Bölüm 34: Gece Yürüyüşleri

715 Words
Ay ışığı, ormanın ağaç dallarından süzülerek yere dökülüyor, etrafı mistik bir huzurla dolduruyordu. Lucy, yanındaki Alfa Leon’un güçlü ve sessiz varlığını hissederek yürüyordu. Bu yürüyüşler, gün boyunca sıkışıp kaldığı odadan kurtulmanın tek yolu olmuştu. Ancak son zamanlarda bu yürüyüşlerin onun için anlamı değişmişti. Leon’un yanında hissettiği karmaşık duygular, içini hem ısıtıyor hem de ürkütüyordu. “Dönüşmek neye benziyor?” diye sordu Lucy, başını kaldırıp Leon’un profiline bakarak. Onun sert çene hattı ve karanlık bakışları, ay ışığında daha da keskinleşiyordu. Leon, birkaç saniye sessiz kaldı. Cevap vermek istemiyormuş gibi bir hali vardı. Ama sonunda derin bir nefes aldı. “Dönüşmek… kendini kaybetmek ve yeniden bulmak gibi,” dedi, sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi. Lucy, kaşlarını çattı. “Bu bir bilmece gibi,” diye mırıldandı. “Kendini kaybetmek mi?” Leon hafifçe gülümsedi, ama bu gülüş Lucy’nin içinde bir ürperti yarattı. “Kendi içindeki kurdu anlamadan, onunla barışmadan, dönüşmek her zaman karmaşıktır,” dedi. “Ama doğru zaman geldiğinde, ne demek istediğimi anlayacaksın.” Lucy, bu cevapla tatmin olmadı. Ama onun sesindeki derinlik ve gizem, içindeki bir şeyleri kıpırdattı. Yavaşça Leon’un yüzüne baktı, karanlıkta belirginleşen keskin hatlarını inceledi. Onun varlığı, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da ezici ve büyüleyiciydi. Yürürken, Leon’un adımlarındaki kararlılığı izledi. Güçlü omuzları, her an tetikte gibi duran duruşu… Her hareketi Lucy’yi daha fazla çekiyordu. Kendi içinde hissettiği bu arzuyu anlamlandıramıyordu, ama Leon’un yanındayken kalbi daha hızlı atıyordu. Leon birden durdu ve dönüp Lucy’ye baktı. Gözleri ay ışığında parlıyordu, tıpkı bir kurdun vahşi bakışı gibi. “Bu kadar çok soru sormak, seni dönüştürmeyecek,” dedi, ama sesindeki yumuşaklık, sözlerinin sertliğini azaltıyordu. Lucy istemsizce gülümsedi. “Belki de herşey bu kadar gizemli olmasa, bu kadar soru sormam gerekmezdi,” dedi, meydan okurcasına. Leon, bir an için gözlerini onun gözlerinden ayırmadı. Bu anın yoğunluğu, Lucy’nin nefesini kesmişti. Sonra Leon, başını hafifçe eğerek gülümsedi. “Gizem, her zaman çekicidir,” dedi. Lucy, bu sözlerin kendi içinde uyandırdığı kıpırtıya şaşırarak başını çevirdi. Ama Leon’un yanındaki varlığı ve sözleri, akşam karanlığında daha da etkileyici hale geliyordu. İçinde Leon’a karşı bir şeylerin büyüdüğünü hissediyordu; hem onun gücüne hayranlık, hem de ona karşı koyamadığı derin bir arzu. Leon’un Gözünden... Ormanın sessizliği, Alfa Leon için her zaman huzur bulduğu tek sığınak olmuştu. Ancak şimdi, bu orman ve yürüyüşler başka bir mücadeleye dönüşmüştü. Yanında yürüyen Lucy’nin varlığı, içinde hem huzursuz bir kıpırtı hem de karanlık bir arzu uyandırıyordu. Lucy, sorularıyla sessizliği bozarken Leon onun masum ama bir o kadar da çekici tavırlarından gözlerini alamıyordu. Ay ışığı, Lucy’nin yüz hatlarını yumuşatarak onun masum güzelliğini daha da belirginleştiriyordu. Gözleri, içindeki derinliği yansıtırken Leon’un zihninde istemsizce yankılanan bir düşünce vardı: Onun kim olduğunu ve ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorsun. Ama yine de ona karşı koyamıyorsun. Lucy, dönüşümle ilgili sorular sorduğunda Leon içindeki karanlık arzuyu bastırmak için uğraşıyordu. Ona bakarken, kelimeleri dikkatlice seçmeye çalışıyordu. Çünkü her yanlış kelime, onun Lucy’ye olan hislerini açık edebilirdi. “Dönüşmek… kendini kaybetmek ve yeniden bulmak gibi,” diye yanıtladı sonunda. Sesinin tonunu sakin tutmaya çalışsa da, Lucy’nin ona olan yoğun bakışları tüm kontrolünü sarsıyordu. Lucy’nin kaşları çatıldı, masum ama inatçı bir merakla yüzüne baktı. “Kendini kaybetmek mi?” diye sordu. Leon derin bir nefes aldı. Onunla göz göze gelmek, içindeki kurdu daha da çılgına çeviriyordu. Onunla mesafeni korumak zorundasın, diye hatırlattı kendine. Ama Lucy’nin gözlerindeki masumiyet, dudaklarının hafif kıvrımı, Leon’un aklını ve iradesini tamamen altüst ediyordu. Yürüyüş sırasında Lucy’nin narin adımlarını izlerken, kendini sürekli uyarıyordu: O senin koruman altında. Ona sahip olmak değil, onu korumak için ve dolunayda doğanların eline geçmesini önlemek için buradasın. Ama her adımda, Lucy’nin ona yaklaştığını hissetmek, kendi karanlık arzularını bastırmasını zorlaştırıyordu. Bir an durdu ve Lucy’ye döndü. Onun masum yüzüne baktığında, içindeki kurt öfkeyle uludu: Eşim. Onu yanımda istiyorum. Ona dokunmalıyım. Bu düşünce Leon’u korkutuyordu. Onu vahşi doğasına yenik düşmeden korumak zorundaydı. “Bu kadar çok soru sormak, seni dönüştürmeyecek,” dedi, sesinin tonunu sertleştirmeye çalışarak. Ama Lucy’nin hafif gülümsemesi, tüm sertliğini yok etti. Lucy’nin meydan okuyan sözlerini duyduğunda, Leon bir an için dengesini kaybetti. Gözleri, Lucy’nin dudaklarına kaydı. İçinde yükselen arzu dalgasını bastırmak için dişlerini sıktı. Ona dokunursan, kendini kaybedersin. Yürüyüş sona erdiğinde Leon, içinde çırpınan arzuyla baş başa kaldı. Lucy’nin masum ama çekici varlığı, ona her şeyden daha tehlikeli geliyordu. Yine de onun yanında olmak, ona her geçen gün daha da bağlanmak, Leon’un kendisine ve sorumluluklarına karşı verdiği en büyük mücadeleydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD