Doruk'un Anlatımından Devam
Direksiyona vurdum. "Kızım sen bir şeyi tek seferde anlayamaz mısın?" başımı çevirdiğimde ürkekçe baktı yüzüme, sonra da başını çevirdi. "Kim bu Selim? Sana ne ondan?"
"Kendine zarar vereceğini düşünüyorum çünkü. Ne yapayım, ölmesine izin mi vereyim?"
"Sen kimsenin ölmesine izin vermezsin zaten. Aferin sana."
Gaza basıp karargaha doğru sürmeye devam ettim. "Ne yapacaksın? Bulmayacak mıyız onu?"
"Seni ilgilendirmez."
"Arkadaşımın hayatı tehlikede olabilir diyorum ya, bir şey yapalım. Lütfen."
"Tabi, sen bir daha arkadaşını kaybetme." yüz yirmi ile gidiyorduk artık.
"Tamam! Kaybetmeyelim!" diye bağırdığında ona döndüm. "Onun da manyak abisi katilmişim gibi bakmasın bana! Gidip kurtaralım!"
"Eceline mi susadın kızım sen! Daha ilk günden sıkma benim canımı!" önüme döndüm. "Suçlu olmadığını reddedebilir misin?"
"Katil değilim ama. Bana öyle bakmayı da böyle davranmayı da bırak artık."
"Hak etmediğin gün bırakırım." gaza bastım. "Dur düşüneyim, hak etmediğin bir gün gelmeyecek."
"Yavaşla biraz. Hem nereye gidiyoruz biz?"
"Karargaha."
"Güzel seni şikayet edebileceğim bir yere."
"Hele bir aç ağzını. Bak ben sana neler yapıyorum?"
"Senden korkmuyorum." diye mırıldandı koltuğuna iyice yaslanırken.
"Öyle mi Özbek kızı?"
"Öyle." altımdaki arabanın hız limitini iyice zorladım. Şehir içinde makas attığım için yüklü miktarda bir ceza yiyeceğim de kesindi ama önemsemedim. "Yavaşla artık!" diye bağırdı.
"Hadi ya, neden?"
"Doruk yavaşla! Kaza yapacağız!"
"Yapalım Özbek kızı, kaza yapalım biz. Kurtulursun benden, fena mı?"
"Doruk durdur şu arabayı!" koluma yumruğunu geçirdiğinde sabır çektim. "Durdur, ineceğim ben! Durdur!" bir kez daha vurduğunda hızımı kademeli şekilde azalttım.
"Karargahta ağzını açarsan sana ölüm korkusunu öyle bir yaşatırım ki bir daha tek kelime edemezsin Özbek kızı." karargaha yaklaşırken o hiç kapatmadığı çenesini nihayet kapatmayı başardı ve sustu. Bende rahat bir nefes aldım.
Garaja arabamı park ettiğimde hiç ikiletmeden indi ve beni bekledi. Güzel... En azından bir ilerleme var Özbek kızında.
"Şimdi anlat bakalım. Kim bu Selim? Erkek arkadaşın falan mı?"
Bir süre suratıma boş boş bakındıktan sonra başını salladı. "Evet, erkek arkadaşım."
"İntihar etmeyi düşünmemesine şaşırmamalı o halde." deyip adımlarken beni takip etmeye başladı.
"Erkek arkadaşım olduğu için değil... Kendisi bugün fazlasıyla tuhaftı."
"Yoksa onun da mı başının etini yedin?"
"Ben bir kere..." bir asker selam verdiğinde susmak zorunda kaldı. İçeri girdiğimizde bana yetişmek için resmen koşuyordu. "Ben çok konuşmuyorum yalnız. Sen fazla sessizsin."
"Yeterli. Şimdi erkek arkadaşının götünü nasıl kurtaracağımızı konuşabiliriz." başımı çevirip ona baktım. Fazla aptal görünüyordu. "Nereye gitmiş olabilir, bir fikrin var mı Özbek kızı?"
"Bilmiyorum, sen sorunca aklıma gelmedi ama siz bulamaz mısınız?"
Buluruz tabi, işimiz gücümüz yok ya... Bir de böyle ergenlerin peşinden koşarız. "Ne yaptın da hayattan bezdi acaba? Gerçi senin hayatında olup da mutlu olan biri var mıydı ki?"
"Var." deyip durduğunda ona dönüp durdum. "Babam vardı, annem var. Abim var, onlar mutlu." başını eğip küçük bir tebessüm etti. "Çiçek vardı." dediğinde aramızdaki mesafeyi kapatıp kolunu tuttum.
"Alma ağzına kardeşimin adını." dedim sakince. Tüm sinirimi, nefretimi ona kusmak istiyordum ama şimdi yeri değildi ve burada bir şey yapamayacağımı bildiği için de rahattı.
"Neden? Benim arkadaşımdı o."
"Ölümüne sebep olduğun arkadaşın." diye düzelttim onu.
"Öyle. Tamam öyle. Ölümüne ben sebep oldum." dediğinde kaşlarımı çatıp sinirimden kolunu biraz daha sıktım. "Ama o beni seviyordu, beni değerli bir arkadaşı olarak görüyordu. Bunu reddetmezsin."
"Kes artık sesini." diye mırıldanıp kolunu bırakırken albayı görüp kendime çeki düzen verip bakışlarımla onu kontrol altına alırken albaya dönüp selam verdim.
"Rahat." deyip başını çevirdi gülümseyerek baktı Özbek kızına. "Gökçe, seni burada görmeyi beklemiyordum."
Ben de sizi burada görmeyi beklemiyordum diyesim geldi ama karargahtayız tabi... Adam burada olmayacak da ne olacak... Bizim Özbek kızınınsa gözlerinden alevler çıkıyor adeta, dediğini yapacak.
Ama asla Özbek kızı, seni benden almalarına izin vermem. "Albayım, erkek arkadaşının can sağlığından endişe ediyormuş. Bulmamız için bana söyledi ve bende ona yardımcı oluyorum." başımı çevirip Özbek kızına döndüm. "Değil mi Özbek kızı? Erkek arkadaşının canı için yanımda olduğunu söylesene."
Gözlerimin içine bakarken bir an için gözleri doldu ve bakışlarını kaçırdı. Mesaj yerine iletilirken başını salladı. "Evet, bana yardım ediyor. Bu yüzden buraya geldim."
Ha şöyle Özbek kızı... Yanlış kişiye bulaştığının farkına var.
"Erkek arkadaşı mı? Mesele ne Tunga?"
"Hanımefendi, erkek arkadaşının kendine zarar vereceğini düşünüyor. Tufan araştırıyor komutanım, yerini tespit etmemiz an meselesi."
"Pekala, başına bir iş gelmeden bulun çocuğu. Ayrıca madem bir erkek arkadaşı var onu da gözünüzün önünden ayırmayın." deyip Özbek kızına döndü. "Kızım sen de erkek arkadaşınla çok görünmemeye çalış, seni almak için onu kullanmasınlar."
Özbek kızı başını salladı. "Peki efendim." dediğinde gülümsedi albay.
"Sen sıkı çalış. Zekanı boş yere harcamanı istemem."
"Umarım." diye mırıldandı, ses tonu düştüğünde canının sıkıldığını anladım.
Albay yanımızdan uzaklaşırken kolundan tutup onu odaya götürdüm. Göksel koltukta uzanmış, telefonuna bakıyorken Özbek kızını içeri ittirdim. "Göksel?" dediğimde fırladı resmen. "Şu kıza göz kulak ol, karargahtan ayrılmayacak."
"Emredersiniz komutanım." dediğinde Veli'ye döndüm.
"Veli benimle geliyorsun." deyip odadan çıkarken Tufan'a seslendim. "Sen de adresi mesaj at, hızlı."
Ben odadan çıkarken Veli de beni takip etti ve odamıza girdik. "Gidip şu çocuğu alalım ve iyi bir silkeleyelim. İşimiz gücümüz yok sanki bizim."
"İnsan böyle bir zamanda ne hissettiğini bilmiyor komutanım, siz sinirlendiniz. Belli ki o da kendine zarar vermeyi seçmiş." dediğinde üzerimi çıkaramadan ona döndüm.
"Ne diyorsun lan sen? Konunun benimle alakası ne?"
"Selim... Çiçek'in ölümünü aşamadığı için intihar etmeyi düşünüyor ya."
"Ne alaka lan? Özbek kızının sevgilisiyle benim kardeşim ne alaka?"
"Sevgililer miymiş?" dediğinde ağzının ortasına yapıştırasım geldi.
"Lan! Sen söyleyeceksin! Kim sevgilisinin arkadaşı öldü diye intiharı düşünür!"
Bir şeyler mantıksızdı ve bu mantıksızlık benim canımı sıkmıştı. "Şey komutanım..."
"Ulan!" dolabımı sertçe kapattım. "Yedim lan seni Özbek kızı, yalan ha!"
Odadan çıkarken Veli de beni takip etmeye başladığında tekrar dinlenme odasına doğru adımladım.
Odaya girdiğimde koltuğun köşesinde sessizce oturuyordu, kimse onunla konuşmuyordu da. "Özbek kızı!" sesimle bana döndüğünde kolunu tutup onu ayağa kaldırdım. "Yürü."
"Ya bırak! Kolumu tutmadan konuşamıyor musun sen!"
"Yürü dedim sana!" deyip tekrar kolunu tuttum. "Yürü yakacağım canını herkesin ortasında!"
"Gelmiyorum!" diye bağırıp elimden kurtulmaya çalışırken yersiz çabası beni sadece daha da sinirlendirdi ve hiç üşenmeyip tek hamlede onu omzuma attım. "Bırak! Bırak seni şikayet edeceğim!" diye bağırdığında kapıya yöneldim. "Bırak!" sırtımı yumruklamaya başladığında sinirden sabırlar çekip elimi kaldırdım ve kalçasına şaplak attım.
Şaplağın şokuyla dururken nefesimi bıraktım. "Durma da hareket et, ikincisini de yersin." dediğimde sustu.
Şaşırtıcı bir gelişme daha, Özbek kızı sustu.
~ ~ ~ ~ ~