Yusuf'un ailesinin isteme talabini reddetmenin üzerinden üç ay geçmişti. Baharın habercisi olan ilk cemre düşmesine rağmen bizim ev hâlâ kutuplar kadar soğuktu...
Kork mart'ın beşinden öküzü ayırır eşinden dedikleri doğru olmalıydı. Kar, bu kış ara ara yağmış ama benim öksürük kış boyu geçmemişti... En son gittiğimiz doktorun, "Ciğerlerini üşütmüşsün. Bu ilaçları kullan bitince kontrole gel." deyip verdiği ilaçlar bitmiş annemle kontrole gelmiştik...
Numaratörden sıra alıp beklemeye başladık.
Çok geçmeden ekranda adım yanınca annemle birlikte kapıya yürüdük... Annem önümdeyken birden durdu ve "Sen geç ben kalabalık etmiym." diyerek beni odaya iter gibi girdirip kendisi kapıyı kapattı.
Annemin yaptığına şaşırmam geçmiş yerini kızgınlığa bırakmıştı... Karşımdaki kişiden utanarak odanın ortasına doğru yürüdüm..
"Merhaba, ben yanlış geldim galiba."
Y: "Yoo hayır, gel..."
"Oğuzhan beye bakmıştım."
Y: "Oğuzhan hocanın işi çıktı, onun hastalarına da ben bakıyorum."
"Burada olduğunu bilmiyordum."
Y: "Doktor açığı varmış, atandık... Yeni oldu..."
"Hayırlı olsun."
Y: "Teşekkür ederim. Gel otur."
"Yok...Oturmayayım... En son kullandığım ilaçlar bitti de yazdırmaya geldim."
"Bi bakayım ne kullanmışsın."
"Oğuzhan bey geçene kadar kullan dedi."
Yusuf, "Anladım." derken önündeki bilgisayar ekranına bakıyordu. Hiç olmasını istemediğim şey oluyordu, Yusuf benim bu zamana kadar ki öz geçmişime bakıyordu...
"Eveeet... İlaçlar etkili oldu mu? Öksürüğün nasıl?"
"Oldu oldu, iyiyim."
"Olduysa neden tekrar yazdırmak istiyorsun?"
"Pimpirikli annem sağolsun..." derken ciğerlerim, "yalan söyleme, annene iftira atma" der gibi devreye girdi. Uzun bir öksürükten sonra utanarak başımı önüme eğdim, "Arada bir bu kadar sadece." dedim, kan kusmadığımı söylemeye çalışarak.
"Geçmiş gibi durmuyor Hîranur... Bi bakayım." diyerek boynundaki stetoskopu eline alıp yanıma doğru yürüdü... "Ciğerlerime söz geçiremedim bari siz yapmayın" diyerek titreyen bacak ve kollarıma yalvarıyordum...
"Sırtını açabilir misin?"
Ben kontrole gelmiştim ama Yusuf'un beni muayene etmesini istemiyordum...
"Hadiii..." derken sabırsızlandığını gösteriyordu.
Kazağımı yukarı kaldırıp atletime sıra gelmişti kii, "Yeter bu kadar." diyerek stetoskopla kazağın altından dinlemeye başladı...
"Derin nefes al."
"Kolaysa gel sen yapsana" der gibi azıcık bir nefesle yine öksürük tutmuştu. Bir süre öksürüğümün geçmesini bekledikten sonra devam etti.
"Biliyorum zor olacak ama çiçek koklar gibi nefes alır mısın?"
Gerçekten de zor bir nefes aldıktan sonra yetmezmiş gibi bir de "tut" demişti...
"Bırak... Al... Tut... Bırak... Al... Tamam, rahat nefes alabilirsin." deyince ne söyleyeceğini merak eder gibi yüzüne baktım.
Yüzündeki üzgün ifadeye alaycı bir gülümseme ile, "Neee, ölecek miyim?" diye karşılık verdim
"Hayır ama iyileşme yok... Bu ilaçların yerine başka yazıyorum. İğneden korkmazsın değil mi?"
Türbanımda takılı dört iğneyi gösterip, "Sence?" diye sordum.
"Güzel, gel otur... Ayakta durma." diyerek ilaçları yazmak için monitöre döndü.
İki dakikalık oturmadan bir şey olmaz diyerek yavaşça oturdum. "Yalnız bunun için her gün buraya gelmen gerekecek, bu iğneleri her yer yapmaz." deyince modum düşmüş yüzüm asılmıştı... Ben "yazsa da bir an önce gitsem." derken her gün yüzünü görmek zorunda kalacaktım...
Ben ilaçların yazılı olduğu reçete yada barkodu beklerken o bana dönüp, "Hîranur, yetmez mi bu kadar?" diyerek anlamadığım bir şey sorunca şaşırarak baktım...
"Ne yetmez mi anlamadım?"
"Neden sürekli reddediyorsun... Özür dilerim dedim... Hîranur, inat etme artık lütfen..."
"İnat mı? Sen... yani siz, benim inat yüzünden mi istemediğimi düşünüyorsunuz?"
"Evet Hîranur, gururun ve inadın yüzünden istemiyorsun... Ailemle ben, senden gelecek güzel haberi bekliyoruz...Ve görüyorum ki senin ailen de benim damatları olmama karşı değiller..."
"İlaçlarımı yazdıysanız gidebilir miyim?"
"Sistemde sıkıntı var, onay bekliyorum."
"Onay gelene kadar sorunuzun cevabını vereyim... Öncelikle bu birlikteliği istememe sebebim gurur ve inatlaşma değil."
"Hîranur yapma Allah aşkına..."
"Size kendimi ispatlamak zorunda değilim... Ayrıca hatırladığıma göre o gece evlenmeyi düşünmüyorum demiştiniz?"
"Öncelikle şu resmiyete bi son verir misin lütfen, evet bir süre dedim ama şuan beklemek istemiyorum ve seninle evlenmek istiyorum."
"Allah'tan ailem ne istediğime önem veriyor... Bende mahalleye gelirken evlilik gibi bir niyetim asla yoktu ama tanıştığımız günden beri annenin Hatice'nin ve yengelerinin sıcak kanlı davranması ve sevgisinin karşılığını vermek için bir şans vereyim demiştim... Ailenin sevgisine kayıtsız kalamadığım doğru evet ama bazı şeyler nasip işidir. Yanılıyor muyum?"
"Bu yaptığının nasiple alakası yok, inatla kadere karşı çıkıyorsun... Seni o gece benim evime gönderen de bir birimizi sevdiren de kaderdi, o güne kadar reddetseydin tamam derdim ama biz o gece iyiydik Hîranur yapma böyle..."
"Evet, o gece iyiydik... Hoş sohbet ettik... Ama üzgünüm gün ağardı ve malzemeyi ortaya çıkardı... Ben sürekli makyaj yapamam, evlilikte sadece gece karanlıkta geçirilen bir şey de değil, bunun gündüzü de var... O gün ki gibi."
"Bak gördün mü? Gurur yapıyorsun işte... Biz o gün markete girerken, Hatice bi arkadaşından bahsediyordu... "Yeter artık daha fazla kız gösterip durmayın Hîranur olsun" diye konuşurken o seni gösterdi. Evet aptalım, o an sen olduğunu anlamadım... Hatice'nin bahsettiği kişi zannettiğim için doğru dürüst bakmadım bile."
"Anlatamıyorum galiba, ben şuan evlenmeyi düşünmüyorum. Hazır değilim."
"Tamam... Sıkıntı yok, söz takalım... Sen ne zaman istersen o zaman da evleniriz."
"İyi dee, ben hazır değilim diye sen neden kısmetlerini kapatasın kii?"
"Kısmetim de sen yoksan başkasını istemiyorum."
"İşte asıl inatlık bu..." deyip ayağa kalktım. Sistemin gelip gelmemesi umurumda bile değildi. Arkamdan seslenmesine rağmen oradan ayrıldım...