Yusuf içime bombayı atıp gitmişti, peki ya ben... Ben ondan başkası ile evlenirsem ne yapacaktım onu nasıl unutacaktım, yoksa bende mi onun gibi...
hayır...
hayır...
hayır...
olamaz...
Hiç kimse bu kötülüğü hak etmez... Meryem de öyle... Bu nişan başlamadan bitmeliydi ve Meryem gerçeklerle yüzleşmek zorundaydı. Hem ben Meryem'in kendine bir şey yapmadığından emin olana kadar Yusuf ile birlikte olmazdım kii...
Evet...
Evet...
Böyle olmalıydı...
Bitmeliydi bu gecee...
Hemde hemen...
Gözlerimi silip Yusuf'un "git"mesine mani olmak için yanına gidecektim ki duvarın bitiminden karşıma ilk defa gördüğüm biri çıktı ve çığlık atmama sebep olduğu için ağzımı kapattı.
"Şş şşş şşşş korkma, özür dilerim... Özür dilerim... Seninle konuşmak için geldim, niyetim korkutmak değildi... Sakin olursan elimi çekeceğim."
Derin derin nefes alıp verirken etrafıma bakındım... Avazım çıktığı kadar bağırsam da sesimi duyuramazdım ki...
Dediğini yapıp ne yapacağını merak ederek sakinleşmeye çalıştım.
Yavaşça elini çekip teslim olmuş gibi elini yukarı kaldırdı.
"Özür dilerim... Beni gördün zannettim."
"Kimsiniz?"
"Adım Yiğit!"
"Benden ne istiyorsunuz?"
"Biraz konuşmak istiyorum sadece... Seni başka zaman böyle yalnız göremezdim. Fırsatını bulmuşken kaçırmak istemedim."
"Çabuk olabilir misiniz acil işim var."
"Söyleyeceğim şey beş dakikalık bir şey ama ben nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum."
"Nereden olduğu önemli değil, bir an önce başlar mısınız?"
"Pekâlâ... öncelikle müsade ettiğin için teşekkür ederim... Kısaca özet yaparak başlayayım... Ben... Ben hiç hayırlı bir evlat olamadım... Geçenlerde annem bana bir fırsat verdi ben onu bile reddettim, ertesi günü hastaneye kaldırılıp durumu kritik bu 24 saat çok önemli dediklerinde bütün yaptıklarımdan pişman oldum ve bir söz verdim. Bundan sonra o ne isterse öyle yapacağım diye."
"Güzel... Bu hayırlı evlat olma yolunda size başarılar?.."
"Bu giriş bölümüydü... Ve daha bitmedi... Doktor bir süre sinir stres ve üzüntüden uzak olsun dedi... Ben senden ufak bir şey rica edecektim... Annem iyileşene kadar cevabı erteler misiniz, Yani bir süre bekleyebilir misin? Ben annemin sağlığından emin olana kadar."
"Anlamadım... Kusura bakmayın ama ben neyi erteleyeceğim."
"İstemeyi? Evlenmek için."
"Ne evlenmesi, ne istemesi... Ben sizin neyden bahsettiğinizi bilmiyorum.
"Neee? Dur bir dakika, seeenn!.." diyerek telefonunu çıkarttı bir şey arae gibiydi.
"Sen Hîranur değil misin?" diyerek açtığı fotoğrafı yanıma tutup telefonun ışığıyla beni test etti.
"Evet, oyum."
"Nasıl yaaa, bana o kadar anlattılar, görüş konuş hemen kestirip atma iyi kızdır hoştur falan, benim aklımı bulandırıp sana bir şey söylemediler mi?" diyerek kim olduğunu bilmediğim ailesine kızdı.
"Evet, maalesef sonucunu düşünmeden öyle şeyler yapıyorlar." diyerek Yusuf'la kendimi kasdettim...
"Pekâlâ... Tamam... Bu konuşmayı yapmadık farz edelim... Ben geldiğim gibi geri geri gideyim, zamanı geri alıyormuş gibi olsun..."
"Dur dur, gitme!" dedim
Yusuf'un bir kere söyle dediği şeyi ben ona üç defa söylemiştim. Demek ki istesem yapabiliyor muşum diye düşündüm.
"Sen gelmeseydin ben çok kötü bir şey yapacaktım... Sen kimsin, annen kim?"
"Ooo ooo sana adımı bile söylememişler ama bizim evde düğün dernek kurmuşlar."
Yüzündeki ifade o kadar komikti ki, kendimi gülmekten alamadım.
"Gülme lütfen, moralim çok bozuldu. Kendimi salak gibi hissediyorum... Şapşal salak."
"Annen kim?" dedim gülmemi tebessüme çevirerek
"Emine, ben Emine'nin oğluyum. Yiğit... Yiğit Ensar."
"Aaa, sen Şeyma'nın abisi misin?"
"Haaahhh evet, ooohh bee nihayet biri de benden bahsetmiş."
"Evet, hepten şapşal olmamışsınız."
"Ooohhh çok şükür. Canım kardeşim beni iyi anlatmıştır herhalde."
"Onun anlattığı ile sen, yani siz çok farklısınız."
"Nasıl farklıyım."
"Geçenlerde gruptan bir kaç dizi ismi gönderdiler, bunlar İslam'ı kötülüyor, izlemeyin izletmeyin diye. Ben de birine izlemeyin derken sebebini söyleyebilmek için araştırdım. Birinde: Yanlış anlamadıysam birini şeyh yapmaya çalışıyorlar. Genç delikanlı birini... Şeyma'nın anlattığına göre ben sizi oradaki Cüneyt'in eski hali gibi zannetmiştim."
"Nasıl?"
"Sarıklı Cübbeli, ama siz son hâli gibisiniz."
"Sarık cübbem var ama sadece namaz kılarken giyiyorum... Ayrıca işine karışmak gibi olmasın, tavsiye!.. Böyle dizileri izlemediğin gibi araştırma da boşver. O güzel zamanını böyle saçma şeylerle geçirme, beynini de boşu boşuna yorma... Onun yerine aç bi kitap oku..."
"Normalde bakmazdım ama son günlerde biraz zaman geçirmek lazımdı diyelim. Bu sefer ki şart olmuştu."
Yiğit, "Güzel." derken cebinden bir şey çıkartmaya çalıştı. "Bu da burada eriyecek." diyerek çıkarttığı paketin ismini göstererek, "Tadım'a bakmak ister misin?" dedi.
Elimi alnıma vurarak, "Bu espriyi yapmak için yanında tadım çikolata mı taşıyorsun?" dedim acır gibi bakarak.
"Yaa, hiçte bile gayet güzel, Buğra bana yaptığında komiğime gitti. Bende yapayım dedim." deyince "İyi ver. şu tadım'ın tadına bi bakayım." diyerek en sevdiğim fıstık ezmesini açıp yedim...
•••••••