Karakolun bahçesinde kalakalmıştım. Ne yapacağıma karar veremediğim için, bi süre oturdum orada. Bana verdiği telefonu açıp saate ve güne baktım.
9 haziran 2024
Günler ve haftalar ne kadar hızlı geçiyordu. Neredeyse bir ay olacaktı fakat ben babamı kurtarmak için herhangi bir yol kat edememiştim. Şu an bile burada oturarak vakit kaybediyordum.
Hızlıca oturduğum yerden kalkarak ana caddeye çıktım ve ilk gördüğüm taksiye binip Taylan Şahin'in evini tarif ettim.
Eve vardığımda kapıdaki korumalara "Taylan bey beni bekliyordu.", deyip bahçeye geçtim.
Bahçede sigara içen Taylan Bey'i gördüğümde istemsizce onun yanına gittim.
"Seninle konuşacaklarımız var fakat önce Zeynep'le olan hesabını kapatmanı istiyorum." , deyince başımı evet anlamında salladım.
Taylan Şahin sigarasını küllüğe bastırıp yürüdüğünde ben de onu takip ettim ve evin daha önce hiç gelmedim bir tarafında gizli bir depoya geldik.
Taylan Şahin birkaç düğmeye basıp deponun kapısını açtığında içeri girdi ben de onun arkasından takip ettim içeride gördüğüm manzara pek de hoşuma gitmemişti her ne kadar Zeynep bana ihanet etmiş olsa da çünkü aynı benim olduğu gibi sandalyeye oturtturulmuştu ve başında o manyak Aslı denen kadın bekliyordu.
Zeynep'in dudağı patlamış gördüm, hırpalandığı her hâlinden belliydi. Taylan Şahin'e bakıp "Ona ne yaptınız?" diye bağırdım.
"Birincisi ; benimle konuşurken saygını kaybetme. İkincisi; ise sen onun yüzünden ölüyordun farkında mısın? Biz seni ajan zannettik, bu da senin hayatına mâl olabilirdi. Neler yaşadığının farkına var, daha sonra hesap sor."
"Zeynep ne söylerse söylesin, hangi iftirayı atarsa atsın, bana bunu yapmaya hakkınız yoktu.", ağlamamak için yutkundum.
"Bu kadının-"
Aslı'yı göstermiştim.
"Böyle bir canilik yapmaya hakkı yoktu."
"Konuyu dağıtma!" , sesi bu sefer yüksek çıkmıştı. "Aslı'ya daha sonra geleceğiz. İlk başta Zeynep. Zeynep hakkında hükmün nedir?"
Ben cevap vereceğim sırada Zeynep, konuşmaya çalıştı ama Aslı Zeynep'in ağzına bir bez parçası daha sokup konuşmasını engelledi.
"Ne istersem yapacak mısın Taylan Şahin?", diye sordum.
"Bakıyorum da senin dilin açıldı. Eğer o siktiğimin otelinde bunların hepsini bana anlatsaydın ,o kadar dayak ve kurşun yememiş olacaktın. Hepimizi uğraştırmaktan zevk mi alıyosun?", sabrı kalmadığı için bağırmıştı.
Bana bağırılmasına alışkın değildim. Ağlayasım geldi ama kendimi tuttum ve ağlamadım. "Tamam o zaman kızı Bursa'ya geri döndürün hayatına kaldığı yerden devam etsin."
"Emin misin ?" ,diye sordu Taylan Şahin.
"Evet, eminim. Ben sizin gibi değilim. Ne yapacaktım hem, bana ajan diye iftira attığı için kızı öldürecek miydim, vuracak mıydım yoksa öldüresiye dövecek miydim ?" , dedim Aslı'ya bakarak.
"Katilini affeden tekrar ölmeye mahkumdur."
"Ben Zeynep'i affetmiyorum sadece hayatımdan çıkartıyorum sonsuza kadar."
Taylan'ın bir baş hareketiyle Aslı Zeynep sürükleye sürükleye depodan çıkarmıştı ve daha sonra da araba sesi gelmişti büyük ihtimalle asla Zeynep'i Bursa'ya geri götürüyordu.
Taylan depodan çıkınca ben de onu takip etmiştim birlikte salonuna doğru geçiş yapmıştık.
Deri koltuklardan bir tanesini oturunca ben de onu tam karşısındaki tekli koltuğa oturmuştum.
Taylan Şahin, sigarayı yakıp ağzına götürürken bana bakıp, "Evet, bayan dilini yutmuş; Sizi dinliyorum. Lütfen bu sefer bana zorluk çıkarmadan, şüpheye yer kalmayacak şekilde her şeyi en baştan anlat."
Bu söylemlerle Taylan Şahin'e gıcık olmuştum ama şu an yapabileceğim en mantıklı şeyin en baştan her şeyi anlatmak olduğuna karar verdim.
Eve gelen kargodan başlayıp, telefondan gizli kişinin aramasından , gizli mesajlardan, amcamın kalp krizi geçirmesinden, İstanbul'a gelmemizden, katıldığımız davetten, kısacası her şeyden bahsettikten sonra,
"Benim annem vefat etti. Bu yüzden babamı kurtarmaya çalışmak zorundaydım. Hem annesiz Hem babası olmak istemedim." diyerek sözlerimi noktalandırdım.
Havanın karardığını fark ederken aynı zamanda beni hiç bölmeden dinlediği için de Taylan Şahin'i içimden ufak bir tebrik etmiştim.
Taylan ağzını açmayınca ben konuşmaya devam ettim.
"Karakol bahçesinde bana, babamı kurtarma şansından bahsettin. ", dedim.
"Evet, bugün bu yüzden buradasın ve ben iki haftadır bu yüzden bu kadar zahmete girdim. Babanı kurtarmanda yardım edebilirim fakat sen de bana bir konuda anlaşmamız gerekiyor.", duraksadıktan sonra devam etti.
"Sözleşmeden zaten haberin var. Türk vatandaşlığım tehlikede, sınır dışında edebilirler. Bu tehlikeyi atlatmak için senin ve en çok da babanın yardımına ihtiyacım var. Baban, şu an öyle gözükmese de, yıllardır kıymetli bir MİT personeli ve müsteşarla arası iyi. Eğer Çetin Akay'ın damadı olursam artık hiçbir Türk diplomat benim ile uğraşamaz. Bu yüzden kağıt üstünde evlenmemiz gerekiyor. Anlayacağın, eğer benle evlenirsen, ben de kıymetli babanı çakalların elinden alırım.", sesi tok ve sakindi.
Taylan sözlerini noktalandırırken yanında duran sehpadan küllüğü aldı, ben ise ağzım açık bir şekilde onu dinliyordum söylediklerini idrak etmeye çalışıyordum.
"Babamın yerini biliyo musun?"
"Çakal yuvalarını iyi bilirim. Babanda o yuvaların birinin deliğinde." , cebinden sigara ve çakmak çıkarıp yaktı, dumanı içine çekmeye başladı.
"Babamı kurtarabilirsin, yani?", teyit etmek için sordum.
"Anlama problemin mi var?!"
Yok , diyemedim. Yutkundum.
"Kurtar o zaman babamı. Babam, bu ülke için çalışıyor.", beni kaale almadığını bütün bedeniyle gösteriyordu. Sigarasını küllüğe bikaç kere vurdu.
"O işler öyle yürümüyor, ufaklık. Benimle evlenirsen, babana kavuşursun. Denklem, basit."
Söyledikleri çok saçmaydı. Bu yüzden kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm ve konuşmaya başladım.
"Sen ne dediğinin farkında mısın? Bu söylediğinin olur bir yanı yok. Ayrıca, sen zaten nişanlısın. Bunu nasıl yapabilirsin? Bunları nasıl söyleyebilirsin? Hiç mi akıl mantık yok sende? Deli misin sen?", diye çıkıştım. Bu adam ne evliliğinden bahsediyordu.
Taylan elinde olan cam küllüğü sıkmasıyla, küllük tuzla buz oldu. Benim oturduğum koltuğun önüne gelip başımda sinirle dikildi.
"Kes lan sesini!", bağırmamıştı, resmen kükremişti. Olduğum yerde sarsılmıştım.
"Sana çok müsamaha gösterdim diye götün başın ayrı oynamasın. Bu sefer Aslı'ya bırakmam cezanı ben keserim ve emin ol; onun kadar merhametli değilim ben.", gözlerine sadece bikaç saniye bakabilmiştim ve alev çıkıyordu. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
"İnsan gibi konuşup anlaşalım diyorum, siktirtme belanı!", bağırmaya devam etmişti.
"Sana bir şans verdim işte, amına koyayım. Kabul ediyo musun, etmiyo musun?", ne karar vereceğimi bilmiyordum. Beynim uyuşmuş gibiydi.
5 bilemedin 6 bilemedin 7 saniye geçmişti.
"Susma, cevap ver!", diye salonu inletti.
"B-ben.." , cümlemim devamın getirememiştim.
Hani ağlamadan hemen önce boğazınız düğümlenir ya ondan olmuştu bana.
"Sen şimdi siktir olup gidiyosun evimden. Yarına kadar sana müddet. Düşün taşın karar ver. ", sesi hâla yüksekti ve gözleri sinirli bakıyordu.
Mutfağa doğru giderken "Kapının yerini biliyosun." dedi ve beni salonda tek bıraktı.
Onun çıkmasıyla, göz çukurlarımı dolduran suların yanağımdan aşağı akmasına izin verdim. Neler yaşıyordum ben böyle? Neyin içine düşmüştüm?
Babam için yaptığım şeyler, başıma büyük olaylar getirmişti. Hayatımın ilklerini yaşamıştım ve bu gidişle ee yaşamaya da devam edecektim. İlk defa, hırsızlık yapmıştım, ilk defa arabayla kaza yapmıştım, ilk defa ölesiye dayak yemiştim, ilk defa vurulmuştum ve eğer başka bi yol bulamazsam ilk defa evlenecektim.
Hem de bu psikopat herifle. Taylan Şahin ile. Adam, bir iyiydi bir kötüydü. Şirkette gördüğüm adam çok centilmendi ama sonrasında beni dövdürtmüştü. Bugün benle karakolun bahçesinde ve evinin deposunda sakin , aklıselim konuşan adam gitmiş yerine bi psikopat gelmişti. Etmediği hareket kalmamıştı.
Ve lanet olsunki, ben onun iyi biri olduğunu sanmıştım. Ne kadar aptaldım. Karnımdaki kurşun yarasının yeri sızlarken, en son hastanede ağrı kesici yapıldığını anladım. Acım saatler geçtikçe artmazdı, umarım.
Karnımı tutup sızlanırken, mutfaktan Taylan geldi. Eli sargılıydı.
"Sen hâla gitmedin mi?"
Nereye gidecektim? Ne cebimde beş kuruş param, ne arayabileceğim biri vardı. Telefonum bile yoktu. Dımdızlak kalmıştım. İstanbuldaki evin kirası da ödenmediği için ev sahibi yeni kiracı aldığını Zeynep söylemişti, ben hastanede kalırken. Oraya da gidemezdim.
Taylan bir sigara daha yakıp, büyük koltuğa geçti ve oturdu upuzun boyuyla. Zaten kaslarıyla koltukta geniş bi alan kaplıyodu.
Taylan'a oynayabileceğim bi kozum vardı. Çok utanıyordum ama yapmak zorundaydım. Başka çarem yoktu.
"Burda 1 hafta özel aşçılık yaptım ben, ücreti alsam sorun olur mu?", diye sordum. Utancımdan yerin dibine girmiştim. Gururum yerin dibine girmişti.
"Spor arabayla ve dövizlerle ücreti ödemişizdir, diye düşünmüştüm." , bana laf sokmuştu. Ama en azından bağırıp çağırıp küfür etmemişti. Veya dövmemişti.
Ağzımı açıp konuşacağım sırada, lafımı kesiti.
"Teklifimi yarına bırakmadan bugün de kabul edebilirsin. Kabul edersende bu evde kalabilirsin."
"Etmiyorum! Evlenmicem senle!" , bağırmıştım.
"Terbiyeni takın sikmeyim belanı!"
"Evime ajan olarak girmeye benzemiyor, değil mi? Flash belleği çal desek, koşa koşa kabul edersin."
Söylediklerine cevap veremedim. Ne yapacağımı da bilmiyordum.Kurşun yaram çok acıyodu. Sadece uyumak istiyordum. Acıdan ölecektim, yoksa. Ona yalvarmaktan başka çarem yoktu.
"Lütfen kalmama izin ver, başka gidecek yerim yok.", dedim yalvaran sesimle.
"Haddini bil ve artık git evimden, hayatımdan.", sesi sertti.
Bunu söylemesiyle, yerimden kalkmam bir oldu. Bu kadarda gurursuz değildim. Adam kaç kere kovmuştu beni. Artık gitmek zorundaydım. Göz yaşım hem bu yaşananlardan hem karnımın acısından akarken kapıya doğru yöneldim.
Önce ev kapısından, sonra korumaların müsade etmesiyle bahçe kapısından çıktım. Hava kararmıştı. Gidecek bi yerim yoktu. Ama burada da kalamazdım.
Yürüdüm, yürüdüm, sadece yürüdüm.