4.Bölüm

860 Words
🦋 Bir mermi. Bir mermi, beni anneme kavuşturacaktı. Bekle anne ben geliyorum. *** Uyandığımda beyaz bir odadaydım. Hastane odasına benziyordu. Kolumda serum, yüzümde, boynumda ve kollarımda ise sargı vardı. Rahatça kıpırdayamıyordum. Karnımda da bir sızı hissediyordum. Pansuman yapılmıştı ve orası da kapatılmıştı. Büyük ihtimalle, oradan vurmuştu beni. Ben yatakta kıpırdanırken odaya beyaz önlüklü bi adam girdi. "Nasıl hissediyordunuz?" diye sordu. Sesimi çıkartamadım. Yaşadıklarım aklıma gelince gözlerimden usulca yaşlar süzüldü. Hâla yaşadığım için içimde buruk bi sevinçte vardı ama ağlamamı durduramıyordum. "Ağrı kesici serumunuz içinde var ama canınız mı acıyor?" Cevap veremiyordum. Konuşamıyordum. Başımı iki yana çevirirken, göz yaşlarım süzülüyordu. Vücudumun mahvolmuştu. Ben mahvolmuştum. Asla iyileşemeyecektim. Ağlamalarım şiddetlenirken doktor bana sorular soruyordu ama duyamıyordum. Olduğum yerden doğrulup yataktan kalkacağım sırada, odaya ne ara girdiğini bilmediğim hemşire beni yatağa bastırmış ve diğeri de koluma sakinleştirici yaptı. Ben hâla tüm acımalarıma rağmen kalkmak için çırpınırken, odadan içeri Zeynep girdi. "Ahsen burdayım, bak burdayım." derken bana sarılıp saçımı okşadı. "Zeze bana ne yaptılar biliyo musun? Suratım boynum omzum soyuldu. " "D-dövdüler beni", haykırarak ağlıyordum. Zeynep bana daha da sıkı sarılmıştı. Tüm vücudum acısa da sarılması iyi geliyordu. O, benim kardeşimdi. Her daim yanımdaydı. Sakinleştiricinin etkisinden mi yoksa Zeynep'in bana sarılmasından mı bilmiyorum ama ağlamalarım azalmıştı ve uykunun güvenli kollarına kendimi bırakmıştım. 15 gün sonra**** Vurulmamdan ve öldüresiye dayak yememden tam 15 gün geçmişti. Cildim iyileşmişti ve ağrılarım geçmişti. Kurşun yaram da kapanmıştı ama izi hâla duruyordu. Bu süre zarfında Zeynep bana çok iyi bakmıştı. Beni vuranın, hastaneye getirdiğinde yakalandığını ve Taylan Şahin'in de gözaltına alındığını söyledi. Kurtulmuştum ama bunu uzun uzun düşünecek vaktim yoktu. Ya yemek yiyordum ya da uyuyordum. Kendimi sadece iyileşmeye odaklamıştım. Babamı da düşünememiştim hiç. Bugün hastaneden taburcu olacaktım. Günler sonra ilk defa hastane önlüğünü çıkardım ve Zeynep'in bana getirdiği kıyafetleri giydim. Hastaneden çıkarken, Zeynep'in gergin olduğunu anlayabiliyordum. Ne oluyordu bu kıza? Neden tuhaf davranıyordu? Hastaneden çıkışta biz taksiye binecekken, beni bu hâle getiren manyak kadını görmemle çığlık attım. Hemen arkamızdaki arabadan inmişti. Bize doğru yaklaştı. Bu sefer hedefi ben değildim, Zeynep'i arkadan tuttu ve arabalarına doğru sürüklemeye başladı. Ben olayın etkisiyle olduğum yerde çivilenirken, diğer erkek koruma, "Arabaya geçin lütfen." dedi bana. "Hayır!" diye bağırdım. Aslı, Zeynep'i arabaya hapsedip bana doğru geldiği sırada istemsiz olarak "Yaklaşma ruh hastası!" diye bağırdım. "İstesemde yaklaşamam zaten, sana dokunmam yasak. Zeynep benle geliyor. Gelip gelmemek senin elinde." dedi. Bizim çağırdığımız taksi hâla gitmemişti. Bende hızlı adımlarla o taksiye bindim. Taksici abiye en yakın karakola gitmesini söyledim. Bunlar çok oluyordu artık. Yaptıklarının bedelini ödeyeceklerdi. Onları yüce türk adaletine teslim edecektim. Benim de yaptığım hatalar vardı. Arabasını, parasını ve belleği çalmıştım. Ama açıklayabilirdim. Onlar cezasını çekecekti. Gerekirse ben de kendimi cezamı çekecektim. Karakolun önüne geldiğimizde, taksici durdu ve 430 tl tuttuğunu söyledi. Ama benim param yoktu. Ben taksiciye ne söyleyeceğimi düşünürken, taksinin ön koltuğu açıldı ve 100 dolarlık bi banknot uzatıldı. "Üstü kalsın." Bu tok sesi tanıyordum. Arka koltukta ağzım açık kalmıştı. Önden bana bakan Taylan Şahindi. "İnerseniz, konuşalım." ,dedi. Her şey onun yüzünden olmuştu. Beni burada da bulmuştu. Ama karakolun bahçesinin önündeydik. Bana bişey yapmaya kalkarsa, hemen bağırırdım ve polisler gelip onu tutuklardı. Hızlıca arabadan inip, karakolun bahçesine geçtim. 1.90 boyuyla siyah pantolon ve siyah gömlek giymiş olan Taylan Şahin de peşimden geldi. Ben karakolun içine doğru yol almışken, o bir banka oturdu ve bakışlarını bana dikti. Aklıma Zeynep'in dedikleri geldi. Hani Aslı ve Taylan Şahin gözaltındaydı? Bana yalan mı söylemişti? Taylan Şahin'in yanına gidip sordum. "Siz neden içeride değilsiniz?" , diye sordum. "Aklına takılan sadece bu soru mu? Sence de çok fazla mantıksızlık yok mu?", sakindi. "Anlamadım?", haklıydı aslında ama açıklama yapması için bu soruyu sordum. "Baştan başlayayım. Seninle otelde görüştüğümüz gece, sana beni tehdit ettiğinden bahsettim. Ama sen bana, evlilik sözleşmesinden hiç bahsetmemiştin. Bana bundan bahseden Zeynep'ti. Zeynep'i yakaladığımız gün, senin ajan olduğunu ve evlilik sözleşmesi karşılığında bi şeyler istediğini, onu da zorladığını anlattı. Belleği de yine bu sebeple istediğini söyledi. Daha sonra, o depoda sen konuşup kendini anlatmadığın için Aslı sana ajanlara yaptığı gibi muamele yaptı." Öfkeyle ağzımı açıp konuşacağım sırada eliyle dur işareti yaptı ve devam etti. "Bunun için daha sonra Aslı ile hesaplaşmana izin verebilirim. Sonrasında, senin telefonunun içini açtık. Bütün bilgilere ulaştık. Baban için ajanlık yapıyordun. Kendi şahsi veya örgütsel çıkarların için değildi. Bunu öğrenince, Zeynep'i yakaladık ve sana bakmasını sağladık. Çünkü, bitek ona güveniyordun. Sana ihanet ettiğini öğrenseydin, bu kadar hızlı toplayamazdın. Güvende hissetmen içinde, bizim içerde olduğumuz yalanını uydurdum." "Neden önemsiyosunki iyileşmemi? Benim o hâle gelmeme sebep olan sendin!" , sitem ettim. "Ayrıca, şu an neden benle bu konuşmayı yapıyosun? Polise şikayet etmeyim diye mi?" "Şikayet etmekte özgürsün, ilk soruşturma olmaz." , dedi sigarasını yakarken ve devam etti. "Ayrıca, o çaldığın şey orijinal bellek değildi. İşe girdiğinden beri senden şüpheleniyorduk. Yemdi, o." Şaşkınlıkla ağzım açılmıştı. O gün özellikle siyah gömlek demişlerdi. Bende, bi sürü olay çıkarmıştım. Bi hiç uğruna bunları yaşamıştım. "Şimdi karar senin. Ya benle gelip, babanı kurtarmak için kendine bir şans yaratırsın, bu sırada da kapanmamış defterlerini kapatabilirsin. Ya da asla sonuç çıkmayacak bir şikayette bulunursun ve babanda bir hiç uğruna ölür. Karar senin." Ayağa kalkıp sigarasını yere atıp ayakkabısının ucuyla ezdi. Ardından, elime bir telefon ve biraz para tutuşturup, "Fikrin değişirse, evimin adresini biliyosun." deyip yanımdan geçip gitti. Şimdi ne yapacaktım? Kafam çok karışıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD