Kardelen

1537 Words
Yılın ilk çiçeği olan kardelen gibi bembeyaz renkte o,olasıya narin ama sert toprağı delerek güneşe ulaşacak kadar güçlü, bir kelebek gibi özgürcesine, en derin karanlık düşüncelerin ortasından çekip alıyormuş gibi muazzam ve kimseye bağlı olmadan. Ateşten küle ya da gündüzden güle. Tıpkı bir sirkülasyon gibi yani derince etrafında ki cisimlerini içine çeker gibi kapılmıştı bu genç kıza. Ayın , dünyanın etrafında dönüp ve ona bağlı olması gibi ya da dünyanın güneşin etrafında dönüp , günleri mevsimleri oluşturması gibiydi ona olan hisleri. Dünyanın diğer ucunda olsa yer karaları geçip yine de onun yanına varırdı. Hayır, hiç bir tarif hiç bir betim bu anı bu hissi anlatmasına yetmiyordu. Okuduğu hiç bir kitapta bunu anlatacak bir kelime yoktu. Medusa'nın bakışları gibi insanı taşa çeviriyordu Kris'in bakışları Ayka'yı. Karşısın da sürekli donuyor ve ağzını oynatamıyordu. Bir insan sesin tınısında nasıl kendini kaybeder öğrenmişti artık. Kalbinde ki içi boş saraya Kraliçe yapmıştı onu artık tüm odaları ona ait idi. İsterse yerden göğe vurup paramparça etsin ya da sonsuza kadar sevsin. Yeter ki bir an bile yanından ayrılsın istemiyordu. Ayka hala daha sevdiğinin nemli dudaklarının ısısının kaldığını yanağını tutarak gecenin karanlığında avare avare yürüyordu. Nereye gideceğini bilemiyordu, nevri dönmüştü. Kaleye geri mi dönseydi? Hayır! Diye söyledi içinden. Şuan duymak isteyeceği en son şey babasının savaş ile ilgili vereceği emir ve nasihatleri idi. Meyhanenin oradaki çınar ağacına gitse aynı yerde iki akşam kalmak olmazdı nede olsa burası Galie'idi. Güzelliklerle dolu olsa da sarhoşu çekilmez insanı çok fazlaydı. Bu söylentilere kapılarak yürürken kendini mezarlığın önünde buldu. Annesi. Neden annesi daha önce aklına gelmemişti, onunla sabaha kadar konuşup sevdiği kadını anlatabilirdi. Genç adam mezarlığın büyükçe ve gri renkte olan kapısını açıp içeri girdi. Boşuna dememişler ölülerden değil yaşayanlardan korkacaksın diye. Mezarlığın orta yolundan ileriye doğru adımlar atmaya başladı Beyaz gül ve beyaz karanfillerle dolup taşan güzeller güzeli annesinin mezarını gördü. Daha da ilerleyip mezarın yanına uzandı ve başından geçenleri birer birer anlatmaya başladı. Sanki annesi hayattaymış da cevap verecekmiş gibi anlatıyor ve ona sorular soruyordu o asla bu ölümü kabullenememişti, annesiyle o kadar az vakit geçirmişti ki bu ölüm ona karşı yapılan bir haksızlık gibiydi. Kris'i ilk gördüğü andan bugünkü ilk öpücüğüne, Vexana'dan baş büyücüye, babasının bir hırs uğruna Engo'ya gidip de tapınak koruyucusunu öldürmesine kadar her şeyi annesine anlatmıştı. Kelimeler ve saatler birbirini kovalarken sabah olmuştu. Kuşlar bugün daha güzel ötüyor, güneşin sıcağı insanın içini daha bir ısıtıyor, toprak daha da güzel kokuyordu onun için. Genç, mezar taşını silip, etrafında zararlı ot var mı diye bakındı. Daha sonra annesiyle vedalaştı ve mezarlığın çıkışına doğru ilerledi. Acilen kaleye geri dönmesi lazımdı. a*s'lar ASSn ilk derste öğrettiği uygulamayı yaparken kesinlikle can çekişmekle meşgüllerdir diye düşündü. Mezarlık kaleye yakındı bu yüzden yürüyerek gitmeye karar verdi. Ayka, eğitim bölgesine vardığında şövalyeler sırasıyla genç adamın önünde dizildiler. Ayka; ''Dün eğitimde hepiniz zorlandınız. Bunun sebebini düşündünüz mü hiç? Savaşın acılarını hafifletmek, dürüstçe savaşmak, yaralılara, kadınlara ve çocuklara zarar vermemek, savaşı mantık ilkelerine uygun şekilde yürütmek gerekir bu yüzden yanınızda savaşan arkadaşınızı her daim kollamalısınız. Bugünkü dersimiz ise Lunge(hamle) ve Remise(rakipten sonra yapılan ilk atak).''dedi. Ayka bu sever şövalyeleri ikişer bir şekilde dağıtmadı. Derse kendisi de katılarak elinden geldiğince bildiklerini öğretmeye başladı. Gerçekten de bu zamana kadar gelmiş geçmiş en iyi şövalye olabilirdi. Kılıcını öyle bir savuruyordu ki savunması, atakları, darbeleri her şeyiyle dört dörtlüktü. a*s'ların çoğu ağzı açıkASSlmıştı. Onun bu kadar iyi dövüşebileceği akıllarından bile geçmiyordu. a*s'ların içinden bir seASSükseldi ; ''Benimle de dövüşün lütfen.'' Tüm şövalyelerin suratı bir anda kireç beyazına dönmüştü. Bu kişi araların da hem bedenen en iyileri ve gizli bir anlaşma ile kutsal kılıcına kara büyü ekleten, kral tarafından sürgün edilmişti fakat sürgünü çok sürmemişti. Kral savaşlarda ek bir strateji olacağını düşünüyor olsa gerek onu geri çağırmıştı. Ayka büyük bir zevkle; ''Tabi ki. Hadi gel.''dedi. Savaş alanına gelen şövalye ilk hamleyi Ayka'dan bekledi. Böylelikle iki acemi gibi birbirlerinin etrafında dönmeye başladılar. Bu karşılaşmadan haz alan diğer şövalyeler; ''Dövüş! Dövüş!'' diye seslenmeye başladılar. Ayka bir türlü ilk hamleyi yapmıyordu. Onun amacı rakibi ilk etapta iyi bir incelemekti.Rakibini iyice ölçüp tartmadan asla ilk hamleyi yapmazdı. Adam daha fazla dayanamayarak kılıcını Ayka'nın üzerine doğru savurmaya başladı. İkisi de o kadar hızlı karşılık veriyordu ki onları görmek mümkün değildi. Kılıçları havada silüet gibi gözüküyordu. Bu çatışma saatler boyunca sürmüştü.Genç şövalye Ayka ona karşı yapılan bu atakları o kadar güzel geri savuruyordu ki tek bir çizik dahi almamıştı. Bu kadar iyi olmasını kıskanan şövalye kılıcındaki yasak büyüyü uyandırıp bu zamana kadar biriktirdiği tüm gücü ve öfkesi ile birlikte Ayka'ya hücum etti. Bu saldırı karşısında ölmesi gerekirdi ama Ayka kılıcıyla bunu tek hamlede etkisiz hale getirdi ve kara büyüye sahip olan kılıcı ortadan ikiye ayırdı. ASS'lar, Venotla, Starinler adeta boncuk boncuk terlemiş a*s idi, gözlerinden Ayka'ya karşı olan korkuları okunuyordu. Ayka; ''Bugünlük yeterli. Kılıçtan önce beyninizi kullanmayı öğrenin.'' dedi ve eğitim alanını terk etti. Kendisi de korkmuştu fakat o kadar şövalye önünde bunu belli edemezdi. Kendine de güveniyordu nede olsa Artal'ın öğrencisiydi. Oldukça açtı hizmetkarlarına odasına çıkacağını ve orta pişmiş bir biftek istediğini söyledi. Odasına geçip yatağına uzandı. İki gündür dışarıda uyuyordu yatakta biraz kestirmek ona iyi gelecekti. Biraz kestirdikten sonra hizmetkarlar odanın kapısını çaldı. Ayka yataktan kalktı ve ; ''Gel.''dedi. Neredeyse aynı boyda olan kahverengi kısa elbiseli kol ve etek detaylarında beyaz pileler bulunan üç hizmetçi odaya teker teker girdiler. En önde gelen hizmetçi odanın köşesinde bulunan masasının üzerine gümüş tepside bulunan bifteği koydu, diğer ikisi de içecekleri koyup servisi açtılar ve odadan çıktılar. Ayka yemeğini hemencecik yiyip üzerini değişti. Annesinin de en sevdiği renk olan safir rengindeki takımını giydi ve kokusundan süründü. Kris eğer yine onu öperse güzel kokmak istiyordu. Odasından çıkıp büyük salona doğru ilerledi tam kalenin çıkışına doğru yaklaşırken babası arkasından seslendi. ''Savaş için eğitimlerin nasıl gidiyor evine uğramayan prens.'' Ayka derin bir iç çekerek cevapladı ; ''Gayet iyi bir gelişme gösteriyor kralım. İblis ülkesiyle olan bu savaşı kazanacağımıza eminim.''dedi Kral bir adım daha ona yaklaşarak; ''Eric adında ki melezi bulabildin mi?'' diye sordu. Tabi ki de bulamamıştı bu koca dünyada bir insan ismiyle sadece nasıl bulunabilirdi. ''Birkaç ipucuna ulaştım.'' Diyerek cevapladı Ayka. Düpedüz yalan. Arama çalışmalarına girmemişti bile şuan tek istediği meyhaneye gidip, biricik aşkını görmek istiyordu. Bu yüzden ona verilen işleri bir an önce bitirmeye çalışıyordu. Başka birinin onu görüp elinden almasını yada ona zarar verip kaçırmasından korkuyordu. Çok cılız görünüyordu . Güçlü bir düşman karşısında fazla bir şansı olmaya bilirdi. Birden bu düşünceler ile boğuşur iken hayal dünyasına gidiverdi. Orta yaşta bir haydut'un sevdiğini kaçırıp bir kulenin tepesine kapattığını ve onunda Fix ile birlikte uçup onu o kuleden kurtarıp, haydut'u da ağır bir şekilde cezalandırdığını gördü. Babasının ona seslenmesi ile birlikte kendini atıp hayal dünyasından çıktı ve gerçek dünyanın boyutuna geri döndü. ''Sana güveniyorum oğlum.'' Dedi arkasını dönüp salona doğru yürüdü hırslı kral. Bu söylediği yalanla en fazla bir yere kadar gidebilirdi, geriye nasıl dönecekti hiç bir fikri yoktu. Yalanların birikip en sonunda kocaman bir çığ oluşturmasına ve o çığın altında kalıp bu zamana kadar güç bela elde ettiği her şeyi kaybetmekten çok korkuyordu. Kris'in yanına kirli ve pis bir şekil de gitmek istemiyordu. Üzerini son kez kontrol etti. Kokusu uçmuş mu diye bileklerini kokladı. Hala daha güzel kokuyordu sorun yoktu. Hava kararmamıştı zaten artık akşamları meyhaneye gitmesi gerekmeyecekti. Zaman kavramını da aşmışlardı artık. Akşam vaktini beklemek onun için ölümünü beklemek gibi bir şeydi. Bu öpücük bir şeylerin başlangıcıydı belli ki. Bugün de bir öpücük kapsa ondan mutlu bir insan olamazdı bu dünyada. Kapının önünde duran Fix'in kanatlarını okşayarak onu sevdi. Oldukça yaşlanmıştı lakin gücünden hiçbir şey kaybetmemişti. Hazırda bekleyen at arabasına bindi ve meyhaneye doğru yola koyuldu. Yolda giderken bir yanda da kılıcını arabada duran mendille güzelce siliyor ve parlatıyordu. Biraz güç gösterisi yapıp onu daha da etkilemek istiyordu. Kaleden uzaklaşırken ormanlık yola girdiler. Bu ormana her zaman hayranlık duymuştu. Her türlü felakete göğüs germiş ve her seferinde yeniden filizlenmiş, ağaçlarını gökyüzüne ulaştırmayı başarmıştı.Defalarca yanmış, fırtınalarda ağaçları uçmuştu ama hiç bir şekilde yok olmamış aksine daha fazla direnmişti. Yolculuk ilerler iken ormandan gelen hayvan çığlıklarını duydu. Arabayı süren şoför de dahil olmak üzere kulakları bu sese odaklanmıştı. Bu ormanda avlanmak yasaktı, peki bu hayvanlar neden bağırıyorlardı. Kafasını at arabasından dışarıya çıkardı ve dikkatlice etrafına baktı. Gözüne tuhaf gelen bir şey yoktu derken ağaçların arasından ona doğru gelen bir varlık gördü çok hızlıydı ne olduğunu ayırt edemiyordu. Varlık iyice yaklaştığında onun Avinia'dan gelen bir iblis olduğunu fark etti. İnsan ve hayvan etinden beslenen Goblin'di, fazlasıyla büyüktü ve rengi yosun yeşiliydi. Normalde grup halinde dolaşırlardı fakat bu tek başınaydı. Elleri ve ağzı kan içinde olan goblin arabaya yaklaşırken Ayka hemen arabadan indi. Tam ona saldırmak üzereydi ki goblin at arabasından üzerinden atlayarak kaçıverdi. Kris'in yanına gitmeyi çok istiyordu. Hayatın ve aşkın içine atılmış bir tutam baldı onun varlığı. O olmasan hiçbir şey tadını bulamazdı. Parşömenden bir parça kopardı ve bir not yazdı ve arabayı kullanan şoföre verdi ve bunu Kris'e götürmesini istedi. Notta ''Beni affet sevgilim. Bugün yanına gelemeyeceğim. Bunu mutlaka telafi edeceğim. Şaraba değil ama sana sarhoş olan Ayka.'' İblisin kaçtığı yöne doğru ilerlemeye başladı. İblisin adım attığı yerler yavaşça çürümeye başlamıştı. Lanet olasıca burada ne işi vardı. Sedir ve Ladin ağaçları o kadar sıkça idi ki güneş ışığı ormanın içine girmiyordu. Birden bire yüzünden aşağıya sıcak ve ılık su akmaya başladı. Eliyle yüzünü silerken bunun su değil kan olduğunu gördü. Başını yavaşça yukarıya kaldırdı ve goblin'nin tam tepesinde olduğunu gördü. Her şey burada bitmiş miydi?...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD