3.Bölüm

904 Words
🦋 Onun karanlığına giren bendim, sonuçlarına katlanabilirdim. Derin bir nefes alarak, şırıngayı boynuma batırdım. *** Kafamdan aşağı buz gibi su dökülmesiyle uyandım. Boş , büyük bir depodaydım.Sandalyeye oturtturuşulmuştum ve ellerimden ayaklarımdan sandalyeye bağlıydım. Yanımda Aslı ayakta duruyordu, karşımda ise sandalyede oturan ve beni öldürecekmiş gibi bakan Taylan vardı. "Uyandırma servisi için teşekkürler, Aslı.", bunu söylerken gayet rahattı. "Nerden anlatmaya başlayacaksın Ahsen Akay?" "Neyi anlatıcam?" dedim, hafifden titreyerek. Soğuk sudan dolayı donmuştum. Elbisemde ıslandığı için üstüme yapışmıştı. Şu an tek seçeneğim, salağa yatmaktı, adama gerçekleri anlatacak hâlim yoktu. Eğer anlatırsam, beni yaşatmazdı. "Beni sinirlendirmek gibi bi gaflete düşme, Akay!" "Bak sana fırsat tanıyorum, neden evime sızdın? Neden belleği çalmaya çalıştın?" "Aşçı olarak girdim.İş için. Ne belleğinden bahsediyorsunuz?" dememle, sinirden çenesini sıkmıştı. Ben ise hâla titriyordum. "Üşüdün mü sen ufaklık?, seni biraz ısıtalım." dedi. Beklemediğim alaycı bi tavırla. Aslıya bakarak parmağını şıklatmasıyla kafamdan aşağı beni yakan bi sıvı boşaltılması bir oldu. Yüzüm, gözüm, boynum, açıkta kalan derimin hepsi kaşınıyordu ve yanıyordu. Acıdan inlerken, o tok sesi işittim. "Anlat!!!" "Ne anlatacakmışım sana? Napıyosun bana hayvan herif?? Ne döktünüz derime? Derim yanıyo, ölüyorum acıdan!!" , diye bağırmıştım. "Aslı" demesiyle, üzerime aynı sıvıdan tekrar döktü. Ben acıdan inlerken, Taylan, "Sen karşında daha kim olduğunu bilmiyosun!", bağırmıştı. Göz yaşlarımı akmaması için tutmaya çalışırken, o konuşmaya devam ediyordu: "Terbiyeni takın Akay'ın kızı, yoksa vücudunu örten bi deri parçası kalmaz. Her seferinde derinin bikaç katmanı zarar görüyor." "Niye bana bunu yapıyosun?" diye sorma gafletine düştüm, sızlanarak. Önce,Taylan'ın kahkahası boş depoda yankılandı. "Niye mi?" "Niye mi!!" "Sen naptığını bilmiyorsun, öyle mi?!!" Biliyordum ama anlatamazdım. Yanına ajan olarak girmiştim. Flash belleğini, arabasını ve paralarını çalmıştım. Ama lanet olsunki yakalanmıştım. Sonra, ayağa kalktı ve Aslıya bakarak, "Aslı misafirimiz daha uyanmamış. Sen onu uyandır. Yarım saate gelirim ben." deyip, yanımdan geçip gitti. Naptığımı biliyordum ama şu an söylemeyemezdim. Arkamdaki kapı kapanma sesinden sonra, Aslı benim olduğum sandalyeyi devirmesiyle yere kapaklandım. Asitten dolayı acıyan cildimi bu sefer soğuk beton yüzmüştü. Kafamı kaldırmaya çalıştığım sırada, Aslı ağır postal çizmeleriyle kafamı sertçe betona geri sabitledi. "Kıpırdanma!" "Ne istiyosunuz benden? Ne yaptım ben size?" Derken ağlamaya başladım. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Canım çok acıyordu. "Sen hala soruyo musun? Salağa yatmayı bırak!" Ben sessizliğimi korurken, ellerimi ve ayaklarımı çözüp beni ayağa kaldırdı. Ben kaçmaya yeltenemeden tek yumruğuyla beni tekrar yere yapıştırdı. Karnıma ve sırtıma tekmeler atmaya başladı. "Konuş!!" "Konuş, kime çalışıyosun orospu!!" Ben sessizliğimi korudukça, tekmeleri daha hırsla atmaya başladı. Karnım, sırtım çok acıyordu. Ve derimde. Cildim belki de yanık olmuştu ve asla iyileşmeyecekti. En kötüsü de bana bunu yapan ,bir erkeğin emriyle bile olsa, bir kadındı. Hem de Aslı idi bu. Ben ona güvenmiştim. Çok uzun zaman olmamıştı tanışalı. Ama bu kadarını da beklemezdim. "Orospu ajan!! Konuş Ahsen orospusu!!!", hiddetle bağırırken en son tekmesini yüzüme vurdu. Olduğum yerde yatıp dayak yemekten başka bi şey gelmiyordu elimden. Ağzımdan ve burnumdan sıcak bi sıvının aktığını hissettim. Aslı tekmelerini sonlandırıp, saçımından çekerek yüzümü yukarı kaldırdı ve ona bakmamı sağladı. "Bak biz burda neler gördük. Herkes bi şekilde konuşur Ahsen. Bunu kafana kazı, tamam mı? Herkes bi şekilde konuşur." , bakışlarım kayarken o konuşmasına devam etti. "Dayakla olmaz işkenceyle olur. İşkenceyle olmaz, sikilerek olur." demesiyle, ağzımdan akan kanı onun suratına tükürdüm. Yaptığımdan dolayı sinirle yüzüme yumruk geçirmesiyle gözlerimin ve beynimin karanlıkla buluşması bir oldu. *** Acıdan güzel bir kaçıştı uyku. Sığındığım en güzel limandı, çünkü başka limanım yoktu. Beni daha gerçekleri anlatmadan öldüresiye dövdürmüştü. Öğrenince, her şey daha kötü olacaktı. Sırt kemiklerim, karnım, yüzüm, kollarım o kadar acıyorduki olduğum yerden kalkamıyordum. Suratım kanla kaplıydı, elbisem hâla ıslaktı. Asitin geldiği yerler, yüzüm, boynum ve omzum tahriş olmuştu. Soğuk betonda yatıyordum. Hareket etmeye mecalim yoktu. Acı bütün vücudumu esir alıyordu. Depo zifiri karanlıktı. Kimseler yoktu. Belki de beni öldü zannedip gitmişlerdi. Burdan kaçmak için tek şansım şu an olabilirdi. Kendimi zorla kaldırmaya çalışıyordum ama bedenimin her yeri zonkluyordu. Ağlamaya bile mecalim kalmamıştı. Saatlerce soğukta yattığım için ciğerlerim ağrıyordu ve öksürük krizine giriyordum. Bu da göğsümü ve sırtımı ekstra zonklatıyordu. Kendimi kasarak olduğum yerden kalktım. Ayaklarım çıplak, saten elbisem ıslaktı. Deponun kapısına doğru yavaşça ilerliyodum. Acı beni yavaşlatıyordu. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Hava karanlıktı ve etrafta bi sürü ağaç vardı. Depo, ormandaydı. Napacaktım şimdi? Yürüyecek hâlim yoktu ama burda ölümü beklemek de istemiyordum. Canım acıyarak da olsa, yürümeye başladım. Yaşananları düşünmek istemiyordum. Babam için bi takım şeyler yapmıştım. Onlar da karşılığını vermişti. Ben bi hata yapmıştım,evet. Ama hatamın bedeli bu olmamalıydı. Bu kadar şiddet görmeyi hak etmemiştim. Deponun kapısından biraz uzaklaşmıştımki, bi araba sesi duymamla irkildim. Yakınımda bulunan büyük bi ağacın arkasına sığındım, beni görmemelerini umarak. Siyah mercedes jipten, önce bi tanımadığım bi adam, sonra Aslı indi. Deponun kapısının açık ve içerinin boş olduğunu görünce ikisi de şok oldu. Deponun arkasından aramaya başladıklarında bende harekete geçtim. Tekrar, o psikopatların eline düşemezdim. Bedenim kaldırmazdı. Ağaçların arasından yürümeye devam ederken, ormandaki kırık dallar ve taşlar çıplak ayaklarıma batıyordu. Bunları önemsememeye çalışsamda vücudumun diğer yerleri sebebiyle de arada acıyla ufakça inliyordum. Ana yola yaklaşmış sayılırdım. Önümdeki ağaçların arasından yolu görebiliyordum. Yavaş yavaş ağaçların arasından geçerken, saçımda hissettiğim el ve zonklamayla geriye doğru savruldum. "Nereye gidiyosun köstebek?!!", bu kişi saçımı koparırcasına çeken Asli idi. Kurtulmak için kendimi savurdum ama başaramadım. Saçımı tutmayan eliyle belinden silahı çıkartıp, ateş etti. Ailemin el bebek gül bebek büyüttüğü, bugüne kadar babasından bir fiske yememiş olan ben, bugün öldüresiye dövülmüş ve vurulmuştum. Bilincimi kaybederken, çamurlu toprağa doğru yapıştım. O toprak beni son zamanlarda kucaklayan tek şeydi. Annem öldüğünden beri, dünyadaki bütün topraklar bana annemi hatırlatıyordu. Bir mermi. Bir mermi, beni anneme kavuşturacaktı. Bekle anne ben geliyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD