarak dışarı bir adım attığında, Jason tek koluyla ona destek verip çıkmasına yardım ederken yere devrilmek üzereydi. Tanrım. Tüm barı mı içmişti bu kız? Jason'ın onu yürütmekte zorlandığını görünce kendime bir küfür savurdum ve anahtarımla hırkamı kaptığım gibi aşağıya koştum. Hâlâ arkadaşım olacak sersemi düşündüğüme inanamıyordum. Merdivenleri hızla inip giriş kapısının önüne gelince, Trisha'nın dağılmış görüntüsü içimi sızlattı. Sanırım ağlamıştı. Gözlerindeki rimeller koyu siyah çizgiler halinde yanaklarını boyuyordu. Burnu ve görebildiğim kadarıyla gözlerinin içi kıpkırmızıydı. Jason, Trisha'yı girişe kadar yürütmeyi başarmıştı. Beni görünce duraksadı. Zorlukla ayakta duran arkadaşımdan anlamsız sesler çıkıyordu. Ona kulak asmadan bir adım öne çıkarak uzandım ve diğer kolundan tutarak ağırlığını bana vermesini sağladım. Kullandığım şampuanı tanımış olacak ki kokumu alır almaz, "Ah Lucy. “diye hıçkırdı. Sonra da boynuma doladığı kollarıyla bana daha da sıkı sarılarak," Çok özür dilerim." dedi. Şu an ne için özür dilediğinin bile farkında olmadığından emindim. Üstelik bu umurumda değildi. "Tamam Trish, hadi eve gidelim." Söylediklerimi anlamayacak kadar sarhoş olmuş arkadaşımı merdivenlere doğru sürüklemeye başladım. Jason da bana yardım ediyordu. Her ne kadar bunu istemesem de şu an itiraz edecek halim yoktu. Dar apartmana girdiğimizde varlığıyla tüm koridoru kaplayan adam eve kadar sessizlik içinde yanımızda yürüdü. Merdivenleri ağır ağır çıktıktan sonra kilitlemediğim kapıyı açtım ve Jason'ın yardımıyla Trisha'yı yatağına kadar yürütmeyi başardım. Boş bir çuval gibi yıkıldığında, yatak düşmenin etkisiyle sarsıldı. "Lucy, b-ben. Böyle olsun istemedim." Onu sayıklar halde bırakıp, öfkemin ikinci hedefi olan adama baktım. İşi bittiğine göre hala ne diye bekliyordu? Onu sağ salim geri getirdiği için teşekkür etmemi mi? İçimdeki ses çok bekler dediğinde ona bir beşlik çaktım. Gözünü üzerimden bir saniye bile ayırmayan Jason'ın yanından geçerek banyoya girdim ve küveti doldurmak için suyu açtım. Alkol komasına girmeyi sık sık becerebilen bir arkadaşım olduğu için başıma gelecekleri iyi biliyordum. Biraz sonra midesinde ne var ne yoksa çıkaracak sonra da baş ağrısından sabaha gözünü zor açacaktı. İnlemeye benzeyen sesler çıkaran Trisha'yı kollarından tutup kaldırdığımda ağlamayla gülme arası bir ses çıkardı. Jason, zorlandığımı görüp yardıma koşunca ona ters ters baktım. "Sanırım, gerisini ben halledebilirim." "Lucy, konuşmamız gerek." dedi. Yüzü karanlıkta seçilmiyordu ancak sesi pişmanlık doluydu. "Ben konuşacak bir şeyimiz olduğunu sanmıyorum." diyerek onu tersledim. Trisha'yı zorlukla küvetin yanına kadar taşıdım. Güzel. Su yarıya kadar dolmuştu. Sevgili arkadaşımı hiç düşünmeden üzerindeki kıyafetleriyle birlikte soğuk suyun için bıraktım. Trisha anında tiz bir çığlık attı. Jason banyoya koştuğunda ona, "Sorun yok." dedim gizlemeye gerek görmediğim sırıtmamla. "O buna alışkın." Ve hak etti. Trisha su dolu küvetten bana küfürler yağdırırken, Jason'ın bunları duymasından her hangi bir rahatsızlık duymadan gülümsemeye devam ettim. "Biraz kendine gel Trish, ben misafirimizi yolcu ederken sen burada dinlen, tamam mı?" Trisha itiraz dolu sesler çıkarsa da o küvetten çıkamayacak kadar sarhoştu. Yaptığım şey kötü gibi görünebilirdi ancak, onu o yatakta kendi haline bıraksaydım, sabaha çoktan kendi kusmuğunda boğulmuş olurdu. Yani ona yine iyilik yapmıyordum. Yüzümü kayıtsız tutmaya çalışarak banyodan çıkarken Jason kenara çekilerek bana yol verdi. Üzerine deri bir ceket geçirmiş olsa da baş döndürücü parfümünün kokusu tüm evi dolduruyordu. Lanet olsun. Hızla yanından geçtim ve mutfağa doğru ilerledim. Onun hâlâ evimizde olduğu gerçeğini unutursam belki kendiliğinden gider diye düşünüyordum ama yanılmıştım. Mutfak dolaplarını ağrı kesici bulmak umuduyla karıştırırken, Jason yanıma geldi. Neden gitmiyordu bu herif? "Onu öylece orada bırakacak mısın yani?" diye sorunca, birden kan beynime sıçradı. "Ne o? Onun iyiliğini bu kadar çok mu umursuyorsun? Onun için mi bu hale gelene kadar içmesine izin verdin?" Alt dolaplara bakınırken Jason biraz daha yaklaştı. Saatlerdir ısıtamadığım bedenim, o bu kadar yakındayken birden alev almaya başlamıştı. "Bunun benimle ilgisi olduğunu mu sanıyorsun? Bütün gece sana her ne yaptıysa onun için pişman olduğunu söyleyerek içmeye devam etti. Ona durmasını söyledim ama beni dinlemedi." "Sahi mi?" diye sahte bir merakla ona döndüm. "Oysa geceniz oldukça güzel geçiyor gibiydi. Seni dinlememesine üzüldüm şimdi, ama arkadaşım böyledir işte. Aklına eseni yapar ve kimse ona engel olamaz." Yeşil gözlerinin üzerindeki kaşlar V şeklinde çatıldı. "Sen bana kızgın mısın?" Bu soru beni şaşırtmıştı. "Bunu da nereden çıkardın?" Jason tezgâha tek kalçasını yaslayıp, kollarını göğsünde kavuşturarak beni izlemeye devam etti. "O halde ona kızgınsın?" dedi, başıyla banyoyu işaret ederek. "Hayır, yani aslında evet. Ben sadece kendini bu duruma sokacak kadar içtiği için kızıyorum." Neden bu kadar çok soru sormak yerine defolup gitmiyordu? Dolapları karıştırmaya devam ederken sinirden ellerimin titrediğini fark ettim. Ya da soğuktan. Nerede şu lanet ağrı kesiciler? İlaçları bulup avucuma dökerek musluktan karton bir bardağa su doldurdum. Jason bana bakıp pis pis sırıtıyordu. Bunu yapmak istemiyordum ama sesim neden öfkeli çıkıyordu gerçekten bilmiyordum. Sonuçta ikisi de özgür insanlardı ve benim onlara karışma gibi bir hakkım yoktu. "Neden güldüğünü sorabilir miyim?" "İçimden bir ses onun yerinde olmak istediğin için bu kadar öfkeli olduğunu söylüyor." "Ne? Trisha'nın mı?" Birden isterik bir şekilde gülmeye başladım. Sinirlerim bozulmuştu. Aslında hissettiğim öfke yüzünden onu yumruklayabilirdim. Bana, “sahte kahkahana inanmıyorum” der gibi baktığında ise, gülüşüm yüzümde yavaş yavaş solmaya başladı. Hızla kendimi toparladım. "Bence sen kendini fazla önemsiyorsun. Üstelik kimsenin yerinde olmaya hevesli falan değilim." dediğimde bana doğru bir adım daha attı ve kalbim anında bir takla attı. Nefesini yüzümde hissettim. Niye bu kadar yakındı? "Yani bana Curtis denen şu züppenin yerine, benim kollarımda olmak istemediğini mi söylüyorsun?" "Hayır." Evet. Pis megaloman. "Peki ya dans?" "Asla. Zaten dans etmesini pek beceremem. Hem dans edebilmek için öncelikle karşı taraftan bir teklif gelmeli, öyle değil mi? Curtis bunu yaptığı için onunla dans ettim. Sen ise..." "Şşşştt." Tanrım, neyse ki, daha fazla konuşamadan Jason'ın parmakları dudaklarıma değerek beni susturmuştu. Ben neler söylüyordum böyle? Resmen saçmalamaya başlamıştım. "Adımı tekrar ağzından duymak çok güzel Lucy." diye gülümseyerek yüzüme doğru eğildiğinde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Neden bu kadar ısrarcıydı? Neden bu kadar zorluyordu beni? "O hâlde şimdi teklif ediyorum. Benimle yarın akşam dansa gel! Sadece sen ve ben. Baş başa ve sakin bir yerde. Bu arada endişelenmemen için söylüyorum, arkadaşınla aramda hiç bir şey geçmedi ve geçemez.” Bir şey söylemeden önce sertçe yutkundum, çünkü şu anda öpmeyi arzuladığım dudakları yüzüme çok yakın duruyordu ve içten içe bunu istediğim için kendimden nefret ediyordum. Parmaklarımı sert sakallarından dolaştırmak ve... "Neden?” diyerek kendimi yeniden topladım. Aklımdan dudaklarını çıkarmalıydım. Ama parmaklarının dudaklarıma dokunuşunu unutamıyordum. “Çünkü ben bir başkasından hoşlanıyorum.” Gözlerini gözlerime dikti. Güçlükle yutkunarak, "Yine de…” diye başladığımda Jason'ın parmakları beni yeniden susturdu. “Hayır demeden önce düşün." Başparmağını alt dudağımda yavaşça dolaştırdı. Gözleri gece kadar dipsiz ve kara görünüyordu, oysa ben onların muhteşem bir kahverenginin çevrelediği yeşil olduğunu biliyordum. Jason bedenini, sıcaklığını pamuklu pijamalarımın altından hissedecek kadar bana yaklaştırdı ve bir elini belime atarak beni kendine çekti. Nefes almak istiyordum ancak, şu anda bunu yapamayacak kadar şaşkındım. Diğer avucunu yüzüme yasladığında gözlerim otomatik olarak kapandı. Avucu sıcacıktı. Tüm bedenimi anında tatlı bir ateş sarmıştı. Nefesini dudaklarımın üzerinde hissedebiliyordum ancak gözlerimi açmaya korkuyordum. Sanki açtığımda kaybolacak bir rüya gibiydi. Derin bir iç çekerken alt dudağım titredi. Kendimi neden ağlayacakmış gibi hissettiğimi bilmiyordum. "Güzel Lucy. Bana bak." diye fısıldadığında gözlerimi yavaşça açtım. Bakışlarında gördüğüm şeyin ne olduğunu çözemiyordum ancak nabzımı hızlandırmaya yetiyordu. "Ben yalnızca seninle ilgileniyorum. Ama sanırım senin de bana karşı bir şeyler hissettiğini kanıtlamaya ihtiyacımız var." Ne demek istediğini düşünürken kaşlarım çatıldı. Kafam karışmıştı. Ona karşı ne gibi hisler besliyor olabilirdim ki? Ben cevap veremeden Jason'ın eli enseme kavradı ve dudaklarımı kendininkilere yaklaştırdı. İhtiyaç ve beklentiyle dolu vücudumda dudaklarımı santim santim ele geçirmesine izin vererek parmak uçlarımda yükseldim. Beni öpmeye başladığında onu durdurmak istedim, bunu gerçekten istedim ama yapamadım. Onun hakkında düşündüğüm tüm ön yargılar ve başka ne varsa birer birer sislerin arkasında kaybolup gitmişti sanki. Sert ve sahiplenici dudakları benimkilerin üzerinde ağır ağır öpücüğünü derinleştirirken kendimi şimdiye dek hiç olmadığım kadar iyi hissediyordum. Dudakları zorlayıcı değildi ve sadece benimkiler üzerinde nazikçe geziniyordu ancak heyecanlandığını hızlı nefes alış verişlerinden anlayabiliyordum. Ona direnecek gücüm kalmamıştı. Elimdeki su dolu bardak ve ilaçlar birer birer taş zemini boyladı. Sonra da boş avuçlarım onun kaslı bedenini kavradı. Vücudumu ona doğru yaslamaya başladım ve kollarımla güçlü gövdesine sarıldım. Jason inleyerek kalçalarını bana daha çok bastırdı. Bir inilti duydum ve onun benden geldiğini anlayınca tuhaf hissettim. Bir erkeğin yakınlığına bu kadar ihtiyaç duyduğumu bilmek beni kötü etkilemişti. Saç diplerimi parmaklarınla sıkarak başımı biraz daha eğdi ve öpücüğünü derinleştirdi. Tanrım, tadı tıpkı cennet gibiydi. Dolgun dudaklarının arasına hapsolmuştum sanki. Sakalları ağzımın kenarlarını, çenemi çiziyordu. Önce üst dudağımı aldı ağzına sonra da diğerini emip çekiştirdi. Dili benimkine değdiğinde bir an aklımı yitireceğimi sandım. Kanımın sıcak bir lav gibi damarlarımda dolaşıyordu. Aynı ateş bacaklarımın arasına doğru hızla ilerlemeye başlamıştı. Böylesine çılgınca bir arzu daha önce hiç yaşamamıştım. Şehvet, kanımı kaynatan bir kazan gibiydi. Saatlerdir ısıtmaya çalıştığım bedenim, Jason'ın dilinin ağzımın içinde dolanmasıyla asla soğuyamayacak kızgın demirlere dönüşmüştü sanki. Bacaklarımın arasında hissettiğim sertlik başımı döndürüyordu. Elini omurgam boyunca gezdirerek hırkamın altından kalçalarıma doğru indirdiğinde beni tezgâha yasladığını fark ettim ve buna engel olmak için harekete geçmek istedim. Ancak lanet öpücüğü adeta beni uyuşturmuş gibiydi. Tek bir kasımı bile yerinden oynatamıyordum. Pijamalarımın üstünden beni avuçlarken, dudaklarından zorlukla kendimi kurtarıp geriye çekildim. Şu anda kilometrelerce koşmuş bir atlet gibi nefes nefeseydim. Aynı şekilde Jason'ın da geniş göğsü ağır hareketlerle inip kalkıyor, nefesi tenimi okşuyordu. Yüzüne bakmak için kafamı kaldırdığımda, gözleri ay ışığıyla parlayan iki derin kuyu gibi bakıyordu. İçleri şehvet ve arzuyla yanıyordu. "Bu... Bu da neydi?”  Saçmaladığımı biliyordum ancak şu an düzgün düşünemeyecek kadar sersemlemiş haldeydim. Başparmağını öptüğü yerlerde gezdirdikten sonra yanağımı okşayarak gülümsedi. O an, dünyada onun kadar güzel gülebilen bir adam daha olmadığına yemin edebilirdim. "Bence muhteşemdi." diye fısıldadığında bacaklarımı birbirine sıkıca bastırdım ve kahrolası çamaşırımın ıslandığını fark ettim. Sanırım vücudum da aynı fikirdeydi. "Ayrıca bu öpücük senin de benimle aynı şeyleri hissettiğin anlamına geliyor Lucy. "dedi. Ona karşı hislerimi bu kadar açıkça belli ettiğim için kendime kızmıştım. Daha on dakika öncesine kadar onunla aramda hiç bir şey olamayacağını iddia ederken, şimdi onunla yeniden öpüşmek için yanıp tutuşuyordum. Kendimi kimseye açmadığım kadar çok açmıştım ve bu kendimi çırılçıplakmışım gibi hissettirdi. "Gitmelisin." dedim nefes nefese. Yüzünün asıldığını görünce, "Lütfen." diye ekledim. İsteğim karşısında şaşıran Jason, önce kaşlarını çattı ancak sonra yüzü hemen yumuşadı ve eski halini aldı. "Pekâlâ. Şimdilik gidiyorum, ama en kısa zamanda senden haber bekliyor olacağım. Beni muhakkak ara." Dudaklarıma habersiz bir veda öpücüğü daha kondurduktan sonra hızla benden uzaklaştı ve hâlâ açık duran kapıdan çıkıp gitti. Ancak ayak sesleri kesildikten sonra gözlerimi yeniden açabilmiştim. Destek almak için kalçamı tezgâha yaslamak zorunda kaldım. Öpücükleri yüzünden esmen dizlerim titriyordu. Kollarımı kendime doladığımda yeniden üşüdüğümü fark ettim. Gideli bir dakika bile olmadığı halde Jason'ı ve onun muhteşem sıcaklığını düşündüğüm için tam bir aptal olmalıydım. Kahretsin. Parmaklarım istemeden dudaklarıma gitti. Dilimi alt dudağımda gezdirdiğimde tadını hâlâ alabiliyordum. Çok... lezzetliydi. Öpüşmenin hiç bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim ve Jason haklıydı. Ona karşı asla boş değildim. Tirsha'nın uzaktan gelen iniltilerini duyunca, onu banyoda unuttuğumu fark ettim. Yeni ilaçlar ve bir bardak dolusu suyu kaptığım gibi banyoya koştum. Bu öpücüğün üzerine sarhoş biriyle uğraşmak hiç hoşuma gitmiyordu ama yapacak bir şey yoktu. Sabaha kadar doğru düzgün uyuyamamıştım. Sürekli olarak Jason'ı ve beni öptüğünde bana ne hissettirdikleri hakkında düşünüp durmuştum. Tüm bedenim titremiş ve tatlı bir haz her yerime yayılmıştı. O an, vücuduma neden söz geçiremediğimi hiç bilmiyordum. Ondan gerçekten hoşlanıyor muydum? Yoksa sadece ihtiras mıydı? Belki de yalnızca bedensel bir çekimdi bu. Ve geçiciydi. Trisha pek çok erkekten bir anda hoşlanıp, yattığının ertesi günü nefret edebiliyordu. Belki, bu da onun gibi bir şeydi. Kafam çok karışıktı. Öte yandan kendimi sebepsizce mutlu hissediyordum. Jason beni ara demişti. Ama bunu nasıl yapacağımı söylememişti. Kaşlarımı çatarak kafamı çevirdim ve başucumdaki komodinden cep telefonumu aldım. Saat öğleni geçiyordu. Sabaha karşı uyuduğumu hesaplarsak bu normaldi tabi. Onu aramam için telefonuma kendi numarasını kaydetmiş olabilir miydi? Neden olmasın. Bunu yapması için eline harika bir fırsat geçmişti. Rehberimi tararken J harfinde onun ismini görünce gülümsedim. Akıllı adamdı ve hiç bir fırsatı kaçırmıyordu doğrusu. Bu hoşuma gitmişti. O anda telefonuma bir mesaj gelince şaşırdım ve hemen açtım. Jason İşimi şansa bırakmak istemedim. Bu akşam yedide seni almaya geleceğim. İstersen önce yemek yeriz. Benim ağzımda silmek istemediğim bir tat var olsa da, seninle yemek fikri hoşuma gidiyor ;) Diğer odadan Trisha'nın sızlanmalarını ve küfürlerini duyunca gözlerimi devirdikten sonra mesajına hızla cevap yazdım. Sana EVET dediğimi hatırlamıyorum. Hâlâ düşünüyorum. Trisha mutfakta bir şeyleri devirirken çıkan sesleri aldırış etmeden yatağımda uyuşuk uyuşuk kıvranmaya devam ettim. Yorganı bacaklarımın arasına alıp yan döndüğüm anda yeni bir mesaj geldi. Jason Ah evet kabul ettin. Dudaklarınla imzaladığın sessiz bir anlaşmaydı unuttun mu? Öpüşmemizden bahsetmesi yeniden yanaklarımın ısınmasına sebep olmuştu. Telefon ekranına bakıp aptalca sırıtıyordum ama ben de tüm gece yaptığım gibi yine o anı düşünüyordum. Usta ve becerikli dudakları vardı bu da benden çok daha fazla deneyimli olduğunu gösteriyordu. Israrcı olmayı seviyorsun değil mi? Kabul. Ama yemek için yer seçimi bana ait ve hesabı da ben ödüyorum. İtiraz edersen anlaşma iptal. Gülümseyerek bana yazacağı mesajı bekledim. Neyse ki çok beklemem gerekmemişti. Jason Sen de inatçı ve zor olmayı seviyorsun demek? Bir kadında en çok hoşuma giden iki özellik. Akşamı iple çekiyorum ;) Kendi kendime önce ben ne halt ettim dedim, sonra da düşünmekten vazgeçtim. Artık akıntıya karşı kürek çekmekten yorulmuştum. Jason ile neler olacağını yaşamadan bilemezdim. Bu yüzden kendime ve ona bir şans vermeye karar verdim. Kararlılıkla yorganı üstümden fırlatarak banyoya koştum. Sabah rutinlerimi tekrarlarken, Trisha mutfakta bir şeyler yapıyordu. Döndüğümde onu beceriksizce kahvaltı hazırlamaya uğraşırken buldum. İki kişilik. Ona bakmadan yanından geçip kahve makinesine yöneldim. Sıcak kahve de hazırdı. Vay canına. Trisha bu sabah kendini aşmıştı. Ben kahvemi alıp oturma odasına geçerken Trisha sessizce beni izliyordu. Kanepeme kurulup televizyonu açtım. "Kahvaltı etmeyecek misin?" Gözümü televizyondan ayırmadan, "Hayır." dedim düz bir sesle. "Kahve yeterli." Ne izleyeceğimi düşünmeden kanalları gezinmeye devam ettim. Şu an tek istediğim Trisha'nın o ukala ve her şeye sokmaya bayıldığı estetik burnunun biraz sürtülmesiydi. Gürültüyle elindeki çatalı tabağına bıraktıktan sonra yerinden kalkıp yanıma geldi. Karşımdaki koltuğa çökercesine oturup ne izlediğime baktı. Ekranda bir yemek programının tekrarı vardı. Trisha'nın yüzüne bakmıyordum ancak, suratının ne hâlde olduğunu tahmin edebiliyordum. Şu an bombok görünüyor olmalıydı. Dün gece soğuk duştan sonra midesinde ne var ne yoksa boşaltmıştı ve ağrı kesicilere rağmen, beyni kafatasından fırlayacakmış gibi ağrıyordur muhtemelen. "Lucy, konuşmamız gerek?" "Seni dinliyorum." dedim kayıtsızca ve kumandadan televizyonun sesini biraz daha açtım. Trisha pes bir nefes verdi ve konuşmaya başladı. Sesi tıpkı zımparalanmış gibiydi. "Çok özür dilerim Lucy. Ben kaltağın tekiyim. Gerçek bir budalayım. Dün akşam, Jason'ın bana anlattığın o adam olduğunu anladığımda sana bir şeyleri kanıtlamak istedim. Onunla o kadar... yakın görünüyordunuz ve sen ona hissettiğin çekimi öylesine inkâr ediyordun ki, aptal ve sarhoş beynim o an ne düşündü bilmiyorum ama belki onu kıskanırsan gerçek hislerine engel olmaktan vazgeçersin diye düşündüm. Jason dans teklifimi kabul ettiğinde ona da biraz sinir oldum. Hatta kafasını patlatmak istedim. Yemin ederim. Seni kıskanacağını umarak Curtis'den seni dansa kaldırmasını istedim. Ama hiç biri olmadı. Ne sen, ne de o aşağılık herif birbirinize bakmıyordunuz bile. İlk defa yanıldığımı düşünerek kendimi kötü hissettim. “Oysa ben aranızda bir şeyler değişir sanmıştım. Bana anlattıklarında senden hoşlandığına dair işaretler o kadar açıktı ki." nefes almadan konuştuğu için soluk soluğa kalmıştı. Dönüp ona baktığımda göz pınarları akıtamadığı gözyaşlarıyla parlıyordu. “Demek ki işaretleri yanlış yorumlamışsın.” dedikten sonra kahvemden bir yudum aldım. "Ben kötü bir arkadaş değilim Lucy. Lütfen bana arkanı dönme. Senden başka kimsem yok biliyorsun. Yaptığım tüm çılgın şeylere rağmen bana sahip çıkan sadece sensin. Benim kader arkadaşımsın." Sesi sonlara doğru zayıf çıkmıştı. Tuhaf bir biçimde öfkeli olmadığımı fark ettim. İçimden onun için üzülmekten başka bir şey gelmiyordu ne yazık ki. Ona gerçekten kızamıyordum. Bazen insanları olduğu gibi kabul etmek gerekirdi. Ve dış kabuğunun şekline aldırmadan içini görmeniz önemliydi. Trisha dışardan nasıl bir kız olarak görünürse görünsün, özünde iyi biri olduğunu ve beni sevdiğini biliyordum. "Annem ve kız kardeşim bu halimi görseydi eminim benden nefret ederlerdi." "Lütfen Trish, yine başlama.” Trisha'nın boğazı tıkanmıştı. Bunu yapmasını istemiyordum. Benim için güzel olan bir sabahta en son istediğim şey, Trisha'nın geçmişi hatırlayıp ağlamasıydı. "Onlar seninle gurur duyardı." dedim. Trisha zorlama bir şekilde omuzları sarsılarak güldü. “Benim yüzümde canından olan kız kardeşim ve annem mi? Kızının bir sürtüğe dönüştüğünü öğrenseydi sence benimle gurur mu duyardı?” "Bunu daha kaç defa sana anlatmam gerekiyor. Onların ölümleri senin suçun değildi Trisha." Şu an ne söylemem gerektiğini gerçekten bilemiyordum. Ne zaman bu konu açılsa baş etmekte zorlanıyordum. Kumandayı kenara bırakıp öne doğru eğildim. "Geçmişte olanlar hiç birimizin suçu değildi. Kendini bununla kahrederek hayatına devam edemezsin." Trisha burnunu çekmeye başladığında ağladığını fark ettim. Şu an elleriyle kapattığı için yüzünü göremiyordum. Uzanıp ellerini tutup yüzünden çektim. "Hey, bana bak!" Trisha yüzüme bakmakta zorlanıyordu. Onu tanımasam utandığını düşünürdüm. "Trisha?" Trisha yüzünü kaldırdı ve kan çanağına dönmüş gözleriyle bana baktı. "Bu bir kazaydı. Sadece lanet olası bir kaza. Kardeşinin ve annenin ölümünden sen suçlu değilsin. Hiç kimse suçlu değil." "O doğum gününe gitmesi gereken kişi bendim. Ben huysuzluk ettiğim için annem kardeşimle birlikte gitmek zorunda kaldı. Eğer baş belası bir çocuk olmasaydım, annem ve kız kardeşim bugün hayatta olur veya belki de onların yerine ölen ben olurdum. Onlar yaşamalıydı Lu, anlıyor musun? Yaşamalıydı." Sarsılarak hıçkırıklarına teslim olduğunda ona sarıldım ve karışmış saçlarını yavaş yavaş okşamaya başladım. İçimde ona karşı en ufak bir nefret yoktu. Aslında düşünecek olursam, yaptığı aptalca plan tıkır tıkır işliyordu. Ben Jason'ı kıskanmıştım. Tüm huysuzluğum bu yüzdendi. Bunu kabul etmek zor olsa da gerçek buydu. Ve sanırım o da beni kıskanmıştı. Bunu belli ettiğini bilmek garip bir şekilde hoşuma gitmişti doğrusu. Dolayısıyla Trisha'nın üzerine daha fazla gitmek haksızlık olurdu. "Şşşş. Kendini üzmeyi bırak artık." diyerek ağlamaya devam eden arkadaşımı teselli etmeye çalıştım. "Daha küçücük bir çocuktun." dedim ve acı geçmişim gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp gitmeye devam ederken gözlerimi kapatıp tüm kötü hayaletleri def etmek istercesine kirpiklerimi sıktım. "Hepimiz çocuktuk. Masum, zararsız bir çocuk."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD