Düğün gününden bir gün öncesi Yazar'dan
Alaz bıkkın bir nefes verip, onu yanına çağıran babasının olduğu avluya çıktı. Babası Osman ağa sedirin üzerinde oturmuş düşünceli şekilde önünde ki manzarayı izliyordu.
"Beni çağırmışsın ağam"
Osman ağa oğluna dönüp
"Gel otur, seninle konuşacaklarım var" dedi. Alaz geçip karşısına oturunca
"Bu evlilik için neden bu kadar isteksizsin Alaz?"
"Benim bir yere bağlı kalamayacağımı biliyorsun baba. Ben bir yüzbaşıyım. Ben dağları bilirim, bana evlilik hayatı ters biliyorsun" dedi. Osman ağa oğlunun ne kadar işine bağlı olduğunu biliyordu. Hatta hayatında ki tek önemli şey işiydi.
"Artık işe dönemeyeceğini kabul etmen gerekiyor Alaz. Üzgünüm ama askerlik hayatın bitti" dedi. Alaz vurulduğu için 6 aydır askeriyeye gidemiyordu, bu durum onu iyice sinirli ve huysuz biri haline getiriyordu.
"Fizik tedavi iyiye gidiyor Osman ağa, işimin başına döneceğim" dedi kararlılıkla.
"Bunu zaman gösterecek ama sen o kızla evleneceksin" dedi Osman ağa.
"Kızın hayatı benimle mahvolur, bu evliliğe rızam yok" dedi Alaz, sesi iyice soğumuştu bunu söylerken. Babasına saygısı olsa da, onu bu duruma zorladığı için sinirleniyordu.
"Serdar ile evlenirse daha mı iyi bir yaşamı olacak? Kız henüz 18 yaşında, ona bir şey olursa Atahan ağa bizi ne yapar biliyor musun?" diye sordu yaşlı adam sinirle. Aslında oğlu Serdar'ın durumunu görüyordu, onun yavaş yavaş bir canavara dönüştüğünü biliyordu. Onu biraz dizginlese de elinden daha fazlası gelmiyordu. Serdar en büyük çocuk olduğu için ağalık ona düşüyordu.
" Ne yapma mı istiyorsun Osman Ağa?"
"Kızla evlen belki seversin" diyen babasıyla sert bir soluk bıraktı.
"Ben istemiyorum" diyerek kestirip attı Alaz.
"İste veya isteme bu evlilik gerçekleşecek. Eğer benim başımı yere düşürürsen sana hakkımı helal etmem" dedi yaşlı adam. Belki de en çok merhamet ettiği evladı Alaz'dı. Annesi onu doğururken ölmüş, diğer eşi onu hep hor görmüştü. Alaz'ı Osman ağanın annesi yani babaannesi büyütmüştü.
"Beni çok zor durumda bırakıyorsun Osman ağa, yapma" dedi Alaz yalvarır gibi.
"Beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyorum oğlum" dedi yaşlı adam kendinden ödün vermeden. Oğlunun iç dünyasını görüyordu, onun yalnızlığına çare bulmak istiyordu. Belki bu kız onun kalbine girer, onun yeniden yaşama sevinciyle hayatına devam etmesine yardım ederdi. Kız küçük olduğu için Serdar'ın elinde heba olurdu, yaşlı aklı bunun bilincindeydi. Alaz da kolay bir insan değildi ama en azından iyi biriydi. O yüzden o kızın günahına girmeyecekti.
Alaz ayağa kalkıp
"Bu evliliğin günahı sizin boynunuza, ben kızı istemiyorum, bu hakkımdan feragat ediyorum, kızı serbest bırakın istediği kişiyle evlensin" dese de
"Senin karın olacak" cevabını aldı. Babasın son kez bakıp yaşlı adamın kalbini kırmamak için onun yanından ayrıldı. Ona dağlar lazımdı, geberteceği teröristler. Şimdi kalmış konar göçer hayatına küçük bir kızı dahil ediyorlardı. Bu mümkün müydü? Olmamalıydı.
***
Serdar içmiş şekilde konağa zar zor girmiş, hızla annesini bulmuştu. Annesi oğlunun durumunu bildiği için üzülüyordu ama elinden ne gelirdi?
"Alaz'ı öldüreceğim" diyen adamla annesi hızla elini oğlunun ağzına kapattı.
"Sen ne dersin Serdar? Baban duyarsa seni öldürür"
"Zehra benimdi, Alaz piçi olmasaydı yarın benimle evlenecekti" dedi ses tonunu kontrol edemeyerek.
"Baban böyle uygun gördü, durumu ona anlatsam da Atahan ağa ile anlaşmış. Şu saatten sonra yapacak bir şey yok" dedi kadın.
"Atahan ağa da fazla oluyor, onun da cezasını keseceğim" dedi dişlerinin arasından. Annesi ne yapacağını bilemez halde, oğlunu odasına doğru götürmeye çalışsa da Serdar kendini kurtarıp kendini koltuğa attı. Sert soluklar bırakırken, saat dolayısıyla herkes uykudaydı.
"Kalk odana git Serdar, burda oturmanın bir anlamı yok" diyen annesine sert bir bakış attı Serdar. Kadın bıkkın bir nefes verip odasına dönmek için kapıdan çıktı. Serdar uyuşmuş başını geriye yaslayıp, aklına dolan Zehra'nın görüntüsü ile iç çekti. Bir süre hayaller kurduktan sonra uyuyup kaldı.
"Serdar" diye bağıran adamla yaslandığı yerde sıçradı. Elini ağrıyan başına götürüp bastonuyla ona sinirli bakan adama baktı. Babasının yüzünde bolca sinir vardı. Tutulan yerlerine rağmen ayağa kalktı. Babasının yanından geçerken babası onu bastonuyla durdurup sinirli bakışlarını yüzüne çevirdi.
"Bugün herhangi bir taşkınlık yaptığını görürsem, bedelini ödetirim" diyen babasına sinirli soluklarını bırakıp oturma odasından ayrıldı. Sevdiği kızı başkasına verdiği yetmezmiş gibi birde taşkınlık yapma diyordu.
Başının ağrısıyla mutfağa uğrayıp ağrı kesici aldı. Daha sonra odasına çıkıp karısına hiç bakmadan banyoya girip duşunu aldı. Odaya dönünce ilk işi üzerini giyinip evden ayrılmak oldu. Zehra bir süredir okula gitmediği için onu zaten göremiyordu. Belki okula gitse onu tuzağa çeker, bekaretini kendisi alır onu kendine mecbur kılardı ama Atahan ağa her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğü için onu berdel kararından sonra hiç görmemişti. Bugün de zoraki işe gidip gece yine dertlerine içecekti.
Düğün günü Zehra'dan.
Gecenin geç saatlerine kadar gözüme bir gram uyku girmemişti. Sabaha doğru bir kaç saat dalmış uyanmıştım. Sabah Sahra yengemin kapıyı tıklatması sonucu düşüncelerden sıyrılmıştım. Sahra yengem beni yollayınca itiraz etmedim. Bugüne kadar gelsekte berdel bozulmamış, ben bu evliliğe mecbur kalmıştım. Banyo yapıp odaya dönünce yengemin zoruyla bir şeyler yedim. Atahan abim çok şanslı bir adamdı ki böyle bir kadınla kaderini birleştirmişti. Annemi dinlemeyip onu seçmesi hayatında verdiği en doğru karardı.
Beni hiç yanlız bırakmıyor, her zaman benimle ilgileniyordu. Beni hazırlaması için iki kadın gelmişti. Beni giydirip hafif bir makyaj yaptılar. Aslında en büyük korkum bugün damatların değişme riskiydi ama abim sayesinde olmayacağına emindim. Serdar ağa telefonu mu nerden buldu bilmiyorum ama evlenme gibi saçma sapan bir kaç mesaj yollamıştı bana. Hatta dün akşam evlensen bile kucağıma düşeceksin diye iğrenç bir mesaj attı. O mesajları abime göstermek istesem de etrafın kan gölüne döneceğini bildiğim için cesaret edememiştim. Tek çarem kocam olacak adamı kendime aşık edip, mutlu bir yuva için uğraşmak olacaktı.
Kadınlar gidince yengem ile baş başa kaldık. İkimiz sessizce otururken birden kapı açıldı ve annem içeriye girdi. Sahra yengeme bizi yanlız bırak diyerek onun çıkmasını sağladı. Ardından yatağımın kenarına oturdu. Derin bir nefes alıp
"Ben seni kuma oğlu için büyütmedim Zehra. Abin evli adama gidemez diye tutturunca razı gelmek zorunda kaldım. Öyle yada böyle o gençle evleniyorsun, sakın başımızı yere düşürecek işler yapma. Kocanla iyi olmaya bak" dedi. Anneme bomboş bakıyordum, hislerimi anlamasını artık geçmiştim ama o bana hala akıl verme derdindeydi. Başımı olumlu anlamda sallayıp diğer nasihatlerini dinlemek zorunda kaldım. Neyse ki bir süre sonra beni bırakıp odadan ayrılmıştı.
Bir süre sonra yengem geldi odama. Beni alacak konvoyun geldiğini söyleyip beni konağın önüne çıkardılar. Dilan hemen gelip bana sarıldı. Onu epey zamandır görmüyordum. Bakışlarım arka tarafı bulsa da damadı göremedim. Bu gerçekten kalbimi kırmıştı. Evleneceğimiz gün bile gelip beni almamıştı. Bugün şunu anladım ki, o benden nefret ediyordu ve etmeye devam edecekti. Kısa bir merhabalaşma yaşandıktan sonra beni bir arabaya bindirdiler. Sahra yengem abimin arabasına binerken, sevdiğim diğer yengem yanıma oturdu.
Süheyla yengem de iyi kadındı. Yol boyunca bana desteğini sundu. Ona da minnettar kalacaktım. Konağın önüne gelince başıma beyaz bir şal attılar o şekilde arabadan indik. Beni bir odaya çıkardıkları zaman Halil abim yanıma gelip kırmızı bir kuşak bağladı belime. Daha sonra bana nasihatlerde bulundu. Halil abim çıkınca yanıma damadı getirdiler ama ne o bana baktı nede ben ona bakma cesaretinde bulundum. Başıma yeniden şal atıp, zoraki damadın koluna elimi koydular. Beni yanında emanet gibi taşıyan adamda nikah masasına geçtik. Neyse ki sandalye mi çekmişti. Yanıma oturunca başımda ki örtüyü aldılar. Bakışlarım masada iken nikah memuru isim soy isim aldı. Kısa bir konuşma yaptıktan sonra o soruyu sordu. Kısık sesle
"Evet" dedim. Boğazıma bir yumru oturdu. Yanımda ki adamın biraz hevesi olsaydı bu evliliğe belki içim daha rahat ederdi ama o sanki sandalye ile evleniyormuş gibi davranıyordu. Çektiğim nefesi içime hapsettim ve nikah memurunun yeniden o soruyu soruşunu dinledim.
"Evet" dese de sesi soğuk ve evet'in anlamından uzaktı. Şahitlere sorulduğu zaman onlarda onayladı ve biz tamamen karı koca olduk. Benim şahidim yengem Sahra idi. Nikah defterini elime verdikleri zaman mecbur aldım. Nikah memurunu yolcu ettikleri zaman etrafta göz gezdirme gafletinde bulundum. Serdar ağa avına odaklı bir avcı gibi beni süzüyordu. Halinde bir tuhaflık vardı. İçmiş miydi? Bu konakta hayatımın kolay olmayacağının bilincindeydim ama en azından onun karısı olarak değil. Yanımda ki adamla evlendiğime pişman değildim. Bakışlarımı önüme çevirip yerime oturdum. Oda oturmuştu.
Kısa bir eğlence yapıldıktan sonra üzerime takılan altınlar ve kıyafet beni iyice darlatınca iki yengem yanıma gelip beni odaya çıkardılar Dilan eşliğinde. Üzerimde ki altınlar çıkarıldı ama geriye kalan şeyleri ruhsuz damadın çıkarması gerekiyordu. Bir süre o şekilde odada durduk. Daha sonra abim geldi, zaten odaya girip çıkanlardan sıkılmıştım. Abim gelince yengem de dahil herkes odadan çıkmıştı. Ayağa kalkıp uzun zamandır tuttuğum gözyaşlarımın akmasına izin verip abime koştum. Beni güvenli kollarına alıp sarılışıma karşılık verdi. Benim ağlamam bitene kadar bana sarılmaya devam etti. Ben sakinleşince benden ayrılıp ıslanan gözlerimi sildi.
""Ne olursa olsun abinin senin yanında olduğunu bilmeni istiyorum. Seni üzen her hangi bir sorunda gelecek bir abin olduğunu bil. Okumaya devam edeceksin, buna kimse karışamaz." diyen abim ile başımı olumlu anlamda salladım. Bir süre benimle sohbet ettikten sonra kapı çalındı. Annem, abim ve yengelerim içeriye girdi. Halil abim de bana sarılıp güvence verirken annem sadece gözleriyle anlatmak istediklerini anlattı. Bu başımızı yere eğme demekti. Derin bir nefes alıp iki yengemin bana sarılıp vedalaşmasına izin verdim. Yine bana güven veren abi konuşmalarından sonra hepsi tek tek odadan ayrıldı.
Onları giderken izlemek kalbimi incittiği için göz pınarlarım yine dolup taştı. Bacaklarım güç hissetmeyince geriye doğru adımlayıp yatağın kenarına oturup hıçkırarak ağlamaya başladım. Kalbim acıyla dolmuştu, ilk defa kendimi bu kadar savunmasız hissediyordum. Kendimi sanki bir yanardağın içinde hapsolmuş hissediyor, geleceğim için fazlasıyla kaygı duyuyordum. Çünkü kocam beni kabul etmeye niyetli olmadığı için gerçekten o pislik ağanın kucağına düşmüş olabilirdim. Ama kendimi ona yem etmeye asla niyetim yoktu. Gerekirse o pisliği öldürüp, kendi hayatıma da son verecektim....