Elim yüzümü kuruladıktan sonra, Aslı beni telefonla aradı. Taylan Bey'in, beni odasına çağırdığını söylemişti.
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak gitmeye başladım. Neden çağırmıştı ki? Evde bir şey mi yanlış yapmıştım? Bana kızmış mıydı? Ya da daha kötüsü aklıma gelen şey, yakalanmış mıydım?
Kapısının önünde durup bikaç saniye nefes aldım.
Magazinlerde gördüğüm patronumu, peşinde binlerce kızın olduğu adamı 1 hafta sonra sonunda görecektim.
Peki bu bana bir lütuf muydu? Yoksa bir ceza mı?
Kapıyı vurup açtım. İçeride Aslı ve Taylan Bey, vardı. Önlerindeki ekrana bakmayı bırakıp ikiside bana bakmaya başladı. Ben ise Taylan Bey'in gözlerine baktım bir saniyeliğine ve utanıp başka şeyleri incelemeye başladım. Taylan Bey de Taylandı gerçekti. Koyu saçları, kaslı kolları, kaslı vücudu, uzun boyu,özgüvenli oturuşu,takım elbisesi bakışları... Adam İtalyan mankenler gibiydi. Kalemle çizilmiş gibiydi,bakışları hariç. Bakışları çizilemeyecek kadar canlıydı. Tutku doluydu.
''Hoş geldin, Ahsen.'', Aslı'nın sesiyle gerçeğe döndüm.
''Hoşbuldum.'' dedim kısık sesle.
''Seni buraya kadar yorduğum için üzgünüm Ahsen ama toplantıya katılmana gerek yokmuş. Taylan Bey'in siyah gömleğini akşama kadar yıkayabilir misin? ''
''Tabi hallederim ben.''
''Şoför kapıda bekliyor, seni eve götürecek sen hazırlarsın. Sonrasında da çıkabilirsin.'' dedi Aslı, elindeki telefona not alırken ve ekledi: '' Mesai olarak yazdırıyorum canım.''. Taylan Bey şu ana kadar hiç konuşmamıştı. Sanırım bir hizmetçiyle konuşmayı istemiyordu.
''Mesai yazdırmanıza gerek yok, Aslı hanım. Deneme sürecindeyim zaten. Bunların mevzusunu yapmaya lüzum yok. '' dedim ve ekledim. ''Gitsem, iyi olacak. İyi günler herkese''. Kapıya yöneldiğim sırada Taylan Bey'in sesini duydum.
''Bugün idari kadro ile toplantı gerçekleştirmekteyiz. Hizmet kadrosu ile toplantı olduğunda katılımınızı bekliyor olacağız, Ahsen Hanım.''
Başımı sallayıp hızlıca odadan çıktım.
Bir ses tonu insana güven verebilir miydi? Az önce dünyanın, en tok, en çekici erkek sesini mükemmel bir diksiyon ile duymuştum. Aşık olmamak zor duruyordum. Şu ana kadar kimseden etkilenmemiştim. Ne Oluyordu, bana böyle. Adamdan flaş belleği çalacaktım. Kendine gel, Ahsen.
Şoför beni eve getirdiğinde, Taylan Bey'in giyinme odasındaki kirli sepetinden siyah gömleği aradım. Ama yoktu.
Yatak odasına gittim. Siyah gömlek, yatağın üzerindeydi. Bugün evden çıkarken bu kesinlikle burada değildi. Taylan Bey, eve ne zaman gelip çıkarmıştı?
Neyse bana ne? Hizmetçi Ahsen, hizmet kadrosu Ahsen Hanım...
Gömleği elimde buruşturup makineye atacakken, elime sert bi şey takıldı. Gömleğin içini kurcalarken, içeride küçük gizli bi bölme fark ettim. Fermuarı açıp elime attım. Elime aldığım motifli bi flaş bellekti.
Başarmıştım. Belleği bulmuştum. Babamı kurtaracaktım. Sevinçten çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Ama güvenlikler gelmesin diye yapmadım.
Belleği cebime, gömleği makineye attım.
Asıl olay şimdi başlıyordu. Taylan'a gömlek ulaşana kadar tüymemiz gerekiyordu. Elime telefonumu alıp Zeze'yi aradım. Hazırlanıp havalimanına gelmesini istedim.
Taylan Bey'in yatak odasının komodinin de döviz görmüştüm. O dövizleri ve BMW anahtarlarından birini aldım. Taylan Bey, mercedes ve range rover arabalarını garajda tutarken bmwleri dış kapıda tutuyordu ve hiç kullanmıyormuş. Bi insan kullanmayacağı 5 araba neden alırki? Hem de BMW marka. Para çok yanlış kişilerin elinde.
Para, bellek ve araba anahtarı ile evden çıkarken, güvenliklere ''Taylan Bey, kıyafetlerini arabayla benim getirmemi istedi.'' dedim.
Arabaya bindiğimde o kadar değişik hissettimki heyecandan ölecektim. Arabanın 10 milyon olması ve benim ehliyetimin olmaması beni heyecanlandırdı.
En fazla ne olabilirdi ki?
Otobüs şoförlerini izlemiştim nası kullandıklarını, bence bende kullanırdım. Arabayı çalıştırdım. Zaten otomatik olduğu için sadece gaz ve fren vardı. Vitesi bi değişikti ama olsundu.
Arabayı güç bela çalıştırdıktan sonra, panik atağım tutarken gitmeye başlamıştım. Araba gerçekten jilet gibiydi. Müsait bi zamanda ehliyeti ve milyoner olup bu arabayı almalıyım.
Beş dakika çok yavaş gittikten sonra biraz hızlanmaya karar verdim ve yan şeritten araba gelmesiyle panikleyip kaldırıma çıkıp duvara çarptım.
Nabzım hızlanmışken etrafıma insanlar gelmeye başladı. İyi olduğuma kanaat getirdikten sonra arabadan çıkıp, ambulansı aramak üzere olan teyzeye: ''Bir şeyim yok. Taksi çağırır mısınız?'' dedim.
Araba için aynı şeyi diyemezdim ama ne yapayım.Bi anlık gaflete düşmüştüm. Taylan Bey'e borcum gitgide artıyordu ama babam öderdi,bence.
Taksi geldiğinde havalimanına gitmesini söyledim.
Yolda olanları düşünmemeye çalıştım. Yaptıklarım için kendimi daha sonra cezalandıracağım.
Havalimanına geldiğimde, taksici abi ödemeyi döviz alamayacağını söyledi. Ben de, hemen doları bozdurup geleceğimi söyledim.
Zeynep'i aradığımda, kafelere yakın olduğunu söyledi. Kafeler yolumun üstündeydi zaten. Zeynep ile dövizciye beraber gidebilirdik.
Yürümeye devam ederken, karşı yolda Zeynep'i gördüm. Ve hemen arkasında siyah takım elbiseli adamları. Zeynep onların farkında değildi. Elimi yukarı kaldırarak gel gel hareketi yaptım.
Ama Zeynep değil adamlar koşmaya başladı ve içlerinden biri ''O bellekle kaçamazsın.'' diye bağırdı.
Mahvolmuştuk. Bizi bulmuşlardı.
Hemen geldiğim yönün tersine doğru koşmaya başladım. Taksiye hızlıca ulaşmak için, var gücümle koşuyordum. Çünkü babam için tek şansım bu bellekti.
Taksiye bindim ve abiye. ''Abi hemen çıkalım. Pasaportumu unutmuşum.'' dedim.
Arka koltukta ters dönerek, arka camdan baktığımda adamların Zeynep'in elini ayağını tuttuğunu gördüm. Kızı gündüz vakti, esir etmeye uğraşıyorlardı şerefsizler.
Ben kaçabilmiştim ama Zeynep ne durumda şu an bilmiyordum. Yaptığım bencillik değildi, kendimi sağlama alır almaz, Zeynep'i onların elinden kurtaracaktım.
Taksici abiye ''PARADISE LUXURY HOTEL'e gidelim.'' dedim. Abi de kafasını sallayarak onayladı.
Eve gidemezdim. Çünkü işe girerken ev adresimi yazmıştım. İlk bakacakları yer evdi. Taylan Bey'den 10 bin dolar ödünç almıştım. Bu parayla bi süre orda kalabilirdim.
Otele geldiğimizde, lobiye gidip odamı tuttum. Dışarı çıkıp butikten kendime kırmızı uzun saten bir elbise, topuklu ayakkabı ve parfüm aldım. Geçen gün görmüştüm o elbiseyi ama 30 bin tl olduğu için alamamıştım. Hem de yeni kıyafete ihtiyacım vardı.
Bugün gece kulübüne gidecektim. Hizmetçi olarak değil. Ahsen Akay olarak.
Otele döndüğümde pis olduğumu fark edip duş aldım. Saçıma fön çektim, kırmızı elbisemi ve topuklu ayakkabımı giydim, parfümü de sıkıp otelin gece kulübüne indim.
Saatler dokuzu geçerken; loş ortamdaki neon led gece kulübü ışıkları, en hit şarkılar ve kaliteli içkiler eşliğinde dans eden insanları izlemek bana da eğlenceli gelmeye başlamıştı.
Bu insanlar kaymak tabakaydı. Günlük 1 milyon harcayanı bile vardı.
Ben de onlardan biri olucam. Hizmetçi değil, garson değil, komi değil.Ben de aşko kuşko elit kız olucam.
Barmenin yanına gidip Martini istedim. Elime alıp, yan döndüm ve kalçamı masaya yasladım. Biri elim masadayken etrafı süzmeye başladım.
Tek yudumda, Martini'nin yarısını ağzıma aldım ve etrafı süzmeye devam ederken onu görmemle ağzımdakini püskürttüm. Şiddetli şekilde öksürmeye başladım. Boğazıma kaçmıştı nefes alamıyordum ve belki de ölmem daha hayırlıydı çünkü o burdaydı. Taylan Şahin.
Onun yanında 1 hafta kaldığım süre zarfında hakkında çok fazla şey öğrenmiştim. Gizlice korumaları dinlerken, onun beyin yıkayıp manipüle ettiğinden, yaptığı işkencelerden ve insanı ölmekten beter ettiğini konuşuyorlardı. Aslı yok etmeye çalışsa da bikaç kere kanlı gömlek görmüştüm. Onlar kesinlikle Taylan Bey'e aitti. Millete işkence ediyordu.
Yere çöküp öksürmeye devam ederken yanıma bir garson geldi ve su uzattı. Ben suyu içtikten sonra.
''İyi misiniz,hanımefendi?''
Cevap verecekken, o güçlü ses duyuldu.
''Misafirimizle ben ilgilenirim, Ceyda Hanım.''
'' Peki, Taylan Bey. İyi akşamlar.'' diyerek bizden uzaklaştı garson.
Gitmeseydi keşke. Beni bununla yalnız bırakmasaydı.
Ben yerde çökmüş, gözümü kapatıp bana bi şey yapmasını beklerken. Kolumdan biri asılıp yukarı kaldırdı. Bu kişi Aslı idi. Taylan nereye gitmişti? Etrafta görünmüyordu
''Odana çıkıyoruz, Ajan Ahsen, köstebek Ahsen.'' dedi ve beni çekiştire çekiştire odama götürdü. Ve içeri itip odadan dışarı çıktı.
Ayağımdaki topukluları çıkararak balkona çıktım. Çok yüksek miydi? Atlayabilir miydim? Bacağım kırılır mıydı?
Otel odasının kapısının açılma sesi ile korkarak arkamı döndüm.
Siyah takım elbisesi, siyah gömleği, kırmızı kol düğmeleri, Oxford model ayakkabıları, koyu saçları, koyu gözleri...
Bana tutulan koyu gözler Taylan Şahin'den başkasına ait olamazdı.
Beni burada da bulmuştu. Ben korkudan titrerken benim tam aksime , Taylan Şahin odaya adımlarken gayet rahat gözüküyordu.
Taylan Şahin, önümde dikilip benimle göz teması kurmak için aşağıya baktığında, benim gözüm ise kapıya gidiyordu. Acaba tek miydi? Kaçabilir miydim?
"Aptal tehditlerine boyun eğeceğimi ve benden istediğini koparacağını sandın. Değil mi?" , sakin tavrını koruyordu. Gözlerinde duygusuzluk hakimken, tek kaşı havalanıp inmişti.
"B-bak, özür dilerim-" , boğazım düğümleniyordu. Korku vücuduma sirayet ediyordu.
Benden uzaklaşıp geri adımlarken konuştu. "Anlat, Ahsen Akay!"
Konuşamazdım. Anlatamazdım. Yaptığım doğru değildi ama sonsuza dek sır olarak kalmalıydı.
"Anlatacak bir şey yok." , diyebilmiştim burnumun direği sızlarken.
Taylan Şahin, otel odasının köşesindeki sandalyeye oturdu.
Bana doğru dönen Taylan Şahin; elinde olduğunu yeni fark ettiğim , kutu şeklinde olan , siyah deri çantayı dizlerinin üstüne koydu.
"Demek, anlatacak bir şey yok?!", çantanın kilidini açtı. Bakışları tekdüzeliğini koruyordu. Çantanın içine baktığımda tabanca ve şırınga olduğunu gördüm.
Çantanın tabanında tabanca ve şırınga için oyuk vardı. Özel tasarım olduğu belli oluyordu.
"Yaklaş." dedi Taylan Şahin çantayı açık bir şekilde önündeki sehpaya koyarken.
Ona yaklaşmak istemiyordum. Kafamı hayır anlamında sağa sola salladım.
"İkiletme benim lafımı!" diye hiddetle bağırdığında, korkarak yanına gitmekten başka şansım yoktu. Ürkek adımlarla yanına gittim.
"Seçim senin." dedi, çantanın açık kısmını bana doğru çevirirken. Bakışlarında taviz yoktu.
Ne yapmaya çalışıyordu? Ruh hastası testlerinden bana da mı yapıyordu acaba?
Tabanca ve şırınga...
O ve ben...
6 bilemedin 7 bilemedin 8 seçeneğim vardı.
Ne yapacağımı karar veremiyordum. Zihnim, belirsizlik girdabında boğuluyordu. Belirsizlik hissi kontrolü kaybetmiş gibi hissetmeme sebep oluyordu.
İyi de hiçbir zaman kontrol bende değildi ki.
Kontrolün bende olduğu illüzyonunu geride bırakmanın zamanı gelmedi mi artık?
"Ruh hastası testlerinden bana da yapmayı bırak! Ben sana zarar vermek istemedim. Kötü biri değilim ben!"
"Seçimini göster bana, Ahsen Akay." ,koyu gözler bana kilitlendi tekrar.
"Bazen, hiçbir şey göründüğü gibi değildir." dedim, şırıngayı yuvasından çıkarıp elime alırken.
Babamı bulmak uğruna çıktığım bu yolda yanlış şeyler yapmıştım. Bedel ödemesi gereken sadece bendim. Stresim, gitmiş yerine rahatlık gelmişti. Çünkü; karar verilmiştir, acı bitmiştir.
Karşımda insanların zihnini kontrol eden bir cani yokmuşçasına rahattım ama şırıngayı tutan elim zangır zangır titriyordu.
"Korkuyor musun?"
"Beynimi yıkayıp beni kendi çıkarlarınız için kullanmanızdan mı? Doğmamış olmayı dilemekten mi? Yoksa, yine bir piyon olmaktan mı?" ,bağırmıştım. Haklıydım.
Siyah takım elbisesini süsleyen , kırmızı kol düğmesini düzeltti. Sandalyede oturmaya devam ederken sakin tavrını koruyordu ve gözlerini kısarak beni izliyordu.
Çantadaki silaha son bir bakış attım.
Onun karanlığına giren bendim, sonuçlarına katlanabilirdim.
Derin bir nefes alarak, şırıngayı boynuma batırdım.
🦋
3. bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın<3