1.Bölüm

4963 Words
2024 yılının, mayıs ayının sıcak bir pazar gününe uyandım. Takvim, ayın 12.gününü gösteriyordu. Günlerimi, daha da kötüsü hayatımı kontrol edemiyordum. Hayatın gerçekleri ile başaramadığım hayaller arasında sıkışmış kalmıştım. Annemin 2017 yılında vefat etmesiyle, Bursa'da amcalarla beraber yaşamaya başlamıştım. Babam MİT'te görevli olduğu için, benimle ilgilenecek pek vakti yoktu. Ben 21 yaşındaydım, geçen sene 2 yıllık aşçılık bölümünden mezun olmuştum. Yaklaşık bir senedir de çeşitli yerlerde garsonluk, komilik veya aşçı yardımcılığı yapmıştım. Fiyatta veya çalışma saatlerinde anlaşamadığım için, işten ayrılmıştım. Şuan da boştaydım. Yataktan kalkıp mutfağa ilerledim. Pazar kahvaltısı yapacak bir çekirdek ailem kalmasa da, ben hazırlamaya başladım. Yumurtaları yapıp çayı koyduktan sonra, yengemin çığlığı ile mutfaktan fırlayıp hızlıca salona gittim. Amcam yerde baygın bir şekilde yatıyordu. Kendisiyle beraber, telefonu da yerdeydi. Kuzenim çağla ve yengemin ağlayışları arasında ambulansı arayıp adresi verdim. Ambulans görevlileri, amcamın kalp krizi geçirdiğini söylemesiyle hepimiz çok üzüldük. Amcam, bana elinden geldiği kadar babalık yapmıştı. Babamı 3 aydır hiç görmemiştim. Bildiğim başka akrabam yoktu. Sürekli görebildiğim tek kan bağımdı. Ağlamamak için kendimi kasıyordum. Güçlü durmam gerekiyordu, çünkü yengem ve Çağla fazlaca ağlıyordu. Bir yandan da, neden kalp krizi geçirdiğini soruyorlardı. Hiçbirimiz nedenini anlayamamıştık. Amcamın ambulansa bindirilmesiyle, yengem ve Çağla da taksiyle peşinden hastaneye gitmişti. Giderken yanlarına bir şey almamışlardı. Ben de ihtiyaç olabilecek şeyleri alıp ve yanan ocağı söndürüp evden çıkacakken kapı çaldı. Kargo gelmişti, benim adımaydı. Paketi teslim alıp, salona yöneldim. Normalde, böyle bir durumda kargoyu kenara fırlatırdım ama benim söylediğim bir kargo yoktu. Bu durum tuhafıma gittiği için, paketi açmaya başladım. İçinde bir kağıt olduğunu gördüm. İkiye katlanmış kağıdı açıp içini okumaya başladığımda şok oldum. EVLİLİK SÖZLEŞMESİ 05.05.2024 1) Bu evlilik sözleşmesi, sadece bahsi geçen 2 şahıs tarafından bilinecektir ve kurallardan birinin bozulması dahilinde uygulanacak tüm yaptırımlar taraflarca kabul edilmiş sayılacaktır. 2)İlk ve tek nüshası olup, herhangi bir kaynakla kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Belge, 3. şahısların bilgisine açık değildir. 3)Taylan Şahin'in T.C. vatandaşlığından reddi davası düştükten 3 yıl sonra taraflar istek dahilinde boşanabilir. Bu süreç boyunca hiçbir tarafın boşanma kararı söz konusu olmayacaktır. 4) Taylan Şahin, Balamir Holding'de %15 hisse sahibi olacaktır. 5)Gamze Balamir, ihtiyaç dahilinde tüm mal varlığını ve Balamir Holding'de ortak yönetim hakkını Taylan Şahin'e devredecektir. 6)Evlilik dahilinde, 2 tarafta Taylan Şahin' e ait İstanbul ili, Sarıyer ilçesi, Zekeriyaköy mahallesindeki müstakil evde oturacaktır. 7)Taraflar, evlilik dahilinde 3. şahıslarla basında yer alamaz. Gizlilik esas alınarak, 2 tarafta başka kişilerle ilişki de bulunabilir. Gamze Balamir Taylan Şahin Sözleşmenin sonundaki isimlerin altında imzalarda vardı. Ben ne olduğunu anlayamadan telefon çaldı. ''Alo?'' diyerek telefonu açtım. ''Kargonu açtın mı Ahsen?'' dedi bir erkek sesi. Adımı nerden biliyordu? Kargo geldiğini nerden biliyordu? ''Evet.'' diyebildim sadece, ''Evlilik sözleşmesini okudun mu?'' ''Evette siz kim-'' lafımı kesmişti. ''Güzel. Şimdi o kağıdı koz olarak kullanacağın güne kadar iyi sakla. Çünkü babanı kurtarmak için tek şansın o." "Ne ? Ne kozu? Ne babamı?", neler döndüğünü anlamamıştım. "Babanı 3 aydır göremedin çünkü tehlikeli bir örgütün elinde. Örgüt, şu an senin elinde olan evlilik sözleşmesinin başrolü Taylan Şahin'deki bi bilgiyi arıyor. Taylan o bilgiyi, kendisi özel tasarladığı bir flaş belleğin içinde tutuyor,üzeri motifli bir flaş bellek. Örgütün istediği bilgileri onlara ulaştırmalısın ki çok sevgili babacığın ölmesin.'' ''Ne? Ne örgütü? Ne bilgisi? '' , afallamıştım. Beynim bu kadar şeyi kaldırmıyordu. ''Pis işler Ahsen, sen anlamazsın. Ama anlayacaksın. Babanı kurtarmak için Taylan Şahin'den flaş belleğini alacaksın.'' dedi erkek sesi tekrar. Sessizliğimi korumakta zorlansam da başardım. Beynimi toparlamak için 5 bilemedin 6 saniye susmaya devam ettim. ''Ben neden kurtarıyorum. Madem babamı bu kadar kurtarmak istiyorsun, yetkililere haber ver. Yok mu bu ülkenin polisi, askeri?'', benimle dalga geçiyordu ben de onunla dalga geçerdim. Babam zaten Milli İstihbarat Teşkilatında çalışıyordu. Başına kötü bir şey gelmezdi. ''Polis ve askerin müdahale edebileceği bir durum değil. Baban MİT'te çalışıyor ama onlar baban kaçırılmamış gibi davranıyor ve olayın üstünü kapatmaya çalışıyor. Onu artık umursadıklarını sanmıyorum. İstihbarat servisleri böyledir. Seni sömürebildiği kadar sömürür ve işi bitince bi çöp gibi seni kenara atar. Ve yakınlarına da senin bi kahraman olduğunu söyler.'' Babamın MİT'te çalıştığını nerden biliyordu? Bu kadarı da fazlaydı. ''Sana inanmıyorum.'' deyip telefonu kapattım. Kendini zeki zannediyordu ama beni kandıramazdı. Her nerden bulduysa beni bulmuştu. Belki de babam haklıydı. Düşündüğümüzden daha fazla düşmanı vardı. Telefonum tekrar çaldı, aynı numara arıyordu. Meşgule atıp engelledim. Bence biri bana şaka yapıyordu. Ama şaka için uygun zaman değildi, çünkü amcam kalp krizi geçirmişti. Bana böyle bir pisliği yapabilecek tek kişi Zeze yani Zeynepti. Bursa'ya ilk geldiğimde, lisede tanışmıştık. Üniversiteye de Bursa'da beraber gitmiştik. Tabi o benden zeki olduğu için, 4 yıllık makine mühendisliği kazanmıştı ve daha mezun olmadı. Liseden beri en yakın arkadaşım, kardeşim gibiydi. Ben de Zeze'yi aradım. 3 bilemedin 4. çalışta telefonu açtı. ''Müthiş güzel, aşkım,ruhum, bitanecik Ahsenimin sohbetine başlıyoruz inşallah'' ''Zeze!! Adnan Oktar mısın sen?'', göz devirdim. Telefonun ucundan Zeze'nin kıkırdamasını duyuyordum ama ben, onun bana yaptığı şakaya gülmemiştim. Aksine korkmuştum. ''Zeynep gülme, ayrıca bana yaptığın şaka hiç hoş değildi.'' ''Ne şakası, Ahsen?'' ''Kargo gönderip birini ayarlamışsın ya. Bellekmiş , sahte evlilikmiş. Baya kafa yormuşsun, bravo Zeze!'' ''Ne diyosun, Ahsen? Anlamıyorum, gerçekten.'' sesi ciddileşmeye başlamıştı, gülmüyordu. ''Bak Zeynep, doğruyu söyle. Sen bana şaka yapmadın mı?'' , korkmaya başlamıştım. Eğer bunu Zeynep yapmamışsa; çok büyük bir sorunumuz var, demekti. ''Gerçekten ben yapmadım.'', sesi daha da ciddi geliyordu. Ben sessizleşirken Zeynep sorularını sıralıyordu. ''Neyden bahsediyorsun sen?'' ''Ne kargosu?'' ''Ne belleği?'' ''Ne evliliği? Ya neler oluyor Ahsen!?'' ''Bilmiyorum.'', dedim sessizce, bir yandan aklım amcamdaydı. Bir yandan da babam için endişelenmeye başlamıştım. Çünkü telefondaki adamın, babam hakkında söylediği her şey doğruydu. ''Ahsen evindesin di mi?'' ''Hı hı.'' diyebildim. ''Ayrılma evden, geliyorum yanına.'', telefonu kapattı. Zeynep'in gelmesini beklerken, telefondaki adamın babam hakkında söylediklerinin doğru olmamasını diledim. Aradan çok geçmeden kapı çaldı, gelen kişi Zeynep'ti. Onu salona götürüp, bugün olan her şeyi baştan anlattım. Amcam için üzüldü ve evlilik anlaşmasının, bir çeşit dolandırıcılık olduğunu söyledi. Beni arayan numarayı da ,polise şikayet etmemiz gerektiğini söylerken Zeynep'in telefonuna mesaj geldi. +90 53**: ''Polise gitmenizi önermem. Sizi başlarından savarlar. Denemesi bedava.'' +90 53**: ''Ayrıca, söyle Ahsen'e engelimi kaldırsın.'' Zeynep ile şaşkınlıkla birbirimize bakıp, bu kim? diye sorarken, bikaç mesaj daha geldi. +90 53**: ''Bütün cihazlarınızın görüntü ve sesine erişimim var.'' +90 53**: ''Kim olabilirim ayrıca? Kaç kişi kargo gönderdi sana Ahsen?'' +90 53**: ''Sana bi şans vermeye çalışıyorum. Belki bu sefer baban seni sever.'' O kimdi de böyle konuşabiliyordu? Beni sinirlendirmek gibi bir hata yapmıştı. Elime Zeze'nin telefonu alıp bu numarayı aradım. Saniyeler içinde açtı. ''Bana bak, seni çok fena yaparım! Mahkemelerde süründürürüm. Dolandırıcı seni!'' diye çıkıştım. ''Seni dolandırmıyorum. Babanın daha fazla işkenceye dayanabileceğini sanmıyorum. Elinde şantaj malzemen de var. Git ve Taylan Şahinden o belleği al. Örgüt 'ün göz bebeği yani o bellek, babanı kurtarmak için tek şansın.'' ''Sen hâlâ ne diyosun?'' dedim, bana anlattığı hikayeden çok sıkılmıştım. ''Sana yardım etmeye çalışıyorum.'' dedi erkek sesi. ''Neden be... Neden? Ayrıca, hayal dünyan baya genişmiş. Taylan Şahin'miş. Yok bellekmiş-'', lafımı yarıda kesen benim telefonumun çalması oldu. Arayan yengemdi. Yabancı adamla görüşmeyi sonlandırdım ve Zeze'ye telefonunu verdim. Yengemle konuşmak için diğer odaya gidip, telefonumu açtım. "Kızım nerde kaldın? Cüzdanımı unutmuşum, taksi bekliyor." dedi, sesi telaşlıydı. "Yenge, geliyorum. Özür dilerim, geciktim." Şeklinde açıklama yaptım. Haklıydı kadıncağız, amcam kalp krizi geçirmişti, biz nelerle uğraşıyorduk. Telefonu kapadıktan sonra salona gittim. ''Hastaneye gitmem lazım Zeze.'' dedim. ''Tamam gidelim.'' ''Sen de mi geleceksin?'' dedim, kız bugün yeterince benim problemlerimle boğuşmuştu. ''Evet. Seni böyle bir durumda yalnız bırakamam, Ahsen.'', sesinde şefkat vardı. Zeynep ile evden çıkıp durağa yürürken kafamda sorular dolaşıyordu. Bu neydi şimdi? Kim bizimle uğraşıyordu? Babamın bilmesi gerektiğini düşündüğüm için babamı aradım ama ulaşılamıyordu, her zamanki gibi. Birkaç kere daha aramama rağmen sonuç farklı değildi. Ben de mesaj atmaya karar verdim. ''Baba acil bir durum var. Beni araman lazım.'' MİT de babamın müdürü Burhan Bey'i aradım. Telefonu asistanı açtı. Babamın özel bir görevde olduğunu ve güvenlik açısından daha fazla bilgi veremeyeceğini söyleyip telefonu kapattı. Sanırım biri bana kötü bir şaka yapmıştı. Babam görevdeydi, kaçırılmamıştı. Her zamanki gibi görevdeydi. Beynimde tekrarlayan sözler canımın yanmasına sebebiyet veriyordu. "Babanın daha fazla işkenceye dayanabileceğini sanmıyorum." Otobüs hastane durağına yaklaştığı sırada, Zeynep'in telefonuna gelen bildirim seslerini duyduk. +90 5**: ''Bir sonraki arayışında babana ulaşmak istiyorsan veya acil mesajlarına cevap almak istiyorsan birazdan söyleyeceklerimi yapsanız iyi olur. Burhan beyi veya diğer MİT birimlerini aramak size bir şey kazandırmaz.'' +90 5**: ''Siz diyorum çünkü, babanı Zeynep'in yardımı ile kurtacakmışsın gibime geliyor.'' +90 5**: ''Bana hâlâ tam olarak güvenmediğinizi biliyorum. Ben babanın eski bir arkadaşıyım, bu sebeple size yardım ediyorum. Bana inanmıyorsanız, kendi gözlerinizle görebilirsiniz. 15 Mayıs 21.00 PARADISE LUXURY HOTEL 'de bir görüşme gerçekleşecek. Otelin barında, yakasında yılan rozetli olan adamları takip edin. Doğruyu söylediğimi göreceksiniz.'' +90 5**: ''Daha sonrasında Taylan Şahin'den flaş belleği almanız gerekiyor. Evlilik anlaşması onun tek zayıflığı. Anlaşmayı basına yaymakla tehdit edin. Ama bu tehdidi karşısına geçip değil ,MİT'in güvenli evlerinden birinde kalırken yapın. Normalde MİT onu durdurmasa da şu an müşkül durumda. Aynı anda herkesle savaşamaz.'' +90 5**: ''Şahin'den belleği almak için kısıtlı vaktiniz var. 21 Haziran'da yine aynı saatte ve otelde, örgüt üyeleri orada olacak. Yakalarında yıldız rozetleri olacak. Belleği ver, babanı al.'' +90 5** :''Benden duyman gereken bir şey daha var. Amcanın kalp krizi geçirmesinin sebebi, MİT'ten arayıp babanın vefat ettiğini söylediler. Sana daha sonra haber vereceklerdir. Onlara sakın inanma. Baban ölmedi, Ahsen.'' +90 5**: ''Fazla vaktim kalmadı. Babanın da kaldığını zannetmiyorum. Yapman gereken her şeyi söyledim. Dediklerimi harfiyen yap. Seninle bir daha iletişime geçmem mümkün olmayacak. Artık bu işte tek başınasın, Ahsen.'' Kafamı karıştıran mesajları okumayı bitirdiğimde, hastanenin bahçesine girmiştik. Bu mesajları atan adama inanmıyordum. Söyledikleri deli saçmasıydı. Zeynep ile hastanenin acil kısmına gidip sekretere, ''Cemal Akay'ın yakınıyım.'' dedim. ''Üst katta koridorun sonunda sağdan 2. odada." cevabını aldığımızda merdivenlere yöneldik. Koridorun sonundaki odaya doğru ilerlerken yengemin sesini işittim. "Ahsen'le ondan sonra hiç konuşmadım." Neyden bahsediyordu yengem? Odaya adım atacakken 2 tane siyah giyimli adam ile karşılaştım. Kapıda, önümde dikilmiş duruyorlardı. Biri genç, diğeri büyük gözüküyordu. Genç olanın gözünde , sebebini çözemediğim, bir şaşkınlık vardı. Onların arasından geçerken büyük olan benle ısrarcı bir göz teması kurup "Ahsen Akay, bir dakikanızı alabilir miyim?" dedi, MİT' e mensup olduğunu gösteren kartı bana gösterirken. Yatakta uyuyan amcama ve onun başında dikilen yengeme, odanın kapısından ufak bir bakış atıp ''Tabi.'' dedim ve adamın eliyle işaret etmesiyle koridora doğru ilerledim. MİT'in benle ne işi olurdu ki? Tahminimce babam için gelmiştiler. Merdivenin başında durup konuşmasını bekledim ama adamlar durmayıp ilerledi ve yaşça büyük olan durup konuştu :''Araçta konuşalım dilerseniz.''. Belki de babam araçtaydı, onu görebilecektim ve sabahtan beri yaşadığım bu saçma şey son bulacaktı. İçimi bir coşku kaplamıştı. ''Sadece sizinle Ahsen Hanım.'', Zeynep'i istemediklerini belli etmişlerdi. Ben Zeynep'e bakarken, o ;''Ben Cemal amcaya bakayım.'' deyip, gitmişti. Kafamı sallamakla yetindim. Adamlar önümde yürürken onları takip ettim ve bahçeden dışarı çıktık. Hastaneden içeri girerken görmediğim veyahut otoparkta olmayan siyah vito hastane giriş kapısının önünde bizi bekliyordu. Adamlar arabanın açık kapısının önünde beklediler ve ben bindikten sonra bindiler. Aracın içinde karşılıklı oturduktan sonra büyük olan adam konuşmaya başladı. ''Bak Ahsen kızım, öncelikle sakin kalmanı istiyorum. Hepimiz istihbarata girerken sevdiklerimizi arkada bırakmayı göze alarak bu işe başlıyoruz. Vatan uğruna yaşayıp, vatan uğruna ölüyoruz. Senin baban bi kahramandı. Kahraman olarak yaşadı-" duraksadı. Gözlerimin içine acıyarak baktı ve devam etti. "Ve kahraman olarak şehit oldu. Başımız sağ olsun.'' ''Sus'' diyebilmiştim sadece, boğazım düğümlenmişti. Gözümden bir damla yaş akmıştı. Ölmüş olamazdı. Ölmedi benim babam. Bir çırpıda söylediği şeyler benim kalbimi yerinden sökmeye yeterdi. ''Biliyorum, kabullenmesi çok zor. Ama senin baban bi kahraman bunu sakın unutma.'' Adamın söylediği cümleler beynimde yankı yapmaya başladı. Sabah telefondaki kişinin cümleleri aklıma düştü. '' Ve yakınlarına da senin bi kahraman olduğunu söyler.'' Oturduğum yerde gözyaşlarım akarken ani bir hareketle kapıdan dışarı çıkmak için hamle yaptığım sırada bir çift el bileklerimden tuttu. ''Bırak!'' diye acıyla feryat etmemle bileklerim serbest kaldı. Kendimi dışarı attığımda, ellerimle gözyaşlarımı silmeye ve nefes almaya çalışıyordum. Gerçek değildi, Çetin Akay bu kadar kolay silinmezdi. Silinmemeliydi. Ben babam tarafından sevilmeye doyamamıştım daha. Mesela babamla hiç dertleşmedim. Ona hüznümü, kederimi, sevincimi, coşkumu anlatmadım hiç. Hep kendi içimde yaşadım, kendi kendime iyileştim. Ya da iyileştiğimi sandım. Çünkü, baba tarafından sevilmeye muhtaç kişinin yarası asla iyileşmez. Hastaneye girmeden önce, atılan mesajlardan birini hatırladım. '' Amcanın kalp krizi geçirmesinin sebebi, MİT'ten arayıp babanın vefat ettiğini söylediler. Sana daha sonra haber vereceklerdir. Onlara sakın inanma. Baban ölmedi, Ahsen.'' Babam ölmedi. Ölmedi. Ölmedi. Nefes al Ahsen. Hızlıca telefonumu çıkartıp yabancı adamın engelini kaldırdım ve onu aradım. Telesekreterin ''Aradığınız numara kullanılmamaktadır.'' demesiyle afalladım. Doğruyu söylüyordu. Ama nerden biliyordu? Ona sormam gereken bir sürü soru vardı ama o yoktu. Şu an tek bir seçeneğim vardı: mesajlardakileri yerine getirmek. Babam için. ***** Pencereden vuran güneş ışığı ile uyandım. Saat 7 idi. Bütün olaylar olalı 3 gün olmuştu. Amcam dün hastaneden taburcu olmuştu. Bugün ise , büyük gündü. Zeynep ile beraber İstanbul'a gidecektik, saat 10 da otobüsümüz vardı. Ailelerimize, birkaç gün orada çalışacağımızı söylemiştik. Bizi orada neyin beklediğini bilmiyorduk ama gitmekten başka çaremizde yoktu. Dört saatlik bir yolculuğun ardından İstanbul'a geldiğimizde, kıyafetlerimizin o otel için uygun olmadığına karar verdik ve Beşiktaş'taki bir butikten elbise aldık. Otele gidip, eşyalarımızı yerleştirdik. 5 yıldızlı, ultra lüks bir otel olduğu için geceliği 42 bin TL idi. Otel sahipleri iyi para kazanıyordu. Zenginler bu kadar parayı ne yapıyordu? Akşam yemeğini yedikten sonra, gece içim hazırlanmaya başladık. Resmen, operasyona gitmeye hazırlanıyor gibiydik. Geçen hafta bana böyle bir şey yapacağımızı söyleseydiniz, yüzünüze sesli bir şekilde gülerdim. Hayat çok garipti ve bir nokta da değişeceği kesindi. Belki tüm bunlarda benim sınavımdı. Banyoya girip aynada kahverengi gözlerime baktım. Gözlerim aynı babamın gözleri gibiydi. Ben Çetin Akay'ın kızıydım. Babamı kurtarabilecek en ufak bir ihtimal olsa bile onu deneyecektim. Saat 21' e doğru gelirken, Zeynep ve ben elbiselerimizi giymiştik ve gece için hazırdık. Otelin barına gidip yerleştik ve yılan rozetli adamları beklemeye başladık. Müzik hızlanmaya başlarken gelen insanlar genelde genç ve rahat giyimlilerdi. Yabancı bana, yakasında yılanlı rozet olan adamlar dediği için kafamda takım elbiseli orta yaşlı insanlar canlanıyordu ki bu gözlemimde haksız sayılmazdım çünkü şu ana kadar bara giren kimsede yılan rozeti yoktu. Biz insanları dikkatli bir şekilde incelerken önümde bir adam durdu. Neden önümüzde durmuştu ki? Acaba yakalanmış mıydık? Ya da tüm bunlar tuzak olup, yabancı bizi gafil mi avlamıştı? Ben iyice korkmaya başlarken adam "Hanımefendiler, ne içmeyi arzu edersiniz?'' diye sordu. Aslında garson olduğu çok belli olduğu ama benim panikten anlayamadığım adam. Hayatımda hiç alkol içmediğim için Zeynep'e baktım. Zeze, o iş bende dercesine göz kırptı. O, benim aksime çok rahattı. Olaylar başladığından beri hiç panik yapmamıştı. Ben ne zaman panik yapsam , beni sakinleştirip çözüm buluyordu. Şuan da olduğu gibi, siyah deri elbisesi ve kırmızı topuklu ayakkabısı ile özgüvenli bir biçimde ; ''2 tane Martini alalım, teşekkürler '', dedi. Garson kafasını sallayıp yanımızdan ayrılırken, diğer insanlara baktım. Herkes alkol içiyordu. İçlerinde sırıtmamak için benimde içmem lazımdı ya da içiyor gibi görünmem lazımdı. Etrafımdaki dans eden tuhaf insanları seyrederken ve yılan rozetleri adamları ararken garson içkileri masaya bırakıp gitti ve adisyon için numaralı bir kart uzattı. Ödemeyi bununla yapıyorduk herhâlde çünkü masadaki numarayla eşleşiyordu. 5 Numara. Zeynep, alkollü içeceğini yudumlarken ben önümdeki alkolle bakışmaya başlamıştım. Tadını merak ediyordum ama içmeye de çekinmiştim. Ben karar vermezken, tuvalete gitmem gerektiğini fark ettim. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi, sonuçta. ''Lavaboya gidip, hemen döneceğim.'' dedim, Zeze'ye bakarak ve lavaboya gittim. İhtiyacımı giderip, lavabodan masaya doğru yürürken arkadan birinin omzuma dokunmasıyla ürktüm. ''Korkma!'' dedi, bu kişi Zeynep'ti ve ekledi : ''Yılan rozetli adamları buldum. Takip et beni.'' Adamlar barda bir kadeh içtikten sonra, kalktılar. 2 kişiydiler. Otelin merdivenlerine yöneldiler ve depoya indiler. Depo da ne işleri vardı? Biz gidersek, başımıza ne gelirdi? ''Gitmeyelim. Tuzak olabilir.'' dedim. ''Saçmalama Ahsen, gerçekleri öğrenmeyi hak ediyorsun.'' ''Korkuyorum.'' ''Ben de korkuyorum Ahsen. Ama şu an sırası değil. Sen kork ve olduğun yerde ağla diye Bursa'dan İstanbul'a gelmedim.'', sert bir şekilde bunları söylemişti ve haklıydı. Zeynep'in konuşmaları beni cesaretlendirirken, otelin girişinden birkaç kişinin daha depoya indiğini gördük. Ve merdivenlere yöneldik. Deponun kapısı açıktı. Ama burası depo gibi değil, konferans salonu gibiydi. Bir ekran vardı. Ve o ekranı izleyen 30-40 kişi. Bu insanlar ne izliyordu böyle? En önde oturan yılan rozetli adam ayağa kalkıp ekranın önünde dikildi ve bozuk Türkçesiyle konuşmaya başladı: ''Gördüğünüz üzere, faaliyetlerimizi durdurmak isteyen her polis, asker veya diğer birimler hezimete uğramıştır. Bunun bir diğer örneği de MİT ajanı Çetin Akay'dır.'' ve ekledi: ''Keyifli seyirler.'' Olayın babamla veya polislerle bağlantısını anlayamazken dev ekranda bir video kaydı oynayamaya başladı. Bir adam vardı; sorgu masasında adı, kime çalıştığı, hangi ülkeden olduğu, görevinin ne olduğu soruluyordu. Adam hiçbir soruya cevap vermeyince ağır bir şekilde darp edilmeye başlandı. Birkaç yumruktan sonrasını izleyememiştim. Çünkü, o adam benim babamdı. Gözümden yaşlar akıyordu. Zeynep'in elini omzumda hissettim. Bastırıyordu. ''Gerçeği öğrenmeye geldik. Ne olur sakin ol.'', fısıldadı. Ben göz yaşlarımı silerken diğer video kaydına geçti, burada ise babama sıcak demirle işkence ediyorlardı. Ben bu videoyu da izleyemezken, salondakiler keyifle gülümsüyordu. Güçlerini farkına varıp, kadehlerindeki alkolü yudumluyorlardı. Zeynep'in ''Gidelim, Ahsen.'' demesiyle, merdivene doğru yöneldim. Bunlar nası insanlardı? Hiç mi kalpleri yoktu? Birinin işkence görmesinden nasıl zevk alıyorlardı? Aslında; salonun içine girmek, herkese bağırıp çağırmak ve bunu durdurmak istiyordum. Fakat, bu sadece video kaydıydı. Şu an bir tepki göstermek, sadece kendi sonumu getirirdi. Odaya çıktığımızda, direkt yatağa girdim. Çünkü, acımı sadece uyumak hafifletirdi. ***** ''Ahsen, uyan hadi artık.'', Zeze'nin sesiyle uyandım. Dünkü gördüğüm görüntülerin hâlâ etkisindeyim. Yataktan çıkmak istemiyordum, kendimi kötü hissediyordum ama kalkmam lazımdı. ''Saat kaç?'' diye sordum. ''11.'' Saat hayli geç olmuştu. Öğlen 2'de odayı boşaltmamız gerekiyordu. O yüzden, hızlıca ne yapacağımıza karar vermemiz lazımdı. Yataktan kalkıp masaya geçtim. Pencereden denizi görebiliyordum. Muhteşem bir manzaraydı. Normalde asla gelmeyeceğim, bir yerdi. Zeze'yi yanıma çağırıp konuşmaya başladım. ''Telefonda mesaj atan doğruyu söylemiş.'' dedim. ''Öyle görünüyor, Ahsen. Şimdi ne yapmayı planlıyorsun?'' diye sordu. Kalkıp çantamı getirdim ve içinden evlilik sözleşmesini çıkardım. ''Geriye tek bir seçenek kalıyor. O belleği alıcam, her ne olursa olsun.'' dedim, en ciddi sesimle. Zeynep buraya kadar benimle gelmişti, sağ olsun ama şu saatten sonra işler ciddileşecekti ve bunun bir parçası olmak zorunda değildi. ''Buraya benle geldiğin için teşekkür ederim. Ama gitmek istersen, anlarım.'' dedim, sesimi incelterek. ''Saçmalama, Ahsen. Seni yarı yolda bırakmam.'' demesiyle, ona sarıldım ve teşekkür ettim. Bir şeyler yedikten sonra, bu otelde bir gece daha kalmaya karar verdik. Çünkü plan ve araştırma yapmak için zamana ihtiyacımız vardı. Mesajda bahsettiği adamı, Taylan Şahin'i, araştırmakla işe başladık. Google da arama butonunda arayıp onun hakkında onca yazı olan siteden birine tıkladım. ''Hakkında: TAŞ Holding yönetim kurulu başkanı olan Taylan Şahin, 5 Mayıs 1995 de dünyaya gelmiştir. Aslen İzmir doğumlu olan iş insanı, İtalya da öğrenimi tamamlamış ve 18 Temmuz 2018 de TAŞ Holding'in resmi açılışını yapmıştır. Kısa sürede büyük başarılar elde eden Şahin, birçok illegal işi yapmakla zan altında bırakılmış ama delil yetersizliğinden davalar düşmüştür. İş hayatıyla sıkça gündeme gelmesinin yanı sıra özel hayatıyla da magazinde yer almıştır. Uzun süredir hayatında olan, sosyetik güzel ve Balamir Holding'in vasisi Gamze Balamir ile hayatlarını birleştirmek üzere ilk adımı atmış ve 5 Mayıs 2023 tarihinde nişanlanmışlardır. Fenomen dergisinin yazısına göre, Taylan Bey'in özellikle bu tarihi seçtiği ve kendisinin boğa burcu olmasından sebep bi hayli romantik olması konuşuluyor. 1.94 boyunda olan Şahin, birçok kitle tarafından 'yerli playboy' ya da 'Akaretler prensi' olarak biliniyor. Gamze Hanım'a sabırlar ve bir ömür boyu mutluluklar diliyoruz.'' Birkaç site daha bulup onları da okudum ama birbirinden çok da farklı değildi. Satırlar bitmişti ve adamı öve öve bitirememişlerdi. Ne Taylan Şahin'miş , arkadaş. Bu yazıları yazması için sayfalata tonla para vermiştir, eminim. Kadın düşkünü, ortam çocuğundan başka bir şey değildi. Kolay bir şekilde ondan flaş belleği alabilirdim. Bir yandan stalk yapıyor, bir yandan konuşuyorduk. Bulduğumuz fotoğraf ve haberleri birbirimize gösteriyorduk. Araştırmalarımıza devam ederken Taş Holding'in aşçı ilanı verdiğini gördüm. İşte o anda, zihnimde bir plan belirdi. Yabancının dediği gibi alenen tehdit edebilirdim ama bu ekstra risk demekti. Buraya işçi olarak girebilirsem, kartlarımı kapalı oynayarak flash belleği alırdım. Kimsenin ruhu duymazdı. Gizli ve derinden. Eğer bu şekilde alamazsam, 2.plan olarak evlilik anlaşması ile tehdit edebilirdim. Plan A: Kendimi fark ettirmeden almak. Plan B , ise zorla almak. Ama ben a planını uygulamak istiyordum. Zeze'nin yanına gidip ona bu fikrimi anlattım. Zeze beni onayladığında, ne kadar tehlikeli olacağının farkında değildim. ''Yakalanırsam, beni hapisten çıkarırsın.'' dedim, gülerek. Zeze' de dediğime güldü. Bir yandan ev araştırması da yapıyorduk. Hayatımızın sonuna kadar otelde kalamazdık, zira paramız yetmezdi. Zeynep bize, Şişli'de eşyalı bir daire bulmuştu. Emlakçı ile görüşme yaparken ben de araştırmalara devam ettim. Bir sürü magazin haberi okumaktan beynim erimek üzereydi. Zeynep, Gamze Balamir hakkında araştırma yaparken, ben de TAŞ Holding'i aradım. ''Merhaba, Taş Holding'den Yusuf ben. Nasıl yardımcı olabilirim?'' ''Merhaba, iş ilanı için aramıştım. İnternette gördüm, aşçı arıyormuşsunuz.'' ''Evet, isim soy isim ve iletişim bilgilerinizi alabilir miyim?'' Kadına bilgilerimi söyledikten sonra, ''Yarın 10.00 görüşme için gelebilirsiniz. Beren Hanım sizinle ilgilenecek.'' Dedi ve iyi günler dileyerek telefonu kapattık. Bu işte tamamdı. Gün sona ermek üzereyken, planımız şu şekildeydi. Yarın, iş görüşmesine gidecektim. İş görüşmesinden sonra, eşyalı evimize gidecektik. Çok çalıştığımız için, Zeynep kendini rahatlatmak adına birkaç kadeh içerken ben ise erkenden uyuyup yarın için hazır olmaya karar verdim. ***** Bugün TAŞ Holding'de iş görüşmesine gidecektim. Flash belleği Taylan Şahin'den gizlice çalabilmem için ona yakın olmam lazımdı. Aşçı ne kadar yakın olabilirse. Gerçi, Holding de olmam büyük avantaj. O yokken odasına girebilirdim. Otelden, şirkete doğru taksiye binip giderken Zeze otelde kalmayı seçmişti, birazcık sarhoş olmuştu. Ama ben gelene kadar, kendini toplayacağını söylemişti. Taksiden inene kadar, içimden kendim hakkında bildiğim şeyleri sıraladım: Adım Ahsen Akay, 21 haziran 2003 doğum tarihim, burcum ikizler, en sevdiğim renk kırmızı, kedileri severim, Bursa'da 2 yıllık aşçılık okudum. Yemek yapmak benim için çocuk oyuncağıdır... Şirkette danışmaya uğradıktan sonra beni mülakat odasına aldılar. Bir kadın bana doğru yaklaştı. ''Merhaba ben İK'dan Beren, bugün görüşmenizi benle yapacaksanız.'' ''Merhaba, Ahsen ben.'' demekle yetindim. ''Hangi pozisyon için başvurmuştunuz?'' ''Aşçı ilanınızı gördüm.'' dedim hevesle. ''CV'niz nerede?'' dedi, elimde görmediği için beni hazırlıksız sanmıştı. ''Şirketinizin mail adresine attım. Kontrol sağlayabilirsiniz.'' dedim. Beren CV'mi incelerken birkaç soru sordu. Çünkü, aşçılığın yanı sıra parasız kaldığım zamanlarda bulaşıkçılık da, garsonluk da yapmıştım. ''CV'niz daha çok kurumsal şirkete uygun görünüyor, Ahsen hanım. Bizim ilanımız, daha çok özel şef bulmak üzerine.'' Bu ne demekti şimdi? ''Nası yani? Burası kurumsal şirket değil mi?'' diye sordum. ''Taş Holding, tabiki de kurumsal bir şirket. Fakat, ilanda Taylan beyi evi için özel şef yazıyordu. Tam incelemediniz, sanırım.'' dedi, kibirle. Ne Taylan Bey'in evi mi? Talih kuşu konmuştu kafama. Ben şirkette olursam odasına girerim diyordum ama şimdi evinde işim çok daha kolay olacaktı. İlanı dikkatle okumamıştım, yoksa daha önce sevinirdim. Bugün gerçekten şanslıydım. Umarım kadın da beni işe alırdı. ''Şimdi şöyleki", diye cümleye başladım. ''Daha önce kurumsal yerlerde çalıştım evet. Ama çoğu butik yerlerdi. Aynı özeni hatta daha fazlasını Taylan Bey'in mutfağında özel şef olarak göstereceğime inanıyorum. Fakültedeyken yaptığım yemeklerin sunumlarını size gösterebilirim, tadı ile alakalı hocalarımın yorumlarını da üniversitenin sayfasında bulabilirsiniz. Ayrıca, oldukça titiz çalışırım.'' dedim, tebessüm ederek. ''Fakat Ahsen Hanım, CV'ye gör-'', kadının lafını kestim çünkü bu, işi kapmam gerekiyordu. ''Hemen karar vermeyin, isterseniz. Beni 15 günlük ücretsiz deneme sürecine alın, memnun kalmazsanız beraber çalışmayız. Memnun kalırsanız, ücreti o zaman konuşuruz. Uygun mudur?'' dedim, iddialı bir şekilde. Kadın derin bir nefes aldı. Suratı çok ciddiydi. Umarım yaptığımı saygısızlık veya hadsizlik olarak algılamazdı. Kadın sessizliğini ve ciddiyetini korurken, ben korkmaya başlamıştım. Lütfen kötü bir şey olmasın. ''Azminizi tebrik ederim. Sizin gibi genç kadınları desteklemek adına, kabul ediyorum. 15 günlük deneme süreciniz yarın başlayacak. Birazdan, Taylan Bey'in asistanı Aslı burada olacak Size yapmanız gerekenleri anlatır. '' demesiyle havalara uçmuştum. ''Teşekkür ederim.'' dedim, sevinçle. ''Hayırlı olsun, şimdiden. Benim bir toplantıya yetişmem gerekiyor. İyi günler.'' deyip odadan çıktı. Başta kadına çok gıcık kapmıştım. Ama aslında çok tatlı birisiymiş. Beni destekledi. Ben beklerken; Aslı geldi ve bana kaçta evde olmam, kaçta çıkmam, neler pişirmem; hangi gıdalara, baharatlara dikkat etmem, gerektiğini anlattı. Taylan Bey'in zerdeçala alerjisi olduğunu söyledi. Bu noktaya özellikle dikkat etmem gerekiyormuş. Bana anlatılanları not aldıktan sonra şirketten çıktım ve otele gittim. Odaya girdiğimde Zeze hâlâ yatıyordu. ''Bil bakalım kim işe alındııııı!'', sevinçle çığlık attım. Zeze de bu duruma çok sevinirken bir yandan toparlanıyorduk çünkü evimize geçmemiz lazımdı. Evimize yerleşirken emlakçıya 100 bin vermiştim. Bu gidişle batacaktım.Bankalar evime haciz gönderecekti. Bir yılda biriktirdiğim parayı 2 günde harcamıştım. Ama Zeynep'e de ödetemezdim. Onunla alakalı bir durum yoktu, sonuçta. Yarın işe gidecektim ve doğru düzgün kıyafetim yoktu. Kıyafetimin resmi olması gerekliydi. Son kalan paramla kendime bir pantolon ve bir gömlek aldım. Taksi param kalmadığı için, mağazadan eve yürümeye karar verdim. Bursa'nın merkezinde olmamıza rağmen, akşam 7 den sonra şehir ölürdü. Hiç bir canlı belirtisi kalmazdı. İstanbul'da ise durum tam tersiydi, saatler gece yarısına yaklaştıkça sokaklar hareketleniyordu. Yürürken insan ve araç selinin ortasında kalıyordunuz. Adını bile bilmediğim lüks araçlar yanımdan geçiyordu. Sokak dardı ve yoğunluk fazlaydı. Lüks kafe ve barların önünden geçerken kadınların ne kadar şık olduklarını fark ettim. Hepsi ancak televizyonda görebileceğim, altın kelebek ödülünü almaya gelmiş kadınlar gibiydi. Saçları kaynaklı çakma platin sarı, burunları estetik, dudakları dolgu, gözleri lens, kirpikleri ipek, tırnakları protez idi. İnce bel, kalın bacak vücutlarıyla dekolteli elbiselerini çok iyi taşıyorlardı. Göğüslerinin silikon olduğuna emindim ama kanıtlayamazdım. Ellerinde son model, 3 kameralı telefonlar vardı. Her sene birbirinin neredeyse aynısı olan o popüler markaya, benim bir yıllık maaşımdan fazlasını veriyorlardı. Yanlarında taşıdıkları, bir ev parası eden çantalarından hiç bahsetmiyordum bile. Benim ise örgüsü dağılmış kumral saçlarım ve kırışmaya yüz tutmuş uzun beyaz elbisem vardı. Kendimi dışlanmış gibi hissettim. Ben hariç herkes mükemmeldi. Sanki otobüste herkes oturmuş, bi ben ayakta kalmışım gibi. İnsanların ışıltılı hayatını izlerken ayağımın kaldırımdaki yükseltiye takılmasıyla yola doğru yalpaladım ve hemen arkamda olan arabanın ani freniyle ezilmekten kurtuldum. Son model spor arabanın sahibi kornaya basmamıştı ama ön camından gördüğüm bakışlarında sinirlendiği belliydi. Ben kenara çekilirken, 5 bilemedin 6 bilemedin 7 saniye daha bana baktı ve hızlıca yoluna devam etti. Küfür etmemek için kendimi zor tuttum ve modumun düşmesine izin vermeden yoluma devam ettim. Adımlarımı hızlandırıp eve vardım. Ben geldiğimde, Zeze marketten noodle alıp yapmıştı. İyi ki yapmıştı, çünkü açlıktan ölüyordum. Yemeğimi yedikten sonra odalardan birini kendim için, seçtim. Öbür odada Zeze'nin olacaktı çünkü ev 2+1 idi. Odamda, yarın yapacağım yemekleri düşündüm ve internetten tariflere bakarak bilgilerimi tazeledim. ***** Sabah 8 de uyandım. 9 da işyerinde yani Taylan Bey'in evinde olmam gerekiyormuş. Aslı'nın anlattığına göre, Taylan Bey 8 de evden çıkıyor, kahvaltıyı evde yapmıyordu. Ben hafta içi , 9'da gelip , öğlen 3'te gidecektim. Yani, Taylan Beyle hiç denk gelmeyecektim. Bu çok güzeldi. Adamı hiç görmeyip, odasından flaş belleği alıp ortadan kaybolurdum. Taylan Şahin'in evinin bahçesine geldiğimde bir sürü koruma beni karşıladı. Aralarından Aslı çıkıp beni tanıştırdı ve onlara geliş gidiş saatlerimi söyledi. Ne çok koruması vardı. Eğer çalışan olmasaydım, içeri girmem imkansız olurdu. Bir insan neden bu kadar korumaya ihtiyaç duyardı ki ? İnşallah sorunsuzca bulurdum; çünkü korumaların çokluğu kadar evin büyüklüğü de beni korkutmuştu. Kocaman, siyah duvarlı müstakil bir evdi. Ev ultra lükstü. Her bir detayını incelemek aylarımı alırdı, Allah'tan o kadar kalıcı değildim burada. Evin yemek odasına bahçeden giriş vardı. Birde, ana kapıdan giriş vardı. Aslı, beni ana kapıdan içeri sokup mutfağa getirdi ve kuralları sıralamaya başladı. ''Bak Ahsen'cim, burası mutfak. Evin, başka hiç bir kısmını kullanmamanı istiyoruz, zaruri olmadıkça. Taylan Bey, evde yabancı birinin olmasından ve tuzluğun bile yerinin değişmesinden nefret eder. Etrafı çok dağıtmadan çalışırsın, o evdeyken de burada olmazsın zaten.'', Aslı kuralları sıralarken adama daha çok gıcık kapmıştım. Kuralları anladıktan ilk gün için; biftek, pilav, mantar güveç ve salata yapmıştım. 1.94 boyunda dağ ayısı gibi adamdı, protein yesin. Etrafı biraz incelemeye çalışıyordum. Ama güvenlikler bazen evin içine de giriyordu ve çok rahatsız oluyordum. Birde, temizliği yapan bir kadın vardı. Nazmiye Hanım, aslında iyi biriydi ama temizlik konusunda Aslı onu çok uyardığı için geriliyordu. Aslı'nın uyarma sebebi Taylan Bey'in ekstra titiz olmasıymış. Bana kalırsa, Nazmiye Hanım gayet güzel yapıyordu. Saatin 15.00'ı göstermesiyle, ilk günü başarıyla kapattıktan sonra, eve gittim. Yatağıma uzandım. Yaşadıklarım rüya gibi geliyordu. Bundan bir hafta öncesine kadar, hayatımın hep Bursa'da geçeceğini düşünüyordum. Bursa'da iş bulacağımı, ayrı eve çıkıp kedi sahipleneceğimi, ara sıra Orhan Gazi-Osman Gazi Türbesine gideceğimi, param olursa Uludağ'da tatil yapacağımı ve o topraklarda öleceğimi sanıyordum. Hayat çok tuhaftı ve bir noktada değişeceği kesindi. Haftasonunu dinlenerek geçirdikten sonra pazartesi yine iş için yola çıktım. Eve vardığımda, içerden sesler geliyordu. Nazmiye Hanım'ın sesini işittim. ''Yaptığım hiçbir işin beğenilmediği bir yerde çalışmam mümkün değil.'' ''Bu ne cins adam böyle!'' Ben içeri girdiğimde, Nazmiye Hanım eşyalarını alelacele topluyordu. Aslı ise sakin bir tavırla, ''Çıkış işlemlerinizi öğleden sonra başlatacağım.'' dedi. Nazmiye Hanım'ın gitmesiyle, Aslı bana dönüp. ''Bu da gitti işte. Taylan Bey, temizlik konusunda çok titizdir. Senin tanıdığın biri var mı?'' dedi. Ben de aklıma ilk gelen şeyi yaptım. Elimi kaldırıp, ''Ben.'' derken gülümsedim. Eğer temizliği de ben yaparsam, evin her yerine girerdim ve belleği daha kısa sürede bulurdum. Aslı şaşkın gözlerle bakarken ben konuşmaya devam ettim, ''Ben Taylan Bey'in düzenini çok iyi anladım. Uyarım hepsine, hem bu işinde deneme süreci olur. Yeni biri gelse, belki 15 gün ücretsiz çalışmayı kabul etmez.''. Aslı bir şey söylemezken ben ekledim: '' Ayrıca yeni birine maaş vermek yerine, bana biraz zam yaparsanız, ileriki süreçte.'' ''Tamam, Ahsen.'' dedi sonunda Aslı. Çok sevindim. Şu an hedefime her zamankinden çok daha yakındım. ***** Hem temizlik hem yemek hemde etrafı karıştırmak beni çok yorarken günler birbirini takip etmişti ve bugün günlerden cumaydı, haftanın sonuna gelmiştim. Taylan Bey'in yatak odasını, çalışma odasını boydan boya aramıştım ama bulamamıştım. Haftaya diğer odaları karıştıracaktım, umarım bulurdum. Babam için. Birde bugün Aslı beni şirkete çağırmıştı. Toplantı varmış, TAŞ Holding'in bünyesindeki herkes katılıyormuş. Şirkete girdiğimizde, Beren Hanım'ı gördük. Aslı ile sarılırken, benimle tokatlaşmayı seçmişti. Aslı'ya bakarak konuşmaya başladı. ''Toplantıdan sonra eğlenmeye gidiyoruz kulübe. Taylan Bey'de geliyor.'' dedi, coşkuyla. ''Aa nerden çıktı bu? Mesai mi yapacaksın Beren?'' dedi Aslı, alaycı bir tavırla. ''Bu fırsat kaçmaz, Aslı. Peki, sen geliyo musun?''diye sordu Beren, Aslı'ya bakarak. Sanırım ben davetli değildim. Aman çokta umrunda onların lüks gece kulüplerindeki partisi. ''Gelemem.'', dedi Aslı net ve soğuk bir tavırla ve bana döndü '' Sen gitmek ister misin Ahsen?'' ''Ay şekerim, hizmetçinin ne işi var gece kulübünde?'' dedi, Beren. Aslı, Beren' e sert sert bakarken; gözlerimin dolduğunu hissettim. ''Şey yani, Ahsen'e göre değil. Bursa'ya benzemez.'' Ağlayacağımı hissettim. ''Lavaboyu kullanacağım ben, Aslı Hanım.'' deyip hızlı adımlarla uzaklaştım. Lavaboya girip elimi yüzümü yıkamaya başladım. Ağlama Ahsen, değmez. Beni ayakta tutan tek cümleydi. Garsonluk yaparken de, onurum gururum çok kez yerler altına alınmıştı. Ve benim paraya ihtiyacım olduğu için susmuştum. Bugün de babam için susuyordum. Babamı kurtarmak için. Artık son seferdi. Dağlar taşlar şahit olsun ki, bu son susuşum. Bundan sonra, hakkımı sonuna kadar arayacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD