Kapının önünde beni smokin giymiş bekleyen adamın yanına gittim. Siyah smokin içinde oda çok yakışıklı görünüyordu. Yan Resmimizi çekenlere gülümseyerek poz verdik. El ele aşağı indiğimiz karşımda nikah memurunu gördüğümde yaptığım aptallık çarptı yüzüme. Ben bir adamın karısı oluyordum sahteden karısı ve bu tamamen akılsızlıktı. Nikah memurunu sorusunu sade bir evet ile yanıtlayan Emir'den sonra bana yöneltilen soru ile düşündüm. Bir gün aşık olduğum adam için evet der miydim? Cenk ile yan yana gelir miydik? Gülümsedim.
"Evet." Dedim
Kopan alkışlar nikah memurunun bizi karı koca ilan edip nikah defterini elime vermesi ile bana dönen adama sahteden gülümsedim oda gülümsedim eğilip dudağıma minik bir öpücük kondurunca aynı şekilde karşılık verdim. Dans müziği çalmaya başlayınca elimden tutunca çıkardı sahneye. Ajda Pekkan'ın sesinden Tanrı Misafiri şarkısı ile dans ediyorduk. Başka şarkı bulamamışlar gibi
"Ömrünüm son durağında seni buldum yanımda. Aşkımın son baharında son yapraksın dalımda..." diye başlayan şarkı
"Böyle dertliyim hasret çekerim. Yoktur huzurum ağlar gezerim." Diye devam ediyordu
Gülümseyerek.
"Ulan sahteden evlendiğimizi bu kadar belli etmeseydik bu şarkı ne böyle."
"Ben çok severim bu şarkıyı ondan seçtim. Bende özel bir yeri var."
"Hay senin... Aman be iyi iyi."
Hayır Ajda ablamızı severiz şarkıda güzel lafım yok ama ilk dans için fazla absürt. Emir’in yaptığı ne normal ki.
“Surat asma. Hem hayatımın Tanrı misafiri sayılırsın sen.”
Eğildi. Yüzüme dokundu.
"Gelinlik yakışmış."
Gülümsedim. Bende beğendim kendimi çok farklı olmuş başka birisi gibiydim.
"Değil mi be bende beğendim."
"Sen bana bir şey demeyecek misin?"
"Ne gibi?"
"Damatlık içinde karşı konulmaz bir karizmada olduğum gibi."
"Aaaa aman tanrım egon için de ayrı bir takım alsaydın keşke. Zevzek herif."
Kahkaha attı. Bu adamın egosu cidden çok ama çok fazlaydı. Kıkırdadık. Daha sonra sessizce kulağıma eğilip.
"Balayına gitmeyeceğiz dedim birde onunla uğraşmayalım. Senin manyak sevgilinde sıkıntı çıkarır şimdi."
Kesinlikle çok haklıydı sevinçle kafa salladım. Düşüncesi hoşuma gitti. Cenk zaten olay çıkarmaya yer arıyordu.
"İyi düşünmüşsün."
"Ben belki akşam çıkarım sorun olur mu senin için?"
Kafa salladım neden olsun olmazdı. Dansımız bitince kutlama amacı patlatılan şampanya kadehleri elimize verildi. Ben alkol kullanmazdım bir ya da iki kez içmişimdir şimdi içmeyi de pek istemiyordum. Masaya geri bıraktım kadehi. Funda geldi.
"Aaa en güzel gününde içmiyor musun?"
"Çok alkol ile aram yok."
Garsonun getirdiği tepsiden limonatayı aldım.
"Kutlayalım bende limonatamla kutlarım." Diye kıkırdadım.
Koluma girdi Funda köşeye çeki.
"Vallahi ben Kılıçaslanlara gelin gidecektim Çırağan’da yaptırırdım düğünü baya mütevazi bir şey seçtin."
Gülümsedim ha tüm Türkiye sonra Kılıçaslanlar eskort gelin almış desin haber maber olur aman ha hiç gerek yok. Cemiyetten tanıdık simalar biliyorum ne yazık ki.
"Abartı sevmem. Ee sizin düğün ne zaman?"
"Beş ay var daha. Balayına neden gitmiyorsunuz?"
"Gerek yok daha sonra geniş bir vakitte uzun bir program yapalım dedik."
"Oda güzel..."
Birkaç saat süren kutlamanın ardından hediyeler takdim edildi. Takılatr takıldı. Bir sürü pahalı şeyler en son Yüksel Teyze yanıma geldi bir kutu verdi.
"Bu kutunun içinde Emir'in ananesinin yani annemin ben evlenirken bana hediye ettiği yüzük ve küpe var kızım. Annem gelinine verirsin demişti."
"Hih hayır hayır Yüksel Anne olmaz ben bunu asla kabul etmem."
"Neden kızım beğenmezsen bile dursun."
Ellerini tuttum.
"Ah Yüksel Anneciğim sevmem mi çok güzeller ama üzülürüm böyle bir şeyi bana vermeyin."
Yüzüme dokundu.
"Ah ay parçası güzel kızım sana vermeyeceğimde kime vereceğim bunu. Sen bizim kızımızsın artık"
"Ama..."
"Güle güle kullan kızım."
Bir şey diyemedim kabul ettim. Sıkıca sarıldım ona oda bana sarıldı. Şefkatini öyle hissediyordum ki gerçekten seviyordu beni. Herkes tamamen gidince bizde arabaya atlayıp Emir'in evine gittik. Şu gelinlikten hemen kurtulmak istiyordum. Üzerimden hemen çıkardım bana takılanları toparladım Emir'in odasının önüne gittim kapıyı tıkladığımda üstü çıplak açtı kapıyı dangalak. Kızgın bakışlarımdan anlamış gibi.
"Ne o kendin demedin mi hiç görmemişsin gibi davranamam diye?"
Doğru dedim lafı uzatmaya gerek yoktu takıları uzattım.
"Bu ne?"
"Al işte ailenin ahbaplarının taktıkları şeyler."
Elimdekilere baktı.
"Ne bok yapacağım ben bunlarla sana takılmış."
Alla alla bu harbiden mal ya.
"Oğlum manyak mısın senin ulan bunlar senin ailen taktı ben senin gerçek karın mıyım? Al bunları annenin verdiği kutu da şu iyi sakla he kaybetme annen bunca sene saklamış."
"Hayat bunları sana taktıkları an senin oldular. Sana aitler vermene gerek yok."
"Var istemiyorum. Bunları ben hak etmiyorum. Boşanınca geri ver onlara."
"Almazlar zaten tamam düğün hediyesi gibi düşün."
Olmazdı kabul edemezdim. Elimden aldı kutuları
"Bunları odadaki kasaya koyuyorum o halde şifresi 6422 senin bunlar ne zaman ihtiyaç duyarsan al."
Geçiştir gibi kafa salladım almayacaktım umurumda değildi. O sıra elimi tuttu.
"Dur bir dakika bende hediyemi vereceğim."
"Ne hediyesi ya gerek yok oğlum."
Odaya girip elinde bir kutu ile geldi
"Ne gerek var Emir."
"Al hadi babam çok ısrar etti karına hediye al diye bende düşündüm madem mecburum bari hoşuna gidecek bir şey olsun."
Kutuyu uzattı. Açtığımda içinden kuzey yıdızı tasarım bir kolye çıktı. Hoş duruyordu. Kolyeyi aldı arkama geçti takarken.
"Bu Kuzey Yıldızını her gördüğünde bundan sonra gideceğin doğru yolun aklına gelsin. Ne zaman sapacak gibi olursan Kuzey Yıldızı seni doğruya çıkarsın."
Çok hoş ve anlamlıydı.
"Eyvallah gerçekten çok mutlu oldum."
Makas aldı yanağımdan...
"Ayıp olmazsa ben çıkayım mı?"
"Çık ama dikkat çekmez misin?"
"Merak etme canım Şile'de takılacağız pek kimse gelmez bilmez oraları."
"Gece gelmeyeceksin yani?"
"Yok gelmem."
Kafa salladım. Odama geçtim duşa girdim uykuya dalana kadar bütün ışıkları yakar müzik dinlerdim bu ev çok büyüktü birazda ıssız istemsizce korkuyordum. Ben duştan çıktığımda çoktan gitmişti Emir. Cenk'i aradım. Çok bekletmeden açtı.
"Hayat."
"Canım."
Adımı ağzından duymak bile öyle güzeldi ki.
"Nasılsın? Ne o evlendin mi o adamla?"
"Hıhı evet."
"Nerede?"
"Çıktı arkadaşları ile takılacak."
"Sorumsuz piç."
Evde kalsaydı bu kez de ona sinir olurdu Cenk'te bir tuhaf.
"Korkuyorsan geleyim yanına."
"Saçmalama seni bu eve alamam bu hiç hoş değil."
"Ne o kocan mı kızar?"
Ne saçmalıyordu bu? Sarhoştu sanırım. Gelmesi tabiki fazlaca anormal durumdu.
"Cenk delirme adamın evi adamın evine seni almayacağım. İstersen yarın görüşürüz."
"Ben seni çok özledim ama."
"Bende seni özledim sevgilim. Tamam yarın yanındayım."
Gülümsemesi doldu kulaklarıma.
"Korkarsın sen şimdi. Ev büyük karanlık. Sen yalnız uyumaktan korkarsın"
Nasılda tanıyordu beni. Biliyordu. Onun evinde korktuğumu anladığı ilk an sıkıca sarılmıştı bana.
"Bir şeye ihtiyacın var mı? Yemek yedin mi evde var mıydı?"
"Evet merak etme tokum ben yine de yarın harika bir yemeğe hayır demem."
"Sen gel yeter ki."
Uzun bir konuşmanın ardından kapadım telefonu. Aynada kendime baktım. Yüzüme bedenime. Artık başka adamlardan iz yoktu, morluk yoktu, zorlama yoktu. Parmağıma baktım pinokyo ile evlenmiştim ben. Artık arınıyordum mutlu olacaktım. Aynada kendimi bakarken gözlerimi kapadım hayatımın böylesine bok olmadan önce ki zamanı belirdi gözümün önünde. Babaannemin ölümü sonrası gittiğim her kapıdan kovulduğumu hiçbir yerde iş bulamadığımı sonra tam kendime bir düzen kurmak için bir adım atmışken tuttuğum elin çok yanlış bir el olduğunu öğrendiğim o an. Üniversite döneminde birlikte olduğum Deniz beni sevdiğini düşünürdüm evleneceğimizi… Babaannem o çocuk serseri gibi kızım dediğinde dinlemedim. Okuldakilerle gittiğim bir motor yarışında tanımıştım onu babaannem ölünce bana tutacak el olacak sanmıştım bana yardım ediyorum diye imzalattığı ve adıma bankada güya çektiği kredi her şeyin koca bir oyun olduğunu Deniz'in amacının beni bu yola düşürmek olduğunu anladığımda çok geçti her şey için. Gözünün önünde dizlerine çökerek ağlayıp yalvardığım halde beni görmezden gelmişti beni bırakmıştı. Bana kimsenin dokunmamış olduğunu bildiği halde benim evlenmeyi beklediğimi bildiği halde beni o çukura bıraktı. Ağladım her gün ağladım ben ağladım Vural dövdü. Kaçmaya çalıştım olmadı, rest çektim kafama silah dayadı korktum ölmekten korktum Deniz'in izi bile yoktu ama ben başka adamlara meze olmaya zorlanıyordum. Çalışır kazanır fazlası ile öderim dedim bizim dediğimiz işi yapacaksın dediler. Olmaz dedim babaannemin kemikleri sızlar olmaz ama dinlemediler beni. Asu olacaksın bundan sonra sen Asu'sun dediler. Hiç istemedim ben Asu olmayı. Hiç bilmediğim adamlarla olmayı. Gözümden akan yaşlar ve beynime hücum eden olaylarla öğürme hissi ile koştum banyoya çıkardım içimdekileri. Hem kustum hem ağladım. Kader işte eskort olduğum hayatta çok mutlu olduğum adamı bulacağımı bilemezdim. Odaya geçip üzerime bir şeyler giyip ışıkları açtıktan sonra yatağa girdim. Telefondan bir şarkı açıp dinlemeye başladım dinlerken gözlerimi kapadım. Eski şarkları çok severdim plaklara bayılırdım. Babaannem de çok severdi. Plaklar onun sayesinde tutkum olmuştu. Plak yerine telefonumdan dinlediğim Nil Burak "Yalnızım Ben." Şarkısı ile ağlamam arttı bir yandan da eşlik etmeye başladım.
"Yalnızım ben çok yalnızım. Buymuş benim alın yazım...
İsyan etmek istemezdim ama neden buydu alın yazım ben bu hayatı hak etmedim ki. Gözümden akan yaşları sildim tamam ağlamak yok bana bir şans daha verilmişti mutlu olmak adına bir şans daha ben onu kullanacaktım işte. Gözlerimi kapadım bana ait olmayan evde bana ait olmayan yatakta uyurken gerçek olmayan kocamla geçireceğim günlerin çabuk bitmesini diledim.
Sabah tıkırtı ile açtım gözlerimi biran endişelendim Emir mi gelmişti? Hırsız girmezdi değil mi? Güvenlikli bir yerdi girmezdi.
"Emir."
Odanın kapısı açıldı üstü başı dağılmış gözleri şiş.
"Günaydın ben mi uyandırdım ölüyorum ya uykum var."
"Sen misin diye seslenmek istedim tamam sen yat şey ben kahvaltı yapıp çıkarım o zaman."
Kafa salladı kelime kuracak kadar bile hali yoktu büyük ihtimalle yataktan kalktım üzerime bir şeyler geçirip saçımı toplayıp aşağı indim mutfakta kendime bir şeyler hazırlarken telefonum çaldı. Yüksel Anne arıyor ay inşallah gelin falan demez şimdi Emir bu yorgunlukta burnunu çıkaramaz ki.
"Yüksel Anne."
"Kızım aradım kusura bakma aramayacaktım aslında ama."
"Ne kusuru buyurun lütfen."
"Yavrum yanlış anlama Fatih Baban şimdi sizin sitenin güvenliği ile konuşmuş galiba Emir yeni mi geldi eve?"
Aha daha birinci günden faka bastık ne diyeceksin salak kız düşün düşün.
"Yüksel Anne evet dışarı çıktı bana harika bir kahvaltı hazırlamış ama gül eksikmiş baya özenmiş inanabiliyor musunuz sırf gül eksik kalmasın diye sen erkenden kalk. Baya etkilendim. Yukarıya çıktı şimdi üzerini değiştirecek sonrasında bugün harika bir gün geçireceğiz. Birlikte bir şeyler yapacağız."
"Hah tamam yavrum bende dedim Fatih'e nereye gidecek yoksa paşam bak yine düşünceli davranmış aferin ona."
"Aklınız hiç kalmasın merak etmeyin."
Telefonu kapayınca derin bir oh çektim sıçmıştk ki toparladım. Bir şeyler atıştırırken Cenk'i aradım.
"Hayat."
"Günaydın canım. Nasılsın? Müsait isen görüşelim mi? Ama dışarıda görüşmesek yani dikkat çekmemek için."
"Yok artık şimdi de sosyal hayatımız mı kısıtlandı?"
"Yok çok yeni şimdi biri görür diye hadi ama bir süreliğine idare et."
"Çık gel o zaman özledim."
Kıkırdadım bende onu özlemiştim. Hızlıca bir şeyler atıştırıp taksiye binip gittim Cenk'in evinin önüne geldiğimde kapıyı açtığı an atladım boynuna sarıldım hemen. Dudaklarımız birleşti öpüşürken ondan ayrıldım.
"Nasılsın?"
Elimi tuttu.
"Seni özlemenin dışında iyiyim."
Yeniden öpücük kondurdum.
"Bende seni özlüyorum."
"Gece çok korktun mu? Uyuyabildin mi?"
"Hiç korkmadım uyudum tabi."
Yüzüme dokundu.
"Sana kek yaptım cevizli."
El çırptım minik bir öpücük daha verdim ona
"Harika bir adamsın."
Koşarak mutfağa gittim kekleri tabağa koyup kendimize kahve yaptım. Kekin nefis kokusu burnuma dolmuştu bile.
"Çok güzel kokuyor."
"Ben senin kokunu tercih ederim."
"Ya Cenk..."
Burnuma minik bir öpücük kondurdu.
"Geldi mi o zevzek herif."
"Evet direkt uyudu zaten yorgunmuş."
"Aynı odada değilsiniz değil mi?"
"Hayır Cenk yan odamda o benim."
Sarıldı bana
"Sana ters bir şey yaparsa."
"Merak etme öyle birisi değil yapmaz."
"O kadar güvenme. Çok güvendiğin insanların sana neler yaptığını unutma."
Deniz'i biliyordu ona anlatmıştım ona her şeyimi anlatıyordum zaten ama Emir'e olan güvende değildi sadece ailesine kadar biliyordum bana zarar vermezdi evine ilk gittiğim gün bile çok nazikti bana.
"Cenk..." tam bizimle alakalı bir şey soracakken bana baktı kaşları çatıldı.
Boynumdaki kolyeye dokundu.
"Bu ne? Yeni mi hiç görmedim?"
"Emir aldı evlilik hediyesi."
"Ne alakası var?"
Düşünmüş almış nezaketen kabul ettim bende. Buna da olay çıkaracak değildi herhalde.
"Kuzey Yıldızı işte yönünü her kaybedecek olduğunda bu sana hatırlatsın doğru yolu dedi."
Gözlerini devirdi.
"Şerefsize bak kızları böyle mi düşürüyormuş?"
Neden şerefsiz dedi ki şimdi kötü amaçlı bir şey yapmamıştı halbuki.
"Cenk beni düşürme gibi çabası yok. Bizim aramızda hiçbir şey yok sana daha önce de söyledim o zevzek ve ben ancak oyun bir evlilikte yan yana geliriz. Ötesi onun içinde benim içinde olmaz. Hayatlarımız farklı ve ben seni seviyorum."
Kucağına aldı beni öpüşmeye başladık tekrar üzerimdeki elbiseyi çıkarırken bende onun üzerindekini çıkardım hızlıca yatak odasına geçtik vücuduma nazik ve minik öpücükler kondurdu her seferinde beni incitmeden dokunurdu. Hiç incitmezdi zaten. Yeniden dudaklarımız birleşti sadece onunla odluğum an kendimden tiksinmiyordum sadece onun olduğum zamanlarda.
Duştan çıkmış saçlarımı kurutuyordum Cenk geldi elinde telefon yine mi açmış telefonumu buna bir son vermesi gerekti.
"Pinokyo." Arıyor dedi
Emir'i pinokyo diye kaydetmiştim o yüzden öyle söyledi. Aldım.
"Efendim."
"Sen telefonlarını hep başkasına mı açtırırsın. Sen açmayacaksan ne demeye yanında bu telefon."
"Ne o beni azarlamaya mı aradın sen?"
"Neredesin sen?"
"Sanana lan."
Cenk kapının başında bizi dinliyordu neyse biraz sakin olmamda fayda vardı.
"Hayat Yavuz ve Funda geleceklermiş neredesin?"
"Telefonu Cenk açtığına göre nerede olabilirim?"
"Konum at gelip alayım."
"Gerek yok ya ben şimdi taksiye atlar gelirim."
"Seri gel acele et."
Telefonu kapadım Cenk ne diyor dercesine bana bakıyordu gülümsedim yanına gittim dudağına bir öpücük kondurdum.
"Misafir gelecekmiş. Gidecektim bende zaten."
Kafa salladı.
"Ben şehir dışına çıkacağım İzmir'de olmam gerek Hayat toplantı olacak. Haberin olsun döndüğümde ararım."
"Tek mi gideceksin?"
"Eee yani neden?"
"Geçen telefonu açan kız..."
Gözlerini devirdi.
"Hadi ama hesap sormuyorsun değil mi?"
Gözlerim doldu doğru neden sorayım hakkım yoktu en başta demişti ben sana bir gelecek vaat etmiyorum ama elimden geldiğince yanında olacağım kendini kaptırıp benim hayatıma müdahale etme. Kaptırdım ama aşık oldum ulan. Seviyorum seni. Hem artık ben escort değildim biz sevgiliydik? Öyle değil miydik? Sormam normaldi.
"Hayat gözlerinde akmak üzere olan gözyaşlarını geri gönder. Kıskançlık yapmayacaksın değil mi? İki günde huyun değişti ama hadi güzelim tek olacağım tamam mı?"
Kafa salladım. Gülümsedim. Yüzüme öpücük kondurdu
"Cenk...Seni…"
Yine söylememe fırsat vermedi öpücük kondurdu.
"Taksini çağıralım hadi."
Kafa salladım evden çıkacakken bana para uzattı.
"Ne için bu?"
"Lazım olur paran yoksa."
"Ben artık para almıyorum Cenk fahişe değilim bunu para için değil seni sevdiğim için yaptım anladın mı? Karşılıksız."
"Ne alakası var onun için mi verdim Hayat lazım olur o heriften mi alacaksın."
"Gayet ondan alacağım sahte kocamla anlaşmam böyle. Ondan almak daha makul. "
Arkamı dönüp aşağı indim taksiye bindiğimde yol boyunca aklımda sadece Cenk'in bana birgün sıradan bir kadınmışım hiç eskort olmamışım gibi davranabileceği gelir mi düşüncesi vardı. Ne zaman normale dönerdik mesela? Ne zaman çift olurduk biz. Kapının önüne geldiğimde çaldığım an açıldı kapıda mı bekliyor bu da manyak mı ne? Kolumdan tutup içeri çekti.
"Şükür yetişemezsin diye ödüm koptu. Sorumsuzluğu bırak."
İyiden iyiye öfkelenmiştim kendisi sorumluluk abidesi sanki dangalak. Daha ilk günden kıza gidip yakalnırken götünü ben topladım haberi yok.
"Oğlum bana bak sen evlendiğimiz gibi hop evden tüydün sabahında valide hanım arayıp bizim oğlan eve yeni gelmiş doğru mu dediğinde ben seni idare ettim sen amma tantana yaptın be."
"Annem mi aradı kim demiş ona yok artık takip mi ettiriyorlar ben böyle işin a..."
"Şişt tamam be. Güvenlik söylemiş söyle ona ağzını tutsun."
Gülümsedi.
"Ya vallahi sağol kurtarmışsın beni. Seni aradım ilk çalışta meşgule attın ikincide oo adam açınca."
Meşgule atanda oydu büyük ihtimalle ah Cenk ah.
"Saçlarımı kurutuyordum."
Beni süzdü o an.
"Hah evdeydiniz siz ona mı gittin?"
Kafa salladım.
"Eh şimdi dışarıda dikkat çekmek istemedim açıkcası."
"İyi düşünmüşsün dikkatli olmakta fayda var."
Hemen mutfağa geçip çay demledim dolapta hazır olan şeylerden tabağa koydum misafirlerimizi karşılamak için hazırdım.
"Yavuz iti biliyor ya sahte evlilik olduğunu ondan böyle densiz gibi ilk günden geliyor yanlış anlama."
"Yok anım senin evin banane."
"İkimizin bir sene boyunca ikimizin burası."
Kafa salladım. Kendimi hiçte ait hissetmediğim bir ev işte. Kapı çaldığında iki harika çift gibi kapıyı açtık koltuklardaki yerimizi aldığımızda kocamın yanı başında kollarının arasında oturmuş onlarla sohbet edip kahkaha atıyordum. Gelirken getirdikleri browniden koca bir dilim daha ağzıma sokuşturmaya çalışırken gelen öğürme hissi ile geri bıraktım. Iy aptal gibi öğlende kek yedm boğazım hiç durmuyor. Midem şahlanmıştı Funda fark etti.
"Neyin var senin?"
Ayaklandım elimi ağzıma götürerek bu kattaki lavaboya koştum Cenk'in yaptığı harika cevizli kekte çıkmıktı içimde ne varsa boşalttım. Emir banyonun kapısını tıklatıyordu ağzımı çalkalayıp çıktım. Midemdeki ekşime hissiyatı kötü yapmıştı.
"Neyin var?"
"Çok yedim bugün o yüzden pardon."
Funda ve Yavuz'da endişeli gözlerle bana bakıyordu. Kocaman gülümsedim iyiyim dercesine.
"Düğün arifesi ben mideyi üşütmüştüm zaten onun etkisi hala sorun yok."
Emir onların yanında ilgili koca numarasıyla elimi tuttu. Alnıma öpücük kondurdu.
"Nane limon yapayım mı sana ah güzelim dikkat etsene."
Seni gidi hınzır bak sen yalandan nasıl şekilden şekle giriyor. Yaramaz bir pinokyosun sen numaradan sorunca istemem diyeceğim sandı bense tüm gıcıklığımda.
"Nane limon harika olur. Teşekkür ederim."
Yüzü değişti.
"Efendim."
"Nane limon ister misin demedin mi canım? İsterim."
Resmen bozguna uğradı adamı böyle yaparlar kahkaha atmamak adına kendimi zor tuttum ayaklandı mutağa gitti Funda.
"Vay be vay be cidden şaşkınım görüyorsun hayatım değil mi? Emir karısına nane limon yapıyor bizim duygusuz domuz Emir."
"Aşkım arkadaşımın hakkını yeme o aşırı duygu yüklü bir adam anlayabilene. Değil mi Hayat? Nasıl üzerine titriyor."
"Ah sorma çok. Beni şımartıyor her gün yeni bir zariflik incelik onunla hayat çok güzel."
Biz sahte kocamın hakkında konuşurken bana gerçekten nane limon yapıp getirdi gülümseyerek aldım yanağına öpücük kondurdum. Yüzünü sevdim.
"Teşekkürler sevgilim."
"Ne demek canım şifa olsun."
İçten içe kesin bana saydırıyordu. Muhabbet ile geçen birkaç saatin ardından Yavuz ve Funda gidince benim kızgın boğam burnundan soluyarak yanıma geldi.
"Oradaki nane limon ster misin yalancıktan bir soruştu?"
Kafa salladım.
"Biliyorum."
"Eee o zaman ne diye."
Kıkırdadım.
"Eksilen bir yerini göremedim pinokyo tatava yapma. Ben misafircilik oynarken epey yoruldum sana güzel rüyalar. Hah şu ortalığı da topla daha taze gelin ve hasta eşini yormak istemezsin değil mi? Yüksel Annem çok üzülür yoksa."
Arkamı dönmüş kıkırdayarak giderken arkamdan bana saydırıyordu.
"Arsız yalancı nasıl numaralar yapıyor birde ayrıca o benim annem nereden senin Yüksel Annen oluyor. Nane limonu ben yaptın toplamayı neden ben yapıyormuşum. Aloo. Gitti ulan hatun."
Yatağa yatmış kıkır kıkır haline gülüyordum hem şapşal hem de pinokyo. Onu böyle kızdırıp kırmızı görmüş boğaya çevirmek ise aşırı eğlenceliydi. Sahteden gelin olacaksam biraz da benim eğlenmem gerekmez mi?